Sabrın Sonu / Cüneyt Tanyeri

/ 18 Ağustos 2018 / 155 okunma / yorumsuz

Dev­let bü­yük­le­ri söz verdi:

”Ka­sa­ba­nız il ola­cak…”

Haber du­yu­lur du­yul­maz halk, il ol­ma­nın şa­nı­na ya­kı­şır bir de­ve­yi vali ko­na­ğı­nın önün­de kes­me­ye karar verdi. Ara­la­rın­da para top­la­yıp bir deve al­dı­lar. Ancak söz ye­ri­ne ge­ti­ri­lin­ce­ye kadar, de­ve­ye kim ba­ka­cak? Art arda top­lan­tı­lar yap­tı­lar.

“De­ve­nin ba­kı­mı kay­ma­kam­lık ta­ra­fın­dan ya­pıl­sın.” dedi ba­zı­la­rı.

Buna karşı çı­kan­lar oldu.

“Olur mu öyle şey? Ka­sa­ba bizim, kay­ma­kam yarın bir gün çeker gider. Ba­kı­mı için ne ge­re­ki­yor­sa biz ya­pa­rız.”

Karar ve­ril­di, de­ve­ye ka­sa­ba halkı ba­ka­cak­tı. Önce bir isim ver­mek ge­rek­ti. Bu kez de hangi ismin ve­ril­me­si ge­rek­ti­ği ko­nu­sun­da tar­tış­ma­lar çıktı. İlk tek­li­fi muh­tar yaptı.

“Sü­ley­man, olsun! Bal­kan Harbi ga­zi­si rah­met­li de­de­min is­mi­dir.”

Ka­la­ba­lık­tan ho­mur­tu­lar yük­sel­di. Ara­la­rın­dan biri karşı çıkıp ba­ğır­dı:

“Ulen muh­tar, Sü­ley­man is­min­de bir deve duy­dun mu hiç?”

Başka biri, elin­de­ki bar­da­ğı yere fır­la­ta­rak, “Ol­mazzz muh­tar, böyle şey gö­rül­müş değil!..” dedi.

Tar­tış­ma­lar ha­ra­ret­li bir şe­kil­de devam eder­ken ik­ti­dar par­ti­si ve­kil­le­rin­ce kanun tek­li­fi mec­lis baş­kan­lı­ğı­na ve­ril­di. Tek­li­fe göre, yirmi sekiz ilçe il ya­pı­la­cak­tı. Mec­lis­te de tar­tış­ma­lar ya­şan­dı. Mu­ha­lif ve­kil­ler­den biri:

“Oy ka­zan­mak için il ya­pı­yor­su­nuz bu kadar il­çe­yi…” dedi.

Başka biri:

“Alt ya­pı­sız il olmaz!” de­dik­ten sonra “Bu kadar il­çe­ye vali, bu kadar il­çe­ye hü­kü­met ko­na­ğı, makam ara­ba­sı ne­re­den bu­la­cak­sı­nız?” diye ba­ğır­dı. Hatta ken­di­si­ni sakin ol­ma­sı için uya­ran baş­ka­na bir bar­dak su attı.

Her zaman ol­du­ğu gibi hü­kü­me­tin de­di­ği oldu ve kanun çıktı. Bunu duyan il adayı il­çe­ler­de halk davul zurna eş­li­ğin­de halay çek­me­ye baş­la­dı ancak mu­ha­le­fet par­ti­si ka­nu­nu Yük­sek Mah­ke­me­ye gö­tü­rün­ce coşku, ye­ri­ni me­rak­lı bek­le­yi­şe bı­rak­tı.

Ge­lecek hafta karar çı­ka­cak, de­di­ler. Çık­ma­dı. Önü­müz­de­ki ay de­di­ler. Çık­ma­dı. Yıl­ba­şın­dan önce de­di­ler, ge­lecek sene de­di­ler. De­ği­şen bir şey ol­ma­dı.

Ka­sa­ba­da ise de­ve­ye hâlâ isim ve­ri­le­me­miş­ti. İsim­siz deve halk ta­ra­fın­dan bes­len­di, yı­kan­dı, tüy­le­ri ta­ran­dı… De­ve­nin key­fi­ne di­yecek yok. Ço­cuk­lar ayak­la­rı açıl­sın diye yü­rü­yüş yap­tır­dı­lar, ka­dın­lar ba­şı­na güneş geç­me­sin diye el ör­me­si şapka giy­dir­di­ler. Yaşlı tey­ze­ler, üşü­me­sin diye hör­gü­cü­ne göre örtü dik­ti­ler. Hatta ona göre bir ku­lü­be bile yap­tı­lar.

Bir gün öğ­ret­men, “Ar­ka­daş­lar, ben bir isim bul­dum,” dedi. “Araş­tır­dım, deve ço­ban­la­rı­na ‘Sav­ran’ de­ni­li­yor­muş. Gelin biz bu de­ve­ye bu ismi ve­re­lim.”

Her­kes bir­bi­ri­nin yü­zü­ne baktı, kısa bir ses­siz­lik­ten sonra muh­tar öne atıl­dı:

“Helal be, öğ­ret­men! Güzel isim bul­muş­sun. İster­sen halka da so­ra­lım…”

Öğ­ret­men, “El­bet­te!..” de­yin­ce muh­tar halka doğru yük­sek sesle, “Ey ahali, de­ve­mi­zin is­mi­nin ‘Sav­ran’ ol­ma­sı­nı is­ti­yor mu­su­nuz?” diye sor­duk­tan sonra “Olsun, di­yen­ler el kal­dır­sın.” dedi.

Her­kes elini kal­dır­dı ama Bin­naz Teyze kal­dır­ma­dı.

Muh­tar, “Sen niye ka­tıl­mı­yor­sun?..” diye sordu.

“Oğlum, ‘Sav­ran’ insan ismi. Şimdi deve insan oldu, biz de deve mi olduk?”

Muh­tar, “Olur mu öyle şey, iki ayak­lı deve olur mu?” de­diy­se de Bin­naz Teyze’yi ikna ede­me­di ama ço­ğun­luk bu ismi kabul et­ti­ği için de­ve­ye “Sav­ran” ismi ve­ril­di.

Boy­nu­na, üze­rin­de “Sav­ran” ya­zı­lı bir plaka as­tı­lar. Bir­kaç yıl da böyle geçti ancak Yük­sek Mah­ke­me bir türlü karar ve­re­me­di.

Ka­sa­ba halkı “il olma” rü­ya­sı gö­rür­ken bir gece dep­rem oldu. Halk çığ­lık­lar için­de so­ka­ğa koştu. Bir­çok can ve mal kaybı oldu. İl adağı deve, yı­kın­tı­lar ara­sın­dan güç­lük­le kur­ta­rı­la­bil­di, azim­liy­di. O ya­şa­mak, ka­sa­ba­lı­lar ise “il olsak da onu kes­sek” pe­şin­dey­di.

Dep­rem de at­la­tıl­dı, bü­yük­ler yeni söz­ler ver­me­ye devam etti. Sav­ran, artık yaş­lan­mış­tı. Yat­tı­ğı yer­den kalk­mak is­te­mi­yor, ona söy­le­nen güzel söz­le­re de kan­mı­yor­du. Ka­de­ri, ye­ri­ne ge­ti­ril­me­yen söz­le­re bağ­lan­mış­tı bir kere.

 

(Sabrın Sonu, Cüneyt Tanyeri, Kasabadan Esinti, Sayı: 16, 2018)

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.