Saray Şairleri / Barış Erdoğan

/ 20 Ekim 2019 / 153 / 1 Yorum
Saray Şairleri / Barış Erdoğan

Saray Şairleri

Beni bir ömür kendi ka­bu­ğun­da un öğü­ten bir de­ğir­men­ci yapan ki­tap­la­ra lanet olsun! Yet­me­miş gibi ha­mu­ru­ma “sakin ol” ne­fe­si üf­le­yen gizli güce de!

Ba­ude­la­ire miydi o gizli güç? Hayır! Gerçi o kendi ken­di­ne söy­le­nir: “Der­dim: Yeter, sakin ol, din­len biraz artık!” Lanet ede­me­ye­ce­ğim bir kişi var ki, o da, “Du­var­la­rı­nı çok sağ­lam örme, bir gün hüc­ren­den dı­şa­rı çık­mak is­ter­sin.” diyen kişi. Ger­çek­ten en güç yı­kı­lan, in­sa­nın ken­di­si için ör­dü­ğü du­var­lar.

İnsan la­net­li bir ka­le­bent­tir. Öl­me­ye­ce­ği­min sin­ya­li­ni veren be­lir­ti­ler yü­zün­den ölüm­süz­lük­le ödül­len­di­ri­le­ce­ğim ap­tal­lı­ğı­na ka­pıl­dım. Ölüm­süz ölü! Ne güzel tezat! Te­zat­lar­la yüklü bir A. H. Tar­han. Derim sanki tıl­sım­lı; bu bana Bal­zac efen­di­nin ya­di­ga­rı.

Bir ağus­tos­bö­ce­ği ef­sa­ne­si ya­şı­yo­rum. Derim bu­ruş­tuk­ça bu­ru­şu­yor, kı­rış­tık­ça kı­rı­şı­yor, ama öle­mi­yo­rum, diyen ağus­tos­bö­ce­ği. Gece son­suz ya­şın­da­yım. Ya da gece onsuz, ya­sın­da­yım! Ölüm­süz­lük otun­dan bir şey de düş­me­di pa­yı­ma. Aşırı mutlu olmak benim har­cım değil. Hak etmek gerek onu. Az­ra­il ak­şa­ma ge­le­ce­ğim ha­be­ri­ni verse, “Daha ya­za­cak­la­rım var!” di­ye­rek kapı dı­şa­rı ede­rim. Ef­la­tun’un, “İnsan­lar hiç öl­me­ye­cek­miş gibi ya­şar­lar, hiç ya­şa­ma­mış gibi ölür­ler.” sözü kendi dö­ne­mi­nin dü­şün­ce yok­sun­la­rı­na gön­de­ril­miş mek­tup­la­rın ara sa­tır­la­rı.

Es­ki­den Rusya’da, Fran­sa’da, Ame­ri­ka yer­li­le­ri ara­sın­da dü­el­lo­lar vardı. Puş­kin ola­maz­san Ler­mon­tov olur­dun. Göl­ge­siy­le dü­el­lo eden yok bu dün­ya­da. Dü­el­lo ede­ce­ğim Ef­la­tun da kal­ma­dı çev­rem­de. Fa­şişt ik­ti­dar­la­ra ka­pı­kul­lu­ğu yapan ne Ham­sun ola­bi­li­rim ne de Pi­ren­del­lo. Nobel alan Hand­ke’nin içler acısı ha­li­ni bir gör­se­niz. Sırp ka­sa­bı­na öv­gü­le­ri hâlâ sal­ya­la­nır dağ­lar­da.

Os­man­lı­ya ka­nat­la­nı­yo­rum, pa­di­şah hi­ma­ye­si gör­me­yen Fu­zu­li. Ak­lı­ma Zati düştü. Per­va­sız, umur­sa­maz, sivri dilli. İkinci bir Nefi. Sa­ray­dan uzak­laş­tı­rı­lır, belki de kendi is­te­ğiy­le çe­ki­lir. “Görüp ah­kâm-ı asrı mün­ha­rif sıdk u se­lâ­met­den/ Çe­kil­dik izzet ü ikbâl ile bâb-ı hü­kû­met­ten” deme lüksü sa­de­ce Namık Kemal’e mah­sus. Za­val­lı Zati, fal aç­ma­sa, şiir yaz­ma­sa aç ka­la­cak­tı, kaldı da. Sa­ra­ya ka­pı­la­nan bütün şa­ir­le­rin sonu böyle değil mi?

Barış Erdoğan

“Şiire tapan bu adam bir gün yedi tepeli bir şehre gitti, kendini orada buldu… Bir gün o şehirden ayrıldı; ama gittiği yere kendini (dertlerini) götürmedi… Yıllar sonra Batı’ya açıldı.” diye kendini anlatmaya başlayan Barış Erdoğan 1956 yılında; çok sevdiği yeşil, mavi ve kırmızının harmanlandığı Akdeniz’in bir beldesinde, Anamur’da dünyaya geldi.

Saray Şairleri / Barış Erdoğan (1 Yorum)

  1. Saray şairleri saray için yazdılar. Halk için yazmaktan ve halk dilini kullanmaktan uzak durdular. Bu yüzden hiç ısınamadım o tür sivri ve özüm olmayan şairlere, yazarlara. Teşekkürler, saygılar.