Kurgu ve Dil İşçisi Bir Şair Olarak Semih Çelenk / Mehmet Akay

/ 2 Aralık 2016 / 55 okunma / yorumsuz

Semih Çe­lenk’in ilk ki­ta­bı “Redd-i İthal” 1996, ikin­ci ki­ta­bı “Nacar ile Ser­ki­sof” 2006 ve üçün­cü ki­ta­bı “Hu­ru­fat” 2013 yıl­la­rın­da çık­mış üç şiir ki­ta­bı. Semih yal­nız şiir ala­nın­da ürün ver­mi­yor aynı za­man­da oyun ya­za­rı ve yö­net­men. Do­lay­sıy­la çok yönlü bir sa­nat­çı kim­li­ğiy­le karşı kar­şı­ya­yız. Bu çok yön­lü­lü­ğün şi­iri­ni ala­bil­di­ğin­ce zen­gin­leş­tir­di­ği­ni en başta tes­lim etmek ge­re­kir. Semih’in şiiri hak­kın­da bir şey­ler yaz­mak kolay değil, ama aynı dö­nem­de aynı ede­bi­yat der­gi­le­rin­de yaz­ma­mı­zın ver­di­ği güven ve dost­lu­ğun kat­tı­ğı ya­kın­lı­ğın şi­ir­sel yol­cu­lu­ğu­mu­zu da ya­kın­laş­tır­dı­ğı­nı dü­şü­nü­yo­rum. Semih ile aynı ku­şa­ğın şa­iri­yiz. Onun şi­iri­ne duy­du­ğum güven ve he­ye­can, şiiri hak­kın­da yaz­ma­nın ge­rek­li­li­ği­ni öne çı­kar­dı.

Semih Çe­lenk, dergi şairi de­ğil­dir. Der­gi­ler­den sıy­rıl­mış ve ken­di­ni ka­nıt­la­mış bir şa­ir­dir. Ancak eleş­tir­men­ler ta­ra­fın­dan gö­rül­me­miş veya ıs­ka­lan­mış bir şa­ir­dir. Bu Semih’in şi­irin­den kay­nak­la­nan bir durum de­ğil­dir. Ak­si­ne ede­bi­yat dün­ya­sı­nı ku­şa­tan kırık ve pi­ya­sa ca­zi­be­si­ne terk edil­miş es­te­tik algı ve kav­ra­yış­tan kay­nak­la­nır. Bu da ye­ter­li de­ğil­dir, güçlü eleş­ti­ri ku­ru­mu­nun za­yıf­lı­ğı, eleş­ti­ri­nin ha­fi­fe alın­ma­sı, eleş­tir­me­nin yine pi­ya­sa kay­gı­sıy­la ede­bi­yat dı­şı­na itil­me­sin­den de kay­nak­la­nır. Ben eleş­ti­ri­siz şa­iri­nin ebe­vey­ni yi­tir­miş bir çocuk gibi gö­rü­rüm. Dış dünya kar­şı­sın­da sa­vun­ma­sız­dır ve sü­rek­li sav­ru­lur. Eğer şair eleş­tir­me­ni­ni yi­tir­miş­se sa­vun­ma­sız ve sü­rek­li sav­rul­ma­ya ha­zır­dır. Semih eleş­tir­men­siz şair oldu ama sa­vun­ma­sız ve sav­rul­ma­dı. Çünkü gü­nü­müz pek çok şa­ir­de ol­ma­yan bir en­te­lek­tü­el bi­ri­kim yani “ku­şan­mış­lık” di­ğe­ri de 80 ku­şa­ğı şiir ge­le­ne­ği için­de yoğ­rul­ma­sı söz ko­nu­suy­du.

80 ku­şa­ğı­nı ben çok önem­si­yo­rum. Sa­nı­rım önem­se­ye­rek de öle­ce­ğim. Yakın ta­ri­hi­mi­zin şiir akım­la­rı, şiir an­la­yış­la­rı ve ku­şa­ğı için­de bir akım ol­ma­yan ama bir eği­li­mi için­de ta­şı­yan 80 ku­şa­ğı­nı di­ğer­le­rin­den ayı­ran çok önem­li bir at­mos­fer vardı. Bu at­mos­fer 80 ku­şa­ğı şi­ri­ni ön­ce­ki tüm ku­şak­lar­dan ay­rı­ca­lık­lı kılar. 80 ku­şa­ğı şiiri yal­nız geç­miş şiir po­eti­ka­sı­na bir baş­kal­dı­rı de­ğil­di aynı za­man­da dik­ta­tör­lü­ğün en his­se­di­lir alan­la­rın­da ye­nil­gi­ye kafa tut­mak ye­ni­den doğ­mak ye­ni­den nefes al­mak­tı da. En önem­li­si de as­ke­ri dar­be­nin ge­tir­dik­le­ri­nin dı­şın­da 89 yı­lın­da SSCB ve ben­zer ül­ke­le­rin yı­kıl­ma­sı oldu. Bu bi­ri­le­ri­ne göre ütop­ya­nın yı­kıl­ma­sı bi­ri­le­ri­ne göre ütop­ya ola­rak gö­rül­me­se de do­lay­lı ola­rak bir ütop­ya­ya olan inan­cın za­yıf­la­ma­sı ve sor­gu­lan­ma­sı­na neden ol­muş­tu. 80 ku­şa­ğı, 70 ve ön­ce­ki­ler gibi po­li­tik bir şair ku­şa­ğıy­dı. Do­la­yı­sıy­la yal­nız şiir ge­le­ne­ği yal­nız şiir po­eti­ka­sı yal­nız ik­ti­dar­la sür­tüş­me­di aynı zaman da bir ütop­yay­la hem­hal oldu. Ken­diy­le, ön­ce­ki şi­ir­le, ku­şa­tıl­dı­ğı top­lum­la ve koca bir en­te­lek­tü­el bi­ri­kim­le de karşı kar­şı­ya kaldı. 80 ku­şa­ğı­nı ön­ce­ki şiir akım­la­rın­dan, an­la­yış­lar­dan, ge­le­nek­ten ve ku­şak­tan ayı­ran özel­lik buydu. 80 ku­şa­ğı­nın o yı­kı­mı 1. Dünya Sa­va­şı ve 2. Dünya Savaş son­ra­sı batı en­te­lek­tü­el­le­ri de ya­şa­dı. Ora­lar­da büyük fel­se­fe ve sanat akım­la­rı doğdu bizde bun­lar ol­ma­dı (veya buna zemin ha­zır­lı­yor) ama ken­diy­le, top­lum­la, dev­let­le ve ütop­yay­la başı be­la­da bir şair ku­şa­ğı ya­rat­tı. İşte bu ku­şak­tan söz alan pek çok şair 90 ve 2000’li yıl­la­rın şi­iri­ni be­lir­le­di. Ba­zı­la­rı tek ki­tap­la ba­zı­la­rı bir­kaç ki­tap­la sü­re­cin için­de ol­du­lar ama devam et­ti­ren­ler çok az kaldı. İşte Semih Çe­lenk şiiri bu ku­şa­ğın so­rum­lu­lu­ğu­nu sırt­la­yan şa­ir­ler­den. Do­lay­sıy­la şi­ir­le­ri bir yan­dan ge­le­ne­ğe kar­şıy­ken diğer yan­dan ge­le­ne­ğin tüm bi­ri­ki­miy­le de yüz yüze. Eğer şi­ir­le­rin­de beyit form­la­rı, aksan ve kimi folk­lo­rik öğe­ler kul­lan­dıy­sa bu ge­le­ne­ğin bi­lin­cin­de ol­ma­sın­dan kay­nak­la­nır. Ancak kul­lan­dı­ğı me­ta­for­lar, imge ve eğ­re­ti­le­me­ler, müzik gibi pek çok şiir öğesi ge­le­nek­le karşı kar­şı­ya kal­ma­sı­na, ona avand­gard bir tutum ta­kın­ma­sı­na neden olu­yor. Semih Çe­lenk hem 80 ku­şa­ğın ta­şı­yı­cı­sı hem de kendi ku­şa­ğı­nı aş­ma­ya ça­lı­şan bir avand­gard.

Ön­ce­lik­le ya­yım­la­nan bu üç ki­ta­bın te­ma­tik öze­ti­ni ver­mek is­te­rim.

Bi­rin­ci kitap “Redd-i İthal” : 80 as­ke­ri dar­be­siy­le tüm dün­ya­da uy­gu­la­ma­ya so­ku­lan biz de as­ke­ri bir dar­bey­le uy­gu­la­ma­ya ko­nu­lan neo-li­be­ral po­li­ti­ka­la­rın oluş­tur­du­ğu kül­tü­rel ab­lu­ka­nın far­kın­da­lı­ğı­nı, bu ku­şa­tıl­mış­lı­ğın ya­rat­tı­ğı kül­tü­rel eroz­yo­na karşı du­yu­lan öfke ve eleş­ti­ri­yi içe­rir.

İkinci kitap “Nacar ile Ser­ki­sof” : Fark edi­le­ce­ği üzere kitap ismi ünlü saat mar­ka­la­rın­dan ya­rar­la­nı­la­rak oluş­tu­rul­muş. Bu­ra­da şair yal­nız sem­bol­le­re değil aynı za­man­da gös­ter­ge ala­nı­na da atıf­ta bu­lu­nur. Bu kitap bu ko­nu­da ol­duk­ça zen­gin­dir. Bu ki­ta­bı se­mi­yo­tik ve fe­no­mo­lo­jik açı­dan ay­rı­ca in­ce­len­me­ye değer bu­lu­yo­rum. Bu ki­tap­ta ay­rı­ca ya­ka­la­dı­ğım de­ter­me­nist insan ve zaman iliş­ki­si­ni ani de­ği­şi­me, de­vin­gen­li­ğe ve sıç­ra­ma­ya ulaş­tı­ran Ku­an­tum kav­ra­yı­şı var. Şi­ir­ler­de, bu ne­den­le mi­to­lo­ji yal­nız­ca anmak veya şi­ir­sel bir araç ola­rak kul­la­nıl­mak­tan zi­ya­de mi­to­lo­jik za­man­dan so­yut­la­nıp gü­nü­müz ger­çek­li­ği için­den ye­ni­de kur­gu­lan­ma­sı ye­ni­den şiir ku­rul­ma­sı bu sa­vı­mı des­tek­ler ni­te­lik­te­dir. İnsan- zaman, tarih ön­ce­si-son­ra­sı, mekan ve me­kan­sız­lık üze­ri­ne dü­şü­nen bir şiir ki­ta­bı.

Üçün­cü kitap “Hu­ru­fat” : As­lın­da üçün­cü kitap ikin­ci ki­ta­bın de­va­mı ni­te­li­ğin­de. İkinci ki­tap­ta bit­miş ama şairi tat­min et­me­miş ola­cak ki üçün­cü ki­ta­ba alıp sür­dür­dü­ğü şi­ir­le­re ba­kı­lır­sa üçün­cü kitap üçün­cü ki­ta­bın de­va­mı ola­rak yo­rum­la­na­bi­lir. Bu ki­tap­ta izlek ola­rak yine genel an­lam­da mo­der­ni­te eleş­ti­ri­si ve bu eleş­ti­ri kar­şı­sın­da şa­irin iç sı­kın­tı­sı var. Ancak bu iç sı­kın­tı top­lu­ma sır­tı­nı dönen bir sı­kın­tı değil. Top­lu­mun his­si­yat ola­rak veya Sok­ra­tes’e atıf­la “sezgi” ger­çe­ği­ni bi­lin­ce çı­ka­ra­rak ya­şa­nan bir sı­kın­tı­dan söz etmek ge­re­kir. Do­lay­sıy­la geç­miş ve geç­miş­le di­diş­me so­ru­nu bütün ki­tap­lar­da ortak bir izlek ol­du­ğu gibi “Hu­ru­fat” ki­ta­bın­da da ana bir izlek.

1.KİTAP (Redd-i İthal) BİÇİM VE SEN­TAKS KAY­GI­SI:

KARA KADIN TÜR­KÜ­SÜ(De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
EL­VA­DA YEL­KENLİLER (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
KIRÇİÇEĞİ (De­ney­sel ve ses ön­ce­lik­li)
BEN­ZER­LER (De­ney­sel ve ses ön­ce­lik­li)
KA­RA­BA­SAN (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
İP (De­ney­sel ve ses ön­ce­lik­li şiir)
SAMAH (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
GÖÇ­MEN (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
GÜLLÜ KIZ­LAR (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
İMDAT! İmdat şiir! (Şi­ir­de esin sor­gu­la­nı­yor. Ay­rı­ca “ölümü bir tek o’nla aşa­bi­le­ce­ğim
bun­la­rı da bi­li­yor­sun şiir
bi­li­yor­sun.”(1) di­ze­sin­de şiir yan­sı­tan, ey­le­me ge­çi­ren değil bir sı­ğı­nak ola­rak gös­te­ri­li­yor.)
PY­RA­MOS İLE THİSBE (Mi­to­lo­jik kur­gu­ya da­ya­lı bir şiir)
ADI­YO­SAS PA­RA­DI­SO (De­ney­sel ve ses ön­ce­lik­li): Bu şiir “Redd-i İthal” ki­ta­bı­nın en önem­li en us­ta­lık­lı iki şi­irin­den biri ola­rak ka­rı­şı­mı­za çı­kı­yor. “o tren yok artık”(2) im­ge­siy­le neo li­be­ral po­li­ti­ka­nın so­nu­cu ola­rak de­ği­şen ha­yat­tı ta­nım­la­ma­ya ça­lı­şır.
SESSİZCE (De­ney­sel ve ses ön­ce­lik­li)
BELKİ DE SON BU (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
MİSAFİR (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
KOR­DON­DA (Ge­le­nek­sel forma da­ya­lı)
MAR­TI­LI (Ge­le­nek­sel forma da­ya­lı)
BAS­MA­NELİ DONKİŞOT ( De­ney­sel): İzmir­li şa­ir­le­rin ge­ne­lin­de bir Bas­ma­ne mi­to­su vardı. Bas­ma­ne mo­dern ha­ya­tın kur­ban­la­rı­nın kü­me­len­di­ği bir yer­dir. İstan­bul şa­ir­le­ri için­de Tar­la­ba­şı.
(KÖ­RÖF­KE (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
KUVAYİ MİLLİYE (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
ÖLÜ­MÜN (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
MEK­TUP) (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir) : Bu dört kısa şi­irin söz­di­zi­mi, sen­taks ve an­lam­sal kat­man­la­rı­nın oluş­tu­rul­ma­sın­da Cemal Sü­rey­ya et­ki­si iz­le­mi­ni bı­ra­kır.
O GECE (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
AÇAR ( Bu şiir ki­ta­bın en ba­şa­rı­lı ikin­ci şi­iri­dir. Şair “ADI­YO­SAS PA­RA­DI­SO” ve “AÇAR” şi­iriy­le oku­yu­cu­ya şa­ir­li­ğin uzun so­luk­lu bir se­rü­ven ol­du­ğu­nu his­set­ti­rir.
GECE AY MEH­TA­BI (“düş­süz ya­tı­yor uyu­yan­lar” (3)mıs­ra­sın­da ay­dın­la­rın, iş­çi­le­rin top­lum­sal üre­ti­min ve dö­nü­şü­mün te­me­li­ni oluş­tu­ran­la­rın yi­ti­ril­miş ütop­ya­dan ya­kı­nır. 90’lı yıl­la­rın tüm dün­ya­yı ku­şa­tan ortak ütop­ya tra­je­di­si­dir bu. Bu şi­ir­de yı­kı­lan ütop­ya­nın so­nuç­la­rı­dır dile ge­ti­ri­len.)
PAZAR DEĞİLDİ O GÜN ( An­la­tım­cı bir tek­nik­le ya­zıl­mış bir şiir ve “GECE AY MEH­TA­BI” şi­irin­den fark­lı ola­rak yı­kı­lan ütop­ya­nın so­nuç­la­rın­dan değil ütop­ya­nın ken­di­si sor­gu­lan­ma­ya ça­lı­şı­lır “tüm umut­la­rı­mın kırık ol­du­ğu şu anda” (4)ha­re­ke­te geç­mek is­te­yen biri var­dır.
“PARİS OINO­NE’SİZ
OINO­NE PARIS’SİZ OLABİLİR BİR GÜN (Mi­to­lo­jik kur­gu­ya da­ya­lı bir şiir)
SKA­MAND­ROS KAY­NA­ĞI­NA GERİ AKSIN (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)

2. KİTAP (NACAR İLE SERKİSOF) BİÇİM VE SEN­TAKS KAY­GI­SI:

Adi­yo­sas Pa­ra­di­so (De­ney­sel ve ses ön­ce­lik­li): Bu şiir “Redd-i İthal” ki­ta­bın­da da yer alır.
Py­ra­mos ile This­be (Mi­to­lo­jik kur­gu­ya da­ya­lı bir şiir)
Eros­tum Sanki (Mi­to­lo­jik kur­gu­ya da­ya­lı bir şiir)
Mu­zaf­fer (Öy­kü­le­me­ci şiir)
Soru (Ses ön­ce­lik­li şiir)
Bahar (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
Kum saati (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
Düş­ler ko­na­ğı (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
Gün­le­rin tor­tu­su (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir): Bu şiir de Kafka an­la­tı­lı­yor.
Ay­rı­lır­ken (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
Pan­do­ra’nın ka­ra­ku­tu­su ya da tam sayfa (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
İbn-i aşk (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
Ör­nek­köy do­ğaç­la­ma­sı (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
Kırk­la­rın eşi­ğin­de (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
Ab­sürd ki ne ab­sürd (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir): Sam­mu­el Bec­kett’e atıf­lar var.
Plato’un pla­to­su (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
Di­ya­lek­tik (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
Araf (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
Yeni Hayat (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir): Orhan Pamuk’un ro­ma­nı im­le­ne­rek po­pü­ler kül­tür eleş­ti­ri­si ya­pıl­mak­ta­dır.
Nacar ile Ser­ki­sof (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir):
Met­ruk Bir maşuk (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
Deniz (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
Bu­hur-u Mer­yem (De­ney­sel ve ses ön­ce­lik­li şiir)
Kay­be­den­le­rin ma­ni­fes­to­su (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
Ke­sir­li kent (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
Ara­ba­lı (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
Garda; git­me­den (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)

3. KİTAP (HU­RU­FAT) BİÇİM VE SEN­TAKS KAY­GI­SI:

myn­dos mer­si­ye­si (Mi­to­lo­jik kur­gu­ya da­ya­lı bir şiir)
bek­le­me odası (Öy­kü­le­me­ci şiir)
tav­şan ile sin­cap (Öy­kü­le­me­ci şiir)
bizim ma­hal­le (Öy­kü­le­me­ci şiir)
ben bir baş­ka­sı­dır (Öy­kü­le­me­ci şiir)
o ço­cuk­la­ra nasıl dav­ran­ma­lı­yız (Öy­kü­le­me­ci şiir)
hoş­ça­kal bal­la­dı (Ses ön­ce­lik­li şiir)
çocuk bay­ra­mı (Ses ön­ce­lik­li şiir)
uzak (Ses ön­ce­lik­li şiir)
mango ta­bak­lı ka­dın­lar (Ses ön­ce­lik­li şiir)
çok meş­gul adam­lar (Ses ön­ce­lik­li şiir)
hu­ru­fat (Ses ön­ce­lik­li şiir): “ku­bu­ru boklu ala­turka” küfür ve argo kul­la­nı­la­rak sert bir söyle oluş­tu­rul­ma­ya ça­lı­şıl­mış. Semih Çe­lenk, şi­irin­de bu kes­kin söy­le­mi zo­run­lu ol­ma­dık­ça kul­lan­ma­dı­ğı­nı ama Brecht’e olan bu “ya­ban­cı­laş­tır­ma” efek­te du­yar­sız ka­lın­ma­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni söy­ler. (5)
hıd­rel­lez duası (Ge­le­nek­sel forma da­ya­lı ve Ses ön­ce­lik­li şiir)
deniz’le rö­por­taj (Ge­le­nek­sel forma da­ya­lı ve Ses ön­ce­lik­li şiir)
ve can yü­rü­yor (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
anak­ro­nik şiir (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
kar­şı­la­ma tö­ren­le­ri (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
sa­bo­taj (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
ben bir baş­ka­sı­dır (De­ney­sel ve öy­kü­le­me­ci şiir)
do­lu­nay do­ğaç­la­ma­sı (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
pa­ro­le li­ber­te (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
o ço­cuk­la­ra nasıl dav­ra­nıl­ma­lı­yız ( Ses ön­ce­lik­li şiir):
sen, ben bir de ölü ozan­lar (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir): Bu şi­ir­de şair şi­irin ta­rih­sel meş­ru­lu­ğuy­la top­lum­da olup biten ve hak­sız po­li­tik ci­na­yet­ler kar­şı­sın­da tu­tu­mu­nu açık eder.
dev­ri­min kı­yı­sı­na do­ğaç­la­ma (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
Çev­hov’lu ölüm do­ğaç­la­ma­sı (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir)
uzak şafak (Ge­le­nek­sel forma da­ya­lı)
hep bir eksik(Ge­le­nek­sel forma da­ya­lı)
ger­çe­küs­tü ger­çek (Ge­le­nek­sel forma da­ya­lı ve de­ney­sel ön­ce­lik­li)
si­li­nip gi­di­yor aşk (Ge­le­nek­sel forma da­ya­lı)
çe­kim­li şi­ir­ler ı (Ge­le­nek­sel forma da­ya­lı ve de­ney­sel ön­ce­lik­li)
çe­kim­li şi­ir­ler ıı (Ge­le­nek­sel forma da­ya­lı ve de­ney­sel ön­ce­lik­li)
çe­kim­li şi­ir­ler ııı (Ge­le­nek­sel forma da­ya­lı ve de­ney­sel ön­ce­lik­li)
çe­kim­li şi­ir­ler ıv (Ge­le­nek­sel forma da­ya­lı ve de­ney­sel ön­ce­lik­li)
Su­sur­luk (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir) : Direk dev­le­tin gizli ve il­le­gal iliş­ki­le­ri­ni hedef alan bir şiir.
bahçe (De­ney­sel ön­ce­lik­li şiir): Po­li­tik ne­den­den do­la­yı ör­güt­lü bir şe­kil­de iş­len­miş bir ci­na­yet hak­kın­da yine şair du­yar­lı­lı­ğıy­la söz al­ma­ya ça­lı­şır. Hrant Dink ci­na­ye­ti­ni bir eylem veya aji­tas­yon te­me­lin­de yar­gı­la­mak için değil bir şi­ir­sel ha­ki­kat, in­sa­ni du­yar­lı­lık te­me­lin­de ci­na­ye­ti mah­kum et­me­ye ça­lı­şır. Bu sa­na­tın yan­sıt­ma ku­ra­mı­na ye­ter­li bul­ma­yan “ta­rih­sel ger­çek­li­ğe ” sadık Ara­gon­cu (6) bir sanat an­la­yı­şı­dır.

Üç Ki­ta­bın Or­tak­la­şan Özel­lik­le­ri:

Semih Çe­lenk’in üç ki­ta­bı in­ce­len­di­ğin­de or­tak­la­şan özel­lik­ler göze çar­par. Bun­lar­dan bi­rin­ci­si KURGU’dur. Pek çok şa­ir­de eksik olan bu özel­lik Semih’in ilk ki­ta­bın­dan son ki­ta­bı­na kadar ba­şa­rıy­la ser­pil­miş­tir. İyi bir kurgu şa­irin ya­ra­tı­cı ey­le­mi­ni zen­gin­leş­tir­di­ği söy­le­ne­bi­lir. Bu zen­gin­lik şa­irin seç­kin konu se­çi­mi­ne de sü­rük­ler. “Redd-i İthal”, “Nacar ile Ser­ki­sof” ve “Hu­ru­fat” ki­tap­la­rın­da gö­rü­len bu özel­lik ki­tap­la­rın en be­lir­gin özel­lik­le­ri­dir. Ba­şa­rı­lı ola­rak bul­du­ğum diğer konu da mi­to­lo­ji­den fü­tur­suz­ca ya­rar­lan­ma­sı. Bu ya­rar­lan­ma imge zen­gin­li­ği­ni ve an­la­tım zen­gin­li­ği­ni elde et­me­nin öte­sin­de, yine pek çok şa­ir­de ol­ma­yan bir özel­lik­le gü­nü­mü­ze ta­şı­ma­sı, mi­to­lo­jik bir öy­kü­yü kendi ça­ğın­da ye­ni­den kur­gu­la­ma­sı­dır. Bu benim çok ama çok önem­se­di­ğim bir ye­te­nek­tir. Bu özel­lik bütün ki­tap­la­rın­da ortak bir öğe. İlk ki­tap­ta ve son ki­ta­ba kadar mi­to­lo­ji­den imge ola­rak zen­gin bir kul­la­nım söz ko­nu­su. “Redd-i İthal” ki­ta­bın­da “PARİS OINO­NE’SİZ
OINO­NE PARIS’SİZ OLABİLİR BİR GÜN”(7), PY­RA­MOS İLE THİSBE” (8) “Nacar ile Ser­ki­sof” ki­ta­bın­dan “Py­ra­mos ile This­be”(9), “Eros­tum Sanki”(10), “Hu­ru­fat” ki­ta­bın­da “myn­dos mer­si­ye­si”(11) şi­ir­le­ri mi­to­lo­jik im­ge­nin öte­si­ne ge­çil­miş ve mi­to­lo­jik kur­gu­ya da­ya­lı şi­irin ba­şa­rı­lı ör­ne­ği ve­ril­miş­tir.

Semih bazı şi­ir­le­ri­ni bir­den fazla ki­tap­ta yer ver­di­ği gö­rü­lür. İlk ki­ta­bı “Redd-i İthal” de bu­lu­nan “Adi­yo­sas Pa­ra­di­so” şiiri ikin­ci ki­ta­bı “Nacar ile Ser­ki­sof” ki­ta­bın­da da var­dır. Aynı şe­kil­de ikin­ci ki­ta­bı “Nacar ile Ser­ki­sof” da yer ver­di­ği “çe­kil­miş şi­ir­ler” üç alt baş­lık­ta su­nu­lur­ken son ki­ta­bı “Hu­ru­fat”da da ek­le­ne­rek de olsa yer verir. El­bet­te bu bir ter­cih me­se­le­si­dir. Bir eleş­tir­men ola­rak şa­irin bu ta­sar­ru­fu­nu, “ter­ci­hin” öte­sin­de bir tutum ola­rak gör­mek ve an­la­mam ge­re­kir. Hazır eleş­tir­men­lik­ten söz et­miş­ken bir­kaç söz de eleş­tir­men­lik hak­kın­da ko­nuş­mak is­te­rim. ön­ce­lik­le Tür­ki­ye’de ede­bi­yat eleş­tir­men­li­ği çok zayıf hele şiir eleş­tir­men­li­ği yapan ne­re­dey­se hiç yok. Bu ko­nu­da çorak bir mem­le­ke­tiz. Bu ta­ma­men ede­bi­yat dün­ya­sı­nın genel bir so­ru­nu­dur. Oku­yu­cu­dan, ya­yın­cı­sı­na kadar her­ke­sin bunda payı var­dır. Va­ro­lan (özel­lik­le şiir) eleş­tir­men­le­re ba­kın­ca da on­lar­dan sağ­lık­lı bir de­ğer­len­dir­me bek­le­mek çok zor. Bunun da pek çok ki­şi­sel ve top­lum­sal ne­de­ni var­dır. Bu ko­nu­la­ra da­la­cak de­ği­lim, ki beni de il­gi­len­dir­mez. Beni il­gi­len­di­ren eleş­tir­me­nim di­ye­rek de­li­lik ha­lin­den öte bir tutum ta­kın­ma­yan­lar­dır. Ara­gon bu ko­nu­da ben­den çok daha ılım­lı çok daha önce ve çok da güzel söz al­mış­tır: “Şi­ir­den, fizik ya da ma­ran­goz­luk­tan söz eder gibi ko­nu­şan in­san­lar var­dır ve bun­lar, sözü al­dık­la­rın­da, bakın bu ol­ma­mış, bunun yet­kin­li­ği­ni ka­nıt­la­ya­cak hayal gücü bu işin üs­te­sin­den ge­le­mi­yor, ya da, bu masa din­gil­di­yor, üze­ri­ne da­ya­nıl­maz, üs­tü­ne bir çiçek va­zo­su bile ko­nul­maz, de­mek­ten öte gi­de­mez­ler.” (12) Ara­gon’un “ma­ran­goz” benim “de­li­lik hali” de­di­ğim eleş­tir­men­ler “..şiir yaz­ma­nın öğ­re­til­me­ye­ce­ği…Bu yar­gı­nın doğru gibi gö­rül­mek­te­dir; ama henüz ya­zıl­ma­mış şi­ir­ler için ge­çer­li­dir bu. Ya­zıl­mış, oku­yu­cuy­la bu­luş­muş şi­ir­le­rin nasıl ya­zıl­dı­ğı­nı öğ­re­ne­bi­lir.” (13) (Bu alın­tı­nın ya­za­rı kendi ak­lın­ca ke­li­me oyunu yap­mak­ta­dır. Ya­zı­la­ma­mış bir şiir zaten yok­tur. Ol­ma­yan şey de ne ta­nım­la­nır ne’de ya­zı­lır.) veya ” Şiir ta­nım­la­na­maz! demek ye­ter­li değil. Çünkü va­ro­lan her şey ta­nım­la­na­bi­lir. bu du­rum­da, belki de en doğru yak­la­şım; bu­gü­ne dek ya­zı­la­ge­len tüm şi­ir­le­rin tek ta­nı­mı­nın ol­ma­ya­ca­ğı­nı söy­le­mek” (14) Eğer “şiir öğ­re­ti­len” bir şey olsa şiir “ta­nım­la­nır”. Şiir “öğ­re­ti­le­mez” ol­du­ğu için­dir ki “ta­nım­la­na­maz”. Şiir ön­ce­lik­le söz sa­na­tı­dır. Hilmi Yavuz bu ko­nu­da ıs­rar­lı olan önem­li bir eleş­tir­men­dir. Ancak ben şi­irin yal­nız “söz sa­na­tı” ola­rak sı­nır­lan­dı­rıl­ma­sı­nı ye­ter­li bul­mu­yo­rum. Yahya Kemal, şiiri “dü­şün­ce­nin duy­gu­ya dö­nüş­tü­rül­me­si” , diye ta­nım­lar. Hilmi Yavuz ve Yahya Kemal’e ek ola­rak şi­irin bir ta­şı­yı­cı, araç­sal yönü ol­du­ğu­nu da dü­şü­nü­yo­rum. Şiir dü­şün­ce­nin duygu ara­cı­lı­ğıy­la söy­le­nen bir söz sa­na­tı ola­rak ta­nım­la­mak sa­nı­rım her dö­ne­me denk düşen bir tanım olsa gerek. Şiiri bu şe­kil­de ta­nım­la­mak genel an­lam­da ye­ter­li­dir. Şi­irin dö­nem­sel ola­rak fark­lı ya­zıl­dı­ğı bi­li­nen bir ger­çek. Bu fark­lı­lık şi­irin ta­nı­mı­nı de­ğiş­tir­mez. De­ği­şen şi­irin ya­pı­sı­dır, söy­le­yi­şi­dir, bi­çi­mi yani de­ği­şen hayat ol­du­ğun­dan şiir bu ha­ya­ta ken­din­ce yanıt ver­me­ye ça­lı­şır. İşte şiir bu ne­den­le öğ­re­ti­le­mez. Şi­irin okulu bu ne­den­le olmaz ve açı­la­maz. Bunu ya­pan­lar ve sa­vu­nan­lar var­dır, iler­de de ola­cak­tır ama bun­lar Ara­gon’un de­di­ği gibi ya “ma­ran­goz’dur” ya da benim söy­le­me­ye ça­lış­tı­ğım “de­li­lik ha­li­dir”. Sonuç ola­rak şiir eleş­tir­me­ni­nin gö­re­vi; şi­irin ya­zıl­dı­ğı dö­nem­le bir­lik­te ele alıp çö­züm­le­me yap­mak­tır. Yar­gı­da bu­lun­mak de­ğil­dir. Semih Çe­lenk’in şi­iri­ni bu te­mel­de göz­le­mek ve çö­züm­le­mek is­te­dim. Bu çö­züm­le­me tabi ki bir yar­gı­ya da zemin ha­zır­la­ya­cak­tır. Bu yargı şa­irin, şi­irin ken­di­si­ne ait­tir. Şair ve şiir bu ne­den­le eleş­tir­me­ne, eleş­ti­ri­ye muh­taç­tır. Kar­şı­lık­lı ile­ti­şim, sür­tüş­me şairi ve şiiri be­lir­le­me­se de bir zen­gin­lik ka­ta­ca­ğı su gö­tür­mez bir ger­çek­tir.

Bizde şiir eleş­tir­men­li­ği o kadar kısır ki bu ne­den­le şair sü­rek­li ken­di­ni bir gü­ven­siz­lik için­de bulur. Yal­nız şair mi ken­di­ne gü­ven­mez, hayır, dergi yö­ne­ti­ci­le­ri, ya­yı­ne­vi edi­tör­le­ri de aynı tra­je­di­nin için­de te­pi­ne du­rur­lar. Bir şair keş­fet­mek, bir şa­irin elin­den tut­mak bu ne­den­le hep geç ka­lı­nır. Bu ne­den­le şiir değil sa­tı­lan kitap sa­yı­sı bir ölçüt ola­rak kabul edi­lir. Semih ilk ki­ta­bıy­la ken­di­ni or­ta­ya koy­muş bir şa­ir­dir. çı­kar­dı­ğı ki­tap­la­ra ba­kı­lır­sa uzun ara­lık­lar­la şiir yaz­dı­ğı gö­rü­lür. Ki­tap­lar sık ara­lık­lar­la çık­ma­ma­sı­na kar­şın sanki bir bi­ri­ni ta­mam­la­yan bir hava ver­di­ği söy­le­ne­bi­lir. Yu­ka­rı­da be­lir­ti­ğim bazı şi­ir­ler bu ne­den­le fark­lı ki­tap­la­ra ser­piş­ti­ril­miş. As­lın­da bu ce­sa­ret ge­rek­ti­ren bir tutum. Çünkü şair bir şi­iri­ni bir­kaç şiir ki­ta­bı­na ko­ya­bi­li­yor­sa kendi po­eti­ka­sın­dan emin ol­du­ğu­nu bize ka­nıt­lar. Semih’in şiiri ilk ki­tap­tan beri kendi yo­lu­nu bul­muş bir şi­ir­dir. Lirik alan­dan ak­ma­ya ça­lı­şan şiiri kur­gu­sal zen­gin­lik­le kendi söy­len­ce­si­ni de ya­rat­mak­ta­dır. “Gün­le­rin tor­tu­su” (15) şi­irin­de Kafka bi­yog­ra­fi­si­ne; Kafka’nın sev­gi­li­si “Çerna Dora” ve “Mi­le­na” ora­dan “Dö­nü­şüm” öy­kü­sün­de konu edi­ni­len ha­ya­li ka­rak­ter “Gre­gor Samsa” ile bir­lik­te ku­ru­lan çağ­daş bir “mitos şiir” ba­şa­rıy­la ku­rul­muş­tur. Şa­irin bunu ba­şar­ma­da en büyük da­ya­na­ğı ola­rak “KURGU” us­ta­lı­ğı­dır. Benim şim­di­ye kadar hiç dü­şün­me­di­ğim bir ko­nuy­du bu. Semih’in şi­ir­le­ri­ni oku­du­ğum­da artık bir şa­irin yal­nız biçem, imge, po­eti­kay­la değil aynı za­man­da kur­guy­la da de­ğer­len­di­ril­me­si ge­rek­ti­ği­ne ka­na­at ge­tir­dim. Kurgu şi­irin tüm tek­nik­le­ri kadar önem­li.

Ahmet Oktay, dil ko­nu­sun­da Dağ­lar­ca’nın kat­kı­sı­nı(16) anım­sat­ma­sı gü­nü­müz şa­iri­ne bir öğüt ni­te­li­ğin­de­dir. “Türk­çem, benim ses bay­ra­ğım”, diyen Dağ­lar­ca, “…bu­ra­da dilin kar­şı­sın­da­ki ba­ğım­sız­lı­ğı­nı vur­gu­la­mak­la kal­mı­yor yal­nız­ca; dili sev­me­den, onu, tüm kay­gı­la­rın önüne çı­kar­ma­da şiir ya­zı­la­ca­ğı­nı da be­lirt­miş olu­yor. ay­rı­ca di­ze­de­ki ses söz­cü­ğü, okuru şiir di­li­nin mü­zi­ği ve to­na­li­te­si hak­kın­da da ön­ce­den uyar­mış olu­yor.”(17) “Redd-i İthal”, “Nacar ile Ser­ki­sof” ve “Hu­ru­fat” ki­tap­la­rın­da dil gi­de­rek özen gös­te­ri­len ve gi­de­rek de özel­le­şen, zen­gin­le­şen bir söz dü­ze­ni ola­rak be­li­rir. Zaman zaman folk­lo­ra ve ak­sa­na da­ya­nan dilin sü­rek­li ken­di­ni ye­ni­le­di­ği gö­rü­lür. Küfür ve Argo hemen hemen yok gi­bi­dir. Bu da önem­sen­me­si ge­re­ken bir ko­nu­dur. Yu­kar­da de­ğin­di­ği­miz “Hu­ru­fat” ki­ta­bın­da geçen “ku­bu­ru boklu ala­turka”(18) mıs­ra­sı, “mü­ta­re­ke oros­pu­la­rı­nı ara­yan adam” (19), “değil mi ki bu sür­re­alist re­sim­den asla hiç­bir bok çık­maz” (20) buna ör­nek­tir. Ay­rı­ca “şeh­rin ka­sık­la­rı­na giren ya­ba­nıl erkek” (21) mıs­ra­sı şi­ir­de ero­tizm ve por­nog­ra­fi­nin nasıl iş­le­ne­ce­ği­ne dair mü­kem­mel bir örnek oluş­tu­ra­cak cins­ten­dir. Semih Çe­lenk’in ver­di­ği söy­le­yi­şin­de bu kes­kin söy­le­mi Brecht’in “ya­ban­cı­laş­tır­ma” kav­ra­mı­na bağ­la­ma­sı çok haklı bir da­ya­na­ğa sa­hip­tir. Genel ola­rak kul­la­nı­lan dil özen­le se­çil­miş­tir. Dilin coğ­ra­fik ve ta­rih­sel sı­nı­rı yok gi­bi­dir. Şi­ir­le­rin­de yer alan “maşuk”, “met­ruk”, “arya”, “et­fa­yi”, “kuru mür­düm”, “cima”, “ci­han­şu­mul”, “araf”, “koket”, “afili”, “bu­hur-u mer­yem” gibi isim­ler buna ör­nek­tir.

Eğer po­li­ti­ka­yı dar an­lam­da ik­ti­da­ra karşı alı­nan tu­tum­la sı­nır­lı tu­tu­lu­yor­sa Semih Çe­lenk’in şi­ir­le­ri genel an­lam­da po­li­tik şi­ir­ler de­ğil­dir. “sa­bo­taj”(22), “bahçe”(23), “sen, ben bir de ölü ozan­lar”(24), “Su­sur­luk­lu Ham­let” (25), “Kay­be­den­le­rin ma­ni­fes­to­su”(26), PAZAR DEĞİLDİ O GÜN (27) şi­ir­le­ri dar an­lam­da (ik­ti­dar­la iliş­ki­si dü­şü­nül­dü­ğün­de) po­li­tik şi­ir­ler­dir. Bu ge­le­nek­sel sol şair ge­le­ne­ğin dı­şın­da gö­rü­le­bi­lecek şi­ir­ler­dir. Pro­pa­gan­da, aji­tas­yon ve taş­kın­sız bir dille ku­rul­muş şi­ir­ler­dir. Eğer po­li­ti­ka­yı insan ya­şa­mı­nın bü­tü­nü için­de de­ğer­len­di­ri­lir­se Semih’in bütün şi­ir­le­ri po­li­tik­tir. Hem de deh­şet sa­ça­cak bir kes­kin­lik­le, akıl­la örül­müş, kur­gu­ya da­ya­lı şi­ir­ler­dir. İnsa­nın do­ğu­mun­dan, ölü­mü­ne, ta­ri­hin baş­lan­gı­cın­dan gü­nü­mü­ze ya­yı­lan bir şiir ha­ri­ta­sı ola­rak oku­mak olası.

“Çe­kim­li Şi­ir­ler” biçim açı­sın­dan ge­le­nek­sel forma da­ya­lı (beyit) ama sen­taks açı­sın­da de­ney­sel ön­ce­lik­ler içe­ri­yor. “Çe­kim­li Şi­ir­ler” ikin­ci ki­tap­ta da yer alı­yor­du. Üçün­cü ki­tap­ta ek­len­miş ola­rak kar­şı­mı­za çı­kı­yor. Bunun ne­den­le­ri­ne yu­ka­rı­da de­ğin­miş­tik, ye­ni­den tek­rar et­me­nin bir an­la­mı yok. Bu şi­ir­ler­de şair nes­ne­ler için değil dü­şün­ce için, kendi fel­se­fi bi­ri­kim ve de­ne­yi­mi için söz al­mak­ta do­la­yı­sıy­la da in­san­lı­ğın hala gün­de­min­de olan o muh­te­şem meş­gu­li­yet ya­ra­tan ve ya­rat­ma­ya devam edecek on­to­lo­ji­yi ko­nu­la­rı kendi do­lay­lı ola­rak oku­yu­cu­nun gün­de­mi­ne ba­şa­rıy­la taşır. Bu on­to­lo­ji 20. yüz­yı­lın büyük dü­şü­nü­rü J.Paul Sart­re sa­ye­sin­de şa­ir­le­rin ilgi oda­ğı­na otur­muş­tur. Gü­nü­müz şa­ir­le­ri­nin ço­ğu­nun on­to­lo­jik so­run­la­rı gün­de­lik iliş­ki­ler­le sı­nır­la­ma­la­rı­na çok rast­lı­yo­ruz. Bu tutum şa­irin en­te­lek­tü­el za­yıf­lı­ğı, en­te­lek­tü­el dün­yay­la kur­du­ğu bağla ala­ka­lı­dır. Her­ke­sin be­ğe­ne­ce­ği pek çok şiir ya­zı­la­bi­lir, her­kes sizin şi­iri­ni­zi oku­ya­bi­lir ama sorun hal­kın or­ta­la­ma bi­lin­ci­ne ses­le­nen o bi­lin­ci sö­mü­ren bir şiir ya­rat­mak mı yoksa top­lu­mu ileri çe­kecek olan ileri bi­lin­cin do­na­tıl­ma­sı, ora­nın ilgi odağı olmak mı. ben şah­sen ikin­ci­si­ni ter­cih ede­rim. Çünkü hayat va­ro­lan­la ye­ti­nen­ler üze­rin­den değil va­ro­lan­la ye­tin­me­yen­le­rin üze­rin­de şe­kil­le­ni­yor. Eğer hayat de­ğiş­mez­se idi hala Ho­me­ros ça­ğın­da yaşar yal­nız­ca İlyada ve Odys­se­ia des­ta­nıy­la ye­ti­nir­dik.

“Çe­kim­li Şi­ir­ler”i yazan şair kendi şi­iri­nin bi­lin­cin­de­dir: “Bu şi­ir­le­rin ilk üçü, tekil şa­hıs­lar yani, Nacar ile Ser­ki­sof’ta ya­yın­lan­mış­tı. daha sonra biz, siz, onlar’ı ya­zın­ca al­tı­sı­nın bir arada ya­yın­la­mak ge­rek­ti­ği­ni dü­şün­düm. evet, kim­li­ğe iliş­kin bir durum tes­pi­ti bu şi­ir­ler. Ben, kar­şım­da­ki ve hep ha­ya­tım­da­ki üçün­cü şahıs…Kim bun­lar? Dert­le­ri ne? Sonra biz, siz ve onlar. Biz de­yin­ce bizim olum­lu ta­ri­hi­miz. Siz de­yin­ce hep bu olum­lu ta­ri­hi­mi­zin içine eden ha­ra­mi­ler, ka­ra­ma­ça bey­ler ve on­la­rın yaz­dı­ğı kötü tarih. onlar ise, bu­ra­da­ki he­sap­laş­ma­da ya­ban­cı olan ve sö­mür­me­ye, kul­lan­ma­ya gelen ya­ban­cı. Bu şi­ir­de “Onlar” kulu kö­le­si ol­du­ğu­muz, aynı za­man­da ka­de­ri­miz gibi al­gı­la­dı­ğı­mız batı. hem efen­di­miz hem cel­la­dı­mız. kim­lik şi­ir­le­ri de di­ye­bi­li­riz bun­la­ra. kim­lik sor­gu­la­ma­la­rı.”(28) Semih’in on­to­lo­jik bir sorun ola­rak gör­dü­ğü kim­lik so­ru­nu yal­nız­ca kendi ya­şa­dı­ğı si­ya­si coğ­raf­ya ile sı­nır­lı tut­maz. Do­ğu-ba­tı iki­le­mi için­de bir sor­gu­la­ma bir kaygı bil­dir­me­dir. Şi­irin ola­nak­la­rıy­la bu sorun dile ge­ti­ril­mek­te ve top­lum­la pay­la­şı­lır. “hem efen­di­miz hem cel­la­dı­mız” batı me­de­ni­ye­ti­nin bu dü­alist içe­ri­ği­ne vurgu batı’yi tüm­den ret etme nok­ta­sın­da de­ğil­dir. Top­lum­sal ada­let­siz­li­ğin, yal­nız­lı­ğın, sö­mü­rü­nün, eşit­siz­li­ğin son ker­te­de sı­nıf­sal ve eko­no­mik iliş­kiy­le be­li­ren bu du­ru­mun to­tal­de bir dünya sis­te­mi ol­du­ğu ve buna karşı alı­na­cak tu­tu­mun­da yerel ve ev­ren­sel bir iliş­ki için­de den­ge­le­ne­rek yü­rü­tül­me­si ge­rek­li­li­ği­ne olan inan­cı­dır. Batı’ın tarih boyu pe­ri­fe­ri ül­ke­le­re da­yat­tı­ğı ik­ti­sa­di ve kül­tü­rel tüm da­yat­ma­lar yine batı me­de­ni­ye­ti­nin mağ­dur­la­rıy­la bir­lik­te oluş­tu­ru­la­cak bir ütop­yay­la üs­te­sin­den ge­li­ne­cek­tir.

Şunu açık yü­rek­li­lik­le söy­le­ye­bi­li­rim ki; Semih’in ilk şiir ki­ta­bı da son ki­ta­bı kadar önem­li ve üze­rin­de dü­şü­nül­me­si ge­re­ken bir kitap. Sa­nı­rım önü­müz­de­ki dönem yeni ki­tap­la­rıy­la ken­din­den söz et­ti­recek bir­kaç şa­iri­miz­den biri ol­ma­yı sür­dü­recek.

Son ola­rak her şaire söy­le­mek is­te­di­ğim ama bir türlü fır­sa­tı­nı bu­la­ma­dı­ğım bir dü­şün­ce­mi pay­la­şa­rak ya­zı­mı bi­tir­mek is­te­rim. Şa­ir­ler çok şiir oku­ma­lı­lar. Yeni şa­ir­le­ri özel­lik­le 80 ku­şa­ğı şa­ir­ler mut­la­ka okun­ma­lı. Eğer Tür­ki­ye’de şair ola­rak anıl­mak is­te­ni­yor­sa bu şa­ir­le­ri kendi ge­le­nek­le­rin bir par­ça­sı ola­rak gör­me­li­dir­ler. 2. yeni ku­şa­ğı­mız önem­li­dir ama 2. ye­ni­yi aşan 80 ku­şa­ğı çok daha önem­li­dir. Söy­le­ye­ce­ğim bir diğer şey de şa­ir­ler ken­di­le­ri­ni en­te­lek­tü­el açı­dan bes­le­me­li­dir. Yal­nız ede­bi­yat değil, güzel sa­nat­la­rın her dalı, sos­yal bi­lim­ler­le haşır neşir olun­ma­lı. Yine çok önem­se­di­ğim şey batı dü­şü­nür­le­ri okun­ma­dan şiir ya­zı­lır ama iler­de bir cik­le­ti kap­la­yan bir ma­ni­den başka bir işe ya­ra­ma­ya­ca­ğı da bi­lin­me­li­dir. Bütün bun­lar bir yana “Me­se­le…şiir yaz­mak değil, iyi şiir yaz­mak…, iyi şi­irin de for­mü­lü yok ma­ale­sef,…”in­san­lar kendi so­ru­la­rı­na ve so­run­la­rı­na cevap veren şiiri oku­yor­lar.”…Ni­te­kim, iyi şi­irin cevap veren şiir ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­rum. Ama bu basit gibi gö­rü­nen ifade ger­çek­te öy­le­si­ne kar­ma­şık ve çok kat­man­lı ki, şiir yaz­ma­ya ge­lin­ce pek işe ya­ra­mı­yor. “Cevap ver­mek” der­ken, belli bir so­ru­ya belli bir cevap ver­me­yi değil, ya­şa­ma cevap ver­me­yi kas­te­di­yo­rum. Ya­şa­ma cevap nasıl ve­ri­lir? Bu so­ru­nun ce­va­bı­nı net ve özlü bir şe­kil­de ve­re­bi­li­yor ol­say­dım, adım çok­tan Nâzım ve Ne­ru­da’nın­kiy­le, Yahya kemal ve Lar­kin’in­kiy­le aynı ne­fes­te anı­lı­yor olur­du zaten.” (29)

(1)Redd-i İthal, SEMİH ÇE­LENK, ETKİ YA­YIN­LA­RI, syf 18
(2)A.g.ç syf 21
(3)A.g.ç syf 44
(4)A.g.ç syf 46
(5)Kül­tür sanat ha­ri­ta­sı 29 Ocak 20152­de ya­pı­lan söy­le­yi­şi. http://www.kul­tur­sa­nat­ha­ri­ta­si.com/se­mih-ce­lenk-ile-soy­le­si/
(6)”…sanat, aynı za­man­da hem agacı hem or­ma­nı gös­te­ren ve on­la­rı niçin gös­ter­di­ği­ni bilen, sanat sanat için­dir­den müm­kün ol­du­ğu kadar uzak, ey­lem­ci bir ger­çek­li­ği sa­vu­nan, in­sa­na yar­dım­cı olmak, yaşam yo­lu­nu ay­dın­lat­mak tut­ku­su için­de olan, yaşam yo­lu­nun an­la­mı­nı he­sa­ba katan ve bu yol­cu­lu­ğun ön­cü­lü­ğü­nü yapan, ka­çı­nıl­maz, zo­run­lu bir ger­çek­lik­tir.” Saf Şiir Yok­tur, Yeni Ger­çek­lik nedir, Louis Ara­gon, BROY YA­YIN­LA­RI, syf 50.
(7) Redd-i İthal, SEMİH ÇE­LENK, ETKİ YA­YIN­LA­RI, syf 53
(8) Redd-i İthal, SEMİH ÇE­LENK, ETKİ YA­YIN­LA­RI, syf 60
(9) Nacar ile Ser­ki­sof, YA­SAK­MEY­VE YA­YI­NEVİ, syf 18
(10) Nacar ile Ser­ki­sof, YA­SAK­MEY­VE YA­YI­NEVİ, syf 20
(11) Hu­ru­fat, HAYAL YA­YIN­CI­LIK, syf 66
(12) Saf Şiir Yok­tur, ŞİİRİN GİZEMİ EZGİDİR, Louis Ara­gon, BROY YA­YIN­LA­RI, syf 51
(13) Şiir Nedir?, Vey­sel Çolak, İAKA­ROS YA­YIN­LA­RI, 2011, syf 7
(14) Şiir Nedir?, Vey­sel Çolak, İAKA­ROS YA­YIN­LA­RI, 2011, syf 7
(15) Nacar ile Ser­ki­sof, YA­SAK­MEY­VE YA­YI­NEVİ, syf 15
(16) Şa­irin kanı, Ya­zın­sal Eleş­ti­ri­ler 1950-2000, YAPI KERDİ YA­YIN­LA­RI, syf 110
(17) A.g.e
(18) Hu­ru­fat, HAYAL YA­YIN­CI­LIK, syf 40
(19) Nacar ile Ser­ki­sof, YA­SAK­MEY­VE YA­YI­NEVİ, syf 12
(20)Hu­ru­fat, HAYAL YA­YIN­CI­LIK, syf 33
(21)Şa­irin kanı, Ya­zın­sal Eleş­ti­ri­ler 1950-2000, YAPI KERDİ YA­YIN­LA­RI, syf 110
(22)Hu­ru­fat, HAYAL YA­YIN­CI­LIK, syf 41
(23)A.g.e. syf 42
(24)A.g.e 62
(25) Nacar ile Ser­ki­sof, YA­SAK­MEY­VE YA­YI­NEVİ, syf 51
(26)Nacar ile Ser­ki­sof, YA­SAK­MEY­VE YA­YI­NEVİ, syf 52
(27) Redd-i İthal, SEMİH ÇE­LENK, ETKİ YA­YIN­LA­RI, syf 46
(28) Kül­tür sanat ha­ri­ta­sı 29 Ocak 20152­de ya­pı­lan söy­le­yi­şi. http://www.kul­tur­sa­nat­ha­ri­ta­si.com/se­mih-ce­lenk-ile-soy­le­si/
(29) Şiir, Ya­hu­di­lik Ve­sa­ire, Roni Mar­gu­li­es, KANAT YA­YIN­LA­RI, syf 101

Not: Prof. Dr. Semih Çe­lenk, (d. 27 Eylül 1965, İzmir) yazar, yö­net­men, şair. 1985’te Dokuz Eylül Üni­ver­si­te­si Güzel Sa­nat­lar Fa­kül­te­si, Ti­yat­ro Bö­lü­mü, Dra­ma­tik Ya­zar­lık Ana Sanat Dalı’na girdi ve 1989’da bi­tir­di.

*: Meh­met Akay ilk ya­zı­la­rı 1994 yı­lın­da “EDEBİYAT ELEŞTİRİ” der­gi­sin­de gö­rü­lür. İlk ki­ta­bı ” GECE MET­RO­SU” 1997’de DORUK YA­YIN­LA­RI ta­ra­fın­dan ya­yım­la­nır. Meh­met Akay şi­ir­le­ri, an­la­tı, de­ne­me, in­ce­le­me ya­zı­la­rı­nı başta EDEBİYAT ELEŞTİRİ, SI­NIR­DA der­gi­si olmak üzere WES­VE­SE, MUM, İMLA­SIZ, Bi­REYLİKLER, KA­DI­KÖY UN­DERG­RA­UND PO­ETIX, DEĞİL O DA DEĞİL gibi yerel, genç­lik ede­bi­yat der­gi­le­rin­de, fa­zin­ler­de, http://akay­meh­met.blogs­pot.com.tr/ (Ki­şi­sel blo­gu­dur) gö­rü­lür. Ya­za­rın ikin­ci ki­ta­bı “FENER BEKÇİSİ GÜLİZAR’IN AY­NA­SI” baş­lık­lı te­ma­tik şiir ki­ta­bı 2000 yı­lın­da Tür­ki­ye De­niz­ci­ler Sen­di­ka­sı ta­ra­fın­dan Sanat Ya­yın­la­rı Di­zi­si ola­rak İstan­bul’da ya­yım­lan­mış­tır. Ya­za­rın üçün­cü ki­ta­bı C. BU­KO­WSKİ üze­ri­ne yaz­dı­ğı ma­ka­le ile katkı sun­du­ğu ve 2008 yı­lın­da İKAROS YA­YIN­LA­RI ta­ra­fın­dan ya­yım­la­nan “DAHİLER VE AŞK­LA­RI” ki­ta­bı­dır. Ya­za­rın dör­dün­cü ki­ta­bı “AŞK BİR SA­NAT­TIR: Aşk akıl­sal­lı­ğın en üst ya­ra­tı­cı ey­le­mi­dir” ya­zı­sıy­la kat­kı­da bu­lun­du­ğu ve 2015

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.