Tuğrul Keskin

/ 20 Şubat 2017 / 68 okunma / yorumsuz

HAYATI:
Tuğrul Keskin,15 Mayıs l961’de Iğdır’ın Aralık ilçesinde dünyaya gözlerini açar. Asıl adı Ertuğrul’dur. Altı kardeştirler, büyükten küçüğe doğru: Vecih (1950), Nerman (1953), Kadriye (1956), Birsen(1959), Tuğrul (1961) ve Gül (1966). Anası Muhterem Hanım(1927), babası Kahraman Efendi (1915)’dir. Altmış yıl kıraathane işletmiş ve ümmi olan Kahraman Efendi, güvenilir, sözüne sadık, çevresinde sevilip sayılan bir insandır, yüz yaşına rağmen sağlıklı bir şekilde eşi ve çocuklarıyla birlikte İzmir’de yaşamaktadır. Aile Azerbaycan kökenlidir ve Azeri’dir. Tuğrul’un dedesi doğduğu yerlerin mahnı (türkü, şarkı)larını, nağıl(masal)larını ve hikâyelerini anlatan önemli bir anlatıcıdır; kardeşleri de o yörede tanınan ozanlardandır. Tuğrul’un büyük amcası Famil Filiz, Iğdır yöresinde bilinen, sevilen, hoşsohbet/çok güzel konuşan, nüktedan bir ozandır. Tuğrul, doğup büyüdüğü Aralık ve Iğdır’da ozanlar arasında yetişir; bu yüzden o, kendisi için “nabigayım” (soydan şair) der.

Tuğrul KESKİN’in şiirlerinde zaman zaman Azerbaycan Türkçesinde kullanılan kelimelere yer verdiği görülür. Caferî bir ailenin çocuğudur. Çocukluk yıllarını Aralık’ta geçirir. Ünlü romancımız Yaşar Kemal gibi, çocukluk yıllarında aile ocağı ve yakın çevresinde eşkıya, eşkıyalık üstüne hikâyeler, türküler ve ağıtlar dinleyerek büyür. Ailedeki âşıklık geleneğini sürdürenlerin anlatmış oldukları halk hikâyeleri ve masallar, onun muhayyilesinde derin izler bırakır. Bu kültür atmosferinde yoğrulan Tuğrul KESKİN, -gelecekte- o coğrafyaya özgü olay ve konuları şiirlerine ustaca taşır.

İlkokulu Aralık İlkokulu’nda(1967-1971), ortaokulu Aralık Ortaokulu ve İzmir Sıdıka Rodop Ortaokulunda(1973-1976) okur. 1973 yılında İzmir’e yerleşirler. İzmir, Tuğrul’un yeniden doğduğu şehir olur; sanatçı kimliğini bu kentte kazanır, yaşamına devam eder. 1979’daİzmir Atatürk Ticaret Lisesi’ni bitirir. Konservatuar okumak ister, köydeki yaşam buna izin vermez. Zaten İzmir yolları da görünmüştür. Muğla İşletme Fakültesi’nde başladığı öğrenimini, daha ilk yılında zaruretten bırakarak, İzmir’de çeşitli işlerde yöneticilik yapar.1978 yılının Aralık ayında bir eylemden ötürü tutuklanır ve 1979 yılının Mayıs sonunda salıverilir. Hem bu tutukluluğun getirdiği sorunlar, hem hayatın kimi dayatmaları yüzünden, lise yılları da sıkıntılarla geçer. Gençlik yıllarında arılıklarla üç gün, beş gün, 10 gün tutukluluk halleri de olur, -mutlu geçirdiği zamanlarda- 1983-1985 yılları arasında vatanî görevini İstanbul, Kartal-Maltepe’de yerine getirir. Bu devrede ağabey ve usta kabul ettiği Ataol Behramoğlu’da orada mahpustur.1992 yılında mimar Müge Hanım’la evlenir. Bu evlilikten kızı Nehir Aras dünyaya gelir (19 Ağustos 1993). İlk eşinden ayrıldıktan sonra, Kasım 2011’de Dr. Hatice Şimşek’le hayatını birleştirir. Hatice Hanım’ın çocuklara olan düşkünlüğü ve sevgisi, Tuğrul’u yeniden baba olma yollarına düşürür. Bu yazının yazıldığı Mayıs Ay’ında, Hatice Hanım’ın bir kız çocuğuna -dört aylık- hamile olduğunu öğreniyoruz. Adının, Asya Adin olmasını düşünüyorlar, sağlıkla doğmasını diliyoruz.

2004 yazında “Dikili Emek Şenlikleri”nin organizasyonunu üstlenir ve gerçekleştirir. Salihli’de yaklaşık 30 yıldır yapılan ünlü “Salihli Şiir İkindileri”nin (2006-2014) editörlüğünü yüklenmiş olan şair, şu anda İzmir Balçova Belediyesi Sanat ve Kültür Koordinasyonunu yürütmektedir. Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS), Dil Derneği ve Uluslararası Yazarlar Birliği PEN Türkiye üyesidir.

Tuğrul KESKİN, modern düşünceli çağdaş bir insandır. Gericiliğe karşıdır. Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, laik ve demokrat birisidir. Yalandan ve riyadan hoşlanmaz. Tanıdığı insanlarla iyi ilişkilerini sürdürür. İnsanlarla bir arada olmayı, mücadeleyi, hak aramayı sever. Her ortamda şiir yazmayı düşünür, fakat yazıya geçerken biraz sakin yerler olmasını arzu eder. Yakınlarının belirttiklerine göre, romantik bir mizaca sahiptir. Kızı Nehir’i çok sever, onunla yakından ilgilenir. İnsanların ve sevdiklerinin sorunlarıyla ilgilenmekten hoşlanır, çözüm aramaktan ve yardımcı olmaktan mutluluk duyar. İyi huylu, biraz titiz bir insandır.

SANATI:

İlk şiirleri l980’den itibaren “Yaba”(1981) ve “Yeni Olgu”(1982) dergilerinde yayımlanır. 1982’de “Türkiye Yazıları”nda yayımlanmaya başlayan şiirleri, daha sonra; “Dönemeç, Ortaklaşa, Yamaç, Yarın, E, Yeni Biçem, Edebiyat ve Eleştiri, Papirüs, Ötekisiz, Kum, Düşe-Yazma, Kunduz Düşleri, Ütopiya, Agora, Ünlem, Gediz, Dize, Üç Nokta, Yasak Meyve, Deniz Suyu Kasesi, Deliler Teknesi, Mühür, Sincan İstasyonu, Varlık” vd… dergilerde -yazılarıyla birlikte- görülür. 1982’de İzmir’de “Körfez” dergisi ve l989’a kadar “Broy” dergisi yazı kadrosunda yer alır. Bu dergide toplumsal gerçekçiliği benimser ve “Yenibütün” cü şiirin manifestosunu imzalayan şairlerden biri olur.
1987 yılının Aralık ayında Veysel Çolak, Metin Cengiz, Seyyit Nezir(Muammer Akça), Hüseyin Haydar ve Tuğrul Keskin imzasıyla “Yenibütün Şiir Manifestosu” yayımlanır. Bu manifesto “Broy” aylık şiir dergisinde (Ocak 1988, S:27) ve Seyyit Nezir’in “İnsanın Beyaz Kokusunda”, Veysel Çolak’ın “Ölüler Diyaloğu”, Metin Ceangiz’in “Bir Tufan Sonrası” ve Tuğrul Keskin’in “Kırılan Kar Sesi” adlı kitaplarında da yer alır. Her kesimden insanı kucaklayan ve ayrım yapmayan bir anlayışa dayalı dünya görüşünü benimseyen bu topluluk, insanı ve toplumu teslim alan paranın dayanılmaz gücüne başkaldırır. “Yenibütüncüler”, kapitalizmin, paranın ve nesnenin tutsağı olan, emekçileri sömüren, köleleştiren zihniyete karşı çıkarlar. Kısaca “Yenibütün şiir, paranın büyüsünü bozmaya adanmış zekânın lirizmi” olarak belirir. “Yenibütüncü şiir, politikayla barışık olmayan insanî politikleşme”yi esas alan bir anlayışın ürünüdür. Eylemi, devrimi ve dönüşümü önceleyen bir dünya görüşünü benimser. Yenibütüncü şiir, evrenseldir, yenilikçidir, gelenekten yararlanır ve dilin öncü yorumunu yüklenerek sanata hizmet eder, bu yolda şiirler ortaya koyar. Tuğrul KESKİN, bu görüş ve düşünceler çerçevesinde şiirler yazmayı sürdüren bir şairimizdir.
Ardından 1990’lı yılların başında oluşturulan “Sanat Hareketi Düşüncesi”nde yer alır. 1990’da Piya Yayınları’nın kurucularından olur. 1990’dan 2004’e kadar “Ütopiya” ve “Kunduz Düşleri” adlı dergileri çıkartan ekibin içinde görülür. Günlük olarak yayınlanan “Sol Gazete”de bir yıl ve Yurt gazetesinde 6 ay kadar, kültür/politika ilişkileri üzerine yazılaryazar. Yazı ve şiirlerinde Azer Tuğrul Keskin, A.Tuğrul Keskin imzalarını kullanır. Sanatçı dostları arasında: Behçet Aysan, Cemal Süreya, Can Yücel, Adnan Yücel, Adnan Satıcı, Adnan Azar, Cevat Çapan, Ataol Behramoğlu, Nihat Behram, Sunay Akın, Metin Uca, Ünal Ersözlü, Veysel Çolak, Ahmet Telli, Nevzat Çelik, Namık Kuyumcu, Mehmet Çetin, Önder Kızılkaya, Burhan Özkan, Haydar Ergülen, Hüseyin Yurttaş, Hidayet Karakuş, Cenk Gündoğdu, Adnan Gül, Baki Ayhan gibi isimleri sayabiliriz.

Tuğrul KESKİN, otuz beş yıllık sanat hayatında tekrara düşmeden, sürekli olarak kendini yenileyen ve yeniliklere doğru koşan bir şair profili çizmeyi başarmış görünmektedir. O, bu yönüyle İkinci Yeni’nin usta şairi İlhan BERK’i çağrıştırmaktadır. 1980 sonrası Türk şiirinin toplumcu şairleri arasında yerini alan KESKİN, “Yenibütüncü” şiir hareketinin manifestosunu hazırlayanlar arasında görülen şair, şiirlerinde barış, kardeşlik, özgürlük ve insanca yaşama vurgusunu sıklıkla yapar. Eşitçe yaşanan bir dünya kurma uğruna sanatçı ve yaratıcı gücünü/birikimini dizelerine aktarmaya ve okurlarına ulaştırmaya çalışır.

Damarlarındaki zulme, haksızlığa, işgale, sömürüye başkaldıran/haykıran/fışkıran kanı, dizelerinde görmek mümkündür. “Öfkenin Şiiri”nde, bizleri mazlumların ve eşit bir dünya kuracak olanların şiirini yazmaya davet eder. O yaşadığı sokağın şairi olduğu kadar, atadiyarına(Azerbaycan) köklerine de sadık bir şairdir. Adeta manzum bir roman olarak karşımıza çıkan “Babek” adlı eseri, bunun en güzel örneğidir. Şair, çocukluk ve gençlik dönemine ilişkin kültürel birikimlerini, bu eserinde etkili bir biçimde dile getirmeyi başarır. Yöresinden/çevresinden gelen âşık geleneğinin izleri, doğal olarak onun şiirlerine yansır. Dolayısıyla bu durum, şiirlerinde geleneksel şiirin sesini yakalamasına imkân sağlar. Geleneksel formları ve söyleyiş biçimlerini bilinçli bir biçimde kullanır. Tuğrul KESKİN, “İpekler Çoğaltmaya” kitabının başında, “şiir /şair” hakkında düşüncelerini ortaya koyarken şiiri, gündelik hayatın aşka dönüştüğü yerde, barikatlarda ve varoşlarda arar. Şairin geleneği kavradığı ölçüde gündelik yaşamın şiir olduğunu idrak edeceğini belirtir. Şiiri bir sezgi işi olarak kabul eder. Şiirde imgeyi aklın dedikoducusu olarak görür.

Babek, mazlum halkı adına vermiş olduğu mücadele ve elde ettiği başarı ile bir sembol hâline gelir.”Babek”te zulüm karşısında sergilenen kararlılık ve metanet öne çıkar. Şairin sosyalist düşüncede olması, bu eserin -dinlemiş olduğu hikâyelerden, okumuş olduğu kaynaklardan(Rüstem Aladağlı, Babek Bir Halk İsyancısının Destanı; Said Nefisi, Babek; Nizamülmülk, Siyasetname) mülhem- şiir olarak ortaya çıkmasına/yazılmasına vesile olur. Tuğrul KESKİN, Babek’in hikâyesini çağdaş bir yorumla kendi yaşantısına ve ideolojisine uygular; şiirine nesir dilindeki kelimeleri sokar, sesi ve sözü ustaca kaynaştırır. Eserdeki geçiş hikâyeleri bağlantıları sağlamak adına okura yardımcı olur. Böylece destansı karakter taşıyan eser, şiir ve nesirle iç içe gelişir, bu örgüde karşımıza bir “manzum roman” şeklinde çıkar.

Dile hâkimiyeti açıkça görülen şairin lirik, patetik yanı, estetik bağlamda üslûbunu doruk noktaya taşır. T. KESKİN, şiiri yeni bir dil yaratma çabası olarak görür. Bunda Azeri oluşunun, Azerbaycan Türkçesinin(Azerice) Türkiye Türkçesiyle birleşmesinin payı olduğu da bir gerçektir. Gözlemlerini içselleştirmesi, şairliğine güç katmaktadır; daha etkili, vurucu olmaktadır. Örneğin, Babek’inAfşin’e esir düşmesi -sığır derisine konularak postun darağacına asılması ve- ölüme terk edilmesi kolay kolay hafızalardan silinecek gibi değil. Bu durum bize, Cengiz Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel” romanındaki “mankurt efsanesi”ni hatırlatır. Juan Juanların eline düşen Colaman’a yapılan işkencenin benzeri canlanır hayalimizde. Şair, “Babek Bir İsyan”da olayların akışını; “şeyh cavidan, hürrem sultan, azin, ali, nevet, maziyar, avşin, hiyo dağı, isfehan şehri, hazar, samarra şehri kapıları” başlıkları altında dile getirir. Bunları izleyen II. Kısımda 1-18, III. Kısımda ise 1-12 numaraların verildiğibaşlıkları taşıyan şiirlerinde, Babek’in serüvenini ve akibetini sergilemeye çalışır. Konunun daha iyi anlaşılması adına vermiş olduğu açıklayıcı bilgiler (Babek Ardeşer, Hurremiler, … , Şehrek’in Oğlu Cavidan, Babek’in Hükümdarlığı, Babek’in Son Günleri, Hurremilerin Sonu, Babek’in Ailesi) meraklısını tatmin eder (s.93-162).O, eskilerin deyimiyle “şâir-i mâder-zâd”(anadan doğma şair), şair mizaçlı/yaratılışlı bir kişiliğe sahiptir; bu yüzden üretken bir şairdir, yarım asırlık ömrüne bir düzine şiir kitabı sığdırmış, yoluna devam etmektedir. Şair, “50 Yaşıma Şiir”inde doğduğu yere, çocukluk günlerine duymuş olduğu özlem duygularını çok naif, içten ve etkili bir biçimde dile getirir (Zito i Epanastasis, s.81-86). Onun aşk, hasret, dostluk, kardeşlik, yokluk/sefalet, zulüm, işkence vb. bireysel ve toplumsal içerikli şiirlerinde duygu yoğunluğu ve içtenlik hep öne çıkar. “Öfkenin Şiiri”de bile ölçüyü kaçırmaz. Sesini yükseltmeden/bağırıp çığırmadan/ savunduğu düşünceyi dile getiren, sorunları vurgulayan bir tavır sergiler. Eskilerin ifadesiyle “itidali elden bırakmaz”.

Şiirlerinde gelenekten yararlanır, sözgelimi “Zifir”deki“Gazel” denemesi dikkat çeker, asıl “Babek”te geleneksel dil ve kalıplardan yararlandığı görülür. O, geleneğin devrimci bir söyleyişle yenilenmesinden yanadır. Şiirlerindeki kurgu bu temele dayanır. Geleneği modern şiirin içinde dönüştürmeye çalışan T. KESKİN, “Babek, Kanda’har” ve “Zito i Epanastasis”te yazmaktan ziyade söyleyen bir şair olarak belirir. Azerbaycan, Afganistan ve Yunanistan’da efsaneleşen olayların hikâyelerini şiirleştirir, adeta destanlarını yazar. Bu ülkelerde yaşanan acıları ölümsüzleştirir. Toplumların hafızalarından kolay kolay silinmeyen olaylara ışık tutar. . Bu olayları gelecek kuşaklara taşır.

Tuğrul KESKİN, “Zito i Epanastasis”(Yaşasın İsyan) adlı kitabında, 1920’de Anadolu’nun işgali, “İngiliz Emperyalizminin bir oyunudur” dedikleri için, İzmir’de Yunan Krallığınca kurşuna dizilen, 200 Yunan Komünist Partisi üyesi askerin dramını dile getirir. Bu askerlerin kurşuna dizildikleri yer olan İnciraltı Sahili’nde 4 Ocak 2014’de düzenlenen görkemli bir anma törenine öncülük eder, 200 barışseverin 94. ölüm yıl dönümlerinde ilk kez anılmalarını sağlar. Eserin I. Bölümü(s.11-52)’nde belirtilen olaylar anlatılır. 13-21. sayfalar arası bilgiler aktarıldıktan sonra, “Selam, 1921 Yılının İlk Günü, Manifesto, Öfkenin Şiiri; İki Yüz, İki Yaka; Bekleyen, Son Mektup, Kızıl Nikos, Mazlum Ölüler” başlıklı şiirlerde yaşanan acılar dile getirilir.
Manifestosu Ocak l988’de Broy Dergisinde(S:27) yayımlanan ve “Yeni insanı, bireyi merkez alan, insanı önceleyen bir şiirden, ulusal, yerli bir şiirden, kapitalizme karşı bir şiirden, barışı önceleyen, dilin yeniden yorumlanmasından, şiirin evrenselliğinden, şiirin bir yapı, biçim ve biçem sorunu olduğundan söz eden” ve l980 sonrası Türk şiirine yeni olanaklar sunmayı amaçlayan, -yukarıda belirtilen-“Yeni Bütüncü Şiirin Manifestosu”nu Veysel Çolak, Seyit Nezir, Metin Cengiz, Hüseyin Haydar’la birlikte edebiyat ve sanat dünyasına sunarlar.
1991’de “Farklı pratiklerin bileşenlerinin sisteme karşı bir duruş olması umudunu taşıyan, her gün her yerde örgütlenen egemenlikçi kavrama biçimlerinin bütününe bir karşı duruş” olması savı ile “Sanat Hareketi Düşüncesi” (SHD) metnini ise sanatın farklı disiplinlerinden yirmi bir arkadaşıyla birlikte yayımlarlar.

T. KESKİN’e göre,“Şiir, maddî olanı gereksinmez, insanın özündekini sezer ve söyler.” O, şairin gözü gelecekte olmalıdır, diye düşünür; acılara dönülmesi durumunda şiirin ortaya çıkacağına inanır. Ona göre, acı farkındalığı artırır, insanı derinleştirir. Dili bir ulusun varlık sebebi kabul eden KESKİN, bir şair için “efsun”un dille başlayıp dille son bulduğunu öne sürer. Onun şiirlerinde form ve içerik, birbiriyle örtüşür biçimde tezahür eder. Ses, duygu, düşünce ve kelimeler –hamısı- iç içe anlamla bütünleşerek gözelleşir. Cümleleri, şiirin kurgusuna dayalı olarak alışılmışın dışında anlam kazanır, birleşir, bu hâliyle etkileyici olur. Serbest şiirin olanaklarından geniş ölçüde yararlanır. Şair, seste ve biçimde yeni arayışlara yönelir. Örneğin, “gerekmez” redifli dört beyitten oluşan “Gazel”i (Zifir, s.35) bu türdendir. T.KESKİN, genel olarak şiirlerinde beyitler, üçlükler, dörtlükler ve daha çok mısralardan oluşan yapılar kullanır. “Kalk” şiirinde(Zifir, s.5-6) özel adlara dayalı olarak yaşanan olaylara göndermelerde bulunur. İkinci Yeni Şiiri’nde karşılaştığımız gramer dışı uygulamalara başvurur.“Kalk ey halk” ifadesini bitişik olarak üç kez “Kalkeyhalkkalkeyhalkkalkeyhalk” yineler. Bununla adeta halkı isyana çağırır ve toplu direnişe güç kazandırır, o tabloyu gözlerimizin önüne getirmeye çalışır. O toplu kalkışmayı çağrıştırma eğilimi belirir.

Toplumda yaşananların hüznü içinde kıvranan şair, “şiirim hayatım sevdiceğim kanlar içinde”(Zifir, s.6) der. Onun şiirlerinde yazım ve noktalama kurallarına uymadığını görürüz. Bazen kişi ve yer adlarının baş harflerini küçük yazar, eklerini ayırır; bazen de kurala uygun biçimde baş harfleri büyük yazar ve eklerini ayırır. “Zifir, Zito i Epanastasis, Soğuk Yara” şiir kitaplarındaşiir adları büyük harflerle; “Solgun, Eski’ten, Babek Bir İsyan, Kanda’har” şiir kitaplarında ise şiir adları küçük harflerle yazılıdır. Şiirleri küçük harflerle başlayıp devam eder, kurala bağlı kalmaksızın -aralıklarla- virgül -nadir olarak – nokta ve ünlem işaretlerini kullanır.
Cemil Meriç’in “Işık Doğudan Gelir” düşüncesiyle örtüşürcesine, yüzümüzü Doğu’ya döndürmemizi ister, “Üstümüze batının kirli gölgesi düşüyor, kalk/ doğuya dön yüzünü, güneşi uyandır/ yıldızları uyandır” der(Zifir, s.5). Onun şiirlerinde “Doğu” imgesi geniş bir yer tutar. Doğu’yu bir dost ve sevgili telakki eden şairin şiirlerindeki “Doğu” imgesi bu yüzden candandır ve canlıdır. Şiirlerinde yalın bir dil kullanan şairin kimi dizelerinde “kalpteki ateşin nar taneleri gibi saçılması, bakışların semaverine ulaşmak, gölün rahimde ölü bir cenin gibi uzaması, şafağın aydınlığını göğüs cebine doldurmak, yıldızların sehere kadar gülüşü selamlaması” v.b. özgün söyleyişlerine de rastlarız.

Şiirimizde kimi şairlerin önceki şiirlerinden farklı kelime deneyleri üzerine kurulu, görsel yanı öne çıkan şiirler yazdıklarına tanık oluruz. Tuğrul Keskin’in de “igal/nitsa” şiirinin sonunda bunu denediğini görürüz; nitsa’daki ‘a’ sesini yana ve aşağıya doğru “aaaaaaaaaaa”şeklinde uzatır, “sevgilim!” sözcüğüyle tamamlar (Eski’ten, s.37). Bilindiği üzere,Avant- garde, geleneksel olana karşı yenilikçi veya deneysel işlev yüklenen ilerici bir sanat akımı olarak belirir. Söz konusu deneysel şiir ise, deneysel edebiyatın bir dalı olarak görülür. Şiiri sessizliğin doğurduğunu, karanlığın beslediğini söyleyen Tuğrul KESKİN,”ürper’ten şiirinde, bu durumu susarak yedi satırı çizgiyle görsele dönüştürerek ifade eder(Kanda’har, s.35).

Şair, “hatıraların şimdiki zamana söylediği”(Eski’ten, s.92-93) şiirinde tek heceli sözcükleri alt alta getirdikten sonra, ‘akan’ sözcüğünü yukarıdan aşağıya doğru harf harf sıralar. “Geçerken Dünyadan Kardeşim O L A N Şairler” adlı şiirinde, “GEÇERKEN/ DÜNYADAN/KARDEŞİM”sözcüklerini alt alta, “OLAN” sözcüğünü ise yukarıdan aşağıya doğru harf harf sıralar, hemen altına “ŞAİRLER” sözcüğünü koyar (Zifir, s. 62). Yusuf, Hamza, İsrafil’le başlayan dizeler, bu görselliğe uygun biçimde düzenlenir.

Tuğrul KESKİN, bazı şiir kitaplarında bölüm başlarında içeriğe uygun epigraflar kullanır. Sözgelimi, Zifir’in bölüm başlarında Seyit Nesimi’den birer beyit alındığı görülür. Kanda’harın da üç bölümden oluşan ilk bölüm başında Şeyh Galip’ten, ikinci bölüm başında Fuzuli’den, son bölüm başında ise Seyit Nesimi’den alıntılara yer verir.Zito i Epanastasis’in birinci bölüm başında Seyit Nesimi’den, ikinci ve üçüncü bölüm başlarında ise Muhyiddin Abdal(Muhyi)’dan alıntı yaptığı görülür.

ESERLERİ:
Bir Suyun Kıyısında,Ank., 1986, 79s.; İst., 1995, 78s.
Kırılan Kar Sesi, İst.,l988, 63s.
Babek, l990, 1999; Babek Bir İsyan, İst.,2005, 163 s.
Tacir ve Cinayet, İst.,l994, 79s.
İpekler Çoğaltmaya (l999).
Zifir, İst.,2004, 86s; İst., 2005, 86s.
Solgun (Bir Suyun Kıyısında ve Kırılan Kar Sesi ile birlikte),İst., 2004, 135 s.
Eski’ten (Tacir ve Cinayet, İpekler Çoğaltmaya ile birlikte), İst., 2005, 139 s.
Kanda’har, İst.,2009 (aynı yıl iki baskı), 104 s.,
Soğuk Yara (30 Yıl 60 Şiir), İst.,2013, 172 s.
İkindi Şairleri Antolojisi (2012).
Anılar Kitabı ( M.Uğur Okay ile birlikte. 36/39 İz Yazıları ve Fotoğraflar/Şiir İkindisi Anıları, Yazılar) 2013. 137 s.
Zito i Epanastasis “Yaşasın İsyan” , İst., 2014, 111 s.
Hazırlamakta olduğu kitaplar: Âşık Elesker, Penah Vagifi, Seyid Nesimi, Elekber Sabir. Ağrı’nın Gözleri.
Albümler: Eski’ten: Kendi sesinden şiirler (Ezgi Poem/1996)Kımıltı: Müzisyen Murat Mengirkaon’un T.Keskin şiirlerinden yaptığı şarkılar ve şairin kendi sesinden şiirler (Anadolu Müzik/2012).
Ödüller: Dokuz Eylül Şiir ödülü(1990), Yunus Nadi Şiir ödülü (Zifir’le/2004), Dionysos Şiir ödülü(2004), TTB Behçet Aysan Şiir Ödülü (Kanda’har ile/2008).

KAYNAKÇA:
Ahmet GÜNBAŞ,”Zito i Epanastais!”(Yaşasın İsyan), Mühür, Tuğrul Keskin Dosyası, Mart-Nisan 2015, S:57, s.44-48.
Ahmet TIĞLI;”Tuğrul Keskin Zito i Epanastais(Yaşasın İsyan!), Mühür, Tuğrul Keskin Dosyası, Mart-Nisan 2015, S:57, s.36-43.
Arif DAMAR,”İnsanın İç Burkan Acısı”, Cumhuriyet, 7 Haziran 2006.
Asım ÖZ,”Kanda’ har Üzerine”, Soğuk Yara/30 Yıl 60 Şiir, İst.,2013,s.162-172.
Asuman SUSAM, “Zifir”, Zifir, İst., 2004, s.75-87.
Aydın ŞİMŞEK,”Toplumsal Hafıza ve Bireysel Bilinç Açısından Zito i Epanastasis”, Mühür, Tuğrul Keskin Dosyası, Mart-Nisan 2015, S:57, s.49-53.
Hüseyin TUNCER,”Ana Çizgileriyle Modern Türk Şiirinin Panoraması”, Kasaba’dan Esinti, Sonbahar 2015, S:8, s.1-11.
İ.Mert BAŞAT,”Şiirin Çağırdığı Biri-Naif ve Göçebe”, Cumhuriyet Kitap,13.04.2000.
İbrahim OLUKLU, “Ve Hiç Unutmadan”: Bir Şiir Üzerinden Okuma Denemesi, Zito i Epanastasis, İst., 2014, s.105-107..
İhsan IŞIK, “Keskin, Tuğrul”, Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi, C:5, Ank., 2006, s.2158-2159.
İlker İŞGÖREN,”Tuğrul Keskin’in Zito i Epanastasis(Yaşasın İsyan) Kitabı Üzerine”, Mühür, Tuğrul Keskin Dosyası, Mart-Nisan 2015, S:57, s.56-59.
M.Sadık KIRIMLI, “Karanlığı Aydınlatan Şiirler”, Mühür, Tuğrul Keskin Dosyası, Mart-Nisan 2015, S:57, s.54-55.
Mühür/ İki Aylık Şiir ve Edebiyat Dergisi, “Tuğrul Keskin” Dosyası, Mart-Nisan 2015, S:57, s.34-60.
Nihat BEHRAM, “Bir Tuğrul Keskin Duruşu/Kanda’har”, Kanda’har, İst., 2009, s.93-97.
——————–, “Kalbiyle Isınan Sokağın Şairi:Tuğrul KESKİN”, Zito i Epanastasis, İst., 2014, s.103-104.
Şahin YILDIRIM, Söyleşiler “Şair İçin Asıl Olan Ürünüdür”,Soğuk Yara/30 Yıl 60 Şiir, İst.,2013, s.139-161.
Şerif FATİH, “Şiirden: İsyan ! İsyan! İsyan!”, Mühür, Tuğrul Keskin Dosyası, Mart-Nisan 2015, S:57, s.60.
Şükran KURDAKUL, “Keskin, Tuğrul”, Şairler ve Yazarlar Sözlüğü, İst., 1999, s.407-408.
Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi, “Keskin, Tuğrul”, C:II, İst., 2001, s. 501.
Uluer AYDOĞDU,”Uzayıp giden kana bak Kan da hara”, Kanda’har, İst., 2009, s.98-104.

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.