Rıfat Ilgaz’ın Şiirinin Güncelliği Üzerine / Ümit Yıldırım

/ 20 Eylül 2018 / 30 okunma / yorumsuz

 

Şi­ir­de (1)

A.​Kadir’e

Önce şi­ir­de sev­dim kav­ga­yı
Öz­gür­lü­ğü ke­li­me ke­li­me şi­ir­de.
Mısra mısra sev­dim ya­şa­ma­yı,
Öf­ke­yi de, se­vin­ci de…
Senin ışık­lı gün­le­rin,
Benim iyim­ser dost­la­rım
Hepsi hepsi şi­ir­de.
Ne varsa yi­tir­di­ğim…
Bütün bul­duk­la­rım şi­ir­de.
Ka­fi­ye­den önce gelen
Sev­gi­le­ri­miz mi sade,
Sür­gün de var
Hapis de.

Rıfat Ilgaz

ORTAM

Sa­na­tı bir yan­sıt­ma, ben­zet­me ya da tak­lit ola­rak görme eği­li­min­de­ki sa­nat­çı­nın eser­le­rin­de do­ğa­yı, in­sa­nı, ha­ya­tı an­lat­ma, be­tim­le­me ça­ba­sı için­de ol­du­ğu­nu gö­rü­rüz. Sa­na­tın bir yan­sıt­ma (mi­me­sis) ol­du­ğu­nu sa­vu­nan­la­ra göre sanat eseri bir ‘ayna’dır. Pla­ton’un bu gü­düm­lü sa­na­tı­nı Po­eti­ka’sında eleş­ti­ren Aris­to­te­les, “Sa­nat­çı­nın ha­ya­tı, in­sa­nı, dün­ya­yı yan­sıt­ma­sı başka an­lam­da­dır. O, bir tek ada­mın ha­ya­tın­da ge­nel­lik­le ha­ya­tı, in­sa­noğ­lu­nun ha­ya­tı­nı, yani ha­yat­ta ev­ren­sel olan un­sur­la­rı yan­sı­tır. Olanı değil ola­bi­lir olanı.” (2) di­ye­rek gü­nü­mü­zün sanat an­la­yı­şı­na ışık tutar. On dokuz ve yir­min­ci yüz­yıl­lar­da Ma­r­xist es­te­tik­ten yola çıkan gerçek­çi sanat, so­kak­ta­ki in­sa­nın gün­de­lik ya­şa­mı­nı bütün yön­le­riy­le yan­sı­tıl­ma­sı­nı be­nim­ser. Bu sanat akımı de­ter­mi­nist­tir. Öze ait olanı sa­na­tın­da tes­pit eden sa­nat­çı, aynı za­man­da bunu açık­lar ve yar­gı­lar.

1934’ten sonra ‘Sov­yet Ya­zar­lar Bir­li­ği’nin Bi­rin­ci Kong­re­sinde ‘Top­lum­cu Ger­çek­çi­lik’in il­ke­le­ri­nin sap­tan­ma­sın­dan sonra üre­tim güç­le­ri ve üre­ti­mi yapan sos­yal grup­la­rın bir­bi­riy­le iliş­ki­si önem ka­za­nır. İde­olo­ji­nin top­lum­la­rın ege­men sı­nıf­la­rın­ca bi­çim­len­di­ril­me­si eko­no­mik sı­nıf­lar­la, sö­mü­rü sis­te­miy­le, iliş­ki­len­di­ri­lir. Bu temel bil­gi­den yola çıkan top­lum­cu ger­çek­çi sa­nat­çı, top­lu­mun şu anki ger­çek­li­ğin­den çok top­lu­mun ne­re­ye doğru git­ti­ği­ni gös­ter­me­li­dir. Sa­na­tın yan­sıt­ma ol­du­ğu­nu kabul eden Lu­kacs, ger­çek­çi­li­ği eleş­ti­rel ger­çek­çi­lik ve top­lum­cu ger­çek­çi­lik ola­rak ikiye ayı­rıp do­ğal­cı­lı­ğın yü­ze­yi yan­sı­tan sı­nır­lı bir fo­toğ­raf ol­ma­sı ne­de­niy­le sos­yal ge­rçek­çi­li­ği yan­sı­ta­ma­ya­ca­ğı­nı söy­ler. Top­lum­cu ger­çek­çi sanat, çe­liş­ki­ler için­de­ki bi­re­yin san­cı­lı ev­ril­me­si­ni di­ya­lek­ti­ğin so­nu­cu ola­rak verir. Top­lum­cu Ge­rçek­çi sanat gö­rü­şü­nün te­me­li budur. Ancak Yücel Ka­yı­ran, Ömer Faruk Top­rak üze­rin­den yap­tı­ğı de­ğer­len­dir­me­de bu gö­rü­şün tam an­la­mıy­la ye­ri­ne ge­ti­ri­le­me­di­ği­ne vurgu yapar. (3)

Ege­men­le­rin ör­güt­len­me­si­nin do­ğa­ya ve in­sa­na yan­sı­ma­sın­da­ki yan­lış­la­rı ide­olo­ji pen­ce­re­sin­den gören Rıfat Ilgaz, soğuk ger­çek­le­ri “ben sana ma­sal­lar an­la­ta­yım” (20) di­ze­siy­le da­ya­nı­lır kıl­mak is­te­se de ‘acık­mış man­gal’ buna ola­nak ta­nı­maz. Ana­do­lu in­sa­nı­nın de­ğiş­me­yen sos­yo-eko­no­mik sı­kın­tı­la­rı o dö­ne­min ede­bi­ya­tın­da önem­li yer tutar. Bi­rin­ci Dünya Sa­va­şı’nın bütün yı­kı­cı­lı­ğı­nın ar­dın­dan İkinci Dünya Sa­va­şı bütün vah­şe­tiy­le ka­pı­da­dır artık.

Rıfat Ilgaz, şiiri bir dert dökme, sabır bi­ley­le­me ola­rak gör­mez ama ça­ğı­nın ta­nık­lı­ğı­nı ya­par­ken top­lu­ma çıkış nok­ta­la­rı­nı gös­ter­mek is­te­di­ği za­man­lar­da eli­nin ko­lu­nun bağ­lan­dı­ğı­nı (ke­lep­çe­len­di­ği­ni) görür. Bu yolda çok ağır be­del­ler öde­yen 40 ku­şa­ğı bu ne­den­le “Fe­da­iler Man­ga­sı” ola­rak anı­la­gel­miş­tir.(4) “Acılı Kuşak”ın ya­za­rı şair, ga­ze­te­ci Meh­med Kemal, Rıfat Ilgaz’ın ba­şı­na ge­len­ler “piş­miş ta­vu­ğun” ba­şı­na gel­me­miş­tir, der. (5)

Rıfat Ilgaz şi­ir­le­rin­de ölüm ger­çe­ği­ne -dö­ne­min­de sı­ra­dan ve yay­gın ol­du­ğu için- tra­jik değil daha çok alay­sa­may­la yak­la­şır. Bu yak­la­şım­da onun mizah ya­zar­lı­ğı­nın payı da var­dır:

“Ya­şa­mak zor azi­zim, / sağ ol­say­dın eğer / nasıl bu­la­cak­tın her gün, / sütü, taze yu­mur­ta­yı, pir­zo­la­yı?” (25)

Yok­sul­luk, iş ka­za­sı, geçim sı­kın­tı­sı, sö­mü­rü, ka­ra­bor­sa, man­gal, sa­na­tor­yum… Ilgaz’ın 1940’lar­da­ki şi­iri­nin temel iz­lek­le­ri­dir. Bir dilim ek­me­ğe muh­taç in­sa­nı gör­mez­den ge­len­le­rin bir ga­ri­ba­nın ce­na­ze­si ge­çer­ken say­gıy­la ayağa kalk­ma­la­rın­da­ki ah­lak­sız­lı­ğı -iki yüz­lü­lü­ğü- alay­cı ta­vır­la kınar. “Borcu bile ol­ma­yan” ba­ba­sın­dan ge­ri­ye kalan mezar ta­şıy­la övü­ne­me­yen so­kak­ta­ki in­sa­nın yal­nız­lı­ğı­nı, yok­sul­lu­ğu­nu dile ge­ti­rir şi­ir­le­rin­de. “Ka­pa­lı­çar­şı’da / re­hi­ne bı­rak­tı­ğım palto / bo­şu­na bek­le­yecek kur­tu­luş gü­nü­nü.” (35) di­ze­le­rin­de, ezil­miş in­san­la­rın el­bi­se­le­ri­ni ikin­ci el pa­zar­la­rın­da gi­yi­nip so­yun­duk­la­rı­nı dile ge­ti­rir. So­ğuk­tan tit­re­yen yok­sul­la­rın tek umudu gel­mek­te olan yaz mev­si­mi­dir. “Se­fer­ber­lik ek­me­ğiy­le bü­yü­yen” aylak ada­mın yok­sul­lu­ğu­nu şi­ir­le­rin­de konu edi­nen Ilgaz, yok­sul-var­sıl ay­rı­mı­nın ma­hal­le­de her geçen gün be­lir­gin­leş­ti­ği­ne dik­kat çeker. Ilgaz, yok­sul­lu­ğa değil bu ada­let­siz­li­ğe kar­şı­dır. Ege­men­ler, baş­kal­dı­ran ozan­dan kork­tuk­la­rı için onu kor­kut­ma­ya, sus­tur­ma­ya, yıl­dır­ma­ya ça­lı­şır:

“İkinci şiir ki­ta­bı ‘Sınıf’ı ya­yım­lar (1944), kitap sa­kın­ca­lı bu­lu­nur ve top­la­tı­lır. Bun­dan do­la­yı Rıfat Ilgaz, tu­tuk­lan­mak üzere ara­nır; has­ta­lı­ğı ne­de­niy­le iki buçuk ay sak­la­nır. Ya­za­rın değer ver­di­ği ‘Ka­rart­ma Ge­ce­le­ri’ adlı ro­ma­nı o gün­le­rin ya­şa­nan so­run­la­rı­nı konu edi­nir. Rıfat Ilgaz, iki hafta kadar San­sar­yan Han’da tu­tuk­lu kalır, sonra Top­ha­ne As­ke­rî Ce­za­evi­ne gön­de­ri­lir (24 Mayıs 1944), altı aylık hapis ce­za­sı­nı Sul­tanahmet Ce­za­evin­de ta­mam­lar. 24 Kasım 1944 yı­lın­da tah­li­ye edi­lir. Oku­mak­ta ol­du­ğu İstan­bul Üni­ver­si­te­si Ede­bi­yat Fa­kül­te­si Fel­se­fe Bö­lü­mün­den kaydı si­li­nir. Verem has­ta­lı­ğı yü­zün­den Hey­be­li­ada Sa­na­tor­yu­mu’na ya­tı­rı­lır (Eylül 1945). 4 Ara­lık 1945’te sa­na­tor­yum­dan çıkar. Sağ­lı­ğı tek­rar bo­zu­lur. Te­da­vi ola­bil­me­si için öğ­ret­men­lik mes­le­ği­ne dön­mek zo­run­da kalır. İki yıl­lık bir ara­dan sonra Kasım 1946’da Bo­ğaz­la­yan (Yoz­gat) Or­ta­oku­lu­na ata­nır. İki ay ça­lı­şır. Rapor ala­rak İstan­bul Va­li­de­bağ sa­na­tor­yu­mu­na gön­de­ri­lir. Beş ay bu­ra­da yatar. 1947’de işine son ve­ri­lir ve sa­na­tor­yum­dan çı­ka­rı­lır.” (6)

“Yarın erken kalk­ma­yı dü­şün­me­yen­ler / yir­mi­bir oy­nu­yor geç vakit / şehir ku­lü­bün­de!”(76) diye eleş­ti­ri ge­tir­di­ği şehir ku­lü­bü­nün mü­da­vim­le­ri bel­li­dir: Kay­ma­kam, be­le­di­ye baş­ka­nı, köy ağası, parti ileri ge­len­le­ri­nin vb. kı­sa­ca memur ve bü­rok­rat­la­rın halk­tan kopuk, ken­di­le­ri­ne dönük ya­şam­la­rı­dır bu se­fa­let çu­ku­ru­nu bü­yü­ten. Dev­le­ti tem­sil eden­le­rin çocuk iş­çi­le­rin ça­lış­tı­rıl­ma­sı­na, iş ka­za­la­rı­na il­gi­siz kal­ma­la­rı­na, yok­sul­luk ile var­sıl­lık ara­sın­da­ki derin uçu­ru­mun git­tik­çe bü­yü­me­si­ne ses­siz kal­ma­la­rı­na, in­san­la­rın in­san­la­rı yok say­ma­sı­na, top­lum­sal ah­lak­sız­lı­ğın, köşe dö­nü­cü­lü­ğün, ka­ra­bor­sa­cı­lı­ğın, has­ta­lık­la­rın, (fi­ren­gi, ince has­ta­lık…) top­lu­mu yoz­laş­tır­ma­sı­na, çü­rüt­me­si­ne se­yir­ci kal­ma­la­rı da değil biz­zat işin için­de ol­ma­la­rı­dır asıl sorun. T. Eag­le­ton’ın ak­tar­dı­ğı gibi “Bir çağın top­lum­sal zih­ni­ye­ti, çağın top­lum­sal iliş­ki­le­ri ta­ra­fın­dan ko­şul­la­nır. Bunun sanat ve ede­bi­yat ta­ri­hin­de ol­du­ğu kadar açık ol­du­ğu başka bir yer yok­tur.”(7)

Top­lum­da ya­şa­nan kimi utanç ve­ri­ci olay­lar, “sa­man­lık­ta bas­tı­lar” ör­ne­ğin­de ol­du­ğu gibi, tür­kü­le­re konu olur. Rıfat Ilgaz’ın ko­vuş­tur­ma­ya uğ­ra­ma­sı, ki­tap­la­rı­nın top­la­tıl­ma­sı­nın ar­ka­sın­da ah­lak­sız­lı­ğın kur­gu­lan­ma­sı değil, bu top­lum­sal çir­kin­li­ğin kayıt al­tı­na alın­ma­sı­nın ra­hat­sız edici ger­çe­ği var­dır. Oysa Ku­ru­tu­luş Sa­va­şı bun­lar ya­şan­ma­sın diye ya­pıl­mış­tır. Top­lum­da ah­la­ki bo­zul­ma­nın ya­nın­da “Sarı Çiz­me­li”, “Mus­ta­bey”, “Rüs­tem Bey” gibi olum­suz tip­ler git­tik­çe ço­ğa­lır. İşçi ve köylü yö­ne­tim­den um­du­ğu­nu bu­la­ma­dı­ğı gibi, halk ül­ke­nin gi­di­şa­tı­nı hiç iyi gör­mez:“Al­kış­la­nır böyle vaat eden­ler, / Biz sade ök­sü­rü­yo­ruz.” (101)

Top­lum­cu ger­çek­çi an­la­yış­la 1940’larda ürün­le­ri­ni ya­yım­la­tan Rıfat Ilgaz, H.İ. Di­na­mo, Ömer Faruk Top­rak, Meh­med Kemal gibi kimi sa­nat­çı­lar, o dö­nem­de türlü bas­kı­lar­la (tu­tuk­lan­ma, mah­kû­mi­yet, takip edil­me, ürün­le­ri­nin dergi ve ga­ze­te­ler­de ya­yım­lan­ma­sı­na engel olun­ma, işten el çek­tir­me) kar­şı­laş­mış­lar­dır. Baskı ve tu­tuk­la­ma­lar o dönem şair ve ya­zar­la­rı­nın ço­ğu­na uy­gu­lan­mış­tır. Orhan Veli’nin hi­kâ­ye­ci kar­de­şi Adnan Veli ajan­lık­la suç­lan­mış, Sait Faik Aba­sı­ya­nık, Çelme adlı öy­kü­sü ne­de­niy­le yar­gı­lan­mış, Yusuf Atıl­gan çok sev­di­ği mes­le­ğin­den ay­rıl­mak zo­run­da kal­mış, Sa­ba­hat­tin Ali ni­ha­ye­tin­de öl­dü­rül­müş­tür. Dö­ne­min hü­kü­me­tin­ce ya­pı­lan bu baskı ve sin­dir­me ha­re­ke­ti el­bet­te bir­kaç ör­nek­le sı­nır­lı de­ğil­dir. Dün hak­sız­ca yok sa­yı­lan­la­rın bugün yal­nız ders ki­tap­la­rın­da değil halk ara­sın­da da oku­nu­yor, ta­nı­nı­yor oluşu pa­ra­doks­sal­dır. Pa­ra­dig­ma­nın if­la­sı­na kar­şın aynı tu­tu­mun sanat ve düşün in­san­la­rı­na uy­gu­la­nı­yor olu­şu­nu an­la­ya­bil­mek ise müm­kün de­ğil­dir.

DİL VE AN­LA­TIM

Şa­ir­ler, doğal ola­rak bi­rey­sel du­yar­lık­la­rı­nı ka­le­me alan şi­ir­le­riy­le sanat ala­nı­na gi­rer­ler ço­ğun­luk­la. Ilgaz’ın, 1920’li yıl­lar­da he­ce­ci­le­rin et­ki­siy­le yaz­dı­ğı ilk şi­ir­le­rin­de kendi sos­yal sı­nı­fı­nın ger­çek­le­ri­ni dile ge­ti­re­me­di­ği gibi et­ki­sin­de kal­dı­ğı A. Kutsi Tecer şi­iri­nin sı­nır­la­rı­nı da zor­la­ya­maz. Bu ne­den­le Ilgaz, ilk şiir ki­ta­bı Ya­ren­lik’e bu dö­nem­de yaz­dı­ğı şi­ir­le­ri­ni almaz. Nâzım Hik­met ile ta­nı­şan Ilgaz, Ömer Faruk Top­rak, Hasan İzzet­tin Di­na­mo, A. Kadir ile ar­ka­daş­lık kurar. Sanat an­la­yı­şı ve dünya gö­rü­şü şe­kil­le­nir. Hak­sız­lı­ğa karşı mu­ha­lif du­ru­şu­nun ya­nın­da şiir sa­na­tı­nın çı­ta­sı­nı pek yük­sel­te­mez.8 Ilgaz, şiir ya­zma­ya devam eder ancak o daha çok mizah, öykü ve oyun ya­za­rı ola­rak ta­nı­nır.

Ilgaz’ın şiir dili so­kak­ta­ki in­sa­nın an­la­ya­ca­ğı ni­te­lik­te ol­mak­la bir­lik­te slo­gan­cı de­ğil­dir. Her sa­nat­çı ve ürünü kendi ça­ğı­nın ola­nak­la­rı­na göre de­ğer­len­di­ril­me­li, öl­çü­tün­den ha­re­ket­le Ilgaz’ın şiiri ya­şa­nan bir şi­ir­dir di­ye­bi­li­riz. Bu yö­nüy­le sa­hi­ci ve önem­li­dir. O, için­de ol­ma­dı­ğı bir ya­şan­tı­yı şi­iri­ne sok­ma­mış, sa­nat­çı ol­ma­nın be­de­li­ni hiç hak et­me­di­ği bi­çim­de tu­tu­ke­vin­de, sür­gün­de, yok­sul­luk­ta, yok sa­yıl­mak­la öde­miş­tir.

Rıfat Ilgaz şiir sa­na­tı­nı, Garip şi­iri­nin açık, an­la­şı­lır ben­zet­me­le­re pek da­yan­ma­yan söy­le­yi­şiy­le so­kak­ta­ki in­sa­nın çıp­lak ger­çek­li­ği üze­ri­ne kur­muş­tur. Nasıl ki H. İ. Di­na­mo’nun şi­irin­de­ki ses Nâzım’ın se­si­nin de­va­mıy­sa, Ilgaz’ın şiiri de açık, an­la­şı­lır, öy­kü­le­yi­ci ne­re­dey­se düz de­ni­le­bi­lecek an­la­tı­mıy­la Garip şi­irin­den ken­di­ne yol bul­muş­tur. Sı­nır­lı ben­zet­me­le­rin şiire uygun düş­tü­ğü söy­le­ne­mez ancak onun da de­di­ği gibi “Ka­fi­ye­den önce gelen / Sev­gi­le­ri­miz mi sade, / Sür­gün de var.” di­ze­le­ri ülke ger­çek­le­ri­ni ve bi­rey­sel ger­çek­li­ği­ni işa­ret eder. Yok­sul­luk, has­ta­lık, ha­pis­ha­ne, gö­zal­tı, sür­gün gibi ömür tör­pü­sü kimi ger­çek­lik­ler, onun şiir sa­na­tıy­la daha çok il­gi­len­me­si­ne engel ol­muş­tur. Şi­irin­de öy­kü­le­yi­ci-be­tim­le­yi­ci­dir çünkü unu­tul­ma­sın diye an­lat­mak is­te­di­ği ger­çek­ler var­dır. Şi­irin­de dize baş­la­rı büyük harf­le baş­lar, nok­ta­la­ma im­le­ri­ni kul­lan­maz. Özgün bu­luş­la­ra, söz oyun­la­rı­na git­mez, bunu o günün ko­şul­la­rın­da şiir sa­na­tı için ge­rek­li de gör­mez.

Onun şi­ir­le­ri­nin temel iz­lek­le­ri gü­nü­mü­zü bugün de meş­gul eden ko­nu­lar­dır. So­kak­ta­ki in­sa­nın sı­kın­tı­la­rı­nı, top­lum­sal eşit­siz­li­ği, be­ce­rik­siz yö­ne­ti­ci­le­rin yan­lış­la­rı­nı şi­ir­le­rin­de dile ge­tir­miş­tir. “Aç­la­rın boyun bük­tü­ğü mem­le­ket­te / Kişi öz­gür­lük­ten laf et­me­me­li” diyen Ilgaz, “Kişi öle­cek­se in­san­ca öl­me­li / Böyle tut­sak böyle utanç için­de değil” gibi di­ze­le­rin­de top­lum­sal san­cı­la­rı­mı­za ses olmuş, dü­şün­ce su­çuy­la yar­gı­lan­mış­tır. Oysa bizim top­lu­mu­muz­da dü­şün­ce suçu ege­men güç­le­rin dü­şün­ce kıt­lı­ğın­dan kay­nak­lan­mış­tır hep. Baş­kal­dı­ran ozan­dan kork­tuk­la­rı için ken­di­le­ri de on­la­rı kor­kut­mak is­te­miş, di­renç­le­ri­ni kır­ma­ya ça­lış­mış­lar­dır. Oysa Top­lum­cu Ger­çek­çi­lik bizim ede­bi­ya­tı­mız­da ken­di­ne özgü bir ge­le­ne­ğe sa­hip­tir. Bu ba­kım­dan “Fe­da­iler Man­ga­sı” hem kendi dö­ne­mi­nin hem de ken­din­den son­ra­ki ku­şak­la­rın ger­çek bir dü­şün­ce ön­de­ri ve gönül yol­da­şı ol­muş­tur. Ilgaz; şiir, roman ve de­ne­me­le­riy­le ça­ğı­na ayna tut­muş, söz­cük­ler­le çek­ti­ği fo­toğ­raf­la­rı bu dün­ya­ya bir ses ola­rak bı­rak­ma­ya ça­ba­la­mış­tır.1923-1940 Top­lum­cu Ger­çek­çi şi­irin ağır­lık mer­ke­zi Nâzım Hik­met ol­mak­la bir­lik­te bu ya­pı­nın is­ti­nat du­var­la­rı H.İ. Di­na­mo, Rıfat Ilgaz, Ömer Faruk Top­rak, A.​Kadir, Ahmet Arif, Memed Kemal gibi şa­ir­ler­dir. Sa­nat­çı yal­nız ça­ğı­nın ta­nı­ğı değil aynı za­man­da sa­nı­ğı­dır. Rıfat Ilgaz’ın ya­şa­mı ve şiiri bu ba­kım­dan her zaman önem­li­dir ve gün­cel­li­ği­ni ko­ru­ma­ya devam et­mek­te­dir.

——————————————-

1. Rıfat Ilgaz, Bütün Şi­ir­le­ri, Çınar Ya­yın­la­rı, Ocak 2010, s: 131

2. Berna Moran, Ede­bi­yat Ku­ram­la­rı ve Eleş­ti­ri, Cem Ya­yı­ne­vi, 6. Baskı, s: 25, İst. 1988.

3. Yücel Ka­yı­ran, Şi­iri­min Çey­rek Yüz­yı­lı, YKY, 1. Baskı, Nisan 2016, s:71

4. Rıfat Ilgaz, Fe­da­iler Man­ga­sı, Kırk Ku­şa­ğı Anı­la­rı, Haz. Öner Yağcı, Çınar Ya­yın­la­rı, 1. Basım, Kasım 1993, s: 15

5. Memed Kemal, Şa­ir­ler Dö­vü­şür, Çağ­daş Ya­yın­la­rı, 1. Baskı, Ara­lık 1981, s:133

6. Hü­se­yin Tun­cer, Ka­sa­ba­dan Esin­ti, sayı: 6, Koca Çınar: Rıfat Ilgaz, s:23,24

7. Terry Eag­le­ton, Mark­sizm ve Ede­bi­yat Eleş­ti­ri­si, Çev. Utku Öz­ma­kas, İle­ti­şim Yay.3. Bakı 2015, s: 20

8. Metin Cen­giz, Top­lum­cu Ger­çek­çi Şiir, Şi­ir­den yay. 2. Basım, 2015

 

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.