Sessiz Oyun / Halil Güney

/ 29 Ocak 2020 / 1.407 kez okunmuştur / 6 Yorum
Sessiz Oyun / Halil Güney

Sessiz Oyun

Halil Güney

“Fı­ırrrrt….fı­ı­ırrrttt….”

“He­e­eyyy….. Kim­si­niz…. N’­olu­yor ordaa!!!”

“Geçin lan sı­ra­ya, çı­ka­rın kim­lik­le­ri… Kı­pır­da­ma­yın…”

Yan­dık ki ne yan­dık… Şu­ra­da ıssız sa­hil­de eğ­le­ni­yo­ruz. Köy­den yak­la­şık bir ki­lo­met­re kadar uza­ğız. Ara­cın ışık­la­rı üze­ri­mi­ze, çev­ril­di. El­le­rin­de ei fe­ner­le­ri ve tü­fek­le­ri bize doğ­rult­muş bir grup asker üze­ri­mi­ze ko­şu­yor.

“Ko­mu­ta­nım, tamam,tamam.. Bu­yu­run….”

“ Kim­si­niz lan siz!!! N’apı­yor­su­nuz bu­ra­da ?”

“Ko­mu­ta­nım, biz bu köy­de­niz, üni­ver­si­te­de öğ­ren­ci­yiz. Okul­lar ka­pan­dı.”

“ Yak­la­şık altı aydır gö­rüş­mü­yo­ruz. İşte, mu­hab­bet edi­yo­ruz.”

“Kay­na­şıp du­ru­yor­du­nuz, n’olu­yor?”

El fe­ner­le­ri yer­le­ri araş­tı­rı­yor. Yer­ler­de, ya­rı­sı bo­şal­mış, ba­zı­sı dev­ril­miş şarap şi­şe­le­ri, bir­kaç tane, hıyar, çerez filan.

“Burda içi­yor mu­su­nuz lan!”

“Yok, ko­mu­ta­nım, bir­bi­ri­mi­zi öz­le­mi­şiz, işte çalıp söy­lü­yo­ruz.”

Ar­ka­daş­lar­dan biri, bir bar­dak şa­rap­la, bir hı­ya­rı ko­mu­ta­nın eline tu­tuş­tu­ru­ver­di.”

“Ko­mu­ta­nım, şa­ra­bı babam yaptı; sa­la­ta­lık da bizim bah­çe­den.”

“Eyvah eyvah…” de­me­ye kal­ma­dı. Ko­mu­tan bar­da­ğı ağ­zı­na gö­tü­rü­ver­di. Sa­la­ta­lı­ğın da ya­rı­sı­nı ısır­dık­tan sonra:

“Gü­zel­miş, sessiz eğ­le­nin ba­ka­yım. Ben, genç­le­ri se­ve­rim. Ses­siz eğ­le­nin. Hadi. Geç kal­ma­dan da da­ğı­lın. Sı­kı­yö­ne­tim var!..” diye de ek­le­di.

“Ulan, et­raf­ta in cin yok.” desen, kim di­yecek.

Osman, ikin­ci ham­le­yi yaptı, bir bar­dak daha da­ya­dı ko­mu­ta­nın eline. Pek is­te­mi­yor­muş gibi ya­pa­cak oldu ama vazgeçti onu da aldı.

“Ne di­yor­dum, ses­siz eğ­le­nin, ben genç­le­ri se­ve­rim. Hadi, hadi kal­kın!.. Demin yap­tı­ğı­nız gibi eğ­le­nin, ama ses­siz!..”

“…”

“Eeee.. Hadi kal­kın, ses­siz eğ­le­nin. Ses­siz oy­na­yın.”

İster­sen oy­na­ma birer iki­şer kalk­tık. Ge­ce­nin ses­siz­li­ğin­de sa­de­ce, taş­la­rın, ça­kıl­la­rın se­sin­den başka ses yok. Her­kes oy­nu­yor. Ka­fa­sı­na göre, ge­li­şi­ne…

Kimi har­man­da­lı, kimi Aydın zey­be­ği, ne olur­sa… Bir ara bak­tım, ko­mu­tan bir bar­dak daha dol­du­ru­yor.

Bir ha­re­ket­len­me, bak­tık ko­mu­tan, to­par­lan­mış gi­di­yor.

“İşte böyle, ses­siz sessiz eğ­le­nin. Ses­siz…”

Bir­kaç ar­ka­daş, “Em­re­der­si­niz ko­mu­ta­nı­ı­ım. Gene bek­le­riz.” diye ko­mu­ta­nı pohpohla­dı.

Demez ol­say­dı­nız.

Sı­kı­yö­ne­tim ne­le­re kadir? Devam, ulan ses­siz oyuna…

Ara­dan bir­kaç gün geçti. Ufuk­ta bir ışık bize yö­nel­di. Kimse geç­mez ki bu­ra­lar­dan! Ça­kıl­la­ra bata çıka ko­mu­ta­nın aracı çıktı geldi yine.

Çıt çık­mı­yor biz­den. Ko­mu­tan da ba­ğı­rıp ça­ğır­mı­yor.

“İşte böyle, işte böyle… Ses­siz oyun, ses­siz eğ­le­nin!..”

Ko­mu­tan bu sefer, ça­kıl­la­rın üs­tü­ne bağ­daş kurdu. Ey­va­a­ahhh… yer­leş­ti adam.

“Ses­siz olun genç­ler, eğ­le­nin hadii, ha­di­ii…”

Ulan Osman… Adamı ses­siz­ce eğ­len­dir­me­ye kalk­tık.

O yaz, ko­mu­ta­nı bir­kaç kez mec­bu­ren ağır­la­dık ama bizim için de eğ­len­ce oldu za­man­la.

Artık bizim ses­siz oyuna li­se­li genç­ler ve köyün oku­yan genç kız­la­rı da ka­tı­lır ol­du­lar zaman zaman. Kız­lar, an­ne­le­ri, ab­la­la­rı veya yen­ge­le­ri ile ge­lir­ler­di. Se­yir­ci kısmı, eğ­len­di­ği­miz yerin hemen ya­nın­da­ki küçük te­pe­ci­ci­ğin ya­ma­cın­da, te­ras­ta otu­rur gibi sı­ra­la­nır tempo tu­tar­lar­dı.

Ko­mu­ta­nın icat et­ti­ği ses­siz oyun, bizim sa­hi­lin fe­no­me­ni oldu. Ko­mu­tan da ica­dı­nı sev­me­ye baş­la­mış ki, daha sık zi­ya­re­te ge­li­yor­du. Artık ra­hat­sız ol­mu­yor­duk ko­mu­tan­dan.

Ka­tı­lı­mın çok ol­du­ğu zaman, tey­ze­ler­den giz­le­me­ye ça­lı­şır­dık. Tüm­se­ğin ar­ka­sın­da olur­du bizim teş­ki­lat. Ko­mu­tan ye­ri­ni artık bil­di­ğin­den, tek­lif­siz­ce tüm­se­ğin ar­ka­sı­na gider ge­lir­di.

Artık, ko­mu­ta­nı da sev­me­ye baş­la­mış­tık. Hort zort et­mi­yor, bir ağa­bey gi­biy­di.
Gün­ler bir­bi­ri­ni ko­va­lı­yor. Yaz ta­ti­li­nin so­nu­na ge­li­yo­ruz.

Benim son yılım. Ge­lecek yıl öğ­ret­men ola­ca­ğım. Osman’ın ab­la­sı var, Gül­fi­dan. Fidan gibi kız. Ar­ka­da­şı­mı­zın ab­la­sı. Gönül fer­man din­le­mi­yor, içim­de bir ılık­lık var, Nasıl ol­ma­lı?.. Os­ma­na da ayıp ol­ma­ma­sı lazım. Geçen gün, tütün denk­le­ri­ni eşeğe yük­ler­ken kar­şı­laş­tık, sanki o da boş değil gibi geldi.

An­ne­me açıl­dım. Annem hazır asker zaten… Arada ha­ber­ler geldi gitti gö­rü­cü vs. der­ken bizim iş oldu. Söz için gi­di­lecek.

Bir gün önce Datça’ya indim. Par­ma­ğı­ma bir tane söz yü­zü­ğü ge­çir­dim. Eeee, Gül­fi­dan yok. Beş altı tane söz yü­zü­ğü tart­tık. Bun­lar­dan bi­ri­si nasıl olsa par­ma­ğı­na uyar. Ku­yum­cu ile an­laş­tık; di­ğer­le­ri­ni geri ve­re­ce­ğim. Gül­fi­dan­la­ra sürp­riz ola­cak yü­zük­ler.

Adam, ha­ya­tın­da ilk defa böyle söz yü­zü­ğü sat­tı­ğı­nı iti­raf etti.

De­di­ğim gibi de oldu. Sürp­riz­li bir kız is­te­me oldu.

Nişan ya­pa­ca­ğız; düğün, okul­lar bi­tin­ce, ge­lecek yaz.

Bir or­kest­ra ayar­la­dık. Her­kes, vur pat­la­sın çal oy­na­sın… Eğ­len­ce tam gaz…

Bir ara­lık, artık ka­yın­çom Osman’ın or­kest­ra­cı ile bir şey­ler ko­nuş­tu­ğu­nu gör­düm. Oyuna devam.

Bir anda, bir­den­bi­re or­kest­ra du­ru­ver­di. Ne olu­yo­ruz… Her­kes et­ra­fa ba­kı­nı­yor. Elekt­rik­ler mi ke­sil­di… Yoo… etraf pırıl pırıl… Her­kes ye­ri­ne otur­ma­ya ge­çer­ken, Osman:

“Ses­siz oyun ses­siz oyun.” diye zıp­lı­yor orta yerde. Zıp­la­ya­rak oy­na­ma­ya baş­la­yan Osman, he­pi­mi­zi, ses­siz oyuna ça­ğı­rı­yor.

Bizim ses­siz oyunu bil­me­yen­le­rin şaş­kın ba­kış­la­rı ara­sın­da bir ses­siz oyun baş­la­dı ki gö­rül­me­ye değer, kimi har­man­da­lı oy­nu­yor, kimi göbek atı­yor. Or­ta­lık oy­na­yan­dan ge­çil­mi­yor.

İhti­yar­lar da ilk defa gör­dük­le­rin­den ka­tı­la ka­tı­la gü­lü­yor­lar.

Ses­siz oyun, Sı­kı­yö­ne­ti­min acı­ma­sız­lı­ğı ile de dalga geç­me­ye ve­si­le oldu.

Gelen bir ara­cın far­la­rı ay­dın­lat­tı bir ara or­ta­lı­ğı. Bir bak­tık ki, bizim ko­mu­tan, bu sefer ya­nın­da as­ker­le­ri yok; gü­le­rek bizim oyuna el­le­ri ile tempo tu­tu­yor.

Osman, se­yirt­ti yine, ko­mu­ta­nı oy­na­ta­ma­dı ama baş kö­şe­ye oturt­tu.

Ko­mu­tan, ye­rin­den kalk­tı, ağır adım­lar­la ya­nı­mı­za doğru gel­me­ye baş­la­dı. Her­kes, günün anlam ve öne­mi­ni an­la­ta­cak, güzel bir kut­la­ma ko­nuş­ma­sı bek­li­yo­ruz. Her­kes açıl­dı.

Ko­mu­tan, Gül­fi­dan­la ara­mı­za girdi. Bek­li­yo­ruz. Bir­den, şim­şek hı­zıy­la be­lin­den si­la­hı­nı çı­kar­ma­sıy­la Gül­fi­dan’ı ya­ka­la­dı ve si­la­hı ba­şı­na da­ya­dı.

“Benim o, yak­la­şa­nı ya­ka­rım, açı­lın açı­lın!..” diye ba­ğır­ma­ya baş­la­dı.

Her­kes, şokta. Ka­çı­şan, ba­ğı­rı­şan in­san­lar… Or­ta­lık ka­rış­tı.

Gül­fi­dan’a bir hamle yap­tım.

“Çe­ki­il!… Ta­ban­ca­yı bana doğ­rult­tu. Ateş etti.

Ba­ca­ğım­da bir yanma ve ılık­lık oluş­tu. Yere yı­ğıl­dım. Çığ­lık­lar ço­ğal­dı. Kimi ka­çış­tı, kimi bana koştu. Ko­mu­tan, Gül­fi­dan’ı boy­nun­dan ya­ka­la­mış, geri geri ara­ba­sı­na doğru çe­kil­di ve uzak­laş­tı.

Bir hafta sonra has­ta­ne­den ta­bur­cu oldum. Muh­ta­rı te­le­fo­nu üze­ri­ne yol­lar ke­sil­miş. Zorba ko­mu­tan ka­ça­ma­ya­ca­ğı­nı an­la­yın­ca, o gü­ze­lim yaz ge­ce­le­ri­ni ya­şa­dı­ğı­mız yerde, önce Gül­fi­dan’ı vu­ru­yor ba­şın­dan sonra da ken­di­ni ge­ber­ti­yor ora­cık­ta.

Yaz ge­ce­le­rin­de, sık sık bizim eğ­len­ce­le­re ka­tıl­ma­sı­nın ne­de­ni­ni çok acı bir şe­kil­de gör­dük.

Pa­la­mut­bü­kü, ses­siz oyuna da yaza veda etti. Bir daha ses­siz oyun oy­nan­ma­dı Pa­la­mut­bü­kü’nde. Ben de okula gi­de­me­dim, Hasan Hoca ola­ma­dım.

Köyde, ‘To­pa­lın Kah­ve­si’ni iş­le­ti­yo­rum. Osman da mü­hen­dis oldu; yaz­la­rı gelir benim kah­ve­ye, Ben o olay­dan sonra ev­len­me­yi hiç dü­şün­me­dim. Osman da bana hâlâ ‘eniş­te’ diye ses­le­nir. Ses­siz­ce Gül­fi­dan’ anmış olu­ruz.

O kâbus gibi üs­tü­mü­ze çöken o ge­ce­de, Her yıl, Gül­fi­dan te­pe­si­ne gidip hü­zün­lü şar­kı­la­rı tür­kü­le­ri Gül­fi­dan’a gön­de­ri­riz Osman’la.

Gül­fi­dan Te­pe­si, her yıl sa­bah­la­ra kadar ışıl ışıl olur o kara ge­ce­de.

Sessiz Oyun / Halil Güney (6 Yorum)

  1. Hocam kaleminize sağlık. Çok tatlı insanın içini ısıtan bir hikaye. Çok teşekkürler kazandırdıklarınız için. Saygı ile sevgi ile …

  2. Yaşanmış bir öykü sanırım. Hüzünlü son. Ne yazık yaşanıyor.
    Kalemine sağlık.