Son Gün Resmi Tatil / Mehmet Erdoğan

/ 25 Mart 2020 / 442 kez okunmuştur / 2 Yorum
Son Gün Resmi Tatil / Mehmet Erdoğan

Son Gün Resmi Tatil

Mehmet Erdoğan

 

Her doğ­ru­nun, bir yanı yalan…

İçe­ri­de si­ga­ra içil­mi­yor ama yoğun bir küf ko­ku­su var. Ko­ku­lar öyle bir­bi­ri­ne ka­rış­mış ki, dı­şa­rı­da­ki temiz ha­va­ya özlem du­yu­yor insan. Her ne­den­se her ge­li­şim­de garip duy­gu­lar sa­rı­yor. Çe­kin­gen ve ür­kek­çe yak­la­şı­yo­rum ban­ko­ya. İşimi yapan memur, pek gel­di­ği­me se­vin­me­miş gibi ba­kı­yor. “Buy­run,”diyor ama sanki benim orada olmam onu il­gi­len­dir­mi­yor gibi bir hava es­ti­ri­yor. “Muh­ta­sar­la­rı­mı al­ma­ya gel­dim,” di­yo­rum. Göz­le­ri ma­sa­nın üze­rin­de ge­zi­ne­rek, önün­de­ki dos­ya­la­rı, ka­ğıt­la­rı ka­rış­tı­rı­yor. El­le­ri öy­le­si­ne be­ce­rik­siz­ce ge­zi­ni­yor ki, bo­ğa­zı­ma dü­ğüm­le­nen bir şey bir an, beni si­nir­li­ce ko­nuş­ma­ya itecek gibi.

El­le­ri­mi ne­re­ye ko­ya­ca­ğı­mı bil­mek­si­zin bir ce­bi­me so­ku­yo­rum, ol­mu­yor; sonra, ban­ko­nun üze­ri­ne dir­sek­le­ri­mi da­ya­yıp üze­rin­de el­le­ri­mi ovuş­tu­ru­yo­rum.

Her me­mur­la ya­kın­dan il­gi­li ol­ma­dı­ğım için, beni diğer mu­ha­se­be­ci­ler gibi pek iyi kar­şı­la­mı­yor­lar. Zaten, her bi­riy­le öyle içten ol­ma­ya gel­mi­yor, yakın olu­ver­din mi, mut­la­ka bir kar­şı­lık bek­li­yor­lar.

Bi­ri­ne biraz yakın dav­ran­dım, her gün ya­zı­ha­ne­me uğ­ra­yıp, ben­den fiş is­te­di. Ba­şım­dan sa­vın­ca­ya kadar akla ka­ra­yı seç­tim.

Ya­zı­ha­ne­yi ka­pa­tıp gi­de­ce­ğim. Ma­sam­dan kal­kıp ka­pı­ya yü­rü­yo­rum. Bir­den içeri gi­ri­yor. Arsız arsız sı­rı­tı­yor. Sonra piş­kin­ce yü­rü­yor oda­nın or­ta­sı­na doğru. “Ya ra­hat­sız et­mi­yo­rum değil mi? Mesai çı­kı­şı bir uğ­ra­ya­yım, dedim de,”de­yin­ce ne­re­dey­se sö­ve­ce­ğim. “İyi ettin, iyi ettin de, tam çık­mak üze­rey­dim. Acaba…?” o kadar piş­kin ve arsız ki, söy­le­dik­le­ri­mi duy­ma­mış gibi dav­ra­nıp kol­tu­ğa gö­mü­lü­yor. Par­mak­la­rı­nı çat­la­ta­rak:

“Ya, fiş­le­rim eksik ge­li­yor. Bana biraz daha fiş ayar­la­san,” diyor. Adamı te­pe­le­ye­ce­ğim ama ne ya­pa­yım, bütün işim on­lar­la dö­nü­yor. Elim tut­sak… “Olur, ba­ka­yım, belki ayar­la­rız,” gibi yarım söz­cük­ler­le onu ba­şım­dan sav­ma­ya ça­lış­tım ama öy­le­si­ne du­yar­sız ki…

Vergi da­ire­sin­den elim­de bir tomar ta­hak­kuk pu­su­la­sı ile ya­zı­ha­ne­me dön­düm. Ayak iş­le­ri­me bakan Nuray Hanım, yü­zü­mün be­yaz­lı­ğı­nın ay­rı­mı­na var­mış. “Yü­zü­nüz bem­be­yaz Doğan Bey. Vergi Da­ire­si size hiç ya­ra­mı­yor,” diye ta­kıl­dı. Yut­kun­dum.

“Her ne­den­se, ne zaman vergi da­ire­si­ne git­sem, sinir ke­si­li­yo­rum,” dedim. Yeni çay dem­le­miş. Büyük bar­dak­la ma­sa­ma ge­tir­di. “Buy­run,” dedi. Te­şek­kür ettim.

Elim­de­ki muh­ta­sar­lar için ke­sil­miş pu­su­la­la­ra göz gez­dir­me­ye baş­la­dım. Sto­paj, damga, eği­tim katkı, öde­necek mik­tar ama o da ne? Pu­su­la­nın not­lar kıs­mı­na “SGRT”diye bir kı­salt­ma ya­zıl­mış. Aman Al­la­h’ım! Bu da ne şimdi? Ödev­li­nin adına bak­tım. Ol­duk­ça dü­rüst, ta­nı­dı­ğım biri. Asla so­rum­lu­luk­la­rı­nı umur­sa­maz­lık yap­maz. İyi bir mü­kel­lef ol­du­ğu­nu fark et­ti­rir.

Diğer pu­su­la­la­ra da göz gez­dir­dim. On­lar­da böyle bir ibare gö­re­me­dim. Neden özel­lik­le bu pu­su­la­da böyle bir iba­re­ye yer ve­ril­miş­ti?

Ödev­li bu­ra­da olsa, bana sorsa, ne di­ye­ce­ği­mi bi­le­mez­dim. Bunca yıl­dır bu işle uğ­ra­şı­yo­rum, böyle bir kı­salt­ma­ya ilk kez rast­la­dım. Yorum yap­ma­ya baş­la­dım. Tak­di­re mi gön­der­miş­ler­di acaba? Ama neden böyle kı­sal­tıl­mış? Nuray Hanım’a sor­sam, ne­re­den bi­lecek? Ben, bi­le­me­dik­ten sonra….

Ak­lı­ma Kemal abi geldi. Ne de olsa, ben­den daha de­ne­yim­li. Ona sor­ma­lı­yım. Te­le­fo­na uzan­dım. Kemal abi­nin nu­ma­ra­sı­na uzan­dım. İnce bir sesle, “Buy­run, ben Kemal,”dedi. “Ya Kemal abi, özür di­le­rim ra­hat­sız ettim.” dedim. “Hay­ro­la, seni ra­hat­sız eden unsur nedir? Söyle de hemen ber­ta­raf ede­lim.” diye mı­rıl­dan­dı.

“Ya abi­ci­ğim. Vergi da­ire­sin­den pu­su­la­la­rı aldım. Bir ta­ne­si­nin al­tın­da, not­lar kıs­mı­na “SGRT” diye bir kı­salt­ma ya­zıl­mış. Bunu çö­ze­me­dim,” dedim. Karşı ta­raf­ta ses ke­sil­di. Ben bir yan­dan ba­ğı­rı­yo­rum. “Kemal abi, alo Kemal abi… Orada mısın?” Uzun­ca bir ara­dan sonra ses geldi. “Doğan, valla ku­su­ra bakma. Onun ne ol­du­ğu­nu ben de bi­le­me­dim. Başka bir şey varsa…”

“Yok abi, yok… Sağol. Ra­hat­sız et­ti­ğim için özür di­le­rim.”

“Es­tağ­fi­rul­lah oğlum. Ne demek? Ra­hat­sız etmek ne demek? Ne zaman dara dü­şer­sen ara­ya­bi­lir­sin. Ka­fa­na ta­kı­la­nı so­ra­bi­lir­sin. Her ko­nu­da yar­dım­cı olu­rum.” Te­şek­kür edip te­le­fo­nu ka­pa­dım. So­ru­mun ya­nı­tı­nı hâlâ bu­la­ma­mış­tım.
Yahu ne demek şimdi bu? “SGRT”

“Son gö­rüş­me­de ret ve tak­dir…” Yoo, değil… Saçma bir şey oldu. Ödev­li­nin adı Talat. Sanki, “Senin Gi­bi­si­ne Rast­la­ma­dım Talat” diyor ibare.

Diğer pu­su­la­lar­da böyle bir ibare ol­ma­yın­ca, ödev­li­ye özel bir mesaj mı, diye ge­li­yor ada­mın ak­lı­na. İyi de bula bula ta­hak­kuk pu­su­la­sı­na mı yaz­ma­sı ge­re­ki­yor­du? “Senin Gi­bi­si­ne Rast­la­ma­dım Talat.”

Her halde se­vi­yor bu Talat’ı. İyi de Talat evli. Evli olsun, ne fark eder ki? Evli olup da… Yani be­ğen­miş ola­maz mı? Ne di­yo­rum ben yahu? Valla ilk kez kar­şı­laş­tı­ğım için için­den çı­ka­ma­dım. Tüm günüm “SGRT”yi dü­şün­mek­le geçti. Bul­dum sa­nı­rım. As­lın­da memur, TGRT yaz­mak is­te­miş ama yan­lış­lık­la “SGRT”yaz­mış ola­bi­lir, diye yo­rum­la­mak üze­rey­dim ki, bizim de­mir­baş ma­li­ye­ci ka­pı­dan gir­mez mi? Ne kadar se­vin­di­ği­mi bi­le­mez­si­niz. Belki de ge­li­şi­ne ilk kez bu kadar mutlu olu­yor­dum. Yüzüm gü­lü­yor­du. “Seni bu kadar mutlu eden ne?” diye sordu. “Seni gör­mek,” dedim. Şa­şır­mış, afal­la­mış ola­rak baktı.

“Beni gör­mek mi?” diye ke­ke­le­di. “

Evet, seni gör­mek. Allah aş­kı­na gel otur şöyle. Al şu ka­ğı­dı. Bak ba­ka­lım, ne gö­re­cek­sin?”

Ka­ğı­dı aldı. İnce­le­di. Ar­ka­sı­nı çe­vir­di. Bir daha baktı. “Yok bir şey yahu,” dedi, “Yal­nız­ca bir ta­hak­kuk pu­su­la­sı… Ra­kam­lar mı yan­lış? Ne var?”

“Ya iyice bak­sa­na şuna. Ne gö­rü­yor­sun? Alta bak, alta…”

Bir kez daha özen­le süzdü ka­ğı­dı,  “Valla, ben bir şey gö­re­me­dim,”dedi.

Ba­ğır­dım. “Şu SGRT ne demek? İlk kez kar­şı­la­şı­yo­rum. Bir türlü çö­ze­me­dim.

Kah­ka­hay­la güldü. “SGRT mi? Hay Allah senin ca­nı­nı al­ma­sın. Yahu o, son gün resmi tatil, demek. Kı­sal­ta­rak ya­zı­yor­lar. Daha önce gör­me­din mi?”

Yüzüm yine bem­be­yaz ke­sil­miş ola­cak ki, Nuray Hanım çay­la­rı da­ğı­tır­ken ür­ke­rek yü­zü­me baktı. “Doğan Bey, yü­zü­nüz bem­be­yaz. Ne­yi­niz var Allah aş­kı­na?” dedi.

Ma­li­ye­ci gül­me­yi sür­dü­rü­yor­du. “Kalk git!” di­ye­ce­ğim, ol­ma­ya­cak. Diş­le­ri­mi sık­tım. “Yahu, şu vergi da­ire­si beni gıcık edi­yor. Ka­ğı­dın al­tı­na bir kı­salt­ma yaz­mış­lar, ne an­la­ma gel­di­ği­ni bul­mak uğ­ru­na tüm gü­nü­mü har­ca­dım.”

Nuray Hanım, ya­nım­dan uzak­la­şır­ken; “SGRT mi?” diye mı­rıl­da­nı­yor­du. Sa­nı­rım, o da, bu kı­salt­ma­nın ne an­la­ma gel­di­ği­ni bul­ma­ya ça­lı­şı­yor­du.

Oda buz gi­biy­di. Kar­şım­da ma­li­ye­ci otu­ru­yor­du. Çayın du­ma­nı kıv­rı­la­rak yük­se­lir­ken, vergi da­ire­sin­de sü­rek­li duy­du­ğum küf ko­ku­su bur­nu­ma geldi. “SGRT” kı­salt­ma­sın­dan öyle ge­ril­miş­tim ki, bir an önce ya­zı­ha­ne­den çık­ma­yı ve dı­şa­rı­da­ki temiz ha­va­yı so­lu­ma­k istedim.

Avatar

sanat ve edebiyat dergisi

Son Gün Resmi Tatil / Mehmet Erdoğan (2 Yorum)

  1. Kutlarım ustacım. Adamı bir tokat atsaydın. Evrak altına tatil günümü olurmuş. Kısmış mı tatili. Dürzü… Sevgiler…

  2. Yüreğine kalemine sağlık Mehmet Erdoğan arkadaşım.Mevzuat konusunda,gerekli-gereksiz ne alâka bir durumu tiye almışsın.kutluyorum.