Mamacı / Halil Güney

/ 23 Şubat 2020 / 1.236 kez okunmuştur / 6 Yorum
Mamacı / Halil Güney

Mamacı

Halil Güney

 

“Abi, bana adamı ipten kur­ta­ra­cak avu­kat lazım.”

“İpten adam kur­ta­ra­ca­ğız haa! Kim o ip­te­ki va­tan­daş?”

“Abi, kur­tar beni! Beni ancak sen kur­ta­rır­sın.”

“Dur hele, hoş gel­din. Geç otur ba­ka­lım, ney­miş der­din ?”

Bu adam, bir­kaç ay önce de süte ça­ma­şır so­da­sı kat­tı­ğı id­di­ası ile karşı kar­şı­yay­dı. Ça­ma­şır so­da­sı, sütün ke­sil­me­si­ni ön­lü­yor­muş veya ge­cik­ti­ri­yor­muş; ge­ri­si de umu­run­da de­ğil­di. Çır­pı­nı­şı­na ba­kı­lır­sa, yine bir halt­lar ka­rış­tır­dı.

“Abi, ipten adam ala­cak avu­kat lazım!”

“İyi, an­la­dık da, derdi ney­miş, ne halt etmiş de ipe çe­ki­le­cek­miş!”

“Valla bir suçum yok abi!”

“Tabii canım, öy­le­dir. Ney­miş o if­ti­ra?”

“Abi, iki tane.”

“Oooo, der­din çok demek!”

Bizim ve­kâ­let üc­re­ti kat­sa­yı­sı da dolar kuru gibi mü­ba­rek, kriz anın­da hemen yük­sel­me­ye baş­lı­yor. Hadi, ha­yır­lı­sı.

“Abi, öyle değil. Suçum yok, valla.”

Ab­dul­lah, hele şunu an­lat­sa­na!”

“Han­gi­si­ni abi ?”

“Sen bi­lir­sin, bi­rin­den başla.”

“Abi, benim süt­ten balık çıktı.”

“Oğlum, dalga mı ge­çi­yor­sun! Ne sütü, ne ba­lı­ğı! Süt­ten balık mı çıkar be adam!”

“Çok değil abi, beş altı tane kadar.”

Hey Allah’ım, ak­lı­ma mu­kay­yet ol. Sütte balık! Bir ya­şı­ma daha gi­re­ce­ğim. Sah­te­kâr­lık­ta dünya re­ko­ru kı­rı­yo­ruz ga­li­ba. Sahte sucuk, bir kovan arısı ol­ma­yan ada­mın yüz­ler­ce kilo bal üret­me­si, çayın içine boya katan… Şimdi de sütün için­de balık.

Dünya sı­ra­la­ma­sı ya­pıl­sa ilk sı­ra­lar­da olu­ruz kesin.

“Ab­dul­lah, tamam, senin suçun yok. Sakin sakin an­lat­sa­na şu işi… İpten adam almak için işi iyice bil­mem lazım.”
İpten alma, la­fı­nı du­yun­ca göz­le­ri par­lar gibi oldu. Sesi biraz yük­sel­di Ab­dul­lah’ın:

“ Abi, benim ahı­rın arka ta­ra­fın­da dere var. Yağış fazla olun­ca, zaman zaman dere ta­şı­yor…”

“Boş ver de­re­yi me­re­yi Ab­dul­lah!”

“Abi dere ta­şın­ca de­re­de­ki ba­lık­lar, kur­ba­ğa ne varsa artık, benim tar­la­nın ke­sik­le­ri­ne taş­kın suyu do­lu­yor.”
“Eeeee!”

“İşte, süt gü­ğüm­le­ri­ni dol­du­run­ca süt sağ­dı­ğı­mız ko­va­yı çal­ka­lı­yo­rum, süt bu­la­şı­ğı­nı yere dök­me­mek için gü­ğüm­le­rin üs­tü­ne dö­kü­yo­rum.”

“Ab­dul­lah, ko­va­yı çal­ka­la­dın da şu balık işine ge­tir­sen lafı!”

“Ke­sik­ler taş­kın suyu dolu ya abi, ordan alı­ve­ri­yo­rum.”

“Süt sağ­dı­ğın kabı, ke­sik­te­ki su ile mi, üs­te­lik o suyu süt gü­ğü­mü­ne…”

“Abi, su te­miz­dir… İşte balık yav­ru­la­rı da o sı­ra­da, bir­kaç ta­ne­si, ko­vay­la sütün içine…”

“Sus Ab­dul­lah sus! Pes artık. De­re­den gelen suyu gü­ğüm­le­rin üs­tü­ne dol­du­ru­yo­rum , de­se­ne şuna.!”

“Valla, çal­ka­lar­ken…”

“Ab­dul­lah, çal­ka­lar­ken azı­cık su aldın, o azı­cık suyun içine de beş altı tane balık yav­ru­su at­la­yı­ver­di hece!”

“Aynen öyle abi!”

“Ab­dul­lah, bu çal­ka­la­ma işini epey­ce abart­tı­ğın belli oldu. Res­men dere su­yu­nu süt diye sat­tın!”

“Ba­lık­lar­dan sonra süte de­re­ce vur­du­lar, de­re­ce, sütte suyu fazla gös­te­ri­yor.”

“Dedim işte, res­men de­re­nin su­yu­nu, eh Ab­dul­lah !”

“…”

Ab­dul­lah, önüne bak­ma­ya baş­la­dı. Süt çal­ka­la­ma se­nar­yo­su ken­di­si­ne de pek inan­dı­rı­cı gel­me­di an­la­şı­lan.

“Tu­ta­nak tut­tu­lar abi, halk sağ­lı­ğı… Daha bir şey­ler söy­le­di­ler. İlgili ma­kam­la­ra di­ye­rek git­ti­ler.

“Ab­dul­lah, in­san­lar o sütü içe­cek­ler, ço­lu­ğu, ço­cu­ğu…”

“Abi, kay­na­tın­ca mik­rop kal­maz ki !”

Kay­na­tın­ca, mik­rop kal­maz­mış!.. Bu mem­le­ket­te gıda te­rö­rü­nü özet­li­yor adam. Yasal de­ne­tim ve cay­dı­rı­cı ce­za­la­rın ye­ter­siz­li­ği ve en önem­li­si, ah­la­ki aşın­ma…

Ah­la­ki aşın­ma, bir top­lu­mun çö­zül­me­si, çök­me­si… Köşe dönme hırsı… Ba­kan­lık ta­ra­fın­dan, ya­yım­la­nan çar­şaf çar­şaf sah­te­ci­lik lis­te­le­ri, sa­ğır­la­şan, tep­ki­siz­le­şen top­lum­da kar­şı­lık bul­mu­yor. Ab­dul­lah gi­bi­ler için ortam çok mü­sa­it. Güzel ül­kem­de bun­lar­dan o kadar çok ki say­mak­la bit­mez.

“Eveet! Bu kadar mı der­din Ab­dul­lah?”

“Abi, bir tane daha var. O, daha sakat.”

“Balık çıktı, suya de­re­ce vu­rul­du; ge­çen­ler­de süte ça­ma­şır so­da­sı kat­tın”

“Onlar bir sa­yı­lır abi, aynı hafta için­de oldu. ”

“İyi, daha sakat olan der­din ne?”

“Abi, ben her gün iki yüz litre ci­va­rın­da süt sa­ta­rım.”

“İyiy­miş.”

“İyi de, litre ba­şı­na süt primi alı­yo­rum.”
“Balık mu­hab­be­tin­den do­la­yı gitti mi prim­ler ?”

“Abi; bu, geçen hafta oldu. Mü­dü­rün dik­ka­ti­ni çek­miş, bu adam sü­rek­li ola­rak aynı lit­re­de süt ve­ri­yor, bunun inek­le­ri hiç süt­ten ke­sil­mez mi, neyin nesi, diye!”

“Doğru demiş, bu­za­ğı­lar bü­yü­yün­ce, hay­van ha­mi­le ol­du­ğun­da filan…”

“Evet abi, ge­ti­rin dos­ya­sı­nı diyor, kaç ineği var diye.”

“Ha­ki­kat­ten, kaç inek var, Ab­dul­lah?”

“Üç abi.”

“Yuh artık. Üç inek­ten iki yüz litre süt. Hem de hiç ek­sil­me­den! Sen ney­miş­sin be Ab­dul­lah !”

“Resmi ara­bay­la çık­tı­lar gel­di­ler. Müdür, “Ha­ya­tım bo­yun­ca, or­ta­la­ma yet­miş litre süt veren inek gör­me­dim, nerde bu inek­ler, merak ettim!” di­ye­rek indi ara­ba­dan.”

“Film koptu de­se­ne!”

“Koptu abi.”

“Merak ettim yet­miş kilo sütü. O kadar çok su mu kat­tın ?”

“Yok abi, olur mu?”

“Eeee !”

“Abi, bu­za­ğı­la­rın eme­ce­ği sütü de sağıp sa­tın­ca, on­la­rı bes­le­mek için çu­val­la mama alı­yo­rum. Bütün her­kes alı­yor. Em­zik­le bu­za­ğı­ya içir­mek için”

“Süt tozu yani!”

“Onun gibi bir şey abi.”

“Sonra!”

“Son­ra­sı abi, bu, süte çok ben­zi­yor…”

“Ab­dul­lah, sakın…”

“Evet abi, mas­raf çok, ben de ma­ma­yı sütle ka­rış­tı­rıp…”

“Ab­dul­lah, ma­ma­nın içine azı­cık süt ka­tı­yo­rum, de­se­ne şuna !”

“Abi, çak­tır­ma­sak iyiy­di…”

“Yeter Ab­dul­lah, yü­rü­yen fe­la­ket gibi ol­muş­sun ma­şal­lah!”

“Abi, prim işi iptal oldu, es­ki­den al­dık­la­rı­mı da ce­za­sıy­la, fa­iziy­le geri ala­cak­lar­mış.”

“De­se­ne, ma­ma­cı Ab­dul­lah oldun !”

“…”

“Hah, şimdi an­la­şıl­dı. Mama işi açığa çı­kın­ca, de­re­nin suyu dev­re­ye so­kul­du.”

“Abi, kur­tar beni.”

“Ah, şu balık yav­ru­la­rı! Ne işi­niz var Ab­dul­lah’ın ko­va­sın­da!”

“…”

“Hem ma­ma­cı, hem ba­lık­çı Ab­dul­lah!”

“Bak Ab­dul­lah, İpten adam kur­tar­ma ko­nu­sun­da, asla iflah ol­ma­ya­cak­lar kon­ten­ja­nın­da bizim ayda bir tane hak­kı­mız var. Ben o hak­kı­mı kul­lan­mış­tım. Ma­ale­sef, seni baş­ka­sı…”

Bir süre önce, bir si­ya­set­çi, günah iş­le­me öz­gür­lü­ğün­den söz ede­bi­li­yor­du. Ab­dul­lah da bu öz­gür­lü­ğü­nü doyum döküm kul­lan­mış­tı; şimdi de bön bön bakma öz­gür­lü­ğü­nü kul­la­nı­yor.

“Abi…”

“Olsa, dük­kan senin Ab­dul­lah! Güle güle Ab­dul­lah !”

Mamacı / Halil Güney (6 Yorum)

  1. Kaleminin sivriliği çok güzel ve halk sağlığı için durmasın. Kutlarım. Yüreğine sağlık Halilciğim. Sevgiyle…

  2. Yüreğine kalemine sağlık Halil hocam.Sütteki balıklar kavağa çıkamadan Mamacı yakayı ele vermiş.Darısı diğer sahtekârların başına.

  3. Sülün Osman Abdullah’ın yanında sütten çıkmış ak kaşık kaldı. 😃 İyi sadece göndermişsin.
    Devamını heyecan ile bekliyorum. Anlatım çok güzel.

  4. Balık işini kırk yıl önce de duymuştum ama; “mama” olayı tek kelimeyle efsane. Ah o ipten adam alma kontenjanı yok mu?