Rüzgâr Gibi Geçti / Kemal Çavuş

/ 16 Kasım 2016 / 38 okunma / yorumsuz

Arkadaşım hala onu seviyordu, oysa aradan yıllar geçmişti; sevdiği kadın evlenmiş, uzun bir süre sonra da eşinden boşanmıştı. Boşandığını duymak onu tekrar umutlandırmıştı. Oysa kadın hiç de onun bildiği gibi değildi. Evliyken eşini aldatmış buna dayanamayan (eski) eşi de buralardan göçüp gitmişti. Kadın yine aynı kadındı… Boşandıktan sonra açtığı küçük manifaturacı dükkânının kapısında akşama kadar oturup sigara içerdi. Bazen yeni yetme piçler babalarının aldığı son model otomobilleri ile dükkânının önünde durup kara gözlüklerinin altından ona bakarak iş atarlardı o da onlara bakarak onların duyacağı şekilde küfür eder “siktir” çekerdi.  İşte böyle bir kadındı arkadaşımın aşkı. Ben ondan soğutmak için aklımca bazı numaralar çeviriyordum ama ben bir türlü anlatamıyordum: “Boş ver sen onu” diyordum, “İyice çirkinleşti kilo aldı duba gibi bir şey oldu. Dişleri de dökülmüş görsen korkarsın.” Ayrıca bir türlü, benim fırlama bir tanıdığıma ‘bana sarışın, zengin bir herif bul’ dediğini söyleyemiyordum mesela. Arkadaşım da zaten her âşık gibi, bunların hiçbirine kulak asacak gibi görünmüyordu. Aşktan gözü kör değildi aslında, O da her âşık gibi, sevdiği kadında bizim göremediğimiz başka şeyler görüyordu.  Belki de âşık olduğu kadının bile bilmediği bir sürü özellik biliyordu. Gençken birkaç kere çıkmışlardı, hepsi o kadar. Sonra kadın başka biri ile evlenmişti. Aslında bir yandan da arkadaşıma gıpta ediyordum. Aşk böyle bir şey işte diyordum ne ahlak dinlerde ne de akıl. Hiçbir güç onunla baş edemez ölüm bile. Belki de haklıdır. Aşk her şeyi aklar. Bütün geçmişi. Yeniden beraber olduklarında her şey unutulur gider. Yeni bir geçmiş oluştururlar kendilerine tertemiz bir geçmiş. Kim bilir belki de tıpkı o şiirdeki gibi  “Her başlangıçta yeni bir anlam vardır…” Ama yine de dostluk doğruyu söylemeyi gerektirmez mi? Onun üzülmesini de istemiyordum, zaten mutsuz bir çocukluk geçirmişti, çok zor şartlarda okumuştu. Bazen cebinde sadece yol parası ile okula gidip geldiği olmuştu. Stajını yaptıktan sonra İstanbul’da bir büro açmıştı.  Şimdi ekonomik bir sorunu yok, başarılı bir avukat. Buradaki adliyede işi olduğu için bir süreliğine gidip geliyordu.

Bir gün heyecanla yanıma geldi, “Bil bakalım ne oldu?”  dedi, Ne olduğunu tahmin etmek zor değildi benim için; “onunla konuştun mu?” dedim. “Evet,” dedi “beni telefonla aradı, benimle görüşmek istiyormuş. Hafta sonu yemeğe çıkıyoruz.”  Nasıl da mutluydu. Her şeye karşın onu böyle mutlu görmek yine de güzeldi. Hafta sonuna kadar ateş böceği gibi yanıp yanıp söndü.

Bir hafta kadar ortalıkta görünmedi, buradaki adliyede işi bitmişti herhalde. Kadın yine her zamanki gibi dükkânının önünde akşama kadar sigarasını tellendirmeye devam ediyordu. Sonra dayanamadım, ben aradım. “Ne oldu?” dedim “Yemek nasıl geçti?” “Rüzgâr gibi geçti.” dedi, “Nasıl yani?” dedim, “Bunca yıldan sonra nasıl hemen rüzgâr gibi geçer?” “ Ya, o beni babasının miras işi için aramış, bir sürü şey anlattı tapular, verasetçiler falan. Başım şişti. Keşke hiç görmeseydim.” dedi. “Aslında,” dedim, “anlatmaya çalıştım ama kırılmayasın diye de fazla üstelemedim.” “ Keşke üsteleseydin,” dedi, “ boşu boşuna bu ruhsuz kadın için yıllarca acı çekmişim, ona gerekli olan açıklamaları yaptıktan sonra hemen kalktı,  bir de verdiğim bilgilere karşılık yemeğin parasını bile vermeye kalktı; danışma ücretiymiş.”  “Boş ver,” dedim “üzme kendini, hiç olmazsa kafandan atmış oldun. “Yok ya!” dedi, “Aptal mıyım ben, Neden üzülecekmişim?”

Kemal Çavuş

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.