Kutlu Bilgi / Tuğrul Keskin

/ 21 Aralık 2019 / 86 kez okunmuştur / yorumsuz
Kutlu Bilgi / Tuğrul Keskin

Kutlu Bilgi

Tuğrul Keskin

 

Dilde sı­nır­la­rı zor­la­yan bir ya­ban­cı­laş­ma­nın için­den ge­çi­yo­ruz. Yö­ne­ti­ci­ler Arap­ça söz­cük­le­ri kul­lan­ma­yı ve o söz­cük­le­re bağlı ola­rak ge­le­nek­sel Arap kül­tür kod­la­rı­nı ak­tar­ma­yı ve bunu top­lu­ma da­yat­ma­yı pek se­vi­yor­lar. Olur olmaz yer­ler­de, olur olmaz kalıp ve söz­cük­ler kul­lan­mak pek hoş­la­rı­na gi­di­yor. Söz­ge­li­mi ge­çen­ler­de İstan­bul’da bir bina çöktü ve ha­ya­tı­nı kay­be­den 10’dan fazla yurt­ta­şı­mız, ce­na­ze tö­ren­le­rin­de “yı­kı­lış şe­hi­di” mer­te­be­si­ne yük­sel­til­di­ler.O tö­ren­de ‘dev­let bü­yü­yü’ “bu mey­yit ve mey­yi­te­ler…” diye baş­la­yan bir ses­le­niş­te bu­lun­du. Arap­ça kadın ve erkek ölü­ler an­la­mın­da­ki mey­yit ve mey­yi­te­ler sö­zü­nü pek çok insan belki de ilk kez duydu ve şa­şır­dı, ölü­le­ri bile ayı­ran bu söy­le­me…

Arap­ça söz­cük­le­rin ve kül­tür öge­le­ri­nin kul­la­nıl­ma yeri ve bi­çi­mi bu dö­nem­de o kadar ço­ğal­dı ki, oraya hiç gir­mi­yo­rum. Bin yılı aşkın bir sü­re­dir iki kül­tür ara­sın­da var olan ‘sa­va­şı’, ge­le­nek­sel Arap kül­tü­rü­nün ka­zan­ma­sı yö­nün­de aman­sız bir mü­ca­de­le ol­du­ğu açık, fakat ül­ke­yi yö­ne­ten­le­rin ne­re­de dur­du­ğu­nun aynı açık­lık­ta ol­ma­ma­sı el­bet­te üzücü!

Kül­tür­ler ara­sın­da­ki savaş böy­le­si­ne kı­zı­şık­ken, siz­le­ri gün­de­lik ha­ya­tın söy­le­mi için­de boğ­mak ye­ri­ne, 11. yüz­yıl­da öz’ünü ger­çek­leş­tir­me mü­ca­de­le­si veren iki kül­tür in­sa­nı ve iki de­ğer­li ya­pıt­ta gö­tür­mek is­ti­yo­rum. El­bet­te bu ya­pıt­la­rı he­pi­ni­zin bil­di­ği­ni sa­nı­yo­rum ama ge­ri­ye dönüp bak­ma­lar­da her zaman büyük ya­rar­lar ol­du­ğu ka­nı­sın­da­yım.

Bi­rin­ci­si ilk Türk dil bi­lim­ci­si Kaş­gar­lı Mah­mud’un, Türk di­lin­de­ki ilk an­sik­lo­pe­di ve söz­lük olan “Di­va­nû Lü­ga­ti’t-Türk” (Türk Dil­le­ri Söz­lü­ğü) adlı eseri. Kaş­gar­lı Mah­mud, bu ese­riy­le Türk di­li­ni Arap­la­ra ta­nıt­ma­yı ve Arap­ça­nın et­ki­siy­le var­lı­ğı baskı al­tın­da olan Türk di­li­ni ko­ru­ma­yı amaç­la­mış­tı sa­nı­rım…

Ba­ba­sı Ka­ra­han­lı so­yun­dan Mu­ham­med bin Hü­se­yin, an­ne­si Bibi Ra­bi­ya al-Bas­rî’dır. Aile­si, ya­şa­dık­la­rı Bars­gan şeh­rin­de gör­dük­le­ri bas­kı­lar­dan yı­la­rak, o yıl­lar­da bilim ve sanat mer­ke­zi olan Kaş­gar’a yer­leş­miş, Mah­mud, 1008 yı­lın­da bu­ra­da doğ­muş­tur.

Türk dil­le­ri hak­kın­da daha geniş bilgi sa­hi­bi olmak ama­cıy­la, Türk­le­rin ya­şa­dı­ğı Orta Asya ve Ana­do­lu’yu gez­miş ve ar­dın­dan Bağ­dat’a var­mış­tır. Öm­rü­nün 15 yı­lı­nı bu araş­tır­ma­lar için har­ca­yan Kaş­gar­lı, yap­tı­ğı ge­zi­ler­de Türk­çe­nin her yö­re­de fark­lı leh­çe­ler­le ko­nu­şul­du­ğu­na tanık olmuş ve Türk­le­rin ge­le­nek gö­re­nek­le­ri­ni de en ince ay­rın­tı­la­rıy­la in­ce­le­miş­tir. Ha­ka­ni­ye, Argu, Çiğil, Kıp­çak, Ke­pe­nek şi­ve­le­ri­ni öğ­ren­miş, Arap ve Fars dil­le­rin­de de ol­duk­ça yet­kin­leş­miş­tir.

1057 yı­lın­da Kaş­gar’dan ay­rıl­dı­ğın­da ken­di­si için bir yer­le­şim yeri bul­mak­ta güç­lük çek­miş, Türk­le­rin ço­ğun­luk­la ya­şa­dı­ğı ve bi­lim­sel ko­nu­lar­da da ge­liş­miş bir şehir olan Bağ­dat’ta karar kıl­mış­tır.

1080’de Kaş­gar’a dön­me­ye karar ver­di­ğin­de, artık ünlü ve ül­ke­nin ileri gelen bilim adam­la­rın­dan bi­ri­dir.

1105 yı­lın­da dün­ya­mız­dan ay­rı­lan Türk­çe’nin bu ilk dil bi­lim­ci­si, ar­dın­da ko­nuş­tu­ğu­muz dilin de­rin­li­ği­ne işa­ret eden çok de­ğer­li bir eser bı­rak­mış­tır ki, ken­di­sin­den sonra ge­len­ler de bu güzel dili daha da güç­len­di­re­rek ge­le­ce­ğe bı­ra­ka­bil­sin­ler…

İkin­ci­si Ba­la­sa­gun­lu Yusuf’tur. Bi­li­nen adıy­la Yusuf Has Hacib. Hak­kın­da­ki bilgi ol­duk­ça az ol­ma­sı­na kar­şın, 1017’de doğ­du­ğu sa­nıl­mak­ta­dır.

Büyük eseri “Ku­tad­gu Bilig” bo­yun­ca adını yal­nız­ca bir kez, “Kitap sa­hi­bi Yusuf, büyük Has Hacib, kendi ken­di­ne na­si­hat eder” baş­lık­lı son bö­lü­mün­de an­mış­tır. Bu son bö­lüm­de, 21. yüz­yı­lın Türk­çe’den ürken bil­gi­siz­le­ri için belki de şun­la­rı söy­le­miş­tir: “Bilgi bil, yerin baş­kö­şe olsun. Bil­gi­siz yürek ve dil neye yarar? Ne kadar bil­sen de yine ara… Bilgi bir de­niz­dir, onun ucu bu­ca­ğı yok­tur. Bilgi bil, insan ol, ken­di­ni yük­selt.”

Ça­ğı­nın ge­çer­li bi­lim­le­ri­nin yanı sıra, Arap­ça ve Fars­ça da bilen Yusuf, dil ve dü­şün­ce ara­sın­da­ki ba­ğın­tı­yı çok doğru kav­ra­mış­tı. Dil ol­ma­dan dü­şün­ce, dü­şün­ce ol­ma­dan dil ol­maz­dı. “İşte ben, bilgi is­te­ye­rek ona el uzat­tım, sözü söze ka­ta­rak dizip sı­ra­la­dım…” di­ye­rek söz­cük­le­re karşı sev­gi­si­ni ve dil­de­ki de­rin­li­ği­ni ne güzel an­lat­mış.

Ku­tad­gu Bilig’deki; “Ne kadar söy­len­se bile, sözü kim tü­ke­tir, o pı­nar­lar ara­sın­dan dur­ma­dan akar gider…” an­la­tı­mı, dilin; ya­zar­lar, sa­nat­çı­lar, bilim in­san­la­rı ve bir ül­ke­yi yö­ne­ten­ler ta­ra­fın­dan doğru ko­nu­şul­du­ğu, ya­pıt­lar üre­til­di­ği sü­re­ce yet­kin­le­şip ge­li­şe­ce­ği­dir. Başka bir se­çe­nek ola­bi­lir mi zaten?

Yusuf Has Hacib ay­rı­ca; “ast­ro­no­mi bi­li­mi­ni öğ­ren­mek is­te­yen­le­rin, önce ge­omet­ri ve hesap ka­pı­sın­dan geç­me­si gerek” demiş, ar­dın­dan “arit­me­tik ve cebir, in­sa­nı ke­mâ­le ulaş­tı­rır; top­la­ma, çı­kar­ma, çarp­ma, bölme, bir sa­yı­nın iki ka­tı­nı, ya­rı­sı­nı ve ka­re­kö­kü­nü alma iş­lem­le­ri­ni bilen, yedi kat göğü avu­cu­nun için­de tutar. Her şey he­sa­ba da­ya­nır…” diye ek­le­miş. Yani Ku­tad­gu Bilig, Türk di­li­nin ilk si­ya­set­na­me­si olmuş ve Türk ede­bi­ya­tı­nın ilk nazım şek­li­ni de o kul­lan­mış­tır. Bu nazım şekli mes­ne­vi­dir.

Bir si­ya­set­nâ­me veya bir na­si­hat­nâ­me ola­rak ad­lan­dı­rı­la­bi­lecek Ku­tad­gu Bilig, Yusuf Has Hâcib’in ye­tiş­ti­ği çev­re­nin dil, bilim ve fel­se­fî bi­ri­kim ve yak­la­şım­la­rı hak­kın­da önem­li bil­gi­ler ver­mek­te­dir. Yine Ku­tad­gu Bilik’ten an­la­şı­la­ca­ğı üzere, Pla­ton’un dev­let ve top­lum an­la­yı­şı iyi bi­lin­mek­te ve uy­gu­lan­ma­ya ça­lı­şıl­mak­ta­dır. Bi­li­min ve bil­gin­le­rin de­ğe­ri­nin an­la­şıl­dı­ğı; bi­li­min, gü­ve­ni­lir bir reh­ber ola­rak gö­rül­dü­ğü de ay­rı­cı de­ğer­li bir ay­rın­tı­dır.

Yusuf Has Hacip’in şu söz­le­ri bu­gü­ne bir şey söy­le­ri mi bil­mem? “Arap­ça ve Fars­ça ki­tap­lar çok­tur; bizim di­li­miz­de bütün hik­met­le­ri top­la­yan yal­nız bu ki­tap­tır.” Biraz abar­ta­rak söy­ler­sem: Biz­de­ki si­ya­set in­san­la­rı ve yazın çev­re­le­ri­nin bir kısmı dil­de­ki has­sa­si­yet­le­ri­ni yi­ti­rir­se, Ku­tad­gu Bilik’in ne kadar ge­ri­si­ne dü­şe­riz? Ve ül­ke­yi yö­ne­ten­ler, Yusuf Has Hacib’ten ya­rar­lan­sa­lar “has” bir söy­le­min sa­hi­bi ol­maz­lar mı? Ve biz­ler de bu tür ya­zı­lar yaz­mak­tan kur­tar­sa­lar, iyi olmaz mı?

—————————
Tuğrul Keskin, 15 Şubat 2019, Bal­ço­va, ABC.

Tuğrul Keskin

Bazı şi­ir­le­rin­de Azer Tuğ­rul Kes­kin, A.​Tuğ­rul Kes­kin ad­la­rı­nı kullanan Tuğrul Keskin İzmir Ata­türk Ti­ca­ret Li­se­si'ni bi­tir­di. Muğla İşlet­me Yük­sek Okulu'nda öğ­ren­ciy­ken yük­sek öğ­re­ni­mi­ni son­lan­dır­dı ve ti­ca­re­te atıl­dı. De­ği­şik iş­ler­de ça­lış­tı, yö­ne­ti­ci­lik yaptı. Piya Ya­yın­la­rı'nın ku­ru­cu­la­rı ara­sın­da yer aldı. Kes­kin Tür­ki­ye Ya­zar­lar Sen­di­ka­sı (TYS) , Ede­bi­yat­çı­lar Der­ne­ği ve Dil Der­ne­ği üye­si­dir.