Oktay Akbal’ı Yazmak / Şadan Gökovalı

/ 29 Ağustos 2018 / 185 okunma / yorumsuz

Şadan Gökovalı
Şadan GÖKOVALI

Yıl­lar­ca Ege Üni­ver­si­te­si İle­ti­şim Fa­kül­te­sin­de okut­tu­ğum ders­ler­den bi­ri, “Ya­zı Tür­le­ri”. Bu bağ­lam­da ya­zın­sal tür­le­ri 24­’e ayı­rı­rım. Bun­ca ya­zı tü­rü­nün her bi­rin­de ka­lem oy­nat­mış Ok­tay Ak­bal ağa­be­yi, 28 Ey­lül 2015’­te Gö­ko­va­/Ak­ya­ka’­da; Na­il Ça­kır­han ve Ha­let Çam­bel­’in ya­nın­da top­ra­ğa ver­dik.

­Ken­di­mi bil­dim bi­le­li ya­zı­la­rı­nı hay­ran­lık­la oku­du­ğum us­ta ile bir­kaç gün­lük bir­lik­te­li­ğim, Mi­mar­lar Oda­sı­nın dü­zen­le­di­ği Kay­ra-­Lik­ya ge­zi­sin­de ol­du. Bu tur­da -had­dim ola­rak- ben reh­ber­lik edi­yo­rum. Ge­zi­nin ama­cı, bu al­tın kı­yı­la­rın ta­lan edil­me­si­ne kar­şı çık­mak, ka­mu­o­yun­da far­kın­da­lık ya­rat­mak­tı. Ge­zi­len bir­kaç gün son­ra Ok­tay Ak­bal, bu ey­lem­le il­gi­li iş­lev­sel bir ya­zı yaz­dı. Ya­zı­sın­da, ben ko­nu­şur­ken mi­to­lo­ji­de­ki tan­rı ve tan­rı­ça­la­rı, kral, kra­li­çe ve tan­rı­sal kah­ra­man­la­rın çev­re­miz­de top­laş­tı­ğı­nı be­lirt­ti. (Bir reh­ber için ne den­li övü­nü­le­cek bir şey­di bu.) Ba­lık­çı’­nın de­di­ği gi­bi, reh­ber, an­lat­mak­la kal­ma­ma­lı; din­le­yen­le­re an­lat­tık­la­rı­nı ya­şat­ma­lıy­dı.

­ Ak­ya­ka Yıl­la­rı

­ Ol­dum ola­sı, Gö­ko­va ile bi­ti­şi­ğin­de­ki Ak­ya­ka’­yı mes­ken tu­tan­la­ra say­gı du­ya­rım. Me­lih Cev­det An­day, İl­han Sel­çuk, Ad­nan Pek­man, Din­çer Sü­mer, Sa­dun Bo­ro, Ok­tay Ekin­ci ve Ok­tay Ak­bal gi­bi.

30 yıl ka­dar ön­ce Ak­bal çif­ti, Ak­ya­ka’­ya ke­sin yer­leş­me ka­ra­rı al­dı. Bir­lik­te bu köy­de­ki ev­le­ri gez­dik; büt­çe­le­ri­ne uy­gun, no­hut oda -­ bak­la so­fa, avuç içi ka­dar bah­çe­si olan bir ev edin­di­ler.

­Ya­zı­la­rı­nı bu­ra­da ya­zıp ga­ze­te ve ya­yı­nev­le­ri­ne faks­la ya da pos­ta ile gön­de­ri­yor­du. Halk, köy­de­ki kü­tüp­ha­ne­ye onun adı­nı ver­di ve ya­pı­nın önü­ne bir de büs­tü­nü dik­ti. Ben her yaz ken­di­le­ri­ni zi­ya­ret eder, on­lar da be­nim ba­ba evi­mi Ak­bal’­lan­dı­rır­lar­dı. Bu ge­liş­le­rin­den bi­rin­de Ay­la Ab­la, be­nim bah­çem­de, “Çı­nar De­de ile Ih­la­mur Ni­ne” gi­bi bir ağa­cı gö­rün­ce şa­şa­kal­dı. Aşı­la­dı­ğım bir tu­run­cun bir da­lın­da por­ta­kal, öbür da­lın­da man­da­li­na bitmiş­ti. Ay­la Ab­la’­nın se­vinç çığ­lı­ğı­nı du­yan Şa­dan du­rur mu? On­la­rın ev­de bu­lun­ma­dı­ğı sı­ra­da bir da­lın­da por­ta­kal, öbür da­lın­da man­da­li­na aşı­lı bir fidan di­ki­ver­dim bah­çe­le­ri­ne! Ay­la Ab­la, ev­le­rin­den hiç ek­sik ol­ma­yan dost­la­rı­na bu mu­ci­ze (!) ağa­cı gös­te­rir, bir­lik­te se­vi­nir­ler­di.

­ Us­ta, son yıl­lar­da kö­tü­le­miş­ti. Par­mak­la­rı, emek­tar dak­ti­lo­su­nu tuş­la­rın­da sek­mi­yor; okur­la­rı onun “A­ra­da bir” ya­zı­la­rı­nı oku­ya­mı­yor­du.

­Sa­nat­çı­yı iki du­rum ra­hat­sız eder: Üre­te­me­mek ve ya­rın­sız­lık. Ok­tay Ağa­bey, ya­rı­nın ki­ta­bın­da ken­di­si­ne par­lak say­fa­lar edin­miş­ti ama ya­za­ma­mak? Ya­za­ca­ğı ni­ce şe­yi öbür dün­ya­ya gö­tür­mek! Ba­lık­çı­nın de­di­ği gi­bi; “Ya­rın mut­la­ka çı­ka­cak­tı ama dü­şün­ce­yi ya­za­bi­len bi­r tek­no­lo­ji ge­liş­ti­ri­le­bil­sey­di.”

2015 ya­zın­da­ki uğ­ra­yış­la­rım­dan bi­rin­de, ku­la­ğı­ma bir üzün­tü­sü­nü fı­sıl­da­dı ve on­dan hiç duy­mak is­te­me­di­ğim bir tüm­ce duy­dum: “İn­san öl­mek is­te­yin­ce öle­mi­yor ki!..”

­ Ok­tay Ak­bal­’a Ar­ma­ğan

­ O an, da­ha ge­cik­me­yip ge­cik­tir­me­den “Ok­tay Ak­bal Ki­ta­bı” yaz­mak fik­ri şim­şek gi­bi çak­tı ka­fam­da. Ki­tap­lı­ğım­da­ki Ak­bal Kül­li­ya­tı­nı önü­me ser­dim; İz­mir’­de bı­rak­tı­ğım ba­zı ki­tap­la­rı da Ay­la Ab­la’­dan ve Ok­tay Ağa­bey­’in adı­nı ta­şı­yan ül­kü ma­be­di kü­tüp­ha­ne­den edin­dim. (Bu ko­nu­da­ki cö­mert kat­kı­sı için, Gö­ko­va Ak­ya­ka’­yı Se­ven­ler Der­ne­ği Baş­ka­nı -adı gi­bi ay­dın- Ay­dın Tu­runç­’a te­şek­kür borç­lu­yum.)

24 ya­şın­day­ken ken­di­si­ni üne ka­vuş­tu­ran “Ön­ce Ek­mek­ler Bo­zul­du” dan baş­la­ya­rak ro­man­la­rın­dan bö­lüm­ler, öy­kü, de­ne­me ve kö­şe ya­zı­la­rın­dan seç­me­ler­le; Nu­rul­lah Ataç’­tan baş­la­ya­rak ken­di­si hak­kın­da ya­zıl­mış ya­zı­lar­dan ör­nek­ler seç­tim. Der­le­me­mi, ayık­la­ya ayık­la­ya 300 say­fa­ya ka­dar in­dir­dim.

­He­men tüm kay­nak­la­rın yaz­dı­ğı­nın ak­si­ne, bu yıl Ok­tay Ağa­bey; 1923’­te de­ğil 1922’­de doğ­du­ğu­nu açık­la­dı. Ay­la Ab­la, “Bu­nu ba­na ne­den söy­lem­edin?” di­ye ha­yıf­lan­dı. İlk ki­ta­bı 1946’­da ya­yım­lan­dı­ğı­na gö­re ça­lış­ma­mın adı “Sa­na­tı­nın 70. Yı­lın­da Ok­tay Ak­bal” ola­cak­tı. Baş­lık ve içe­rik tas­la­ğı­nı be­ğe­nip onay­la­dı­lar. Ese­ri, Muğ­la Bü­yük­şe­hir Be­le­di­ye­si Kül­tür Ya­yın­la­rı ara­sın­da çık­ma­sı di­le­ğiy­le Baş­kan Dr. Os­man Gü­rün­’e tes­lim et­tim. Bu­na rast­lan­tı mı yoksa geç kal­mış­lık mı de­me­li bil­mi­yo­rum; ki­ta­bı, Muğ­la Bü­yük­şe­hir Be­le­di­ye Baş­ka­nı Dr. Gü­rün­’e ver­mem­den üç gün son­ra Ok­tay Ak­bal; Kay­ra gök­le­ri­ne göz­le­ri­ni yum­du. Do­ğal ola­rak ça­lış­ma­nın adı­nı “Ok­tay Ak­bal­’a Ar­ma­ğan” ola­rak de­ğiş­tir­dim; ölü­mün­den son­ra ar­dın­dan ya­zı­lan­lar­dan bir seç­me­yi de ki­ta­bın so­nu­na ek­le­dim.

O­ku­mak­ta ol­du­ğu­nuz bu ya­zı­yı rah­met­li­nin “Hi­ro­şi­ma­lar Ol­ma­sın” ki­ta­bı­nı anım­sa­ya­rak dos­tu Na­zım Hik­met­’in “Kız Ço­cu­ğu” şi­i­riy­le bi­ti­ri­yo­rum:

“­Ka­pı­la­rı ça­lan be­nim,
­Ka­pı­la­rı bi­rer bi­rer.
­Gö­zü­nü­ze gö­rü­ne­mem,
­Gö­ze gö­rün­mez ölü­ler.

­Hi­ro­şi­ma ‘da öle­li,
­O­lu­yor bir on yıl ka­dar.
­Ye­di ya­şın­da bir kı­zım.
­Bü­yü­mez ölü ço­cuk­lar.

­Saç­la­rım tu­tuş­tu ön­ce,
­Göz­le­rim yan­dı kav­rul­du
­Bir avuç kül olu­ver­dim.
­Kü­lüm ha­va­ya sav­rul­du.

­Be­nim siz­den ken­dim için
­Hiç­bir şey is­te­di­ğim yok.
­Şe­ker bi­le yi­ye­mez ki
­kaât gi­bi ya­nan ço­cuk.

­Ça­lı­yo­rum ka­pı­nı­zı,
­Tey­ze­,am­ca bir im­za ver.
­Ço­cuk­lar öl­dü­rül­me­sin
­Şe­ker de yi­ye­bil­sin­ler.”

­ Mer­ha­ba sa­na ağa­bey;

Muğ­la’­dan, Tür­ki­ye’­den, Dün­ya’ dan!

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.