Kısa Şiir

/ 20 Ekim 2018 / 62 okunma / yorumsuz

Şadan Gökovalı

“Öfkeden kan beynime sıçramış;
Bir hışım geldim eve:
Bahçede söğüt ağacı.”
(Haiku)

Japonlar, böylesi, sürprizli bitişli kısa şiirlere “Haiku” deyip çıkmışlar işin içinden. Ya biz ne diyeceğiz: “Beyit” desek, o iki dize; “rubai” desek, dört dizeli şiir.

Hadi gelin, Türkçeye katkıda bulunalım:

“Şiircik” desek; “şiirce”, “şiirimsi” desek? Anlamı tam karşılamıyor değil mi? Düşünmeyi sürdürelim, iletişimde kalalım. Ben şimdilik, böylesi güzlerde gülümseme meltemi gezdiren kısa şiirler arasında bir gezintiye çıkarayım sizi.

Verin elinizi ya da girin koluma!

Çıkış ikilimiz Japon şiiri olduğuna göre, Uzak Doğu’ya gidelim önce:

Kimden öğrendiysem, en kestirme “kültür”, “her şey unutulduktan sonra akılda kalan şey” olduğu için, çoğunu Sami Akalın’ın “Japon Şiiri” kitabından öğrendiğim azımsanmayacak “haiku” örneği var belleğimde.

Yıllardır Çınar Çır’ın Onur Şenli’nin, Misket Dikmen’in pek sevdikleri bir örnek geliyor parmaklarımın ucuna:

“Yüksek, karlı dağların doruklarında
Yaprak dökse de çınar ağaçları
Güzün geldiğini geyik
Kendi sesinden tanır.”

Bir gün, yeri düşünce Hasan Girenes’e okuduğum; bir dinleyişte aklına yazımladığı örnek:

“Sema’da asılı bunca yıldız,
Düşmesinler diye
Avuçlarımda tutuyorum!”

Şundaki ironiye bakar mısınız?
“Serçeler uçuşup duruyor
Bostan korkuluğundan
Bostan korkuluğuna”

Peki ama, siz bu korkulukları, kuşlar gelmesin, diye dikmemiş miydiniz?

Bir kıyı getirin gözünüzün önüne, bir kayık bağlı bir kazığa ve içinizden şu haiku’yu geçirin:

“Ne uzun gün
Kayık çene çalıyor
Deniz kıyısıyla.”

Gelin de yazının burasında, bizim Erdoğan Çokduru’nun, “haiku” demediği haiku’sunu gündeme getirmeyin:
“Dalga olanca gücüyle saldıracaktı tam,
Kıyı çekiliverdi gerisin geri.”

An itibarıyla Erdoğan’dan sevgiliye söylenesi bir ikilik:
“Sen bir şarkısın rüzgarların getirdiği
Ya da bir rüzgarsın şarkı söyleyen.”

Pek sevmediğim sözcüğü kullanayım; “neyse”, biz Japon haikularına dönelim; şunu siz sevdiğinize söyleyin:

“Dün görmüştüm ya sevgilimi,
Bugün de görmek istiyorum
Yarın da…”

Ben yazarınız, bilsem bilsem 100 (yazıyla yüz) kadar haiku tutarım aklımda, lazım olur diye. Birini daha size edeyim hediye:

“Ay, yol boyunca bana eşlik etti,
Evime varıp kapımı açınca
Ay da içeri girdi.”

Dilerim Ay’sız-, Gün’süz (Günaydın’sız) kalmayasınız. Gazetede bu yazıya ayrılan yerin yaklaşık yarısına geldik; biraz da Türk şiirine tutalım projeksiyonumuzu.

Adı resmen “haiku” olmasa da, bu tarzı aratmayan örnekleri Türk edebiyatına “Garipçi”lerden Orhan Veli sokmuştur. Anımsayan vardır; eski Gemlik’e inerken, yolun sağında, zarif bir tabelada Orhan Veli’nin şu “sehl-i mümteni”si yazılıydı:

“Gemliğe doğru
Denizi göreceksin,
Sakın şaşırma!”

“Sehl-i mümteni”nin anlamını merak edenler için açıklama: Basitmiş gibi göründüğü halde, bulunup söylenmesi zor olan sözlere böyle deniyor. Edebiyat kitapları buna örnek olarak, İmam-ı Gazali’nin şu aforizmasını gösterirler:
“Suyun tabiatı, aşağı doğru akmaktır.”

Orhan Veli’ye dönelim. Çoğumuzun diline pelesenk olmuştur:

“Neler yapmadık vatan için
Kimimiz öldük
Kimimiz nutuk söyledik.”

Haiku’msu birkaç şiirini daha aktarayım Orhan Veli’nin:

“Bekliyorum
Öyle bir havada gel ki,
Vazgeçmek mümkün olmasın.”

***

“Deli eder insanı bu dünya;
Bu gece, bu yıldızlar, bu koku,
Tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.”

***

“Bakakalırım giden geminin ardından;
Atamam kendimi denize, dünya güzel;
Serde erkeklik var, ağlayamam.”

***

“Pencere, en iyisi pencere,
Uçan kuşları görürsün hiç olmazsa;
Dört duvarı göreceğine.”

Orhan Veli’nin hakkı Orhan Veli’ye ama; benzer şiirler veren başka şairlerimiz de var. Buyrun, birkaç şairimizden birer örnek; beğenen beğendiğini ezberlesin; benden bu kadar.

“Açardın yalnızlığımda,
Mavi ve yeşil
Açardın.”
(Ahmed Arif)

***

“Afrika dediğin bir garip kıta
El bilir alem bilir
Ki şekli bozulmasın diye Akdeniz’in
Hala eskisi gibi çizilir
Haritalarda”
(Cemal Süreya)

***

“Toprağın üstüne oturmuş toprak
Höyük demişler
İnsanın üstüne oturmuş insan
Büyük demişler”
(Arif Karakoç)

***

“Bütün insanları dostun bil
Kardeşin bil kızım.
Zulmün önünde dimdik tut onurunu.
Sevginin önünde eğil kızım.”
(Ataol Behramoğlu)

****

“Sevda ne yana düşer usta
Hicran ne yana
Yalnızlık hep bana
Bana mı düşer usta?”
(Refik Durbaş)

***

“Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya”
(Gülten Akın)

***

“Atın gideceği bir ince yoldur
Güvercin besler, gül satar
Yine sana bakarım.”
(Berin Taşan)

***
“İncecikti
Gül dalıydı
Dokusam kırılacaktı
Dokunmadım”
Kurudu”
(Hasan Hüseyin)

***

“Bu gürül gürül otların yanıbaşında
Ağacın gölgesine değdi değecek
Tam şeftalinin kokusu başlarken
Öpüşmeye kıl kadar bitişik
Akarsuyun burnunun dibinde
Bu zulüm, bu haksızlık, bu işkence”
(Melih Cevdet)

***

Bu yazıyı Nazım Hikmet’le bitirmek farz değilse bile, sünnettir:

Öptü beni, “bunlar kainat kadar gerçek
dudaklardır” dedi.

“Saçlarından uçan ıtır senin icadın değil
bahardır” dedi.

“İster gökyüzünde seyret ister gözlerimde
Körler onları görmese bile yıldızlar vardır” dedi.

Ben ne diyeyim?
Size şiir yazan, şiir okuyan eksik olmasın…

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.