Nevruz Uğur’la Yamalı Bulut Üzerine

/ 23 Ekim 2018 / 79 okunma / yorumsuz

Hakan Unutmaz

Yıllar önce “Gecenin Göklerinde Yanarken Sesim” ,  Hiçbir Şey… ve Bir Şey; son yıllarda da Hata Günlüğü, Su Dağları, kitaplarıyla, birçok dergide yayımlanan şiirleriyle adını duyuran Nevruz Uğur’a Temren Yayınları’ndan çıkan son kitabı “Yamalı Bulut” üstünden bazı sorular sorduk.

Hakan Unutmaz: Ben sizi tanıyorum ancak okurun da bilgilenmesi açısından gelenekselleşmiş bu sorusuyla başlayalım: Nevruz Uğur kimdir? Yaşamı şiirinde ne kadar vardır?

Nevruz Uğur: “Nevruz Uğur kimdir?” sorunuz, sizin de belirttiğiniz gibi “… gelenekselleşmiş” soru yöntemidir.  Şairin yaşam ve şiir ilişkisi hakkında okura ışık tutan, bu noktada sorgulayan bir yöntem… Bu ışıkla şiir ve yaşam tünelime bakınca anlatılası bir örnek yaşanmışlıklarımın olmadığını görüyorum. Zaten kitaplarımı adlarıyla birlikte sunumda belirtmişsin. Geriye olduğu kadarıyla şiirlere ve şaire “ön iç” olabilecek yaşam biçimleri ve evreleri kalıyor ki bu konuya her girdiğimde insanları da kendimi de üzüyorum. Madem sordunuz sevgili kardeşim, kısaca gezinelim zaman tünelimde.

Zorunlu olarak Bafra’da doğdum. İlkokulu ailenin yarıcı olması nedeniyle zorunlu olarak iki ayrı köyde okudum. İlkokuldan sonra sözde eğitime zorunlu olarak dört–beş yıl Kuran ve Arapça eğitimi almam için ara verip ortaokulu da zorunlu olarak iki ayrı köyde ve üç ayrı yakınımın evinde nefret ederek, toplumsal belirleyiciliğin zorbalığı – zoru ile korku ve utanma belasına hiçbir dersi ve ödevi yapmadan bitirdim. Tek öğretmenli ilkel ve kalabalık bir ilkokul eğitiminde, kerrat cetvelini (çarpım tablosu da derler, ne demekse) bile doğru dürüst bilmeden (ezberlemeden dersek daha yerinde olur), o çok sevdiğim güzel Türkçemi iyice özümsemeden, gramerini bile öğrenemeden, yine benzer koşullar altında, hem çalış hem oku biçiminde bir aile–toplum dayatmasıyla, zorunlu olarak İstanbul Vefa Akşam Lisesine kaydımı yaptırdım. Elimde şiir defteri zorunlu, sevmeden bir yıl gidip geldim bu okula. Tüm bunlara rağmen sınıfı geçeceğimi söyleyen o nefret ettiğim sevgili öğretmenlerimin çağrısına uymayarak gecikmiş ve esir kampı gibi cezalarla geçirdiğim askerliğime alındım. Daha anlatayım mı? Yaşama, ailenin ekonomik sorunları ve eğitimsizliği yüzünden yanlış seçenekleriyle, istemediğim ve sevmediğim yerlerde, ortamlarda çok kötü koşullarda başladım. Doğaldır ki temelleri böyle atılan bir yaşam gelecekte bir dolu başarısızlık getirecekti. Kendi işlerimde bir kurt gibi yaşadım ve çocuklarımla, ailemle şu günlere geldim. İyi ya da kötü; bana özgü olan yaşamım şiirimi de besleyeceği için okura saygımdan dolayı bu kadarını anlattım. Bir de yazdığım dergiler… Genel yazınsal sosyoloji bölümü de başlayacak ki içinden çıkılmaz duruma dönüşecektir. Yaşamımda onur duyulacak tek şey nefsim dışında tüm prangaları yenmem oldu. Şimdilerde kavgam kendimledir. Bırakalım bu faslı da tüm zorlara karşın hep yüreğimde olan şiiri konuşalım, hadi.

Hakan Unutmaz:  Yamalı Bulut’ta karşıt söylemler var. Bireyci bakışla toplumcu bakış birlikte göze çarpıyor. “Düet” şiirinde geçen “ölümün güzel kardeşi hayat neyin nesidir” dizesinde olduğu gibi hayatın her alanında (tabii ki şiirde de) bu karşıt sorular/sorunlar yaşantınızdaki zorlarla / zorunluluklarla ilgili midir?

Nevruz Uğur: Sevgili kardeşim; yaşam, karşıtlarıyla devinim alır ve işler. Şiir de böyledir. Estetik seçeneği ne olursa olsun sonuçta şair öznel bir bireydir. Bireyci bakışla birey olmak aynı şeyler değildir; toplumcu olmakla toplumdan olmanın da aynı olmadığı gibi. Estetik seçenekleri sanatçı/şair birey bulur ve yaratır. Bireyselliği toplumsallıkla bir seçenek olarak da yürütebilir. Bu da bir seçenektir. Şiir yazılırken bunlar düşünülmez elbet. Hüseyin Cöntürk’ün belirttiği “öniç”le yaratıdan önceki bilgi, bilinç ve algı ve her türlü birikimle yazılır şiir. Estetik seçenekleri karşıtlarıyla birlikte sanatsal işleyişte yerinde değerlendirebilendir sanatçı/ şair. Masaya oturup toplum için ya da masaya oturup keyfim için yazacağım anlayışıyla estetik seçenek belirlenmez. Yaşamı geçmişiyle, bugünüyle, etinle, kemiğinle, soluğunla, canınla duyumsayabiliyorsan zaten seçeneğin bellidir. “ölümün güzel kardeşi hayat neyin nesidir” Bu dize bireyci mi toplumcu mu? Şair hangi estetik seçenekle yazmış? Benim dizem bu ama ben estetik seçeneğin neresinde olduğumu bilmiyordum. Hayat ve ölümle olan açmazımı dille estetize ettim; bildiğim sadece bu. Yazma anı, sevişme anı ya da dövüşme anı gibi yoğun hatta aklın baştan gittiği anlardandır. Öfke ve şehvet gibi tatlıdır. Seçenek düşünecek durum yoktur burada. Bu türden estetik yargılar sanata sonradan dayatılmış, yüklenmiş kuramlardır. Bunlar benim kendime özgü, şimdileyin öne çıkan görüşlerimdir tabii. Şairi çok ilgilendirmez kuramsallıklar. Estetik bilgi kuramcılarını şiir/şair ilgilendirir ama. Bu seçenekleri elbette ön iç denilen estetik algı-bilgi ve yaşamsal birikimlerin verileriyle yapar. Bu konu estetik biliminin işidir ayrıca. Sanatçı Karl Marks’ın da dediği gibi bilmez ama yapar. Ben bu yanıtı verirken de konuya sanatçı ruhu ve bakışıyla yürüyorum. Hiçbir yargıma kesin demeksizin durumu böyle görüyorum ve “Yamalı Bulut” yaşama böylece, buradan katıldı.

Hakan Unutmaz: Kitabın ismi ve Salih Mercanoğlu’na ait kapak çizimi dikkat çekiyor. Ayrıca kitaba ismini veren “Yamalı Bulut” şiirinde “gökkuşağı örene kadar…” karanlığa konuşuyoruz okurlar olarak. Peki, Nevruz Uğur’un bulutu neden bu kadar yamalı? “herkes biraz palyaçodur…”, hepimiz yamanın ucundan tutmuşuz anlaşılan. Başlık olarak bu ismi seçmenizin özel bir nedeni var mı?

Nevruz Uğur: Salih Mercanoğlu’na soyut–somut karşıtlar birliğini bu güzel kapakta buluşturmasından dolayı ayrıca teşekkür ederim. Bir üsteki sorunuzun yanıtını destekleyen bir çizim, Yamalı Bulut kitabımın kapağı. “gökkuşağı örene kadar” karanlığa konuşacağız tabii; başka nasıl olacak? Bulutumun yamalı oluşuna gelince… Yaşantımız yamalı be kardeşim, bir biçimde metafor olarak düşmüş dilimize. Güzel bir dizeyse anlamcı yararla bozmayalım masumiyetini. Güzellik hakkında her yorum tartışılır. Güzel, övgüden de gereksiz irdelemeden de rahatsız olur. Belli ki sevmişsin dizeyi; dokunmayalım. Kitabımla ilgili kimse hiçbir algısı, değerlendirmesi, yorumu ve yüzüyle palyaço değildir. Üstelik okurun beğenmeme hakkı olduğunu bilen ve anlayan biriyim. Başlık olarak birçok adlandırma geldi aklıma fakat “Yamalı Bulut” bırakmadı beni. Başka bir nedeni yok ya da bilmiyorum.

Hakan Unutmaz: Şiirimizdeki en büyük sorunlardan biri de kuşaklar arasındaki birbirini yakalayamama, sentez kuramama olarak gözüküyor. Benim de şikâyetçi olduğum noktalardan biri bu birleşememe mevzusudur. Sizin şiirlerinizde bu sorunun ortadan kalktığı seziliyor. Gelenekselle günceli bir şekilde ortak paydada birleştirebilmişsiniz. “youtube da bitti/uyak düşerse düşsün…” gibi dizelerle modern çağın ritmini yakalamışsınız. Bunun bir sırrı var mıdır? Geçmişle şimdiyi barıştırabilmek için şiirde ne gibi tehlikeleri göze almak gerekir?

Nevruz Uğur: Bu sorgulamada üç ayrı soru var. Ben kendimle şiirimle ilgili olanı hemen,  özet olarak yanıtlarsam; şiirime genç bir şair olarak koyduğun tanı ve bakışın beni gönendirdiğini söylemeliyim önce. Keşke senin gördüğünü diğer görenler de senin içtenliğinle söyleyebilse ya da göremeyenler de görebilse… Bunun sırrı yukarıdaki yaşam yoğunluğu ve satır aralarında gülen “öniç”tir; tanrı korusun böyle bir ön içten şairleri. Son satırla girdiğin soru kendi içinde sakıncalı ve beni başka bir soruya zorunlu kılıyor. Geçmişle şimdiyi neden barıştıralım ki? Gelenek üstünde patinaj yapmak değil midir bu? Bir tür yineleme değil midir? Bence riskli olan geleneği şimdinin görüngüleriyle yaşama uygulayıp dönüştürememektir. Genç şairin göze alacağı tehlike değil yeni estetik kalkışma olmalıdır; bu, ne geçmişle uzlaşarak ne de geçmişi yok sayarak yapılmaz. Dün Şair (Hüseyin Çiftçi)  “şimdiyi bozmalı” derken geçmişle barışmak genç şair için gerçek tehlike olur. Sanatta/yaratıda barışmak yoktur. Sorunuzun önceki bölümünü sona aldık: “Şiirimizdeki en büyük sorunlardan biri de kuşaklar arasındaki birbirini yakalayamama, sentez kuramama olarak gözüküyor.” diyordunuz. “Geçmişle barışma” konusunu açımlarken bunun da yanıtını vermiş olduk sevgili Hakan. Bence çoğu birbirine yapışık ve eş değer durumda. “Sentez kuramama” irdelenebilir elbette; o ayrı bir konu. Şiirde kuşak kavramı da sorunlu bir belirleme. Şairi/şiiri zamanlarla sınırlandırmaktır bu. Böyle şiirler ve şairleri var elbette. Onların çoğu estetik, dinamik olarak zaman aşımına uğramışlardır. Zaten sanatta bu türden belirlemelerin bir amacı da tüm şairler, sanatçılar için geçerli olmamakla birlikte bireysel olarak var olmayanların okul/ekol/kuşak çatısı altında var olma isteğidir. Bakınız: Geçmiş.

Hakan Unutmaz: Bu içtenlikli yazışma için teşekkürlerimi sunarım.

Nevruz Uğur: Söyleşi/sohbet demediğin için ben de size teşekkür ederim. Çünkü artık söyleşi olmuyor. Soru soruluyor yanıt veriliyor; diyesi yazışma var. Bak, geçmişle nasıl bozuştuk gördün mü? Sevgi ve selamlar Hakan Unutmaz kardeşim.

_______

Nevruz Uğur, Yamalı Bulut, Temren Yayınevi, İzmir 2018, 80 s.

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.