Oktay Akbal’ı Yazmak / Şadan Gökovalı

/ 29 Ağustos 2018 / 230 kez okunmuştur / yorumsuz

Şadan Gökovalı
Şadan GÖKOVALI

Yıl­lar­ca Ege Üni­ver­si­te­si İle­ti­şim Fa­kül­te­sin­de okut­tu­ğum ders­ler­den bi­ri, “Ya­zı Tür­le­ri”. Bu bağ­lam­da ya­zın­sal tür­le­ri 24­’e ayı­rı­rım. Bun­ca ya­zı tü­rü­nün her bi­rin­de ka­lem oy­nat­mış Ok­tay Ak­bal ağa­be­yi, 28 Ey­lül 2015’­te Gö­ko­va­/Ak­ya­ka’­da; Na­il Ça­kır­han ve Ha­let Çam­bel­’in ya­nın­da top­ra­ğa ver­dik.

­Ken­di­mi bil­dim bi­le­li ya­zı­la­rı­nı hay­ran­lık­la oku­du­ğum us­ta ile bir­kaç gün­lük bir­lik­te­li­ğim, Mi­mar­lar Oda­sı­nın dü­zen­le­di­ği Kay­ra-­Lik­ya ge­zi­sin­de ol­du. Bu tur­da -had­dim ola­rak- ben reh­ber­lik edi­yo­rum. Ge­zi­nin ama­cı, bu al­tın kı­yı­la­rın ta­lan edil­me­si­ne kar­şı çık­mak, ka­mu­o­yun­da far­kın­da­lık ya­rat­mak­tı. Ge­zi­len bir­kaç gün son­ra Ok­tay Ak­bal, bu ey­lem­le il­gi­li iş­lev­sel bir ya­zı yaz­dı. Ya­zı­sın­da, ben ko­nu­şur­ken mi­to­lo­ji­de­ki tan­rı ve tan­rı­ça­la­rı, kral, kra­li­çe ve tan­rı­sal kah­ra­man­la­rın çev­re­miz­de top­laş­tı­ğı­nı be­lirt­ti. (Bir reh­ber için ne den­li övü­nü­le­cek bir şey­di bu.) Ba­lık­çı’­nın de­di­ği gi­bi, reh­ber, an­lat­mak­la kal­ma­ma­lı; din­le­yen­le­re an­lat­tık­la­rı­nı ya­şat­ma­lıy­dı.

­ Ak­ya­ka Yıl­la­rı

­ Ol­dum ola­sı, Gö­ko­va ile bi­ti­şi­ğin­de­ki Ak­ya­ka’­yı mes­ken tu­tan­la­ra say­gı du­ya­rım. Me­lih Cev­det An­day, İl­han Sel­çuk, Ad­nan Pek­man, Din­çer Sü­mer, Sa­dun Bo­ro, Ok­tay Ekin­ci ve Ok­tay Ak­bal gi­bi.

30 yıl ka­dar ön­ce Ak­bal çif­ti, Ak­ya­ka’­ya ke­sin yer­leş­me ka­ra­rı al­dı. Bir­lik­te bu köy­de­ki ev­le­ri gez­dik; büt­çe­le­ri­ne uy­gun, no­hut oda -­ bak­la so­fa, avuç içi ka­dar bah­çe­si olan bir ev edin­di­ler.

­Ya­zı­la­rı­nı bu­ra­da ya­zıp ga­ze­te ve ya­yı­nev­le­ri­ne faks­la ya da pos­ta ile gön­de­ri­yor­du. Halk, köy­de­ki kü­tüp­ha­ne­ye onun adı­nı ver­di ve ya­pı­nın önü­ne bir de büs­tü­nü dik­ti. Ben her yaz ken­di­le­ri­ni zi­ya­ret eder, on­lar da be­nim ba­ba evi­mi Ak­bal’­lan­dı­rır­lar­dı. Bu ge­liş­le­rin­den bi­rin­de Ay­la Ab­la, be­nim bah­çem­de, “Çı­nar De­de ile Ih­la­mur Ni­ne” gi­bi bir ağa­cı gö­rün­ce şa­şa­kal­dı. Aşı­la­dı­ğım bir tu­run­cun bir da­lın­da por­ta­kal, öbür da­lın­da man­da­li­na bitmiş­ti. Ay­la Ab­la’­nın se­vinç çığ­lı­ğı­nı du­yan Şa­dan du­rur mu? On­la­rın ev­de bu­lun­ma­dı­ğı sı­ra­da bir da­lın­da por­ta­kal, öbür da­lın­da man­da­li­na aşı­lı bir fidan di­ki­ver­dim bah­çe­le­ri­ne! Ay­la Ab­la, ev­le­rin­den hiç ek­sik ol­ma­yan dost­la­rı­na bu mu­ci­ze (!) ağa­cı gös­te­rir, bir­lik­te se­vi­nir­ler­di.

­ Us­ta, son yıl­lar­da kö­tü­le­miş­ti. Par­mak­la­rı, emek­tar dak­ti­lo­su­nu tuş­la­rın­da sek­mi­yor; okur­la­rı onun “A­ra­da bir” ya­zı­la­rı­nı oku­ya­mı­yor­du.

­Sa­nat­çı­yı iki du­rum ra­hat­sız eder: Üre­te­me­mek ve ya­rın­sız­lık. Ok­tay Ağa­bey, ya­rı­nın ki­ta­bın­da ken­di­si­ne par­lak say­fa­lar edin­miş­ti ama ya­za­ma­mak? Ya­za­ca­ğı ni­ce şe­yi öbür dün­ya­ya gö­tür­mek! Ba­lık­çı­nın de­di­ği gi­bi; “Ya­rın mut­la­ka çı­ka­cak­tı ama dü­şün­ce­yi ya­za­bi­len bi­r tek­no­lo­ji ge­liş­ti­ri­le­bil­sey­di.”

2015 ya­zın­da­ki uğ­ra­yış­la­rım­dan bi­rin­de, ku­la­ğı­ma bir üzün­tü­sü­nü fı­sıl­da­dı ve on­dan hiç duy­mak is­te­me­di­ğim bir tüm­ce duy­dum: “İn­san öl­mek is­te­yin­ce öle­mi­yor ki!..”

­ Ok­tay Ak­bal­’a Ar­ma­ğan

­ O an, da­ha ge­cik­me­yip ge­cik­tir­me­den “Ok­tay Ak­bal Ki­ta­bı” yaz­mak fik­ri şim­şek gi­bi çak­tı ka­fam­da. Ki­tap­lı­ğım­da­ki Ak­bal Kül­li­ya­tı­nı önü­me ser­dim; İz­mir’­de bı­rak­tı­ğım ba­zı ki­tap­la­rı da Ay­la Ab­la’­dan ve Ok­tay Ağa­bey­’in adı­nı ta­şı­yan ül­kü ma­be­di kü­tüp­ha­ne­den edin­dim. (Bu ko­nu­da­ki cö­mert kat­kı­sı için, Gö­ko­va Ak­ya­ka’­yı Se­ven­ler Der­ne­ği Baş­ka­nı -adı gi­bi ay­dın- Ay­dın Tu­runç­’a te­şek­kür borç­lu­yum.)

24 ya­şın­day­ken ken­di­si­ni üne ka­vuş­tu­ran “Ön­ce Ek­mek­ler Bo­zul­du” dan baş­la­ya­rak ro­man­la­rın­dan bö­lüm­ler, öy­kü, de­ne­me ve kö­şe ya­zı­la­rın­dan seç­me­ler­le; Nu­rul­lah Ataç’­tan baş­la­ya­rak ken­di­si hak­kın­da ya­zıl­mış ya­zı­lar­dan ör­nek­ler seç­tim. Der­le­me­mi, ayık­la­ya ayık­la­ya 300 say­fa­ya ka­dar in­dir­dim.

­He­men tüm kay­nak­la­rın yaz­dı­ğı­nın ak­si­ne, bu yıl Ok­tay Ağa­bey; 1923’­te de­ğil 1922’­de doğ­du­ğu­nu açık­la­dı. Ay­la Ab­la, “Bu­nu ba­na ne­den söy­lem­edin?” di­ye ha­yıf­lan­dı. İlk ki­ta­bı 1946’­da ya­yım­lan­dı­ğı­na gö­re ça­lış­ma­mın adı “Sa­na­tı­nın 70. Yı­lın­da Ok­tay Ak­bal” ola­cak­tı. Baş­lık ve içe­rik tas­la­ğı­nı be­ğe­nip onay­la­dı­lar. Ese­ri, Muğ­la Bü­yük­şe­hir Be­le­di­ye­si Kül­tür Ya­yın­la­rı ara­sın­da çık­ma­sı di­le­ğiy­le Baş­kan Dr. Os­man Gü­rün­’e tes­lim et­tim. Bu­na rast­lan­tı mı yoksa geç kal­mış­lık mı de­me­li bil­mi­yo­rum; ki­ta­bı, Muğ­la Bü­yük­şe­hir Be­le­di­ye Baş­ka­nı Dr. Gü­rün­’e ver­mem­den üç gün son­ra Ok­tay Ak­bal; Kay­ra gök­le­ri­ne göz­le­ri­ni yum­du. Do­ğal ola­rak ça­lış­ma­nın adı­nı “Ok­tay Ak­bal­’a Ar­ma­ğan” ola­rak de­ğiş­tir­dim; ölü­mün­den son­ra ar­dın­dan ya­zı­lan­lar­dan bir seç­me­yi de ki­ta­bın so­nu­na ek­le­dim.

O­ku­mak­ta ol­du­ğu­nuz bu ya­zı­yı rah­met­li­nin “Hi­ro­şi­ma­lar Ol­ma­sın” ki­ta­bı­nı anım­sa­ya­rak dos­tu Na­zım Hik­met­’in “Kız Ço­cu­ğu” şi­i­riy­le bi­ti­ri­yo­rum:

“­Ka­pı­la­rı ça­lan be­nim,
­Ka­pı­la­rı bi­rer bi­rer.
­Gö­zü­nü­ze gö­rü­ne­mem,
­Gö­ze gö­rün­mez ölü­ler.

­Hi­ro­şi­ma ‘da öle­li,
­O­lu­yor bir on yıl ka­dar.
­Ye­di ya­şın­da bir kı­zım.
­Bü­yü­mez ölü ço­cuk­lar.

­Saç­la­rım tu­tuş­tu ön­ce,
­Göz­le­rim yan­dı kav­rul­du
­Bir avuç kül olu­ver­dim.
­Kü­lüm ha­va­ya sav­rul­du.

­Be­nim siz­den ken­dim için
­Hiç­bir şey is­te­di­ğim yok.
­Şe­ker bi­le yi­ye­mez ki
­kaât gi­bi ya­nan ço­cuk.

­Ça­lı­yo­rum ka­pı­nı­zı,
­Tey­ze­,am­ca bir im­za ver.
­Ço­cuk­lar öl­dü­rül­me­sin
­Şe­ker de yi­ye­bil­sin­ler.”

­ Mer­ha­ba sa­na ağa­bey;

Muğ­la’­dan, Tür­ki­ye’­den, Dün­ya’ dan!

Şadan Gökovalı

Halikarnas Balıkçısı'nın manevi oğlu olarak eserlerini ölümünden sonra yayımlayan, tüm kitaplarına önsöz yazan, Balıkçı'nın manevi mirasını yaşatan kişi olarak tanınmıştır. Aynı zamanda Azra Erhat'ın da manevi oğludur. Turizm alanında Türkiye’de kültür turlarının başlatıcıları arasında yer alır. 1939'da Muğla'nın Gökova beldesinde doğdu. İzmir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni bitirdi. Turizm üzerine yüksek lisans ve doktora yaptı; İletişim Bilimleri dalında doçent oldu. TRT ve bazı yayın organlarında muhabir ve yapımcı olarak çalıştı. 1980’den sonra Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu ile Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev yaptı. 1993’te Ege Üniversitesi Çeşme Meslek Yüksek Okulu’nda öğretim görevlisi ve idareci olarak hizmet vermeye başladı. Halen İzmir Yaşar Üniversitesinde öğretim üyeliği yapmaktadır. Çoğu Türkiye’nin turistik yerleri hakkında olmak üzere yirmiden fazla kitabı çeşitli dillerde yayımlandı.

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.