Mustafa Nihat Behramoğlu

/ 29 Haziran 2017 / 74 okunma / yorumsuz

Nihat Behramoğlu, 18 Kasım 1946’da Kars’ta dünyaya gelir. Kimlik adı, Mustafa Nihat Behramoğlu’dur. Yapıtlarında Nihat Behram adını kullanır. Nihat’ın ana ve babası Kafkasyalıdır ve Azeri‘dir. Babası Haydar Bey, Kâzım Karabekir’in Ermeni kıyımında anasız, babasız çocuklara sahip çıkması, yedirip giydirmesi ve eğitimleriyle ilgilenmesi sayesinde Ağrı (Karaköse)’den Erzurum’a getirilir. Haydar Bey anası, babası, amcaları öldürüldüğünde beş yaşında bir çocuktur. Dağlarda çırçıplak, kimsesiz kalmış binlerce çocuktan biridir. Nihat Behram, babasının yaşamından edindiği kesitleri ileride Miras adını vereceği romanında anlatacaktır. Haydar Bey bunca zor şartlar altında yaşarken, Mustafa Kemal’in genç Cumhuriyeti’nce kıyımlar, katliamlar mağduru çocuklara sağladığı olanakla ilk, orta ve lise öğrenimini tamamlar; ardından Ankara’da Ziraat Fakültesi’ni 1940 da bitirir. Sonra Kars’a Ziraat Müdürlüğü’ne stajyer yüksek ziraat mühendisi olarak tayin edilir. İsmet Hanım‘la 1941’de evlenir. İsmet Hanım, duygusal, ileri görüşlü, kültürlü ve aydın bir hanımdır, musikiye tutkundur, keman çalar, özellikle klasik müziğe ilgi duyar. Nihat Behram, anasının   ‘ateist olduğunu, din derslerine çocuklarını göndermediğini’ belirtir (AUR, s.147). Özdemir İnce’nin eşi Ülkü Hanım abis Ataol Behramoğlu’nun İngilizce öğretmenidir, sofuluğa karşı çıkışında onun da rolü olduğunu söyler (AUR, s.148). Babası Haydar Bey, şiirler yazar, ancak yayımlamaz. Haydar Bey‘in İsmet Hanım‘la evliliğinden dört erkek kardeş dünyaya gelir: Ataol (1942), Namık Kemal (1944, hukukçudur, şiir dahil edebiyatın değişik alanlarında yazar), Yusuf Turan (1948, diş hekimidir). Nihat, babasının memur olarak tayinleri  nedeniyle Anadolu’nun değişik yerlerinde öğrenimini sürdürür. Haydar Bey Ziraat Müdürü olarak Çankırı’ya tayin olur (1950). Nihat ilk ve orta okulu Çankırı’da okur. Sonra 1961 de Bursaya tayin olurlar. Lise öğrenimine Bursa Atatürk Lisesinde başlar. Sonra İstanbul’a tayin olurlar. Öğrenimini İstanbul Haydarpaşa Lisesi’nde sürdürür (1964/65). Lise son sınıfta iken TİP (Türkiye İşçi Partisi) ne kaydolur. O yıl ‘okulda Nazım Hikmet şiirleri okuduğu, TİP ve sosyalizm propagandası yaptığı’ gibi gerekçelerle disiplin kuruluna sevkedilip okuldan atılır. 2 yıl hiçbir okula kaydını yaptıramaz. Daha sonra Pendik Lisesi’ne kaydolabilir ve lise eğitimini tamamlar. gazetecilik Yüksek Okulu’na kaydolur. 1967-1968 yıllarında ilk şiirlerini yayımlar. Kurucuları Ataol Behramoğlu ve İsmet Özel olan Halkın Dostları dergisinde yazı ve şiirleri çıkar. derginin 12 sayısından sonra derginin yazıişleri sorumlusudur. Dergi 18. sayısında 12 mart Askeri darbesi sonrasında kapatılıp yasaklanır ve Nihat tutuklanır. Maltepe Askeri Cezaevi’nde yatar. Aynı cezaevinde Mahir Çayan, Ulaş bardakçı, Cihan Alptekin ve arkadaşlarının Denizleri idamdan kurtarmak amacıyla kaşmak için tünel kazdıkları yıllardır. Haydar Bey 1973 te emekliliğinden sonra bir süre DİSK’in Gönen’deki tesislerinde Genel Müdür olarak çalışır. 1996’ da öldüğünde Nihat’ın kızı Mavi on yaşındadır, Nihat 17 yıllık politik sürgünlükten sonra ilk kez Türkiye’ye dönebilmiştir. Haydar bey, İstanbul’da 1976 da genç yaşında yitirdiği ilk eşinin yanına Karacaahmet Mezarlığı’na gömülür.

Nihat, Maltepe Askeri Cezaevi’nde birkaç ay yattıktan sonra serbest kalır. İlk şiir kitabı Hayatımız Üstüne Şiirler’i yayımlar (1972). Hayatımız Üstüne Şiirler kitabı yasaklanır ve toplatılır. Nihat tekrar tutuklanır. İki yıla yakın Davutpaşa Askeri Cezaevi’nde yatar. Halkı suç işlemeye tahrik suçundan sorgulanır; duruşma sırasında yalnızdır, mahkeme günlerinde kardeşi ve avukatı Namık Kemal ve anası-babası İsmet Hanım ve Haydar Bey‘in dışında salonda kimse yoktur.  denizler için yazdığı “Üç Dağa Ağıt, Yalnız Değiller” şiirlerinden dolayı yargılanır. Aynı dönemde hakkında   ‘Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’na üyelik ve yardım, bombalama eylemlerine katılmak’ gibi suçlamalarla yeni davalar açılır. 1974 çıkarılan ‘Genel Af ’ ile serbest kalır. Cezaevinden çıkarken eşya torbasında   ‘ Fırtınayla Borayla Denenmiş Arkadaşlıklar’ adlı 2. şiir kitabı vardır. Bu kitabı ve ilk kitabı ‘Hayatımız Üstüne Şiirler’ Erdal Öz’ün Can Yayınlarınca basımları yapılır (1974). Bu afla  ‘okullarından atılan öğrenciler geri dönme’ hakkı da kazanmıştır. Nihat 1975 te öğrenimini tamamlar. Vatan Gazetesi’nde çalışmaya başlar.  Behram bu yıllarda kurulan (1974) Türkiya yazarlar Sendikası (TYS) kurucu üyelerinden birisidir.

Cezaevinde iken yazmayı düşündüğü 6 Mayıs 1972 de idam edilen Deziz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı anlatan “Darağacında Üç Fidan’ı yazıp 18 gün süreyleVatan Gazetesi’nde yayınlar (1976). yayınlandığı her gün hakkında dava açılır. Hakkında istenen toplam ceza bin yıla ulaşır.  Bu yazı dizisini aynı yıl Darağacında Üç Fidan adıyla kitaplaştırır.Kitap da hemen yasaklanıp toplatılır. (Bu yasak 22 yıl sürmüştür.) Yazı dizisinden dolayı

1968 Kuşağı’na mensup olan ve yasaklı yıllarında gizli basımlarıyla elden ele dolaşan bu Nihat Behram’ın bu kitabı uzun yıllar sonra serbest kaldığında büyük bir ilgi görür, ilk ay 22 basım yapar. 2016 yılı itibariyle kitap 100. basımını aşmıştır.  ‘Ser Verip Sır Vermeyen Bir Yiğit İbrahim Kaypakkaya’ adlı yapıtı da bu sürecin ürünü olarak ortaya çıkar. Hapishanede onun hayat hikâyesini dinler, sonra yazmaya koyulur. Ser Verip Sır Vermeyen Yiğit’i 1989’da yayımlar. Bu kitabı da hemen toplatılıp yasaklanır. Yargılanmaları sonunda mahkum olur. Bu kitap Peter Hammer Verlag tarafından Almancaya çevrilir. Nihat Behram adı Vatan Gazetesi’nin künyesinde ‘4. sayfasından sorumlu yazı işleri müdürü’ olarak yazılıdır. Basın tarihinde bunun başka bir örneği yoktur. Çünkü Nihat’ın ürünlerinin sorumluluğunu hiç kimse üstlenmek istememektedir. Yazılarının yayınlandığı sayfanın sorumluluğunu da kendi üstlenmiştir. Nihat Behram bu dönemde şiir / röportaj / yaı türlerinde birçok ürün vermiştir.

Tarihe  ‘kanlı 1 Mayıs’ diye geçen 1 Mayıs 1977’deki olaylar sonrasında basının olayları ‘solcular arası çatışma’ olarak haberleştirmesinene karşılık, bizzat olayların içinden gelen Behram olayı “CIA ve Kontrgerilla 1 Mayıs’ı Kana Buladı” başlığıyla haberleştirmiş fakat yazısı gazetede yayınlanmadığı gibi gazetedeki işine son verilir. 1975-1976 yılları arasında ağabeyi Ataol Behramoğlu Militan dergisini; 1977-1980 yılları arasında ise, Yılmaz Güney ile Güney dergisini çıkarırlar; bu arada Güney Yayınları’nda çalışmalarına da devam eder. Demokrasi, özgürlük, sosyalizm temelinde mücadele veren kuruluşlar ve yayın organlarında kültürel etkinliklerde bulunur. Bu dönemde yayımlanan Hayatı Tutuşturan Acılar ve Dövüşe Dövüşe Yürünecek adlı şiir kitapları da yazaklanır ve dava konusu olur. Kaçar göçer bir hayat yaşamak zorunda kalan Nihat Behram, çoğu yazı, not ve malzemelerini biriktirme ve saklama imkânı bulamadığı için, bunların bir bölümü kaybolmuştur. 1977- 1981 yılları arasında Güney Film’in yöneticiliğinde bulunur. 1980 Askeri Darbesi sonrasında davaları askeri mahkemelere devredilir ve hakkında yakalama kararı verilir. Nihat 1980 de yurt dışına çıkar. Zürih’te Güney Film’i kurar. “Yol” filminin çekilebilmesi o dönem cezaevinde olan Yılmaz Güney’i yurt dışına çıkarmanın yollarını arar. Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz, Yunanistan, Kıbrıs ve Hindistan bu amaçla dolaştığı yerlerdir. Yurt dışında bulunduğu sürede, ikisi (Savrulmuş Bir Ömrün Günlerinden, Yine de Gülümseyerek) Türkiye’de, ikisi (Militan Şiirler, Ayışığı Yana Yana) de Almanya’da olmak üzere dört şiir kitabı yayımlanır. Yine bu zorunlu politik sürgünlük döneminde Gurbet ve Kız Ali romanlarını yazar. Bu kitapları Almanca’ya çevrilir.Yılmaz Güney’le Yasaklı Yıllarımız yine bu dönemin ürünüdür. Yurt dışında çıkan dergilerde sayısız yazı yayınlamış, birçok ülkede sayısız toplantıya konuşmacı olarak katılmış, şiir dinletileri yapmıştır. 1992 / 93 yıllarında Türkiye’de yyımlanan ‘Özgür Gündem’ gazetesinde ‘Gurbet Notları’ başlığıyla köşe yaısı yazar. Yasaklı yıllarında Darağacında Üç Fidan kitabı Türkiye’de Yurt Yaynları tarafından ‘Yürekleri Şafakta Kıvılcımlar’ adıyla 1988 de basılır. Ankara DGM’since 15 bin kitaba el konulur ve imha edilir.

1981 de Yılmaz Güney’in de yurt dışına kaçışını sağlar, birlikte Fransa’ya geçerler, dört yıl Fransa’da (Paris’te bir Arap mahallesinde 20 metre karelik bir odada) kaldıktan sonra, Almanya’dan  “Heinrich Böll Bursu”  ile davet alır.  Almanya’nın Hollanda sınırına yakın küçük bir köyünde (Straelen) Heinrich Böll, Saamuel Becket, Max Firisch gibi yazarların himayesinde kurulmuş olan“Avrupa Çevirmenler Birliği” adlı kültür merkezinde kalır. Bu dönemde Gurbet romanını yazar. Kitap olarak basılınca büyük ilgi görür. Yurda dönme çağrısına uymadığı için, 17 Haziran 1986’da Resmî Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığından çıkarılır. 1990 da Alman hükümetince Almanya’yı terk etmesi istenir. Nedeni Saddam ’ın Küveyt işgali sonrasında başlayan ve Irak Savaşına dönüşen kriz günlerinde yurt dışındaki anti-emperyalist ve barış gösterilerinde Nihat Behram’ın yaptığı ABD ve Avrupalı ülkelerin saldırgan tutumlarını hedef alan konuşmalardır. Almaya’yı terk edip Fransa’ya geçer. Aynı baskıyla bu kez Fransa’da karşı karşıya kalır. Fransa’yı da terk etmek zorunda kalır ve İsviçreli olan eşinin memleketine İsviçre’ye geçip 2. iltica talebinde bulunur (1990). O tarihten sonra uzun yıllar İsviçre’de yaşar. İsviçre Hükümeti 1994 te İsviçre vatandaşlığı verir.

Yurt dışında bahçıvanlık, manavlık gibi değişik işlerde  çalışarak geçimini sağlar. 12 Eylül döneminde vatandaşlıktan çıkarılanlara1996 yılında hakları geri verilir. Bu dönemde Nihat behram da TC pasaportnu alarak turduna döner. Döndüğü gün Atatürk Hava Limanı’nda gözaltına alınır, iki gün sonra serbest bırakılır. 29.11.1997’de Türkiye’ye giriş yaparken de hava alanında tekrar gözaltına alınır. Bir başka İstanbul’a gelişinde kaldığı otelde gözaltına alınır. Behram  bu gözaltıları ‘silahlı özgürlğk gaspı’ olarak niteleyip Adalet Bakanlığı’nı mahkemeye verip tazminat davası açar. Ceza Kanunu’nun 142. maddesi yürürlükten kalkınca hakkındaki dosyalar kapatılır.

Behram yurt dışında olduğu 1980 / 1996 yılları arasında dünyanın birçok ülkesinde uluslararası birçok toplantıya Türk yazarı kimliğiyle davet edilir.  15-19 Nisan 1986’da İspanya’nın Valencia kentinde yapılan “Akdeniz Ülkeleri Yazarlar Kurultayı”na; yine 1986 yılında İspanya’da düzenlenen “Uluslararası Yazarlar Kurultayı” ile 14-21 Haziran 1987’de İspanya’da toplanan “2. Uluslararası Anti-Faşist Yazar ve Aydınlar Kongresi” bunlardan bazılarıdır. Kendi değimiyle   ‘Kaldığı ülkelerin hep yabancısı ve acemisi’dir, ‘her yerde Türkiyeli’dir.

Nihat Behram İsviçreli Trix Hanım‘la 1984Paris’te evlenir. Bu evlilikten -dört yıl kaldıkları Paris’te- Mavi (1985) adında bir kız çocukları olur. Mavi anasıyla İsviçre Almancası, babasıyla Türkçe konuşarak büyür. Nihat Behram, eşi Trix’le İngilizce- Fransızca-Türkçe harmanı karışık bir dil kullanarak konuşmaktadır. Uzun yıllar vatan hasretiyle yanıp tutuşan, Behram için yine kendi değimiyle “en güzel dil kendi dili olan Türkçe”dir. (ÖDO, s.413).

                                                                       ***

Gençliğinde ileri derecede futbola karşı ilgisi vardır, ağabeyi Ataol’un ‘futbolcu değil bilim adamı olacaksın’ isteğiyle bu tutkusundan vazgeçer ve lisede seçimini ‘fen’. Fakat eğilimi   ‘edebiyat’ yönünde derinleşir.  ‘20-25 yaşlarına dek rahat yazdığını, yaş ilerledikçe titizlendiğini ve zor yazdığını’ belirtir. Yaşadığı acılar yüzünden,  yüreğinde isyan duygusu taşıyan bir insandır. Bu durum toplumsal konularda daha bir belirginlik kazanır. Ataol Behramoğlu bir yaısında Behram’ı “pes etmeyen, mücadeleci kardeş” olarak nitelemekte “68 Kuşağı’nın en tipik, en önemli şairi olduğunu” söylemektedir. Müziğe aşina bir ananın çocuğu olması, TİP döneminde Ruhi Su’yu tanıması ve yakınlık kurması Behram’ın sanatçı kişiliğini etkileyen unsurlardandır. Geleceğe umutla bakar, karamsar değildir. Zulme karşı çıkma duygusunun kuvvetlenmesi için çalışan bir sanatçıdır; ömrünü devrimci saflarla iç içe geçirir. İlk gençlik yıllarından bu yana devrimci mücadele içinde kendini şekillendirmeye çalışan bir insandır. Devrimci mücadelede, grupçuluğu bir engel olarak görür. Politik ve militan olduğuna ilişkin nitelemeyi, “bu benim gerçeğim” ifadesiyle karşılar. Dergi ve gazetelere yazı ve röportajlar yazmayı, derneklere gitmeyi, kültür sanat toplantılarına katılmayı, onlara yardımcı olmayı bir görev kabul eder. Sürgünde olmayı, bir gurbet, hasret ve sızı olarak yaşarken, hayatın kabında yoğrulmuş olmaktan ve olumlu örneklerle iç içe yaşamaktan da mutluluk duyar, sıkıntılarına karşın serzenişte bulunmaz.  Sevdayı, insanoğlunun yarattığı en yüce değerlerden biri olarak görür; insanî ve güzel bulur. Emekten ve halktan yanadır. Devrimci direnişte ustalık ne ise, devrimci sanattaki ustalığı da öyle değerlendirmek gerektiğine inanır. Eleştiriye açıktır; eleştiriyi gelişmenin bileği taşı olarak görür. Doğaya tutkundur. Kendi değimiyle tanrısı “su toprak ve hava”dır. Doğadaki tüm canlılarla sıcak dostluk kurabilir, arıyla öpüşebilir. Bildiği diller sorulduğunda “ arıca, derece, bülbülce, sincapça, ardıçça…” diye yanıtlar….Refik Durbaş’tan Ataol Behramoğlu’na, Turgut Uyar’dan Ahmed Arif’e, A. Kadir’den Dursun Akçam’a, Yılmaz Güney’den Ahmet Kaya’ya, Edip Akbayram’dan Fakir Baykurt’a, Yaşar Kemal’den Vedat Türkali’ye, Metin Demirtaş’tan Leyla Erbil’e kadar birçok sanatçı ile yakın dostluk ve kardeşlik ilişkisi içinde olmuştur. Yurt dışında yaşadığı dönemlerde de Mahmud Derviş’ten Juan Goytisolo’ya, Heinrich Böll’den Octavio Paz’a, Eduardo Galiano’dan Rafael Alberti’ye dek çağın birçok önmeli sanatçısıyla tanışmış ve ilişki içinde olmuştur.

***

Sanatı

Nihat Behram’ın ilk şiiri –lise yıllarında- Manastır Kuşçusu adıyla Soyut dergisinde(1967) yayımlanır. Bunu Yeni Gerçek, Yordam (1967), Varlık, Yasak Meyve (2003-2005), Halkın Dostları, Militan ve Güney dergileri ile Vatan Gazetesi ve diğer edebiyat ve sanat dergilerindeki şiir, politika, sanat üstüne yazıları ve röportajları izler. Halkın Dostları ile Militan dergilerinin “toplumcu-gerçekçi sanatın toparlanmasına ve boyutlanmasına katkıları olduğunu” belirtir. Şiirlerinde doğa, aşk, yaşama sevinci ve toplumsal konular öne çıkar. Haksızlığa karşı isyan duygularını haykırır. Sevda içerikli şiirler yazan Behram, doğayla iç içe bir şairdir. Doğasıyla insanıyla bir olan dünya özlemiyle yaşar. Şiirin söz değil, söz ötesi bir şey olduğunu belirten şair, hayatın derinlemesine yeni bir yorumunu içermeyen sözün şiirle örtüşmeyeceği kanısındadır.  O şiirlerini devrimci gerçekçilikle bağdaştırır, böylece lirizm ve romantizme açılır. “Şiir, sanat dallarının en ‘tedbirsizi’dir. Direniş sesinin şiirdeki kökleri, anlık patlamalardır. Dünya şiiri, halka ayaklanma çağrısının eşsiz örnekleri ve ateşiyle doludur.”(ÖDO, s.5)  diyen şairin, politik içerikli şiirleri büyük ilgiyle karşılanır. Sözgelimi “Dövüşe Dövüşe Yürünecek, Çarpışarak, Ayaklanma Çağrısı vb.” şiirleri bu doğrultuda yazılmış örnekler arasında yer alırlar. Halk şiirinden derlediği “Başkaldırı Şiirleri” antolojisi de bu anlayışın ürünüdür.

Behram,  yaşadıkları ile yazdıkları örtüşen bir şairdir. Duyarak, yaşayarak, özümseyerek şiirlerini yazar. Sürgün hayatı başlarken anasını kaybeder (1976), sevdiklerinden ve ülkesinden ayrılmak zorunda kalır, bu hüzünlü hava onun şiirlerine yansır. Sözgelimi “Ayışığı Yana Yana” şiirinde bunu görmek mümkündür: “Behram hasret elindedir / Derdin kökü derindedir / Düşen cana can eklenir / Ayışığı yana yana.”  Şair 33 yaşında (1979) sürgün hayatına başlar, 50 yaşında (1996) ülkesine döner. “Savrulmuş Bir Ömrün Günlerinden”(1982) adlı şiir kitabı, sürgündeki ilk iki yılın ürünüdür. Sürgün olduğu devrede, Avustralya’dan Kanada’ya, Hindistan’dan Portekiz’e kadar dolaşma imkânı bulur. 17 yıllık sürgün hayatında doğal olarak hasret / özlem duyguları öne çıkar. Ruhu ve tekniğiyle kendi ülkesinde yaşamak ister. “Yeniden Kendi Şehrimde” şiirinde “Bu şehir gençliğimdi benim, / aşklarım, gizlerim, meraklarım, / kavuşup kavuşup yitirdiğim sevincim…” dizelerinde insanın içini burkan yarım kalmış sevgilerin ezikliği dile getirilir. Şiirlerinde vatan hasretini yaşayarak işler; acılarını kuvvete dönüştürebilmek, sevgisini itiraf edebilmek için yazmayı sürdürür. Örneğin, “Gönül Belasındayım” şiirinde ayılık konusundaki şu dörtlüğü, onun duygu yoğunluğunu çok güzel ifade eder: “Gül açar dalda tüter / Gün doğar göğü tutar/ Ayrılık artık yeter / Sülün kanadındayım.”

Nihat Behram’a göre, 12 Eylül döneminin başat aydın tipi “güdümlü aydın”dır. Eylül darbesinin ardından yoğun bir biçimde edebî eserlerde “genç devrimci” tipi yer almaktadır. Bir devrimci asla ve asla zulmün soğukkanlı yorumcusu olamaz. Toplumsal acıların kanıksayanı olamaz.” (ÖDO, s.29). Sanatçı olarak hüznü, öfkeyi, çığlığı yaşar; bunları eserlerine taşır. Devrimci kültürü bir bütün kabul eder ve “devrimci sanat, hayatı kavratır ve yaratıcıdır; devrimci mücadeleyi destekler”, der. (ÖDO, s.41-42). Sanatın insanda, toplumun soluğunda, derinlemesine çözümlerin çağsal boyutlarını yakalayabilmekle mümkün olabileceği inancındadır. Her yeni büyük sanatın varoluşumuzun yeni bir yorumu olduğunu belirtir (ÖDO, s. 62). “Sosyalist realist sanat insanlık davasının ödünsüz bekçisidir” der, toplumun ve bireyin dünyasını işleyen, zenginleştiren,  sınıf mücadelesine destek veren bir misyona sahip olduğunu vurgular (ÖDO, s.192). Sanat değeri taşıyan her eseri yeni kabul eder. Önemli olan özdür, biçim geri planda kalır. Şiiri değerlendirirken şiir olup olmadığına bakılmalıdır; biçim bu anlamda esasa/öze bağlı olarak ele alınmalıdır, görüşüne sahiptir. “Şiir kendi ruhunu şekillendirirken buna gereksinimi olan tüm malzemeyi, tüm biçimleri özgürce kullanmalıdır” düşüncesini taşır ( ÖDO, s.433). Şiire biçimsel sınırlar getirmeyi ve dayatmayı doğru bulmaz.

Nihat Behram, şair olarak Halk Şiiri geleneğinden şekil bakımından yararlanır. Halk şiirini özümsemeksizin, kaynak almaksızın bir yere varılamayacağını, ancak onu tekrar etmeden, o şiiri soluyarak yeni şiirler yazılması gerektiğini savunur. Halk masallarından şiirleştirdiği iki kitap Göğsü Kınalı Serçe ve Kuyruğu Zilli Tilki daha 1976 yıllarında yayınlanmıştır.  Anadolu halk şiirine, masallarına, kültürüne derin ilgisi ilk gençlik yıllarında başlar. Sevdiği kimi masalları daha o yıllarda çocuklar için şiirleştirmeye çalışır. Halk kültürünü eşsiz derinlikte yüce bir kültür kaynağı olarak görür; bu yüzden folklorik öğelerden yararlanır. Karacaoğlan’ı sadece Anadolu sanatı içinde değil, dünya sanatı içinde ele alınacak eşsiz bir değer olarak görür. Kendine özgü bir anlatımı / üslûbu vardır. Dizeleri sağlam, imgeleri güçlüdür. Halk edebiyatında Yunus Emre, Karacaoğlan, Dadaloğlu Pir Sultan, Köroğlu; yeni edebiyatımızda ise Tevfik Fikret, Nâzım Hikmet, Ahmed Arif, Enver Gökçe, Sabahattin Ali, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Aziz Nesin, Gülten Akın, Ataol Behramoğlu; dünya edebiyatında ise Mayakovski, Yesenin, Lorca, Neruda, Alberti, Ritsos hayranıdır. Karacaoğlan’ın sevdası, Dadaloğlu’nun narası, Mayakovski’nin kıvılcımı, Gorki’nin ateşi onun içinde her zaman genç ve diridir. Yaşamdır. Her dönemde, yeni’yi temsil ederler” (ÖDO, s.453).

Toplumcu gerçekçi şiirin Tevfik Fikret’ten, Nâzım Hikmet’ten, Ahmed Arif’ten beri akıp gelen bir ırmak olduğunu ifade eder. Ağabeyi Ataol Behramoğlu’nun bağlı olduğu şiir anlayışından, şiirlerindeki ruh, koku, çizgi ve hayatla ilişkisinden etkilenir. Behram’ın şiir anlayışı, halk şiiri ve devrimci-gerçekçi şiirin harmanlandığı şiir anlayışıdır. Ona göre,  iyi şair, güzeli, inceyi, çiçeği, sevdayı,  hasreti, şefkati vb. yorumlayan şairdir. Sanatın türü, insanın hayatı yorumlama çabasında can bulur. Şiiri bir büyü ve büyüleme bağlamında ele alan şair, şiirin sözcüklere, yeni yorumlarıyla hayatın anlamını yükleme işi olduğunu savunur. Ona göre gerçek şiir canlıdır; insanın yarattığı bir canlıdır. Şiirin güzel söz söyleme sanatı olmadığını ifade eder. “Şiirin en temel kuralı kural tanımamaktır” der (ÖDO, s.392). N. Behram, iyi şiir kavramından şiirin gücünü, derinliğini, ufkunu ve boyutunu amaçlar. Türk şiirinin derin bir şiir geleneğine sahip olduğunu belirtir. Büyük bir şiir mirasına sahip olduğumuzun altını çizer.

Yazar ve sanatçıları yazdıkları yıllara, sanat yaptıkları yılların ölçülerine göre değil, anlayışlarına göre değerlendirilip sınıflandırılmasının doğru olacağını düşünür. Bu yüzden, “60 Kuşağı, 68 Kuşağı” değerlendirmesini doğru bulmaz. Sırf aynı ğaşlarda diye iki ayrı anlayıştaki sanatçıyı aynı kuşak kabına koymayı doğru bulmaz. Behram’ın şiirlerinde kavgacı bir tavır sergilediği dikkatleri çeker. İlerici, devrimci, yurtsever, halkına ve yurduna karşı sorumluluk duyan sanatçıları takdir eder. Nihat Behram’a göre, günümüzde Avrupalı aydınlar geçmişin kültür zenginliğinin mirasıyla yaşıyor. Bugünün Avrupa’sında Ahmed Arif,  Bekir Yıldız, Yaşar Kemal ve Aziz Nesin çapında sanatçılar bulmak zordur. Batının anlayışı, Türkiyeli insanları karın tokluğuna çalıştıran ve sömüren bir anlayıştır. Dili kültürün en önemli unsuru kabul eden Behram, anadil sorununun eğitim aşamasında ele alınması gerektiği düşüncesindedir. Bu yaz yitirdiğimiz Vedat Türkali’yi gerçekliğin anıtı, büyük bir aydın ve yazar kabul eder. Kendi kişiliğini devrimci aydın ve devrimci sanatçılığın ölçülerine göre şekillendirmeye çalışır.

“Kundak” adlı şiir kitabında, halk söyleyişinden ve şiirinden yararlanır, mensur şiire doğru açıldığı daha belirgindir. Acıları ve sevinçleriyle halkın yanında yer alır. Acı, umut, isyan duygularını iç içe işler. Hüznü, ayrılığı, isyanı ve sevdayı estetik endişeyi de gözeterek ideolojisiyle bütünleştirir. İçinde yaşadığı çalkantılı yılların acısını şiirlerine taşır. Toplumsal mücadeleyi destekler, anlatımında lirizm öne çıkar. Bu durumu, kendi sesiyle –duyarak, yaşayarak- okuduğu şiirlerinde belirgin bir biçimde görmek mümkündür.

Toplumcu şiir bağlamında, onun kavgacı tavrı kendini gösterir. Özellikle ilk dönem yapıtlarında 1968 Kuşağı’nın toplumsal ve ruhsal yansımalarını dile getirdiğine tanık oluruz. O, toplumcu-gerçekçi sanat çizgisini izler. Sanatla düş, yaratıcı emek ile düş arasında doğal bir bağ olduğuna inanır. Bu yüzden düşlerin, sanat ve emeğin çekirdeği olduğu fikrindedir. Sanatı, büyük düşlerin beslediği kanaatindedir (AUR, s.128). Şaire göre, ”Sanat, insanın yüreğindeki bir sıkışmanın, hayatla kendisi arasındaki ilişkideki sıkışmanın patlaması olayıdır” (AUR, s.135). Onun şiirleri toplumcu, eylemci, devrimci ve halkçı bir çizgide kendini tamamlar. Şiirlerindeki coşku ve heyecan destansı biçimde belirir. Yaşama sevinci, hayata bağlılık fikri, onun hayata bakış tarzı olan devrimci anlayışıyla örtüşür.

Nihat Behram, yeteneğin eğitim ve bilgiyle işlenmesi gerektiği düşüncesindedir. Ona göre, “Sanat İnsana özgüdür ve yaratıcı emeğin, hayatın yeni yeni yorumlarıyla insan duyarlığında çiçeklenmesidir.” (ÖDO, s.368). Şiirin hem yetenek hem de çalışma gerektiren bir sanat dalı olduğuna inanır; son dönem şiirlerinde bu hassasiyeti gösterir. Behram, “sanatçının yaşadığı çağın tanığı olduğunu” söyler. Şiirin geniş kitleye hitap etmesi adına, şiirin seslendirilmesinden yanadır; ancak ucuzlatılmasına, ticarî amaçla da kullanılmasına karşıdır.

Nihat Behram, edebiyatımıza şair ve yazar olarak katkıda bulunur. Şiir, roman, anı, deneme türlerinde yapıtlar verir; 1986’da Gurbet romanıyla Heinriche Böll Bursu’nu kazanır, iki yıl Almanya’da kalır. Bu romanın konusu, Türkiye dışında geçer. Yaşadığı gurbet hayatının, içindeki çalkanışlarını dile getirir. Eser, önce senaryo olarak tasarlanır, sonra romana dönüşür. Yazarın yaşadığı hayat, sanatına / romanına yansır. Gurbet, eleştirmenlerce dış göç romanı olarak kabul edilir. Romanda Fransa’ya kaçak girmek isterken geçtikleri tünelde ailesiyle birlikte ezilen bir Türk işçisinin hikâyesi anlatılır. Dolaylı bir biçimde iş imkânı arayanlar ile işçilerin yaşadıkları dram dile getirilir. Ana tema çağın trajedisi olan mültecilik konusudur.

Yukarıda belirttiğimiz Miras romanında ise, babası Haydar Bey’i sıkıntılar içinde büyümüş hoşgörülü bir Cumhuriyet aydını olarak okura tanıtır. Haydar Dede, yokluk ve sefaletin pençesinde kıvranan halkın temsilcisi olarak belirirken Cumhuriyet’in aydınlık yüzü olarak karşımıza çıkar. Haydar Dede, anasını, babasını, ana kucağındaki küçük kardeşini Ermeni Komitacıların süngülerine kurban veren bir çocuktur. Ağabeyi Abbas’ın can çekişerek ölümüne tanıklık etmiştir. Böylesine acı bir aile faciasını anlatan Nihat Behram, şairlik yanını öne çıkarır, romandaki şiirsellik dikkat çeker. Babasının doğaya, renklere sığınması öğüdüne bağlı kalır; şiir ve romanda bu temaları ustaca işler. Bu romanından d anlaşılmaktadır ki, Behram’ın doğaya tutkusunda babasının çok önemli bir yeri vardır, doğa tutkusunu babasının ruhundan emzirmiştir.

Yazar, Kız Ali ( ilkin Lanetli Ömrün Kırlangıçları adıyla yayımlanmıştır) romanının adı konusundaki bir soruyu şöyle açıklar: “Kadın, kocası vurulduğu anda hamiledir. Kan davası nedeniyle, karnındaki çocuğun erkek olmasını istemiyor. Erkek doğurduğu halde çevresinden gizlemekte, kız olduğunu söylemektedir. Yedi sekiz yaşına kadar, çocuğa Aliye demektedir ve onu kız gibi büyütmektedir. Bu yaşanmış bir olaydır, toplumun bir gerçeğidir.” (AUR, s. 184). N. Behram, Kız Ali romanını insan olmanın yaralı onuruyla yazdığını belirtir (ÖDO, s.356). Romanda Karanlıklar Kentinde öksüz ve hastalıklı bir çocuk olan Ali’nin yoksulluk içinde yaşayışı anlatılır. Bir yardım sever TIR şoförünün yardımıyla Aydınlıklar Ülkesine geçer.  Sağır ve dilsiz bir kadının himayesinde yaşamını sürdürür. Lanetli Ömrün Kırlangıçları, ikinci baskısında Kız Ali adıyla yayımlanır. Romandaki karanlıklar kenti, Anadolu’nun karanlıktaki kentlerini; aydınlıktaki kentler ise Avrupa’yı çağrıştırır şekilde simge olarak kullanılır. Kız Ali (Lanetli Ömrün Kırlangıçları) Peter Hammer Verlag tarafından Almanya’ca olarak da yayımlanmıştır (1992).

Nihat Behram, TC vatandaşlığından çıkarıldığı ve ülkeden uzakta olduğu dönemde, kendisinden habersiz ve izinsiz şiirlerinde ekleme ve çıkarmalar yapılarak yayınlandığını, şarkı sözü kılındığını, kimi zaman dört beş şiirinin cımbızlanarak bir şarkı sözüne yamanmış olduğunu, kimi zaman şiirinin ruhununa uygun olmayan müzikle üflendiğini ve bu durumlardan rahatsız olduğunu belirtir (ÖDO. S.257). Yüz kadar şiiri, çeşitli sanatçılar tarafından bestelenmiştir. Şairin izniyle şiirlerin bestelenmesini normal karşılar. Denizin Ardı Özgürlük (Ahmet Kaya), Doruklara Sevdalandım (Ahmet Kaya); Nar Çocuk (Hasret Gültekin), Ayışığı Yana Yana( Ferhat Tunç, Selda Bağcan) Sürgün (Sevda Bağcan), Anacan Yiğitlenmesi (Grup Yorum) bestelenmiş şiirlerinden bazılarıdır. Şiirin bir başka dile tam olarak çevrilebileceğine inanmayan behram, bu yüzden şiirlerinin yabancı dile / dillere çevrilmesini istemez.

“ Ayaklanma Çağrısı, Haykır Acını Ey Halk, Ey Hayata Sevdalı Esir, Ellerin Avcumda İki Ateş Damlası-Kızım, Az Eylemiş” şiirlerini kendi sesiyle heyecan yüklü yorumuyla etkili ve başarılı bir biçimde seslendirir. 70 ’li yıllardan bu yana mitingler, yürüyüşler gibi birçok kitlesel etkinlik Behram’ın okuduğu şiirle başlamıştır. Yılda en az  80-100 bin kişiye şiirler okuduğunu ifade eder. Ayrıca yapıtlarında şiir kullanarak şiiri çok geniş kitlelere taşımıştır. Sözgelimi her bölümü şiirle başlayan ve milyonla okura ulaşan ‘Darağacında Üç Fidan’ adlı kitabı buna örnektir. Sadece politik içerikli şiirleri değil, Behram’ın özlem ve sevda konulu şiirleri de çok yaygın bir okur kitlesine sahiptir. Mektuplara, kartlara, düğün davetiyelerine işlenmiş, şarkılaştırılmış, evlerde, özel toplantılarda, salon ve alanlarda okuna gelmiştir.

Yapıtları

Şiir

Hayatımızın Üstüne Şiirler (1967-1971 şiirleri, 1974 basımında kitabın  ilk bölümünde 1971-1972’de yayımladığı şiirleri, ikinci bölümünde ise dergilerde yayımlanan  şiirleri yer alır.), İst., 1972,1974,2001, 304 s.

Fırtınayla Borayla Denenmiş Arkadaşlıklar (1972-1973 şiirleri), İst., 1974,157 s.

Dövüşe Dövüşe Yürünecek (1974-1976 şiirleri), İst., 1976,79 s.

Hayatı Tutuşturan Acılar (1977-1978 şiirleri), İst.,1978, 79 s.

Irmak Boylarında Turaç Seslerinde (1978-1979 şiirleri), İst., 1980, 47 s.

Savrulmuş Bir Ömrün Günlerinden (1980-1982 şiirleri), İst., 1982, 80 s.

Militan Şiirler (Seçmeler-Yeni Şiirler, 1982-1983 şiirleri),  İst., (Almanya/Köln)1984 ?

Ay Işığı Yana Yana (Seçmeler -Yeni Şiirler, 1982-1986 şiirleri),  İst.,(Almanya/Köln) 1986 ?

Yine de Gülümseyerek (Seçmeler-Yeni Şiirler), İst., 1987, 217 s.

Cenk Çeşitlemesi (Seçmeler-Yeni Şiirler), İst., 1989, 112 s.

Hey Çocuk (Seçmeler-Yeni  Şiirler), İst.,1996, 151 s.

  Hayatımız Üstüne Şiirler (Toplu Şiirler-1/1967-1977, Ayaklanma Çağrısı adlı yeni kitapla) , İst., 1998, 300 s.

Kundak (1997-2000 Şiirleri), İst., 2000, 61 s.

Yalın Yürek-2/Ayrılık da Yakışıklıdır (Toplu Şiirler-II/ 1980-1997 sürgün yılları şiirleri), İst., 2001,165 s.; Ayrılık da Yakışıklıdır, İst., 2001, 120 s.(111s., 165 s. ?)

İntikam Alır Gibi /Toplu Şiirler-3 (Seçmeler- Yeni Şiirler / 1998-2000 şiirleri, Kundak’la birlikte),İst., 2001, 111 s.

Ayrılık da Yakışıklıdır,İst.,2001, 165 s.

Yalın Yürek, İst., 1998, 472 s.

Şiir Bahçesi (Seçmeler- Yeni Şiirler), İst., 2003,193 s.

Hayatın Şarkısı (Toplu Şiirler, 1967-2004 yılları arasında yayımlanan 15 şiir kitabı ve Sayıklar Gibi Bir Şiir kitabı  ile birlikte), İst., 2004,ı-vii+ 573 s.

Sayıklar Gibi Bir Şiiri (2003-2004 şiirleri ve yayımlanmamış şiirleri), İst., 2004

Tanımlar (Kırk Yıldan Seçilmiş 40 Şiirle birlikte. 1967-2007 arası 16 şiir kitabından seçilmiş 40 şiir), İst., 2008, 163 (176?) s.

Çıkmak İçin Bu karanlıktan, İst., 2009,75 s.

Ayaklanma Çağrısı, İst., 2009 (Toplu şiirler içinde)

Dörtlükler, İst., 1991, 2011, 132 s.

ANTOLOJİ

Türk Halk ve Dünya Edebiyatından  / Başkaldırı Şiirleri Antolojisi, İst.,  2001,2002, 372 s.

ROMAN

Gurbet, İst., 1987, 424 s., 2001, 388 s., 2016,430 s. Kız Ali, İst., 1988, 2001, 167 s. (Lanetli Ömrün Kırlangıçları, İst., 1991, 208 s., 2007,208 s.). Miras, İst., 2004, 2005, 2009, 256 s.

ANI, DENEME, MEKTUP, RÖPORTAJ, BİYOGRAFİ

Darağacında Üç Fidan (Belgesel Anlatı, 12 Mart 1971 sonrası idam edilen Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının hikâyesi, 1976-2016 arası 102 baskı yapar. Sürgünde ve yasaklı olduğu dönemde bu kitap “Yüreği Şafakta  Kıvılcımlar” adıyla yaımlanır – basılmakta olduğu matbaada kitaba el koyulup 15 bin kitap imha edilir-/1988 adıyla yayımlar),  İst.,  1976, 224 s., 1998, 209 s., 2016, 215 s.

Sol Kendini Anlatıyor (Röportajlar), İst., 1977, 335 s.

Hayatın Aynası ve Bir Devrim Silahı Olarak Kültür, Ekim- Birlik, İst., 1979, 79 s.

Yılmaz Güney’le Yasaklı Yıllarımız (Anı), İst., 1994, 413 s., 1998 459 s.; Yılmaz Güney’le Yasaklı Yıllar, 2008, 2016, 447 s.; İmralı Günlerinde Yılmaz Güney/ Deniz ile Gökyüzü Arasındaki Tutsak(Albüm-Ahmet Boğa ile)İst., 2014, 96 s.

Ser Verip Sır Vermeyen Bir Yiğit: İşkencede Ölümün Güncesi (Belgesel Anlatı, İbrahim Kaypakkaya hakkında belgesel, 1977’de yayımlanır, on altı yıl yasaklı kalır)

Özlemin Dili Olsa / Yazılar -Söyleşiler-1, İst., 1999, 568 s.;2004, i-xiii +551 s.

Acının ve Umudun Rengi / Yazılar- Söyleşiler-2, İst., 2005, i-vii+ 331 s.(“E” dergisi, 1999-2000; Özgür Gündem, 2000; Yasak Meyve, 2004; vb  süreli yayınlarda  ‘Tekzip’ ve  ‘Yasak Bölge’ başlıklı  köşelerinde yazdığı yazılar, söyleşiler ve hakkında yazılanlardan oluşur)

Kında Duran Onur Paslanır / Yazılar -Söyleşiler-3, İst., 2013, 328 s. (soL Portal’daki yaıları)

Tekzip/ Hayatın da Bir Yargısı Var/Yazılar- Söyleşiler-4  (Yurt Gazetesindeki 2011-2014 yılları arası  ‘Tekzip’ başlıklı başlıklı köşesindeki yazılardan seçmeler), İst., 2016, 470 s.

Tutanak /Aptallığın Egemenliği/ Yazılar- Söyleşiler-5,İst., 2016, 176 s. (SoL Dergi’deki yazıları)

Yalın Yürek Bayram Gümüş, İst., 2007, 177 s.; Hayatın Renkleriyle Ruhumuzu Emziren/ Yalın Yürek – Bayram Gümüş (Ressam Bayram Gümüş’ün hayatından hareketle İstanbul tamirhanelerinden Toroslar’a dek, yalın yürek bir tabloda- renklerin hayattaki köklerini arıyor.), İst., 2007, 177 s., 2014,210s.

Yeniden Yaratmanın Coşkusuyla ( Ataol Behramoğlu ile birlikte, 1967-1983 yılları arası 120 mektup. Nihat Behram’ın ağabeyi Namık Kemal  Behramoğlu’nun oğlu Onur Behramoğlu tarafından hazırlanmıştır), İst., 2015, 368 s.

ÇOCUK KİTAPLARI

Göğsü Kınalı Serçe (sekiz masal ve bir tekerlemeden oluşur. Tekerleme yerine masal başlangıcı ifadesi kullanılır), İst., 1976, 1980, 79 s., 2007,130 s. Kuyruğu Zilli Tilki, İst., 1977, 1979, 48 s.

KAYNAKÇA

Atilla Özkırımlı,”Behram, Nihat”, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, C:1, İst., 1990, s. 209.

Behçet Necatigil, “Behram, Nihat”, Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, İst., 1983, s.82-83.

İhsan Işık, “Behram, Nihat”,Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi, C:2, Ank., 2006, s.634-635.

Nihat Behram, Özlemin Dili Olsa(Yazılar/Söyleşiler 1), İst., 2004, ix-xiii+ 549 s.

Nihat Behram, Acının ve Umudun Rengi (Yazılar/Söyleşiler 2), İst., 2004, 331 s.

Seyit Kemal Karaalioğlu, “Behram, Nihat”, Ansiklopedik Edebiyat Sözlüğü, İst., 1978,s.96-97.

Şükran Kurdakul, “Behram, Nihat”, Şairler ve Yazarlar Sözlüğü, İst., 1999, s.142.

Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi,  “Behram, Nihat”, C:I, İst., 2001, s.161.

 

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.