Sabrın Sonu / Cüneyt Tanyeri

/ 18 Ağustos 2018 / 180 kez okunmuştur / yorumsuz

Dev­let bü­yük­le­ri söz verdi:

”Ka­sa­ba­nız il ola­cak…”

Haber du­yu­lur du­yul­maz halk, il ol­ma­nın şa­nı­na ya­kı­şır bir de­ve­yi vali ko­na­ğı­nın önün­de kes­me­ye karar verdi. Ara­la­rın­da para top­la­yıp bir deve al­dı­lar. Ancak söz ye­ri­ne ge­ti­ri­lin­ce­ye kadar, de­ve­ye kim ba­ka­cak? Art arda top­lan­tı­lar yap­tı­lar.

“De­ve­nin ba­kı­mı kay­ma­kam­lık ta­ra­fın­dan ya­pıl­sın.” dedi ba­zı­la­rı.

Buna karşı çı­kan­lar oldu.

“Olur mu öyle şey? Ka­sa­ba bizim, kay­ma­kam yarın bir gün çeker gider. Ba­kı­mı için ne ge­re­ki­yor­sa biz ya­pa­rız.”

Karar ve­ril­di, de­ve­ye ka­sa­ba halkı ba­ka­cak­tı. Önce bir isim ver­mek ge­rek­ti. Bu kez de hangi ismin ve­ril­me­si ge­rek­ti­ği ko­nu­sun­da tar­tış­ma­lar çıktı. İlk tek­li­fi muh­tar yaptı.

“Sü­ley­man, olsun! Bal­kan Harbi ga­zi­si rah­met­li de­de­min is­mi­dir.”

Ka­la­ba­lık­tan ho­mur­tu­lar yük­sel­di. Ara­la­rın­dan biri karşı çıkıp ba­ğır­dı:

“Ulen muh­tar, Sü­ley­man is­min­de bir deve duy­dun mu hiç?”

Başka biri, elin­de­ki bar­da­ğı yere fır­la­ta­rak, “Ol­mazzz muh­tar, böyle şey gö­rül­müş değil!..” dedi.

Tar­tış­ma­lar ha­ra­ret­li bir şe­kil­de devam eder­ken ik­ti­dar par­ti­si ve­kil­le­rin­ce kanun tek­li­fi mec­lis baş­kan­lı­ğı­na ve­ril­di. Tek­li­fe göre, yirmi sekiz ilçe il ya­pı­la­cak­tı. Mec­lis­te de tar­tış­ma­lar ya­şan­dı. Mu­ha­lif ve­kil­ler­den biri:

“Oy ka­zan­mak için il ya­pı­yor­su­nuz bu kadar il­çe­yi…” dedi.

Başka biri:

“Alt ya­pı­sız il olmaz!” de­dik­ten sonra “Bu kadar il­çe­ye vali, bu kadar il­çe­ye hü­kü­met ko­na­ğı, makam ara­ba­sı ne­re­den bu­la­cak­sı­nız?” diye ba­ğır­dı. Hatta ken­di­si­ni sakin ol­ma­sı için uya­ran baş­ka­na bir bar­dak su attı.

Her zaman ol­du­ğu gibi hü­kü­me­tin de­di­ği oldu ve kanun çıktı. Bunu duyan il adayı il­çe­ler­de halk davul zurna eş­li­ğin­de halay çek­me­ye baş­la­dı ancak mu­ha­le­fet par­ti­si ka­nu­nu Yük­sek Mah­ke­me­ye gö­tü­rün­ce coşku, ye­ri­ni me­rak­lı bek­le­yi­şe bı­rak­tı.

Ge­lecek hafta karar çı­ka­cak, de­di­ler. Çık­ma­dı. Önü­müz­de­ki ay de­di­ler. Çık­ma­dı. Yıl­ba­şın­dan önce de­di­ler, ge­lecek sene de­di­ler. De­ği­şen bir şey ol­ma­dı.

Ka­sa­ba­da ise de­ve­ye hâlâ isim ve­ri­le­me­miş­ti. İsim­siz deve halk ta­ra­fın­dan bes­len­di, yı­kan­dı, tüy­le­ri ta­ran­dı… De­ve­nin key­fi­ne di­yecek yok. Ço­cuk­lar ayak­la­rı açıl­sın diye yü­rü­yüş yap­tır­dı­lar, ka­dın­lar ba­şı­na güneş geç­me­sin diye el ör­me­si şapka giy­dir­di­ler. Yaşlı tey­ze­ler, üşü­me­sin diye hör­gü­cü­ne göre örtü dik­ti­ler. Hatta ona göre bir ku­lü­be bile yap­tı­lar.

Bir gün öğ­ret­men, “Ar­ka­daş­lar, ben bir isim bul­dum,” dedi. “Araş­tır­dım, deve ço­ban­la­rı­na ‘Sav­ran’ de­ni­li­yor­muş. Gelin biz bu de­ve­ye bu ismi ve­re­lim.”

Her­kes bir­bi­ri­nin yü­zü­ne baktı, kısa bir ses­siz­lik­ten sonra muh­tar öne atıl­dı:

“Helal be, öğ­ret­men! Güzel isim bul­muş­sun. İster­sen halka da so­ra­lım…”

Öğ­ret­men, “El­bet­te!..” de­yin­ce muh­tar halka doğru yük­sek sesle, “Ey ahali, de­ve­mi­zin is­mi­nin ‘Sav­ran’ ol­ma­sı­nı is­ti­yor mu­su­nuz?” diye sor­duk­tan sonra “Olsun, di­yen­ler el kal­dır­sın.” dedi.

Her­kes elini kal­dır­dı ama Bin­naz Teyze kal­dır­ma­dı.

Muh­tar, “Sen niye ka­tıl­mı­yor­sun?..” diye sordu.

“Oğlum, ‘Sav­ran’ insan ismi. Şimdi deve insan oldu, biz de deve mi olduk?”

Muh­tar, “Olur mu öyle şey, iki ayak­lı deve olur mu?” de­diy­se de Bin­naz Teyze’yi ikna ede­me­di ama ço­ğun­luk bu ismi kabul et­ti­ği için de­ve­ye “Sav­ran” ismi ve­ril­di.

Boy­nu­na, üze­rin­de “Sav­ran” ya­zı­lı bir plaka as­tı­lar. Bir­kaç yıl da böyle geçti ancak Yük­sek Mah­ke­me bir türlü karar ve­re­me­di.

Ka­sa­ba halkı “il olma” rü­ya­sı gö­rür­ken bir gece dep­rem oldu. Halk çığ­lık­lar için­de so­ka­ğa koştu. Bir­çok can ve mal kaybı oldu. İl adağı deve, yı­kın­tı­lar ara­sın­dan güç­lük­le kur­ta­rı­la­bil­di, azim­liy­di. O ya­şa­mak, ka­sa­ba­lı­lar ise “il olsak da onu kes­sek” pe­şin­dey­di.

Dep­rem de at­la­tıl­dı, bü­yük­ler yeni söz­ler ver­me­ye devam etti. Sav­ran, artık yaş­lan­mış­tı. Yat­tı­ğı yer­den kalk­mak is­te­mi­yor, ona söy­le­nen güzel söz­le­re de kan­mı­yor­du. Ka­de­ri, ye­ri­ne ge­ti­ril­me­yen söz­le­re bağ­lan­mış­tı bir kere.

 

(Sabrın Sonu, Cüneyt Tanyeri, Kasabadan Esinti, Sayı: 16, 2018)

Cüneyt Tanyeri

Cüneyt Tanyeri 1965 yılında Denizli/Çivril'de dünyaya geldi. Tire Kahrat ilkokulu ve Gökçen Ortaokulunda ilköğrenimini tamamladı. Tire Şehit Albay İbrahim Karaoğlanoğlu Lisesi ve KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Bingöl, Manisa ve İzmir'de edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra emekli oldu. Halen İzmir/Tire'de oturmakta olan Tanyeri Kasabadan Esinti dergisinin yazı işleri sorumlusudur.

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.