Nazım Hikmet’in Aşkları

/ 18 Ağustos 2018 / 88 okunma / yorumsuz

Edebiyatımızda birçok şair ve yazarın, yaşadıkları aşklarıyla gündeme geldikleri bilinen bir gerçektir. Özellikle şairlerin duygusallığı nedeniyle birçok aşk serüvenleri, dikkat çekici yanları olarak karşımıza çıkar. Abdülhak Hâmid, Mehmet Rauf, Yahya Kemal, Şükûfe Nihal, Halikarnas Balıkçısı, Cemal Süreya, Tomris Uyar ve Nâzım Hikmet’in yaşadıkları gönül maceraları da bu türden aşk hikâyeleridir. Söz konusu olan Nâzım Hikmet’in aşkları ve sevdikleriyle yaşadıkları ve onlar için yazdıkları şiirler, mektuplar hayli dikkat çekicidir.

Nâzım Hikmet’in, çocukluk ve ilk gençlik aşkları arasında, Rum kızı Marika ile arkadaşlığı görülür. Ardından, Sultan Hamid devrinin valilerinden birisinin kızı olan Sabiha Hanım’a karşı ilgi duyduğu ve sevgisini, “Gözleri siyah kadın, o kadar güzelsin ki” ifadesiyle yüceltmeye çalıştığına tanık oluruz. Daha sonra, ünlü bir doktorun baldızı olan Azize Hanım’a sevdalanır. Azize; iri gözlü, esmer güzeli bir kızdır. “Sevda mabedinde bir azizesin” diyerek platonik aşkına ilişkin duygularını “Azize” şiirinde dile getirir.

İlerleyen zaman içerisinde sevdalandığı ve evlendiği kadınlar karşımıza çıkar. Bunlardan ilki, Moskova’ da Doğu Emekçileri(nin) Komünist Üniversitesi’nde öğrenciyken tanıştığı, mektuplaştığı ve 1922’de evlendiği Nüzhet Berkin (1900-1987) Hanım’dır. Ancak, Nüzhet Hanım’ın Tiflis’ten Moskova’daki Doğu Emekçileri(nin) Komünist Üniversitesi(KUTV)’ne gelişine kadarki sürede, Nâzım Hikmet ‘in Liyolya (Anuşka), Sofya Isk ve Zeynep isimli hanımlarla kısa süren ilişkiler içinde olduğu da öne sürülmektedir. “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim” adlı romanında, adı geçen Anuşka üzerinde sıkça durulduğuna tanık oluruz. O, rahatlığı ve serbest tavırları nedeniyle, Nâzım Hikmet’i kıskandıracak derecede -sarı saçlı, mavi gözlü- güzel bir hanımdır. Nâzım Hikmet, Nüzhet Hanım’ı sevmekte ve ona karşı kıskançlık duyguları beslemektedir. Nüzhet Hanım, Bakü’ye gider. Rahatsızlığı nedeniyle 1924 yılında İstanbul’a döner. Bu evlilik uzun sürmez. 1924 yılında ayrılırlar. İki yıllık aşk, böylece son bulmuş olur. Nüzhet Hanım, felsefe öğretmeni Servet Berkin’le evlenir.

Nâzım Hikmet Ran Moskova’ya ikinci gidişinde (1925-1928) Doktor Lena (Yurçenko) Hanım’la tanışır. O; yuvarlak yüzlü, iri gözlü ve açık sözlü bir kızdır. Onunla 1926 yılının sonlarında evlenir ve 1927-1928 yılında birlikte olurlar. Nâzım, onu Türkiye’ye getirmek ister fakat bu mümkün olmaz. Kendisi de Türkiye’yi özlemiştir. Bu duygularını 1927’de yazmış olduğu Hasret adlı şiirinde dile getirir:

Denize dönmek istiyorum!
Mavi aynasında suların
Boy verip görünmek istiyorum!
Denize dönmek istiyorum!

Nâzım Hikmet, 1925’te on beş yıllık kürek cezasından affa uğramış, İstanbul’da “Resimli Ay” dergisinde çalışmaya başlamış ve 1922-1928 yılları arasında yazdığı şiirlerini, 835 Satır’da toplamıştır. Çevresindeki hanımlarla ilişkisini sürdürmüştür. Fosforlu Cevriye romanının yazarı Suat Derviş (Hatice Saadet Baraner, 1903-1972)’le sık sık bir araya gelip görüşmüşlerdir. Suat Derviş’in, duygu ve düşünce çerçevesinde, Nâzım Hikmet’e yakın olduğu bilinmektedir. Suat Derviş daha sonra, Nâzım’ın kendisine şiirler yazdığını fakat “isteyip de elde edemediği tek kadın” olduğunu ifade edecektir. Nâzım’ın, Cahit Uçuk ve Şükûfe Nihal ile de duygusallık yaşadığına ilişkin iddialar da vardır.

Nâzım Hikmet, 1929 yılında Resimli Ay dergisinde çalışırken ideolousallık belirir. Nâzım Hikmet, opera ve operetlere şarkı sözü yazmaya devam eder. 1933’te “Yalova Türküsü” adlı müzikal komediye şarkı sözleri yazar. Ferit Alnar’ın bestelediği bu şarkıyı yine Semiha Berksoy okur. Böylece, Nâzım Hikmet ile Semiha Berksoy arasında aşk başlar. Semiha Berksoy, Nâzım Hikmet’in kendisi için yazdığı “Bu Bir Rüyadır” müzikli operetinde, Fatma başrolünü oynar. Berksoy, Nâzım Hikmet’i şiirlerini okuduktan sonra sevmeye başladığını belirtir. Bu arada, Nâzım Bursa Hapishanesi’nde yatmaktadır. Semiha Hanım, Nâzım’ı ziyarete gider. Odasına kabul edilir. Hasret giderirler. 1934’te Bursa Hapishanesi’ nden çıktıktan sonra, Kadıköy vapurunda karşılaşırlar. Semiha Hanım, çok sevinir. Nâzım’ı, evine davet eder. Nâzım, geceyi orada geçirmek niyetindedir. Ancak, bu mümkün olmayınca Berksoy’u alıp kendi evine götürür. Aralarında evlilik üzerine konuşma açılınca, Nâzım evlenmek üzere olduğunu ve kendisiyle bu yüzden evlenemeyeceğini ifade eder. Bu durum karşısında Semiha Hanım, Nâzım Hikmet’ ten uzaklaşmak düşüncesi ve sanat utkusu üzerine Berlin’e gider. Berlin Devlet Yüksek Müzik Akademisi’nin opera bölümünde eğitim alır (1936-1939). 1941 ve 1942 yıllarında konser vermek üzere Berlin’e gittiği görülür. 1943 yılında Türkiye’ye döner ve Ercü-ment Siyavuşoğlu ile evlenir.


Bu arada Nâzım Hikmet, Sultan Ahmet Cezaevi’ndedir. 1937 yılında salıverilir. 17 Ocak 1938’de tutuklanır. On beş yıl hapis cezasına çarptırılır. 25 Ağustos 1938’de, askerî mahkeme tarafından yirmi yıl hapse mahkûm edilir. Bu mahkûmiyetlerine karşılık, 1939 yılı başlarında, altı aylığına hava değişimi için dışarı çıkar. Nâzım’ın, Semiha Ha-nım’a karşı beslediği aşkın devam ettiği ifade edilir. Ciğerinden rahatsız olan Nâzım Hikmet, bu altı aylık sürede Semiha Hanım’a mektuplar yazar. Semiha Hanım, yurda döndüğü zaman Nâzım Hikmet, Sultan Ahmet Cezaevi’ ndedir. 1940 yılında Çankırı Hapishanesi’ne gönderilir. Semiha Hanım, onu görebilmek için, Çankırı yollarına dü-şer. 1940 yılının sonlarına doğru Nâzım Hikmet, Çankırı’dan Bursa Cezaevi’ne nakledilir. Bilindiği üzere Nâzım Hik-met, 1950 yılında çıkarılan aftan yararlanır, 1951’de Sovyetler Birliği’ne kaçar. Ara sıra Semiha Hanım’la dolaylı yollardan haberleşmeye çalıştığı söy-lenir.

Nâzım Hikmet, 1930 yılında kız kardeşi Samiye Hanım’ın arkadaşı olan Piraye Hanım (Hatice Zekiye Pirayen-de/Altınoğlu, 1906-1995)’la tanışır. 1933’ten sonra Nâzım Hikmet’in, Bur-sa Cezaevi’nden “Kalbinin kızıl saçlı bacısı”na şiirler ve mektuplar yazdığı görülür. Bu ilişki, aşka dönüşür. Memet Fuat’ın babası Vedat Örfî Bengü ile evli olan Piraye Hanım, eşinden ayrı yaşamaktadır. Nâzım Hikmet, 1934 yılında tahliye edilir. Piraye Hanım, eşinden ayrılınca 31 Ocak 1935 yılında Nâzım Hikmet’le evlenir. 1935’te evlendikten sonra, üvey oğlu Memet Fuat’la yaşamaya başlarlar. Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hanımelleri şiirini Piraye Hanım için yazdığı ifade edilirken kimilerine göre de bu şiiri Nüzhet Berkin için yazmıştır.

O mavi gözlü bir devdi
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan bir ev.

Nâzım Hikmet, “Alev saçlı, iyi ve akıllı kadın” dediği Piraye için, Mor Menekşe, Aç Dostlar ve Altın Gözlü Çocuk şiirini yazar.

Nâzım Hikmet, ideolojisi nede-niyle sık sık sorgulanır. 15 Mart 1938′ de Harp Okulu Askerî Mahkemesi tarafından yargılanır. 29 Mart 1938’de, on beş yıl ağır hapis cezasına çarptırılır. Bu arada, Piraye Hanım’a karşı duygu ve düşüncelerini, şiir ve mektuplarında dile getirmeye çalışır. 5 Aralık 1940 günü Bursa Cezaevi’ne nakledilir. 1945 yı-lında Piraye İçin Yazılan Saat 21-22 Şiirleri’ni, 1946’da yazdığı Pirayem’e Rubailer izler. Nâzım Hikmet, 1948’de kendisini Bursa Cezaevi’nde ziyarete gelen dayısının kızı Münevver Hanım’a âşık olunca, Piraye Hanım’a karşı ilgisiz kalır. Nihayet, yıllarca süren bu aşk, Nâzım’ın Piraye’den ayrılmak isteyişi ile son bulur. Ayrılma düşüncesini, yaz-mış olduğu bir mektupla Piraye Hanım’a bildirir. 1930 yılında başlayıp mahkûmiyet yıllarında da devam eden Nâzım-Piraye aşkı, 1950 yılı ilkbaharında son bulur. Nâzım Hikmet, 1950 Temmuz’unda hapisten çıkınca Münevver Hanım’la yaşamaya başlar. Ve 23 Mart 1951’de Piraye Hanım, Nâzım Hikmet’ten boşanır. Piraye Hanım, gururu incindiği için, Nâzım Hikmet’le bir araya gelmez. On altı yıl süren evliliğin ilk üç yılını birlikte geçirdiği bu evlilik böylece son bulmuş olur. Nâzım Hikmet’in, Piraye’ye 1933-1950 yılları arasında, on yedi yıl boyunca, çeşitli ceza-evlerinden yazmış olduğu hasret ve muhabbet dolu 581 adet mektubunu, Memet Fuat, Piraye’ye Mektuplar adıyla Mart 1988’de Adam Yayınları a-rasında yayımlar. Son baskısı ise, Yapı Kredi Yayınları arasında çıkar (İstanbul, 2012, 772 s.).

(1917-1998)’ı beğenir. Nâzım Hikmet, Münevver Berk’in kendisini ziyarete gelişi üzerine Hoş Geldin şiirini yazar.

Hoş geldin, kadınım benim, hoş geldin!
Ayağını bastın odama
Kırk yıllık beton çayır çimen şimdi.
Güldün,
güller açıldı penceremin demirinde.
Ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler;
gönlüm gibi zengin
hürriyet gibi aydınlık oldu odam.
Hoş geldin kadınım benim, hoş geldin.


15 Temmuz 1950’de af yasa-sından yararlanarak özgürlüğüne kavuşan Nâzım Hikmet, Nurullah Berk’in eşinden ayrılmak isteği üzerine, Münevver Hanım’la birlikte yaşamaya başlar. Bu birliktelikten, 26 Mart 1951′ de Memet Nâzım dünyaya gelir. Nâzım Hikmet, 17 Haziran 1951 yılında Sovyetler Birliği’ne kaçmak zorunda kalır. 25 Temmuz 1951’de Bakanlar Kurulu’nun kararıyla yurttaşlıktan çıkarılır. 1953-1954 yılından itibaren, Münevver Hanım’a ve oğluna karşı duyduğu hasret duygularını şiir ve mektuplarında dile getirir. Bunlar arasında 1955’te yazdığı, Memet’e Son Mektubumdur şiirindeki sevgi ve hasret dolu dizeler, dikkat çeker. 1956-1957 yılları arasında, Münevver Hanım’ın da ona yazdığı mektuplar söz konusudur. Münevver Hanım, eşinin Sovyetler Birliği’ne kaçışından sonra sıkıntılı günler geçirir. Oğlu Memet’le birlikte, Yunanistan ve Polonya’ya gider. Kırım’daki dinlenme evinden Moskova’ya dönen Nâzım Hikmet’le Varşova’da buluşurlar. Bu sırada Nâzım, Münevver Hanım’ a, Vera’yla evli olduğunu söyler. Bu-nun üzerine Münevver Hanım, Moskova’ya döner. Orada Nâzım Hikmet’le karşılaşırlar. Münevver Andaç ile Memet konusunda ne düşüneceğini Nâzım Hikmet de pek bilememektedir. 17 Temmuz 1959’da, Vera Tulyakova’ yla diz dize çalışırlarken, İki Sevda adlı şiirine, “Bir gönülde iki sevda olamaz / yalan / olabilir” diye başlamıştır. Ancak, o gönlünü Vera Tulyakova’ya kaptırmış ve birlikte yaşamaya başlamıştır. Bunun üzerine Münevver Hanım, Varşova’dan Fransa’ya geçer, orada yaşlı bir Fransızla evlenir. Ömrünü burada tamamlar.

Nâzım Hikmet, 1951’de Çin’e yaptığı bir gezi sırasında Galina adında bir doktorla tanışır. Moskova yakınlarındaki Barhıva Sanatoryumu’nda tedavi görmekte olan Nâzım Hikmet’in hastalığı esnasında, Galina (Grigoryevna Kolesnikova, 1917-?), Nâzım Hikmet’in özel doktoru olarak yanında kalır. Üç aylık tedaviden sonra, Nâzım, eve Doktor Galina’yla döner. Bu beraberlik yedi yıl kadar sürmesine rağmen, aşka dönüşmez ve onun için bir şiir yazdığı da görülmez.

Galina’nın, Nâzım’ı dört defa ölümden hayata döndürdüğü ve KGB’ nin baskısından kurtardığı ileri sürülmektedir. Kimilerine göre de Galina, bir KGB ajanı olarak Nâzım Hikmet’i gözetim ve kontrol altında tutmak için, birlikteliğini sürdürmeye çalışmıştır. Dursun Özden, Galina’nın Nâzım’ı Bilinmeyen Yönleriyle (Kaynak Ya-yınları, İstanbul, 2007, 208 s.) adlı çalışmasında, Galina’nın ağzından Nâzım’la yaşadıkları yedi yıllık birlikteliği anlatır. Dursun Özden, Galina’yı ziyareti sırasında, Galina’nın Nâzım Hikmet’e olan sevgisini dile getirir ve evini âdeta bir Nâzım Hikmet müzesi hâline getirdiğini ifade eder. Nâzım Hikmet’in iki kadın doktoru vardır. Biri Lidya İvanna diğeri Galina’dır. Lidya’ya karşı da ilgisi vardır ve ona şiir de yazdığı görülür. Bu iki doktor hanım da Nâzım’a âşıktırlar. Ancak, Nâzım’ın onların sevgisine beklentileri doğrultusunda karşılık vermediği anlaşılmak-tadır.

Nâzım Hikmet, “Saçları saman sarısı, kirpikleri mavi, kırmızı dolgun dudaklı” diye anlattığı Vera Tulyakova (1932-2011) ile 1955 yılında karşılaşır. Aralarında büyüyen aşk, 1959 yılında evliliğe dönüşür. 1960 yılında Vera’ya adlı şiirini yazar. 1961’de yazdığı “Vera Tulyakova’ya Derin Saygılarımla” ithaflı Saman Sarısı şiiri, edebiyatımızın en güzel aşk şiirlerinden biridir. Nâzım Hikmet, Vera’dan otuz yaş büyüktür ve tanıştıkları sırada Vera, beş yıllık evli ve bir kız çocuğu (Anyuta) sahibidir. Otobiyografisinde belirttiği gibi, altmışına yakın sevdalandığını ve ömrünü Vera’ yla noktaladığını görüyoruz. 3 Haziran 1963’te Nâzım Hikmet’in ölümünden sonra Vera, hiç evlenmemiş ve Nâzım’a sadık kalmıştır.

Nâzım Hikmet, Benim Gönlüm adlı şiirinde; “Benim gönlüm bir kartaldır, Nerde güzel görsem ben:/Hadi derim hadi saldır!” derken, aşk konusundaki düşünce ve psikolojisini ifade etmiş olur. Hayatına giren kadınların kendisine boyun eğişini ve farklılıklarını şu dizeleriyle or-taya koyar:

“Açılınca kanatları,
Gölgesiyle kaplanır yer!
Kızıl, kumral, siyah, sarı
Bütün başlar eğilirler!…”

Nâzım Hikmet, Otobiyografi şiirinde, yaşadığı aşk serüvenlerini değerlendirirken duygu ve düşüncelerini;

“Sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
Şu kadarcık haset etmedim Şarlo’ya bile
Aldattım kadınlarımı,
konuşmadım arkasından dostlarımın”

şeklinde dile getirirken, içinde bulunduğu ruh durumunu bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermiş olur. Yukarıda belirtmiş olduğumuz, evlilik ve gönül ilişkilerindeki birliktelikleri özetleyen Giderayak şiirinde, yaşadığı bütün sev-dalara doyamadığını / doyulamadığını da vurgular:

“Güller dizildi tepsiye /ama taştan fincan oyulamadı. / Sevdalara doyulamadı.”

Doyamadığı son bir sevdası da Praglı bir güzeldir. Yirmi sekiz yaşında ölen bu güzel kız için gözyaşlarına boğulur ve onun için yazdığı şiirinde, duy-gularını şu şekilde dile getirir:

“(…)

Orda dünya güzelim
Kömür gözlü bacım
Yüzü kâğıttan ak
Ölüyor kanserden yirmi sekiz yaşında”

Nâzım Hikmet, “İnsan birisiyle yaşlanmalı, birisi yüzünden değil!” demesine rağmen, aşkı kelebek misâli görmüş, yaşadığı sevdalarla darma duman olmuş, sevdiği kadınlarla genel olarak evlilikte karar kılamamış, ayrılıklar yaşamış; aşkı, sevdikleriyle yaşamakta değil, onu yaşamakta görmüştür. Bu yüzden pek çok aşklar yaşamıştır.

KAYNAKÇA
Aydemir, Aydın, Nâzım, İstanbul, 1986, 352 s.
Behramoğlu, Ataol, Nâzım’a Bir Güz Çelengi, İstanbul, 1997, 110 s.
(Bengü), Memet Fuat, Nâzım Hikmet, İstanbul, 2000, 719 s.
Bezirci, Asım, Nâzım Hikmet/Yaşamı, Şairliği, Eseri, Sanatı, İstanbul, 1993, 306
Hikmet, Vera Tulyakova, Nâzım’la Son Söyleşimiz, İstanbul, 1997, 336 s.
Karaca, Emin, Nâzım Hikmet’in Şiirinde Gizli Tarih, İstanbul, 1999, 268 s.
Karaca, Emin, Nâzım Hikmet’in Aşkları, İstanbul, 2010, 190 s.
Sağlam Feyyaz, Nâzım’ın İzlerinde Rubâîler, İzmir, 2013, 64 s.
Sertel, Zekeriya, Mavi Gözlü Dev, İstanbul, 1971, 334 s.
Vâlâ Nurettin, Bu Dünyadan Nâzım Geçti, İstanbul, 1980, 440 s.

Hüseyin Tuncer, Kasabadan Esinti, Sayı: 1, 2013.

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.