Nazım Poetikası ve Gelenek* / Tuğrul Keskin

/ 22 Şubat 2020 / 412 kez okunmuştur / yorumsuz
Nazım Poetikası ve Gelenek* / Tuğrul Keskin

Nazım Poetikası ve Gelenek*

Tuğrul Keskin

 

Nazım Hik­met, 20 ya­şın­dan baş­la­ya­rak, dün­ya­nın, ül­ke­si­nin ve yaz­dı­ğı şiir başta olmak üzere sa­na­tın so­run­la­rı­na kafa yo­ra­rak ve bütün bun­la­rı de­ğiş­tir­me­yi, dö­nüş­tür­me­yi dü­şü­ne­rek po­li­tik/po­etik bir tutum be­lir­le­di. 1963 yılı 3 Ha­zi­ran’ına kadar, mah­pus­luk, açlık, bas­kı­lar ve sür­gün­de bir ölümü göze ala­rak da bu tu­tu­mu­nu sür­dür­dü…

Pek ço­ğu­nu­zun bil­di­ği üzere; dünya dü­ze­ni­nin nasıl ol­ma­sı ge­rek­ti­ğiy­le il­gi­le­nen di­sip­li­ne po­li­ti­ka; sa­na­tın nasıl ol­ma­sı ge­rek­ti­ği ve dü­ze­niy­le il­gi­le­nen di­sip­li­ne de po­eti­ka de­ni­yor… Ve Nazım, bütün ya­şa­mı bo­yun­ca kendi po­li­ti­ka­sı­na uygun bir po­eti­ka oluş­tur­mak için bi­çim­ler de­ne­di ve kendi po­eti­ka­sı­nı oluş­tur­du…

Üzü­le­rek söy­lü­yo­rum, Nazım’ın dü­şün­ce ya­pı­sı­na uygun ola­rak ge­liş­tir­di­ği po­eti­ka­sı­nı açık­la­dı­ğı bir ki­ta­bı ol­ma­dı. Böyle bir ki­ta­bı yap­mak mı is­te­me­di, yoksa ola­nak mı bu­la­ma­dı bunu bi­le­me­yiz kuş­ku­suz. Fakat ya­şa­dı­ğı dö­ne­min acı ve zor ko­şul­la­rı he­pi­ni­zin ma­lu­mu!

Aziz Ça­lış­lar’ın 1987’de ya­yın­la­dı­ğı Nazım Hik­met, Sanat ve Ede­bi­yat Üs­tü­ne adlı ki­ta­bın­da­ki Nazım mek­tup­la­rı­nı, Aziz Ça­lış­lar’ın de­ğer­len­dir­me­le­ri­ni, Onun po­eti­ka­sı­nı an­la­mak açı­sın­dan de­ğer­li bir yapıt ola­rak kabul edi­yo­rum ve mek­tup­lar­dan kimi sa­tır­la­rı ak­ta­ra­ca­ğım, çünkü Nazım Hik­met şi­iri­nin po­eti­ka­sı­nın kimi temel nok­ta­la­rı­nı açık­lar ni­te­lik­te… Onun po­eti­ka­sı­nı an­la­mak açı­sın­dan son de­re­ce de­ğer­li.

Ay­rı­ca mek­tup­lar; Nazım’ın şi­iri­nin ev­re­le­ri ve kimi des­tan­la­rı­nın olu­şum sü­reç­le­ri­ni an­la­mak açı­sın­dan da başlı ba­şı­na birer ha­zi­ne ni­te­li­ğin­de… Kad­ra­jı öy­le­si­ne geniş dü­şün­sel ol­gu­lar­dan ha­re­ket etmiş ki bu me­tin­ler­de, şa­şır­ma­mak elde değil.

Nazım hemen hemen bütün ya­zış­ma­la­rın­da ve özel­lik­le de Kemal Tahir’e yaz­dık­la­rın­da içe­ri­ğin ne denli önem­li ol­du­ğu­nu sü­rek­li vur­gu­lu­yor. İçe­ri­ği bir sanat ya­pı­tın­da bi­çi­mi de oluş­tu­ran unsur ola­rak gö­rü­yor ve fakat yine de ve her zaman içe­rik ve bi­çi­min bir­bi­rin­den ay­rı­la­maz iki ya­pı­cı unsur ol­du­ğu­nun da al­tı­nı çi­zi­yor…

Nazım, ge­le­ne­ğin dö­nüş­tü­rül­me­si­ni de içe­ren ve içe­rik so­run­sa­lı­nı nasıl an­la­dı­ğı­nı söy­le­yen mek­tup­la­rın­dan bi­rin­de şöyle ya­zı­yor; “Asır­lar­dan beri ge­li­şe ge­li­şe bu­gü­ne varan şi­irin ka­zan­dı­ğı im­kan­lar­dan niçin fay­da­lan­ma­ma­lı? Bu sa­de­ce, şekli zor­la­mak­la yeni şey­ler ya­pa­bi­le­ce­ği­ni zan­net­mek­tir. Me­se­le şe­kil­den çok muh­te­va­da, muh­te­va­nın ye­ni­li­ğin­de­dir. Ye­ni­ci­ler ümidi kı­rıl­mış, ide­ali­ni kay­bet­miş, de­je­ne­re olmuş veya ol­ma­ya doğru giden bir sı­nı­fın bez­gin­li­ği­ni, dün­ya­dan kaç­mak öz­le­yi­şi­ni -ki ger­çek­ler kar­şı­sın­da ye­nil­mek­ten ge­lir- bil­has­sa “ölümü” bol te­ren­nüm edi­yor­lar… Bir aca­yip ego­tiz­me kap­tır­mış­lar ken­di­le­ri­ni, in­san­lı­ğın büyük da­va­la­rıy­la il­gi­len­mi­yor­lar yahut ce­sa­ret­le­ri kafi gel­mi­yor…”

Nazım her sö­zün­de içe­ri­ği son de­re­ce önem­se­di­ği­nin al­tı­nı çi­zi­yor. Yeni bir şiir ku­rar­ken, ye­ni­li­ğin bi­çim­de değil içe­rik­te ola­bi­le­ce­ği­ne ina­nı­yor. Yeni bir içe­ri­ği, eski bi­çim­ler­le söy­le­ye­me­ye­ce­ği­ni­ze göre, bi­çim­de ister is­te­mez de­ği­şip ye­ni­le­ne­cek­tir… Peki içe­rik nasıl yeni ola­bi­lir, bu nasıl ba­şa­rı­la­bi­lir! Te­ma­la­rın sınır ve bo­yut­la­rı­nı ge­niş­le­te­rek, te­ma­la­ra daha geniş bir kad­raj­dan ba­ka­rak ola­bi­lir­di. Söz­ge­li­mi Os­man­lı ta­ri­hi­ni sı­nıf­lar ve sınıf mü­ca­de­le­si açı­sın­dan de­ğer­len­di­ri­şi, o dönem için de şimdi için de bir şi­ir­sel dev­rim değil midir?

Yine yaz­dı­ğı mek­tup­lar­dan bi­rin­de çok kıy­met­li bul­du­ğu­muz kimi des­tan şi­ir­le­ri­nin olu­şum sü­reç­le­ri­ni ve ül­ke­de­ki bas­kı­nın da­ya­nıl­maz­lı­ğı­nı şöyle de­ğer­len­di­ri­yor büyük şair: “Bey­nel­mi­lel olay­lar şi­irim­de önem­li bir yer tut­mak­ta devam edi­yor­du. Bun­la­rı, o günkü mem­le­ket şart­la­rın­da, bir çeşit du­man­la ört­mek zo­run­day­dım, ancak böy­le­lik­le bun­la­rı bas­tı­ra­bi­lir­dim. Öte yan­dan bun­lar­da bazen Tür­ki­ye’nin re­ali­te­si bahis ko­nu­suy­du. Be­ner­ci ken­di­ni niçin öl­dür­dü’de ol­du­ğu gibi. Ba­zı­la­rın­da fan­tas­tik bir ela­ma­nın per­de­si al­tın­da söy­le­ye­cek­le­ri­mi söy­le­mek zo­run­day­dım. Jo­kond ile Si-Yu-U’da ol­du­ğu gibi. Ba­zı­la­rı­nı ise daha açık ya­za­bi­li­yor­dum. Bun­lar­da bil­has­sa hiciv, mizah un­su­ru­nu kul­lan­mak im­ka­nı olu­yor­du. Ta­ran­ta Babu’ya Mek­tup­lar’da ol­du­ğu gibi. Tabi bütün bu muh­te­va şekil üs­tü­ne de tesir et­mek­te ge­cik­mi­yor­du. Bu bir sıra po­emin so­nun­cu­su Bed­red­din Des­ta­nı’dır. Bu­ra­da şekil ba­kı­mın­dan, halk vezni un­sur­la­rı, divan ede­bi­ya­tı un­sur­la­rı bence azami had­din­de kul­la­nıl­mış­tır. Diğer ta­raf­tan bu kitap, şekil ba­kı­mın­dan, o za­ma­na kadar elde ede­bil­di­ğim bütün şekil im­kan­la­rı­nın bir mu­ha­se­be­siy­di…”

Hal böy­ley­ken, kimi şiir bil­mez­ler yıl­lar­ca; “Nazım’ın şi­irin­de­ki ye­ni­lik şe­kil­de­dir, May­kovs­ki’den al­dı­ğı şekli ye­ni­lik ola­rak sundu…” gibi son de­re­ce saçma/sapan şey­ler söy­le­di­ler. Nazım’ın Türk şi­irin­de yap­tı­ğı ye­ni­lik el­bet­te ve asıl ola­rak içe­rik­tey­di, hiç kuş­ku­suz böy­ley­di!

Nazım, Os­man­lı ta­ri­hi­ne yep­ye­ni bir de­ğer­len­dir­me açısı su­nar­ken, ge­le­nek­ten ya­rar­lan­ma dü­şün­ce­si­ni de tek ba­şı­na şi­irin bi­çim­sel ala­nıy­la sı­nır­la­mı­yor. Bunu ge­le­nek ile bütün bir kül­tü­rel mi­ra­sın bu­luş­ma­sı ola­rak an­lı­yor. Divan şi­iri­nin yahut halk şi­iri­nin ka­lıp­la­rı­nı, bi­çi­mi­ni tek­rar­la­ya­rak şiir üret­mek­ten yana ol­ma­dı­ğı, bütün bu kalıp ve bi­çim­le­ri dö­nüş­tü­re­rek kul­lan­dı­ğı an­la­şı­lı­yor ki, Nazım Hik­met şi­iri­nin, mo­dern şi­iri­mi­zin ku­ru­cu atası ol­ma­sı da bun­dan­dır ka­nım­ca.

Si­mav­na Ka­dı­sı Oğlu Şeyh Bed­red­din Des­ta­nı’nı yeni Türk şiiri açı­sın­dan da, dünya şiiri açı­sın­dan da büyük kılan işte bu an­la­ma ve an­lam­lan­dır­ma bi­çi­mi­dir. Çünkü Nazım bu şi­ir­ler­le sa­nıl­dı­ğı gibi bir Doğu/Batı sen­te­zi yap­ma­mış, ev­ren­sel plan­da dev­rim­ci içe­rik ile dev­rim­ci bi­çi­mi ba­şa­rıy­la bu­luş­tur­muş­tur…

Nazım’ın, Bed­red­din’i yeni ve dev­rim­ci bir tarz­da dö­nüş­tür­me­si te­sa­düf mü? Kuş­ku­suz değil. Va­ri­dat, şu söz üs­tü­ne ku­ru­lu değil mi? “Ay ve Güneş her­ke­sin lam­ba­sı­dır. Hava her­ke­sin ha­va­sı­dır, su her­ke­sin su­yu­dur; öy­ley­se ekmek niçin her­ke­sin ek­me­yi de­ğil­dir…” Şimdi şiir yazan kar­deş­le­ri­me şu so­ru­yu ra­hat­lık­la so­ra­bi­li­rim; çağ­daş şi­iri­miz ekmek kav­ga­sın­dan azade midir, yoksa bu kav­ga­nın için­de midir?

————————————-

*Bu metin, 30 Mayıs 2019’da Tire’deki Nazım Hik­met An­ma­sı için oluş­tu­rul­muş ve kı­sal­tı­la­rak bu­ra­da su­nul­muş­tur. Bu metin oluş­tu­ru­lur­ken Öz­de­mir İnce’nin, “Cum­hu­ri­yet’in şairi Nazım Hik­met, Cum­hu­ri­yet­siz şair Necip Fazıl” ki­ta­bın­dan ya­rar­la­nıl­mış­tır, Öz­de­mir Ağa­bey’in eme­ği­ne say­gım­la.

*Tuğrul Keskin, ABC