Şiir Makinesi / Cüneyt Tanyeri

/ 10 Kasım 2019 / 295 kez okunmuştur / 4 Yorum

Bir şair ar­ka­da­şım­la mey­ha­ne­de otur­muş şiir üze­ri­ne ko­nu­şu­yo­ruz. O ta­rih­ler­de ar­ka­da­şın arka ar­ka­ya ki­tap­la­rı çı­kı­yor. Günde kaç şiir yaz­dı­ğı­nı sor­dum ken­di­si­ne…

Şiir Makinesi / Cüneyt Tanyeri

Şiir Makinesi

Cüneyt Tanyeri

“Bir şa­irin kaç şiiri olur?” diye sordu Cemil Hoca.

“Nasıl yani?”

Hep merak eder­miş. Şa­ir­ler günde kaç şiir yazar? Ta­nı­dı­ğı bir şair ol­say­mış, ken­di­sin­den öğ­re­nir­miş. Bu kez ben sor­dum:

“Sen, günde kaç şiir ya­zı­yor­sun?”

“Oho­o­oo! Günde değil, ayda değil, iki ayda bir şiiri bi­ti­re­mi­yo­rum.”

“İlham gel­mi­yor mu?”

Gel­mi­yor­muş. Gü­lüş­tük. Öğ­ren­ciy­ken, sı­nı­fı­mız­da­ki öğ­ren­ci ma­sa­la­rın­dan bi­rin­de gör­dü­ğüm ve hiç unut­ma­dı­ğım iki dize geldi ak­lı­ma.

“Neron Roma’yı yaktı

Sen de beni yak­tın!”

“Bak dos­tum!” di­ye­rek baş­la­dım an­lat­ma­ya.

“Roma Kralı Neron, resim çiz­mek için eline fır­ça­sı­nı alıp geç­miş şö­va­le üs­tün­de­ki tu­va­lin kar­şı­sı­na. Bekle, bekle… Bir türlü ilham gel­me­miş. Bunun üze­ri­ne Roma’ya yük­sek­ten bakıp res­met­mek is­te­miş. Çık­mış­lar yük­sek bir te­pe­ye. Ne çare? Yine de­ği­şen bir şey yok. Bunun üze­ri­ne ada­ma­la­rı­na emir ver­miş: Gidin Roma’yı yakın! Adam­la­rı Roma’yı ateşe ver­miş. Neron, en so­nun­da Roma’yı alev­ler için­de gö­rün­ce res­mi­ni çi­ze­bil­miş.”

“Neron’un ak­lın­dan zoru var­mış demek ki…” dedi.

O iki di­ze­yi açık­la­ma­ya ça­lış­tım:

“’Neron zevk için Roma’yı yak­mış, sen de sırf zevk için beni ya­kı­yor­sun’ demek is­ti­yor. Bu iki di­ze­yi kim yaz­dıy­sa iyi bir şair ola­bi­lir” dedim.

Cemil Hoca, “Hiç şair ar­ka­da­şın var mı?” diye sordu.

“Şe­hir­de şair ağa­bey­le­rim var” dedim ve ek­le­dim: “İster­sen seni ta­nış­tı­ra­yım.”

Se­vin­di. Mut­la­ka ta­nış­mak is­te­di­ği­ni söy­le­di. Ve böy­le­ce bir pazar günü, şehre git­me­ye karar ver­dik. O gün ge­lin­ce de, er­ken­den yola düş­tük. Şair abi­min ka­pı­sı­nı çal­dı­ğı­mız­da henüz öğlen ol­ma­mış­tı.

Beni gö­rün­ce, “Ne­re­de­sin sen in­saf­sız?” diye sa­rıl­dı, içeri buyur etti. Ar­ka­da­şı­mı ta­nış­tır­dım.

“Abi” dedim, “Cemil Hoca derin bir ho­ca­dır. Se­nin­le ta­nış­tır­mak is­te­dim.”

Şair abi­min eşi evde de­ğil­miş, bize ikram ede­bi­le­ce­ği bir yemek de yok­muş. Te­le­fo­na sa­rıl­dı.

“Yemek söy­le­ye­ce­ğim, ne yer­si­niz?”

Pi­de­de karar kıl­dık. Şair abi, pi­de­ci­ye iki ki­şi­lik si­pa­riş verdi. Neden iki ki­şi­lik, doğal ola­rak merak ettik. Cemil Hoca, me­ra­kı­nı giz­le­ye­me­di.

“Siz ye­me­yecek mi­si­niz?”

“Ben öğ­le­le­ri yemek yemem, içe­rim” dedi “Yıl­lar­dır böyle… Sizce bir sa­kın­ca­sı yok­tur uma­rım…”

Cemil Hoca sus­kun ka­lın­ca ben atıl­dım.

“Öyle şey olur mu abi? Sen rahat ol?”

Ye­mek­le­ri­miz ge­lin­ce ma­sa­ya geç­tik. Şair abi de bize iç­ki­siy­le eşlik et­me­ye baş­la­dı. Bir yan­dan şeh­rin, in­san­la­rın ne kadar bo­zul­du­ğun­dan söz edi­yor, bir yan­dan da ardı ar­dı­na bo­şa­lan içki bar­da­ğı­nı dol­du­ru­yor­du.

Belli ki, Cemil Hoca ilk kez böyle bir or­tam­da bu­lu­nu­yor­du. Sı­kın­tı­sın­dan, pi­de­den ko­par­dı­ğı lok­ma­la­rı zor yut­tu­ğu­nu fark ettim.

“Hocam, bunda sı­kı­la­cak bir durum yok. Hem sen iç­mi­yor­sun hem de gören yok…” di­ye­rek onu ra­hat­lat­mak is­te­dim.

Bunun üze­ri­ne ra­hat­la­yan hoca, “Abi, kaç şi­irin var?” diye sordu.

“Bil­mi­yo­rum, say­ma­dım.”

“Peki, günde kaç şiir ya­zı­yor­sun?”

Şair abi gü­le­rek, “Size ba­şım­dan geçen bir olayı an­la­ta­yım” dedi.

Pür dik­kat ke­sil­dik ve din­le­me­ye baş­la­dık.

“Bir şair ar­ka­da­şım­la mey­ha­ne­de otur­muş şiir üze­ri­ne ko­nu­şu­yo­ruz. O ta­rih­ler­de ar­ka­da­şın arka ar­ka­ya ki­tap­la­rı çı­kı­yor. Günde kaç şiir yaz­dı­ğı­nı sor­dum ken­di­si­ne. Yaz­dı­ğı şiir sa­yı­sı, otuz ile kırk ara­sın­da de­ği­şi­yor­muş. ‘Ma­şal­lah’ dedim ve bu işi nasıl be­cer­di­ği­ni merak ettim. Dedi ki, ‘Bizim ma­hal­le­de bir şa­rap­çı var. Sa­bah­la­ra kadar so­kak­lar­da gezer. Ona bir şişe şarap alı­yo­rum, üs­tü­ne 10 lira da para ve­ri­yo­rum. O, sa­ba­ha kadar ak­lı­na ge­len­le­ri ka­ra­la­yıp bana ge­ti­ri­yor. Ben de çeki düzen ve­ri­yo­rum.”

Hoca, üze­rin­de­ki ger­gin­li­ği iyice at­mış­tı. Kah­ka­ha­lar­la gül­dük, gül­dük­çe aynı şeyi tek­rar­lı­yor­du:

“Demek günde kırk şiir ya­zı­yor­muş…”

Bak­tım, soh­be­tin bi­te­ce­ği yok. Ne­re­dey­se, şair abi bize iç­ki­sin­den ikram edecek.

“İçmez­se­niz ölümü görün…” di­yecek.

Soh­bet o de­re­ce ko­yu­laş­tı yani.

“Abi” dedim, “Sana doyum olmaz, bizim yo­lu­muz uzun. Mü­sa­aden­le biz kal­ka­lım.”

Şair abi, elin­de içki şi­şe­si boy­nu­mu­za sa­rı­lıp biraz daha kal­ma­mız çok ısrar et­tiy­se de git­mek zo­run­day­dık.

Yolda, “Hocam, ka­fan­da­ki so­ru­nun ce­va­bı­nı öğ­ren­din. Sana bir şiir ma­ki­ne­si bu­la­yım mı, ne der­sin?” diye sor­dum.

Cemil Hoca, “Sahi bulur musun?” diye kar­şı­lık verdi, gü­lüş­tük…

Şiir Makinesi / Cüneyt Tanyeri (4 Yorum)

  1. Bir öykü olmalı isimsiz şair üzerine.Ben öyle anladım..İnce bir mizah da sezdim sanki.Anlatım da güzeldi tabi.
    Selamlar..

  2. Yüreğine,kalemine sağlık Cüneyt hocam. “Kimi dertten içermiş kimi neş’e den / Kimi yâr elinden kimi şişeden.Şairlerin öylesi de var,böylesi de…