TOPLUMCU GERÇEKÇİ ŞİİR/Hüseyin TUNCER

/ 3 Mayıs 2017 / 92 okunma / yorumsuz

Akımlar çerçevesinde, realizm ve sürrealizme yabancı değiliz. Ancak “réalisme socialiste”/ sosyal realizm (toplumcu gerçekçilik) kavramıyla sonradan -1930’larda-karşılaşacağız. Toplumcu gerçekçilik, Rusya’da devletin resmî sanat görüşü olarak 1930’larda ortaya çıkar. İlkeleri 1934’te toplanan Sovyet Yazarlar Birliği’nin Birinci Kongresi’nde belirlenir.  Bu temel ilkeler şunlardır.

1. Toplumcu gerçekçilik daha önceki eleştirel gerçeklikten farklı olarak programatik bir edebiyattır ve bir tezi vardır.

2. Bu edebiyatta insanı belirleyen en temel öge kolektivizmdir: “Sosyalist bireysellik ancak kolektif emel içinde gelişebilir.”

3. Toplumcu gerçekçi edebiyatta iyimser bir bakış açısı egemendir: “Yaşam eylemdir ve yaratmaktır: Yeryüzünde yaşayan insanın ulaşmak isteyeceği en son erek yeryüzünde yaşamak mutluluğudur.”

4. Bu edebiyat eğitsel bir işlevle yüklüdür: Sosyalist bireyselliğin geliştirilmesi bu edebiyatın ana amacıdır.” (H.B.Kahraman, 2000, s.50).

Toplumcu gerçekçiliğe göre de sanat yansıtmadır; sanatın yansıttığı gerçeklik toplumsal gerçekliktir. “Bu gerçeklik devrimci gelişme içinde görülür ve doğru olarak tarihî somutlukla, işçi sınıfının eğitimi gözetilerek yansıtılır.” (Berna Moran, s.53).

Marksist anlayışa göre, “toplum tarihindeki yerine oturtmak, içindeki çatışmaları, ilerici ve tutucu güçleri fark etmek ve sosyalizme doğru diyalektik gelişimi görmektedir ki ancak, yazar çağımızın sosyal gerçekliğine sızabilir.” (B. Moran, s.54). Radek’e göre, “Toplumcu gerçekçi eser, yazarın hayatta gördüğü ve eserinde yansıttığı çelişkilerin nereye vardığını belirten eserdir.” (B. Moran, s.54). Marksist estetikçi G. Lukacs’a göre, sanat bir yansıtmadır; gerçekçilik, sosyal gerçekliği yansıtabilir. “Gerçekçilik bağlamında yazarın görevi, toplumun belli bir dönemindeki gelişim doğrultusunu belirleyen tarihî güçleri, yani toplumun içyapısını ve dinamiğini kavramaktır.” Örneğin, Balzac, Dickens, Stendhal ve Tolstoy gibi gerçekçi yazarlar, bu yansıtma yöntemine uygun eserler yazmışlardır. “Toplumcu gerçekçilik, Marksizmin bilgi teorisi ile Engels kanadından gelen Hegel’in estetiğini birleştirerek sanat eserini dış gerçekliği yansıtan ‘somut-genel’ olarak anlıyor. (B. Moran., s.57).  Anlaşılacağı üzere, ‘toplumcu gerçekçilik’ sosyalist bir toplumda uygulanabilir bir yöntem olarak görülmektedir. Bu yöntem, geniş emekçi sınıfını ele almada en uygun düşen yöntem olarak karşımıza çıkar.

Sosyal gerçekçi şair ve yazarlar, gördüklerini, yaşadıklarını aktarmaya çalışırken karşıtlık ve çelişkileri dikkate alırlar. Konuyu işlerken gerçekten/hakikatten çok toplumculuğu öncelerler. Esas olan toplumu ve toplum sorunlarını dile getirmektir. Burada sanatın eğitici yanından ziyade, yaratıcı, yansıtıcı yönüne özen gösterirler. Amaçları insanı toplumda önemli kılmak, toplum gerçeklerini anlatmak, dünyayı -onlar/toplum açısından- algılamak ve yeniden kurmaktır. Sosyal realizmde esas olan, burjuva insanının iç dünyasını değil, işçi, emekçi sınıfının ortak eylemini, tabiat ile ilişkilerini anlatmak ve toplumcu gerçekçiliği yansıtmak/ vurgulamaktır. Toplumcu gerçekçiler, materyalist dünya görüşüne dayalı, Marksist ideolojiyle örtüşen anlayışla hareket ederler.

Konuya tarihî perspektiften bakıldığında, Lenin, Troçki ve Bolşeviklerin anlayışlarına göre, Rus Devrimi, Dünya Devrimi için atılan ilk adımdır; diğer devrimler onu izlemiştir. Ekim Devrimi’ni gerçekleştiren işçilerin büyük çoğunluğu cephelerde ölmüştür. Mülk sahibi köylüler devrime karşı direnmişlerdir. Rus işçileriyle köylülerin vermiş olduğu destek, Devrim’in gerçekleşmesini sağlamıştır. İşte bu yüzden Lenin, halk yığınlarına ulaşmak ve onların yaşadıklarını dile getirmek için, edebiyata, sanata ve dolayısıyla sanatçıya önem vermiş, böylece toplumsal gerçekliğin yolunu açmıştır. Lenin’e göre, sanat halkın malıdır, sanat emekçilere kök salmalı ve sevdirilmedir. Bu anlayış Marksistleri birleştirmeye ve Marksist öğretiyi yaymaya da katkıda bulunmuştur. Anlaşıldığı ve bilindiği üzere, Lenin, Stalin, Troçki edebiyatın ve sanatın büyülü gücünü müdrik liderlerdir. Bu yüzden edebiyata ve sanata gereken değeri vermiş, önemle üzerinde durmuşlardır. Çünkü toplumu etkileyen ve onu belirli doğrultuda sürüklemeyi başaran edebiyatçılar ve sanatçılardır. 1917 Ekim Devrimi’ni gerçekleştirenler görünürde siyasi liderler olsa da temelde devrimin alt yapısını oluşturanlar Gorkiler, Tolstoylar, Dostoyevskilerdir. Bunu anlamak ve hayata geçirmek adına, Toplum sorunlarının dile getirilmesi adına, toplumcu gerçekçilik anlayışı benimsenmiş, sanatçıların bu doğrultuda yazmaları istenmiş/beklenmiştir. Hikâyeciler, romancılar ve şairler bu misyonu üstlenerek mensup oldukları milletin edebiyatını “toplumcu gerçekçilik” bağlamında beslemişlerdir. Sözgelimi, Lenin’in Maksim Gorki’yi yanına alması bu yüzdendir.

Bilindiği üzere, bizde dilin sadeleşmesi, konuşma diline gidilmesi, konuşma dilinin yazı diliyle bütünleşmesi – Tanzimat döneminde- Şinasi ile gündeme gelir. Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat, Ahmet Vefik Paşa ve Şemsettin Sâmi gerekli desteği verir ve gayret gösterirler. 1911 yılında Selânik’te çıkmaya başlayan “Genç Kalemler” dergisiyle milliyetçilik akımı, edebiyatta da etkili olur. Millî Edebiyat’la birlikte,  sanatçıların Anadolu’ya, Türk insanına bakış tarzı değişmeye başlar. Ali Canip, Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp millî bir edebiyat için öz değerlerimize dönüşün gerekli olduğunu savunur, bu yolda öncülük ederler. Edebiyat sahasında Yahya Kemal, Mehmet Âkif, Faruk Nafiz, Yakup Kadri, Halide Edip, Reşat Nuri,  Refik Halit vb. şahsiyetler dönemin ruhuna uygun eserler üretirler. Mehmet Âkif, Millî Mücadele yıllarında içinde yaşadığı toplumun ve bireyin sorunlarını kendine dert edinen toplumcu bir şair kimliğiyle karşımıza çıkar; “Mahalle Kahvesi, Küfe, Seyfi Baba” vb. şiirleri bu anlayışın en çarpıcı örnekleri arasında yer alırlar. Âkif, gerçekleri dile getirmek adına, sanatı ve güzelliği geri plâna atar; her şeyi olduğu gibi görür, göründüğü gibi tasvir eder; mensup olduğu cemiyeti kucaklamaya çalışır. Hece vezniyle Türk şiirinin başarılı örneklerini “Beş Hececiler” (Hecenin Beş Şairi)’in şiirlerinde görmeye başlarız. Özellikle Faruk Nafiz’in “ memleket edebiyatı çığırı” nı açmış olması büyük bir önem taşır. Onun “Han Duvarları”  gerçek yaşantılardan yola çıkılarak kaleme alınmış bir Anadolu şiiridir. “Mektepten Memlekete” sloganıyla başlayan “Memleket Edebiyatı” anlayışına yönelik örnek bir metindir.

Cumhuriyet devrinde, şiirde şekil ve özü temelden değiştiren şair, Nâzım Hikmet’tir. 1923-1925 yılları arasında “Aydınlık” dergisinde yayımladığı şiirlerle büyük yankılar uyandırır. 1929’da “Resimli Ay” dergisinde toplumcu edebiyatın gelişmesine katkıda bulunur. Moskova’da iken fütürizm (Gelecekçilik, daima değişeni anlatır. Şiirde canlılığı sağlamak için ses, şekil, eşya ve taklide başvurulur)  ve konstrüktivizm (Yapıcılık, yeni bir tekniğe göre eser yazmayı amaçlar. Her türde eseri ideolojik kavramlarla bağdaştırmaya çalışır) akımlarından etkilenen N. Hikmet, Marksist anlayışla propaganda içerikli şiirler yazar. Kendini işçi sınıfının sözcüsü olarak görür, sanatını bu çizgide kullanır.

Toplumcu gerçekçi şairler, sanatın toplum için olması gerektiğine inanırlar. Nâzım Hikmet, sanatı toplum içinde aktif bir duruma getirmeyi düşünür. Sanatın toplumsal bir işlevi olması anlayışı, beraberinde realist sanat, halkçı sanat gibi kavramların ortaya çıkmasına neden olur. Sanat eserindeki sosyal meselelerin köy, kasaba ve şehirlerde kaynaşmaya olumlu etkisi olacağı düşünülür. 1930’larda Nâzım Hikmet çizgisinde yürüyen Nail V (Vahdet Çakırkan) , İlhami Bekir (Tez), Hasan İzzettin (Dinamo), Ercümend Behzad (Lav)’ın toplumcu eğilimleri, 1940 Kuşağı üzerinde etkili olur. Rıfat Ilgaz, Cahit Irgat, A. Kadir (İbrahim Abdülkadir Meriçboyu), Enver Gökçe, Ömer Faruk Toprak, Arif Damar, Hasan Hüseyin Korkmazgil,  Attilâ İlhan, Ahmed Arif, Şükran Kurdakul vb. şairler değişik boyutlarda toplumcu şiiri geliştirme çabası gösterirler.

1940’larda Köy Enstitüleri projesi, arzu edilen toplumun özelliliklerini vurgulamaya ve anlatmaya imkân sağlar. Köy ve köylü sorunları, toplumcu gerçeklilik bağlamında sorgulanır ve ele alınır. Enstitülü yazar ve şairler (Dursun Akçam, Talip Apaydın, Mehmet Başaran, Fakir Baykurt, Adnan Binyazar, Kemal Burkay, Ümit İlhan Kaftancıoğlu, Mahmut Makal, Osman Şahin, Ali Yüce, Şevket Yücel, Hüseyin Avni Tatar vb.) adeta köyü ve köylüyü konu edinen bir köy edebiyatı çığırını açarlar. Bunlar emekçi sınıfı, köyü ve köylüyü ana tema olarak işlerken savaş, baskı, yoksulluk, özgürlük, umut, iyimserlik konularını da toplumcu gerçekçi anlayış çerçevesinde ele alırlar.

 1940 sonrası toplumcu gerçekçi şairler arasında; Behçet Necatigil, Niyazi Akıncıoğlu, Ceyhun Atuf Kansu, Cahit Külebi, Bedri Rahmi Eyuboğlu, Necati Cumalı, Sabahattin Kudret Aksal, İlhan Berk, Salah Birsel, Metin Eloğlu vb. gibi şairler öne çıkarlar. Sosyal ve siyasal konuların yanında, savaşa karşı tepki, barış özlemi ortak tema olarak ele alınır/işlenir.

Toplumcu gerçekçi şiir, 1960!lı yıllardan sonra vurgulu bir biçimde kullanılır. İşçi, emekçi, zulüm, bağımsızlık, devrim, eşitlik temaları şiire girer. Afşar Timuçin, Abdulkadir Bulut, Ataol Behramoğlu, Ahmet Telli, Enis Batur, Veysel Çolak, Salih Bolat, Turgay Fişekçi, Nihat Behram, Haydar Ergülen, Tuğrul Keskin, Hüseyin Yurttaş, Seyyit Nezir, Timuçin Özyürekli vb. şairler bu anlayışla şiirler yazarlar.

KAYNAKÇA

Ahmet Kabaklı, “Toplumcular”, Türk Edebiyatı /20. Yüzyıl Türk Edebiyatı Tarihi, C:4, İst., 1991, s.528ü531.

Ana Britannica, “Toplumcu Gerçekçilik”, C:21, İst., 1990, s.97-98.

Berna Moran, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İst., 2014, s.52-64.

Emin Özdemir,”Toplumcu Gerçekçilik”, Yazın Akımları Özel Sayısı, TDK, Ocak 1981, S:349, s.114-118.

Hasan Bülent Kahraman, “Nazım Hikmet ve Toplumcu Şiir İlişkisi, Materyalist Şiirden Toplumcu Gerçekçi Şiire”, Türk Şiiri , Modernizm , Şiir, İst., 2000, s.39-66;“Toplumcu Gerçekçi Şiir”, Hürriyet Gösteri, 1988, S:103.

Hüseyin Tuncer, “Toplumcular”, Cumhuriyet Devri Türk Edebiyatı, İzmir, 2015, s.375

Ramazan Korkmaz- Tarık Özcan, “Toplumcu Gerçekçiler”, Türk Edebiyatı Tarihi, C:4, İst., 2006, s.78-83.

Şükran Kurdakul, “Toplumcu Gerçekçiler”, Çağdaş Türk Edebiyatı, C:3, Ank., 1992, s. 48-52.

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.