Persona / Kemal Çavuş

/ 2 Ağustos 2016 / 10 okunma / yorumsuz

Her se­fe­rin­de “bu sene büyük şehre tayin is­te­ye­ce­ğim” di­yo­rum ama yük­sek ki­ra­la­rı, yakıt mas­ra­fı­nı dü­şü­nün­ce ka­sa­ba­nın bi­rin­de karar kı­lı­yo­rum yine. Hem ga­li­ba ka­sa­ba­la­rı se­vi­yo­rum. Bu sefer ki ka­sa­ba hariç. Her ka­sa­ba di­ğer­le­rin­den fark­lı­dır tabi ama bu­ra­sı ger­çek­ten tuhaf. Ne yap­tım­sa bu nan­kör in­san­la­ra ya­ra­na­ma­dım. Ça­lış­tı­ğım da­ire­de hiç­bir sorun yok, her­kes beni ta­nı­yor ama işten çı­kın­ca her şey de­ği­şi­yor. Adam bana bir gün önce bütün ha­ya­tı­nı an­la­tı­yor ama er­te­si gün mer­ha­ba de­yin­ce selam bile ver­mi­yor, işi ol­du­ğu zaman ça­lış­tı­ğım da­ire­ye ge­li­yor­lar bana adım­la hitap edi­yor­lar ama dı­şa­rı­da gö­rün­ce boş boş su­ra­tı­ma ba­kı­yor­lar sanki hiç o insan de­ğil­ler. Tamam daha önce bunun gibi olay­lar­la kar­şı­laş­tım ör­ne­ğin ma­hal­le­den ar­ka­da­şım ça­lış­tı­ğı be­le­di­ye­de bil­mem ne mü­dü­rü ol­du­ğun­da “ne haber lan Suat?” de­yin­ce “İyidir Birol Bey siz na­sıl­sı­nız?” diye cevap ver­miş­ti hiç ol­maz­sa adımı doğru söy­le­miş­ti. Yelda’ya da“sen­den hoş­la­nı­yo­rum.” de­di­ğim­de çok resmi bir şe­kil­de o hilal kaş­la­rı­nı kal­dı­rıp: “Par­don Birol Bey an­la­ya­ma­dım?” de­miş­ti ama hepsi de Birol’u ha­tır­la­mış­tı.

Da­ire­de ça­lı­şan­la­ra hafif du­ru­mu çıt­lat­ma­yı de­ne­dim “Amma da tuhaf in­san­lar değil mi?” “Neden Birol Bey?” “Bi­li­yor­su­nuz ya bazen sizi ta­nı­ma­maz­lık­tan ge­li­yor­lar ‘mer­ha­ba ne haber’ di­yor­sun, herif seni ta­nı­mak için tip tip ba­kı­yor” “Valla Birol Bey, sizi daha iyi ta­nı­yor­lar­dır ne de olsa şef­siz­si­niz.” “Yok canım, da­ire­de iş­le­ri olun­ca ta­nı­yor­lar dı­şa­rı çı­kın­ca yü­zü­me bile bak­mı­yor­lar.” “İyi ama neden böyle yap­sın­lar ki? Bu­ra­nın in­sa­nı me­mur­la­ra karşı son de­re­ce say­gı­lı­dır.”

Me­se­la şu lo­kan­ta­cı herif geçen gün öğlen sa­ati­ne yakın, da­ire­ye geldi bana selam verdi, ko­nuş­tuk, on beş da­ki­ka sonra öğlen arası oldu onun lo­kan­ta­sı­na git­tim büyük bir ne­şey­le “Ee ustam bugün neler yap­tın ba­ka­lım?” dedim adam gayet resmi bir şe­kil­de bütün ye­mek­le­ri saydı. Sanki kim­ya­ger, la­bo­ra­tu­ar­da­ki ele­ment­le­ri sa­yı­yor. Bu olay­dan sonra da­ya­na­ma­yıp bi­ra­de­ri­mi arı­yo­rum “Artık da­ya­na­mı­yo­rum bu Al­la­hın ce­za­sı ka­sa­ba­ya” di­yo­rum “Oolum man­yak mısın nesin sen, bak­sa­na işine gü­cü­ne, bak­tın ol­mu­yor, se­ne­ye tayin is­ter­sin” diyor “Ko­lay­dı öyle ha de­yin­ce tayin çıkar mı?” “Bak Birol” diyor bi­ra­de­rim “Bun­lar iyi be­lir­ti­ler değil ben sana ka­fa­nı takma de­dik­çe sen hala bozuk plak gibi dönüp do­la­şıp aynı şey­le­ri söy­le­yip du­ru­yor­sun.” “Ya bil­di­ğin gibi değil, valla doğru söy­lü­yo­rum, man­yak bun­la­rın hepsi ka­sa­ba­nın ta­ma­mı deli.” “Ya sen deli misin di­va­ne misin bütün ka­sa­ba deli olur mu?” “Neden ol­ma­sın?” di­yo­rum, “Sa­de­ce bi­rey­ler de­lir­mez ki ka­sa­ba­lar da de­li­re­bi­lir. Son oku­du­ğum ki­ta­ba göre Orta Çağın ikin­ci ya­rı­sın­da Al­man­ya’da İtalya’da in­san­dan in­sa­na geçen his­te­ri sal­gın­la­rı gö­rül­müş İtalya’da buna ta­ran­tizm di­yor­lar­mış.” “Ulan sı­çı­cam senin ta­ran­tiz­mi­ne ma­ran­tiz­mi­ne man­yak herif. O abuk subuk ki­tap­la­rı okuma dedim sana kaç kere, okuya okuya man­yak oldun iyice.” “…Neyse bak şöyle ya­pa­lım, sen an­la­şı­lan iyice bu­nal­dın orada, is­ter­sen izin ya da rapor falan al biraz hava de­ği­şi­mi iyi gelir. Hadi sıkma ca­nı­nı.” “Tamam” di­yo­rum “İyi fikir.” Hal­bu­ki ka­sa­ba­lı­ya yakın olmak için gel­di­ğim gün­den beri elim­den ge­le­ni yap­tım; Sa­kal­lı hacı bak­ka­la her git­ti­ğim­de “se­la­mı­na­ley­küm.” diye se­lam­la­yıp ko­nuş­ma ara­la­rı­na bol bol “Al­la­ha şükür, ham­dol­sun” sı­kış­tır­dım. Özel­lik­le ham­dol­sun der­ken boy­nu­mu ha­fif­çe yana ya­tır­ma­yı ihmal et­me­dim bu ha­re­ket Dünya hırs­la­rın­da vaz ge­çi­şi­min ve tüm kal­bim­le Allah’a tes­li­mi­ye­ti­min gös­ter­ge­siy­di. Hasta Fe­ner­bah­çe­li ka­sap­la her git­ti­ğim­de Fener mu­hab­be­ti yap­tım. Bi­ra­ha­ne­ci Cemil’e İrlan­da’nın meş­hur siyah bi­ra­sı­nın nasıl ya­pıl­dı­ğı­nı an­lat­tım. Sonra şu ke­çi­sa­kal­lı solcu he­rif­le dinin nasıl afyon gibi in­san­la­rı uyuş­tur­du­ğu­nu ko­nuş­tuk. Ada­mın göz­le­ri par­la­mış­tı “Çok kitap oku­du­ğu­nuz belli Birol Bey.” de­miş­ti, Ben de “Yok canım olaya sa­de­ce di­ya­lek­tik açı­dan ba­kı­yo­rum.” de­miş­tim. Ço­cuk­la çocuk oldum yaşlı ile yaşlı. Hatta bazı ge­ce­ler eve ge­lir­ken evin önün­de hav­la­yan kö­pek­le­re bile hav­la­ya­rak cevap ver­dim, böy­le­lik­le on­la­ra “siz­den bi­ri­yim” me­sa­jı­nı ver­mek is­te­dim. Daha ne ya­pa­yım. Ga­la­ta­sa­ray şam­pi­yon ol­du­ğun­da bütün ta­raf­tar­lar­la be­ra­ber ka­sa­ba­nın mey­da­nın­da halay çek­tim ama yok bir or­tam­dan başka or­ta­ma gi­rin­ce adam­lar beni ha­tır­la­mı­yor bile. Hadi bun­lar ha­tır­la­mı­yor fo­toğ­raf­çı sa­la­ğa ne olu­yor? Çok su­rat­sız çı­kı­yo­rum diye belki on poz res­mi­mi çekti re­sim­le­ri al­ma­ya git­ti­ğim­de beni ha­tır­la­ma­dı bile tamam dedim bir sürü insan fo­toğ­raf çek­ti­ri­yor ha­tır­la­ya­ma­mış­tır ama fo­toğ­raf­la­ra ba­kın­ca da bu­la­ma­dık. Bir tek şu sar­kık bı­yık­lı İbra­him’i sıkı bir mil­li­yet­çi ol­du­ğu­ma bir türlü inan­dı­ra­ma­dım, “Birol adı ge­nel­de Sa­be­tay­cı­lar­da olur dedi” “Ne il­gi­si var İbra­him?” dedim “Tür­koğ­lu Tür­küm ben” Ba­ba­an­ne­min Er­me­ni ol­du­ğu­nu söy­le­sem yü­zü­me bile bak­maz­dı “Bizim ata­la­rı­mız,” dedim “Ta Orta Asya’dan gel­miş, de­de­le­ri­miz­den kalma so­yu­mu­zun bir se­ce­re­si bile var” İbra­him’e so­rar­san önem­li in­san­la­rın hepsi ya mason ya da sa­be­tay­cı, bun­lar mil­li­yet­çi­le­rin bile içine sız­mış­lar. Şef ol­ma­mın ne önemi var di­yo­rum için­den. Pa­ra­no­yak herif…

Sonra ger­çek­ten ra­hat­sız­lan­dım. Bi­ra­de­ri­min de­di­ği ger­çek oldu, yalan söy­le­me­me gerek bile kal­ma­dı. Dok­tor benim ra­hat­sız­lı­ğı­mı onay­la­dı. As­lın­da her şey dü­ğü­ne git­mem­le or­ta­ya çıktı, bu yüz­den beni dü­ğü­nü­ne davet ede­rek ra­hat­sız­lı­ğı­mın or­ta­ya çık­ma­sı­nı sağ­la­yan genç mesai ar­ka­da­şı­ma min­net­ta­rım. Eğer beni dü­ğü­nü­ne ça­ğır­ma­say­dı ve ben de dü­ğün­de fe­na­laş­ma­say­dım bu tayin işi asla ol­ma­ya­cak­tı. Her­kes gibi en güzel el­bi­se­le­ri­mi giy­dim. Da­ma­da da­ire­de­ki­ler­le be­ra­ber ortak bir he­di­ye al­mış­tık ama ben yine de kendi adıma he­di­ye­si­ni ver­mek üzere yakın ak­ra­ba­la­rı ile be­ra­ber takı tak­mak için sı­ra­ya gir­dim. Böy­le­ce ka­sa­ba halkı ile daha içli dışlı ola­cak­tım. Fe­ner­li kasap, hacı bak­kal, ke­çi­sa­kal­lı solcu herif, Bi­ra­ha­ne­ci Cemil, sar­kık bı­yık­lı İbra­him, her sene şam­pi­yon­luk kut­la­ma­sı yap­tı­ğı­mız de­ği­şik ta­kım­la­rı des­tek­le­yen genç­ler her­kes ama her­kes ora­day­dı. Bir­den yü­züm­de bir acı his­set­tim, göz­le­rim se­yir­me­ye baş­la­dı, ya­nak­la­rım tir tir tit­ri­yor­du kuy­ruk­ta­ki her­kes tuhaf tuhaf yü­zü­me bak­ma­ya baş­la­dı. (zaten ne zaman nor­mal bak­tı­lar ki?) Acı­dan yü­zü­mü ka­pat­tım in­le­me­ye baş­la­dım “Yüzüm, yüzüm!” diye ba­ğı­rı­yor­dum her­kes bir­bi­ri­ne ta­nı­yan var mı diye so­ru­yor­du so­nun­da par­mak­la­rı­mın ara­sın­dan ada­mın bi­ri­nin gel­di­ği­ni gör­düm “Bey efen­di ne­yi­niz var?” dedi, başka biri “Ge­li­nin bir ya­kı­nı ga­li­ba.” dedi. Beni apar topar ka­sa­ba­nın Dev­let has­ta­ne­si­ne kal­dır­dı­lar. Dok­tor yü­zü­mü mu­aye­ne etti “Yü­zü­nüz­de bir şey yok” “Hiç mi?” dedim hırs­la “Hiç…” diye ce­vap­la­dı “Yalan mı söy­lü­yo­rum be adam?” diye ba­ğır­dım. Sonra, hem­şi­re­ye kaş göz işa­re­ti ya­pa­rak bir iğne yap­ma­sı­nı söy­le­di. Mışıl mışıl uyu­mu­şum. İyi­leş­tik­ten sonra Hemen tayin iş­lem­le­ri baş­la­dı sağ olsun da­ire­de­ki müdür ta­yi­nim­le biz­zat il­gi­len­di. Dok­tor aler­jik as­tı­mım ol­du­ğu için bu yem­ye­şil or­man­lar­la kaplı ka­sa­ba­da ça­lış­ma­mın “uygun” ol­ma­dı­ğı hak­kın­da bir rapor ha­zır­la­dı bu sa­ye­de ta­yi­nim çıktı. Yoksa bu Al­la­hın ce­za­sı tuhaf ka­sa­ba­dan sit­tin sene kur­tu­la­maz­dım. Bazen hasta olmak ger­çek­ten çok işe ya­rı­yor.

Etiketler

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.