Türkiye için büyük onur

/ 1 Ağustos 2016 / 9 okunma / yorumsuz

Rus ede­bi­ya­tı­nı dün­ya­ya ta­şı­yan çe­vir­men­le­rin emek­le­ri­ne ve­ri­len en büyük ödül­ler­den bi­ri­ne, Tür­ki­ye’den Hülya Ars­lan aday gös­te­ril­di. Rusya Fe­de­ras­yo­nu Çe­vi­ri Ens­ti­tü­sü’nün or­ga­ni­zas­yo­nun­da ger­çek­le­şen ve 28 ül­ke­den 156 çe­vi­ri ya­pı­tın de­ğer­len­di­ril­di­ği “Read Rus­sia” ödülü için sekiz ki­şi­lik kısa lis­te­ye, Boris Pas­ter­nak’ın “Dok­tor Ji­va­go” ro­ma­nı çe­vi­ri­si ile Ars­lan da adını yaz­dır­dı.

Hülya Ars­lan, “De­ğer­len­dir­me­ye esas tu­tu­lan dört ka­te­go­ri­den bi­ri­si olan “XX: Yüz­yıl Rus Ede­bi­ya­tı (1990 ön­ce­si)”nde yer al­ma­ya hak ka­za­nan 8 çe­vir­men­den bi­ri­si ol­ma­nın gu­ru­ru­nu pay­la­şı­yo­rum. Yapı Kredi Ya­yın­la­rın­dan çıkan Boris Pas­ter­nak’ın Nobel ödül­lü eseri “Dok­tor Ji­va­go” çe­vi­rim için bu onura layık gö­rül­mü­şüm. Benim için mut­lu­luk­la­rın en bü­yü­ğü” dedi.

“Read Rus­sia Çe­vi­ri Ödülü” için Rusya Bi­lim­ler Aka­de­mi­si Ede­bi­yat Ens­ti­tü­sü, Boris Yelt­sin Vakfı, Alek­dandr Sol­je­nit­sin Vakfı baş­kan­la­rı başta olmak üzere ulus­la­ra­ra­sı bir jüri ta­ra­fın­dan oluş­tu­ru­lan aday lis­te­sin­de Tür­ki­ye’den ilk kez bir isim yer alı­yor.

Lis­te­de­ki tüm isim­le­ri için>>>

Bu ve­si­le ile, 2014 yı­lın­da Kom­pas-Pu­su­la der­gi­miz­de Hülya Ars­lan ile ya­pı­lan söy­le­şi­yi bir kez daha izin­le pay­la­şı­yo­ruz:

Türk-Rus hat­tın­da “paha bi­çil­mez” ba­şa­rı öy­kü­sü­nün kah­ra­ma­nı: Hülya Ars­lan

Bu­gü­ne kadar ko­nu­su bu top­rak­lar­da geçen pek çok ba­şa­rı öy­kü­sü oku­du­nuz bu sü­tun­lar­da; ama böy­le­si­ni değil… Hem “erkek ege­men” bir dün­ya­nın, hem de daha SSCB za­ma­nın­dan baş­la­ya­rak Rusya’nın zor­luk­la­rı­nı gö­ğüs­le­ye­rek ti­ca­ret­ten ede­bi­ya­ta, aka­de­mik ha­ya­ta, yani bir­bi­ri­ne uzak duran pek çok alana “ma­ni­kür­lü tır­na­ğı­nı” ge­çi­ren ve hep­sin­de ba­şa­rı­lı olan bir Türk ka­dı­nıy­la, Hülya Ars­lan ile sizi ta­nış­tır­mak is­ti­yo­ruz. Suat Taş­pı­nar’ın ka­le­min­den:

10 par­ma­ğın­da 10 Rusya

Pas­ter­nak’ın “Dok­tor Ji­va­go”sunu Türk­çe­ye çe­vi­ren “eski Mos­ko­va­lı” Hülya Ars­lan’ı tak­di­mi­miz­dir!

Ha­yat­ta “önem­li” olmak için çır­pı­nan­lar­dan değil, kuy­tu­lar­da “de­ğer­li” şey­ler­le uğ­ra­şan­lar­dan ol­du­ğu için onun is­mi­ni ön plan­da pek gö­re­mez­si­niz. Sor­ma­sa­nız “bir­kaç ha­ya­ta sığ­dı­rı­la­bi­lecek” ba­şa­rı­la­rın­dan ha­ber­dar ola­maz­sı­nız. Ama son ola­rak Pas­ter­nak’ın “Dok­tor Ji­va­go”sunu Türk­çe­ye Rusça ori­ji­na­lin­den çe­vi­ren isim ola­rak ister is­te­mez sahne ışık­la­rı­nın kar­şı­sı­na çıkan “Gos­pa­ja” Hülya Ars­lan’ı tak­di­mi­miz­dir! Rus­ya-Tür­ki­ye iliş­ki­le­rin­de bu kadar “ilk”e imza at­ma­yı ba­şa­ran bir “aydın Türk ka­dı­nı­na” şapka çı­ka­ra­cak­sı­nız.

Sov­yet bur­suy­la Mos­ko­va’ya dil eği­ti­mi­ne gelen ilk resmi Türk öğ­ren­ci gru­bu­nun ele­ba­şı… 90’ların ba­şın­da An­tal­ya’ya Rus akı­nı­nı baş­la­tan tur ope­ra­tö­rü… Mos­ko­va’da tu­rizm sek­tö­rün­de ilk kadın Türk genel müdür… İş ha­ya­tın­dan gelip Mos­ko­va Tür­ko­lo­ji ens­ti­tü­sün­de öğ­ret­men­lik yapan ilk isim… Puş­kin Ens­ti­tü­sü’nün ya­ban­cı­lar için baş­lat­tı­ğı yük­sek li­sans prog­ra­mı­nı kır­mı­zı dip­lo­may­la bi­ti­ren ilk ya­ban­cı… Tür­ki­ye’de bir vakıf üni­ver­si­te­sin­de ilk Rusça mü­ter­cim ter­cü­man­lık bö­lü­mü­nü kuran ve yıl­lar­dır baş­kan­lı­ğı­nı yü­rü­ten aka­de­mis­yen… Ve bu hepsi Rusya ile ala­ka­lı “on par­mak­ta on ma­ri­fet”in son hal­ka­sı, tacın el­ma­sı sa­ya­bi­le­ce­ği­miz bir çe­vi­ri: Boris Pas­ter­nak’ın dev eseri “Dok­tor Ji­va­go” ro­ma­nı­nın Rusça ori­ji­na­lin­den Türk­çe­ye çe­vi­ren de yine o…

Tüm bun­la­rı bir ka­lem­de sı­ra­la­dık­tan sonra, “Daha an­la­ta­cak ne kaldı?” diye geç­me­sin ak­lı­nız­dan. Hülya Ars­lan, ha­ya­tı bir kısa rö­por­taj değil, bir kitap ola­cak kadar dop­do­lu bir dos­tu­muz. Biz bile ne­re­dey­se 15 yıl­dır ta­nı­dı­ğı­mı­zı sa­nır­ken as­lın­da “pek az ta­nı­dı­ğı­mı­zı” bu söy­le­şi­yi nok­ta­la­dı­ğı­mız­da an­la­dık. Ve Rus­ya-Tür­ki­ye hat­tın­da öğ­ren­ci­lik­ten iş ha­ya­tı­na; aka­de­mis­yen­lik­ten ede­bi­yat çe­vir­men­li­ği­ne uza­nan bu muh­te­şem yaşam çiz­gi­si­ne, “tah­ta­ya tık­la­ya­rak” gıpta ettik.

Hülya Ars­lan, An­ka­ra’da dört ço­cuk­lu bir aile­nin en son üyesi ola­rak gel­miş dün­ya­ya. 3 bin ki­tap­lık kü­tüp­ha­ne­si olan bir evde ye­tiş­miş. Ka­bı­na sığ­ma­yan bir ço­cuk­muş. Biraz as­ke­ri hakim olan ba­ba­nın asker di­sip­li­nin­den bıkıp biraz da kendi de­yi­şiy­le “Kü­çük­lük­ten bir an evvel kur­tul­mak ve ha­yat­ta kal­ma­yı öğ­ren­mek için” daha 11 ya­şın­da An­ka­ra’dan kal­kıp İstan­bul’a, za­ma­nın en iyi ya­tı­lı okul­la­rın­dan Çam­lı­ca Kız Li­se­si’ne gel­miş.

Ede­bi­ya­ta hep düş­kün­müş. Ka­le­mi kuv­vet­liy­miş. Or­ta­okul yıl­la­rın­da, aşık kız ar­ka­daş­la­rı için “iti­nay­la” aşk mek­tup­la­rı ya­za­rak siv­ril­miş! Yani epey­ce aşkın “Güzin Ab­la­sı” olmuş. O arada lise ile bir­lik­te “sol­cu­luk” da baş­la­mış. Okul­da dev­rim­ci dergi ve bil­di­ri da­ğı­ta­rak “si­ya­si ha­ya­ta” adım atmış. 1979’da li­se­yi bi­ti­rip An­ka­ra’da, Tür­ki­ye’nin en pres­tij­li üni­ver­si­te­le­rin­den ODTÜ’de psi­ko­lo­ji bö­lü­mü­nü ka­zan­mış.

İkinci sı­nıf­ta bir ödev yü­zün­den ha­ya­tı­nın akışı de­ğiş­miş. “Ya­zar­lar ve kah­ra­man­lar” diye bir ça­lış­ma var­mış. Yakın bir ar­ka­da­şı “Dos­to­yevs­ki-Ras­kol­ni­kov” kı­yas­la­ma­sı yap­mış. Hülya Ars­lan, bunu oku­yup ina­nıl­maz et­ki­len­miş. “Bir de Suç ve Ceza’yı Rusça ola­rak oku­say­dım, kim bilir ne ke kadar muh­te­şem olur­du!” diye dü­şün­müş.

Pek çok insan ben­zer du­rum­da dü­şü­nür, sonra yürür ve ha­ya­tın nor­mal akı­şın­da ne dü­şün­dü­ğü­nü bile unu­tur. Ama Hülya Ars­lan bu dü­şün­ce­den ha­re­ket­le, Rusça oku­ma­ya karar ver­miş! İkinci kez üni­ver­si­te sı­na­vı­na gir­miş ve o yıl­lar­da Tür­ki­ye’de tek Rus fi­lo­lo­ji­si olan An­ka­ra Dil Tarih Coğ­raf­ya Fa­kül­te­si’ni ka­zan­mış. Ve Rusça oku­mak, psi­ko­lo­ji­den çok daha keyif ver­me­ye baş­la­mış.

1988’de ha­ya­tı­nın yönü yine de­ğiş­miş. SSCB’den bir yet­ki­li fa­kül­te­ye gel­miş, “Tür­ki­ye-SSCB eği­tim an­laş­ma­sı uya­rın­ca ilk kez öğ­ren­ci ala­ca­ğız” demiş. O yıl­lar­da Hülya Ars­lan, bu­gün­kü eşi dok­tor Salih Ars­lan ile ni­şan­lı­lık dö­ne­min­dey­miş. Salih Bey bu ha­be­ri du­yun­ca teş­vik etmiş, “Git, ne du­ru­yor­sun, bu fır­sat kaçar mı?” diye. Ve 7 öğ­ren­ci Mos­ko­va’ya davet edil­miş.

O yıl­lar­da sa­de­ce Aerof­lot uçu­yor­muş Mos­ko­va’ya. Hülya Ars­lan, ab­la­lık yap­tı­ğı diğer altı öğ­ren­ci­yi uçağa bin­dir­miş. Tam ken­di­si de gi­re­cek­ken, “Uçak doldu, yer yok, sen haf­ta­ya ge­lir­sin” de­miş­ler. “Şoke oldum. Hün­gür hün­gür ağ­la­ya­ma baş­la­dım. Tam ça­re­siz­lik için­de gi­de­cek­ken son sa­ni­ye­de bi­ri­si ses­len­di. Yer bu­lun­muş­tu.”

İşte Hülya Ars­lan’ın ha­ya­tın­da “dönüm nok­ta­sı” de­necek bir an daha: Uçak­ta ilk sı­ra­da bir Rus be­ye­fen­di­nin ya­nı­na otur­muş. Hos­tes­ler ka­deh­ler­de şam­pan­ya ikram etmiş. Adam sü­rek­li so­ru­lar sorup du­ru­yor­muş. Uçak ine­ce­ği sı­ra­da Hülya Ars­lan ce­sa­ret bulup sor­muş, “Peki ama siz ne iş ya­pı­yor­su­nuz?”. Adam, yü­zün­den hiç eksik ol­ma­yan o gü­lü­cük­le, “Ben Al­bert Çer­ni­şev’im” demiş. Yani o dev­rin An­ka­ra’daki ef­sa­ne Sov­yet Bü­yü­kel­çi­si! Ve ina­nır mı­sı­nız, Çer­ni­şev daha sonra Hülya Ars­lan’ın An­ka­ra’daki dü­ğü­nü­ne biz­zat ka­tı­la­cak kadar yakın dost­la­rı olmuş.

İlk Mos­ko­va ma­ce­ra­sı sa­de­ce 10 ay sür­müş. Tür­ki­ye’ye dö­nüş­te Rusya ile ça­lı­şan şir­ket­ler­de Rusça çe­vir­men­lik­le iş ha­ya­tı­na baş­la­mış. On­lar­dan bi­ri­nin, bir ta­şı­ma­cı­lık şir­ke­ti­nin tem­sil­ci­si ola­rak da ye­ni­den Mos­ko­va’ya dön­müş. “Dos­to­yevs­ki’den yola çıkıp TIR’lara düş­müş­tüm” diye gü­le­rek ha­tır­lı­yor o gün­le­ri.

Son­ra­sın­da eşi de Mos­ko­va’ya gel­miş. Rus çev­re­le­ri ge­niş­le­miş. Ve bir yan­dan tu­rizm, diğer yan­dan in­şa­at ve trans­port alan­la­rın­da yeni bir şir­ket için kol­la­rı sı­va­mış­lar.

Hülya Ars­lan tu­rizm ope­ras­yo­nu­nun ba­şı­na geç­miş. O gün­le­ri an­la­tı­yor:

“1993 ba­ha­rın­da otel­le­re Rus tu­rist ope­ras­yo­nu­nu ko­nuş­mak için An­tal­ya’ya git­ti­ğim­de her­kes bana gü­lü­yor­du. İnan­mı­yor­du. Biz o dönem ar­ka­daş­la­rı­mız­la be­ra­ber kur­du­ğu­muz Troy­ka şir­ke­tiy­le, 1993 ağus­tos ayın­da ilk dü­zen­li sefer baş­la­tan ope­ra­tör ola­rak pa­za­rı aç­tı­ğı­mız­da, aynı otel­ci­le­ri ara­yıp ‘Ge­re­kir­se okul yurt­la­rı­nı, has­ta­ne­le­ri bo­şal­tın, Rus akını var, yer açın!’ demek zo­run­da kal­mış­tım. Mos­ko­va’daki ofi­si­mi­ze o kadar çok talep vardı ki, te­le­fon­la­rı fi­şin­den çek­mek zo­run­da kal­mış­tık!”

1998’e kadar müt­hiş bir tem­po­da, iş ha­ya­tı­nın tam gö­be­ğin­de ça­lış­mış Hülya Ars­lan. Rusya hem mad­den, hem de manen on­la­ra bu dö­nem­de çok şey kat­mış. Ağır 1998 eko­no­mik krizi son­ra­sın­da iş ha­ya­tı ya­vaş­la­yın­ca bu ka­bı­na sığ­ma­yan, ener­ji küpü kadın boş­lu­ğu İlk aşkı Rus­çay­la dol­dur­mak is­te­miş. Ünlü Tür­ko­log Vera Fe­ono­va’nın ıs­rar­la­rıy­la Mos­ko­va’da Tür­ko­lo­ji öğ­ren­ci­le­ri­ne “mi­sa­fir hoca” olmuş. Aynı dö­nem­de hı­zı­nı ala­ma­mış, Puş­kin Ens­ti­tü­sü’nde açı­lan yük­sek li­sans prog­ra­mı­nı bi­ti­ren ilk ya­ban­cı olmuş. Üs­te­lik de “kır­mı­zı dip­lo­ma” ile.

Hülya Ars­lan o kadar yo­ğun­lu­ğun için­de “an­ne­li­ği” de ihmal et­me­miş. Tek ço­cuk­la­rı Anıl, 1994 yı­lın­da tam bir “Mosk­viç” ola­rak doğ­muş. O okula baş­la­ya­ca­ğı zaman 2000’de en zor ka­ra­rı al­mış­lar: Tür­ki­ye’ye dönüş. “Bir yıl hiç alı­şa­ma­dık, ana oğul evde otu­rup ağ­la­dık!” diyor gü­le­rek.

Ama Mos­ko­va’dan ay­rıl­ma­dan 2007’de dip­lo­ma­sı­nı ala­ca­ğı, Türk Ede­bi­ya­tın­da Çehov’un iz­le­ri­ni araş­tı­ra­ca­ğı dok­to­ra prog­ra­mı­na Mos­ko­va Dev­let Üni­ver­si­te­si’nde baş­la­mış.

Son­ra­sın­da ha­ya­tı­nın yeni “dönüm nok­ta­sı” göz kırp­mış. İstan­bul’da Okan Üni­ver­si­te­si Rusça mü­ter­cim-ter­cü­man­lık bö­lü­mü­nü kurma gö­re­vi­ni Hülya Ars­lan’a ver­miş. Ve işte 11 yıl­dır so­luk­suz devam eden bir aka­de­mik ha­yat­ta bugün 90 öğ­ren­ci­si olan bö­lü­mü hala ba­şın­da o var.

Bu arada artık ede­bi­yat çe­vir­men­li­ği­ni de iş edin­miş. Nazım Hik­met üze­ri­ne ya­zıl­mış iki önem­li ki­ta­bı Türk­çe­ye ka­zan­dır­dık­tan sonra, tam da “büyük bir aşkla bağlı ol­du­ğu” Çehov’un Sa­ha­lin mek­tup­la­rın­dan yola çı­ka­rak “Bil­me­di­ği­miz Çehov” diye bir kitap yaz­ma­ya baş­la­mış­ken te­le­fo­nu çal­mış. Tür­ki­ye’nin en say­gın yayın ev­le­rin­den Yapı Kredi’den “emir gibi” bir tek­lif gel­miş: “Dok­tor Ji­va­go’nun Türk­çe­de hala Rusça ori­ji­na­lin­den çe­vi­ri­si yok. Siz ya­pa­cak­sı­nız!”

Hülya Ars­lan o günkü duy­gu­la­rı­nı şöyle an­la­tı­yor: “Ya do­çent olmak için çok da il­gi­mi çek­me­yecek, kim­se­nin oku­ma­ya­ca­ğı bir bi­lim­sel eser yaz­ma­ya uğ­ra­şa­cak­tım, ya da Pas­ter­nak’ın ölüm­süz ese­ri­ni çe­vi­rip ha­ya­ta do­ku­na­ca­ğım, ka­lı­cı bir iş ya­pa­cak­tım. Ter­ci­hi­mi yap­tım. Dört yol bo­yun­ca Pas­ter­nak ile ya­şa­dım. Ama buna ke­sin­lik­le değ­di­ği­ni, ki­ta­bı elime al­dı­ğım, ki­ta­bev­le­ri­nin vit­rin­le­rin­de gör­dü­ğüm an an­la­dım. Çok yo­rul­dum ama mu­az­zam bir ener­ji aldım.”

Hülya Ars­lan, bize so­rar­sa­nız, son çey­rek asır­da Türk-Rus iliş­ki­le­ri için ede­bi­yat­tan iş ha­ya­tı­na, geniş bir yel­pa­ze­de müt­hiş kat­kı­la­rı olmuş “isim­siz kah­ra­man­lar­dan” bi­riy­di. Ama eser­le­ri ile artık is­mi­ni de gurur du­ya­ca­ğı bir yere yaz­dır­dı. O hala kal­bi­nin ya­rı­sı orada, ya­rı­sı bu­ra­da ya­şa­yan “Türk-Rus nesli”nin bir üyesi. “Rusya bana bir yan­dan hayal ku­rar­ken bir yan­dan da ger­çek ya­şa­mı kok­la­ma­yı, his­set­me­yi öğ­ret­ti. Sen­tez yap­ma­yı, de­rin­miş iz­le­ni­mi veren sığ­lık­lar­da ken­di­mi kay­bet­me­me­yi öğ­ren­dim. Biz yıl­lar­ca bir­bi­ri­miz­den uzak dur­muş iki hal­kız. Ama çok ben­zer­lik­le­ri­miz var. Ör­ne­ğin sab­ret­mek. Ancak, sab­ret­mek dert­len­mek an­la­mı­na gel­me­me­li. Hani Puş­kin “Ayaz. Güneş var. Güzel bir gün!” demiş ya. İşte ben bu coğ­raf­ya­da ayaz­la gü­ne­şi bir arada ya­şa­ma­yı ve bu çe­liş­ki­ler­den keyif al­ma­yı, bun­dan bir ener­ji ya­rat­ma­yı öğ­ren­dim…” diyor söy­le­şi­mi­zi nok­ta­lar­ken.

Kom­pas-Pu­su­la der­gi­si Son­ba­har 2014, 49 nolu sa­yı­sın­dan.

Kay­nak: turk­rus.com (29 Tem­muz 2016)

– See more at: http://www.ede­bi­yat­ha­ber.net/turki­ye-icin-bu­yuk-onur/#st­hash.Ta­FA­50hG.dpuf

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.