Kar Çıplaklığı

/ 6 Şubat 2019 / 168 kez okunmuştur / yorumsuz

Pamukkale Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümünde okuyan Eylül Salman Ayrıca Denizli Belediye Konservatuvarı’nda piyano eğitimi de aldı. Çeşitli dergilerde öykü ve şiirleri yer alan Salman’ın bir öyküsünü sizlerle paylaşmak istedik.

Kar Çıplaklığı

Artık hiç yazamayan bir kadının öyküsü yazılırdı belki. Bir kadın yazıyorken neyi yazılırdı? Parmakları yazılır belki, kelimelere bakışı, durup sözcükler arayan gözleri karşıdaki duvara değdiğinde ya da elinin sağ yanında duran bardağa doğru usulca adımları… Bunlar hep yazılırdı.

Her gün eve gelip poşetin içindeki ekmeği mutfak tezgâhına bırakarak eski bir televizyonun ve bir döşeğin olduğu odaya geçen adam tarafından. Bakıyordu kadına ve içine birkaç damla limon sıkılmış bir bardak suyu getirip koyuyordu masasına. Ayrılıyordu sonra oradan. Böyle bir hayatı mı ummuştu? Yan odadaki kadının, evin içinde dönüşen mevsimleri, bir şemsiye, bir kar botu ve füme renginde camları olan bir güneş gözlüğü… Kapı açıldığında içeri soğuk girerdi. Kadın yeni bir sayfaya geçtiğinde kalkıp birkaç adım sonrası yandaki evle ortak bir bahçeye açılan kapıyı açar, eşikteki karları kürer, yandaki eve dönüp bakar, kapıyı kapatıp odasına geçerdi. Yeni bir sayfaya geçmek nedense bir tür kıştı, kürenen. Fakat kadın soğuğun yazım sırasında mı, sayfa dolduğu an yaşanan sessizlikte mi, yoksa yazmaya başlamanın öncesinde mi başladığını bilemiyordu. Bunu bir gün ekmeği mutfak tezgâhına bırakıp odasına geçen adamla konuşmak istedi. Kalktı, yan odanın önünde durdu, adam kadına baktı

“Yine kar yağıyor” dedi kadın, bir şekilde başlaması gerektiğini düşündü konuşmaya, en bilindik yerden.

—Nerede?

—Bilmiyormuş gibi soruyorsun.

—Bilmiyorum.

—Az önce karları temizledim eşikten. (İki adım daha attı, kapının hemen yanında duvara dayalı sandalyeye, hırkasını çıkarıp astı.)

—Kış erken geliyor demek ki.

—Yazarken bir şey fark ettim. Sayfa dolup yenisine geçtiğimde bir üşüme alıyor beni, kalkıp kapıyı açıyorum. İçeriye ve yüzüme soğuk esiyor, ellerim üşüyor. Karın yağdığını, kapı önünün karla dolduğunu fark ediyorum. Karları süpürüp kapıyı örtüyorum. Ellerimi ısıtmak için üzerimdekini sıyırıp ellerimi karnıma, belime koyuyorum ya da göğsüme. Isınmayı bekliyorum. Beni dinliyor musun?

—Dinliyorum.

—Ellerim ısındıktan sonra belimin üşüdüğünü fark ediyorum, bu kez üzerime hırka alıyorum. Bu hırkanın düğmeleri yok, önünü sıkıca kapatıp ellerimi yumarak hırkanın kolları içinde saklıyorum. Bak böyle yumuyorum. Bak, görüyor musun?

—Evet, görüyorum.

—Şimdi yine üşümeye başladılar. Her neyse. Ekmek aldın mı?

—İçeride, tezgâhta duruyor.

Mutfağa gidiyor kadın. Ekmeğe bakıyor. Odaya geçiyor.

Adam aklının arasından çıkardığı yeni kâğıda yazmaya başlıyor.

“İlk sayfası dolmuştu. Ayağa kalktığını duydum. Parmak uçlarımda üşümeye başladığını hissediyordum. Birazdan kapıyı aralayacak, koridora çıkacaktı. Oturduğum odanın önünden geçerken adımlarının su damlalarını andıran seslerini hissedecektim. Bu kez canına tak edecekti. Benimle neden her sayfanın sonunda üşümeye başladığını aylardır düşündüğünü, bunu bir türlü anlayamadığını konuşmak isteyecekti. Artık bunun bir tesadüften fazla olduğunu düşünüyordu. Doğada kaldığı zaman içinde ruhunu zamanın döngüsüne açmıştı. Bu döngünün bir yaprağa özenle çizdiklerini okuyordu ama kendi öyküsünün, kendisinde çizdiklerini okumak gibi bir düşüncesi olmamıştı. Yapraklara bakıp büyülenişinin ötesinde, şimdi bu uzunca süren sessizlik bir çığı koparıyordu. Bu, kendi öyküsünün çığlığıydı.  Koridorda gidip geliyordu, her sayfa sonunda üşüyordu. Döngüyü anlamak, belki de kırmak istiyordu. Yanıma geldi, bana ne kadar üşüdüğünden bahsetti. Döngüyü kırmıştı.”

Kadın, odasına geçip oturmuştu. Durmadan tırnaklarına bakıyordu. Bir yandan tırnağının kenarındaki etleri düzeltiyordu. Adam, ona anlattıklarından fazlasını duymuştu. Oysa hiçbir şey söylememişti ya da bu kadının düşüncesiydi. “Bu adam kendisini tanrı mı sanıyor ne, ama ben tanrılara inanmıyorum. İnanmadığımı biliyor. O da bana, tanrılara inanmadığını söylemişti, kim bilir, belki sadece ona inanayım diye… Onun karşısına çıkan bütün adamlar kendisini tanrı sanıyordu. Bunları biliyorum, bunları biliyorum ama yine de kendisini bir tanrı gibi hissetmesi bana dokunuyor, her şeyimi bildiğini hissediyorum, bu çıplaklık beni korkutuyor, oysa seviştiğimizde soyunmaktan böyle korkmazdım.”

“Bu çıplaklık beni korkutuyor.” diye yazarak başladı yeni sayfaya, sonra kalemi bıraktı. Bir anda, bir daha hiçbir şey yazmamaya karar verdi. Bu çok önceleri alınan bir karar mıydı, yeni bir sayfaya geçtiğinde mi başladı, bilmiyordu. Kalktı, giyindi. Koridorda durdu. Neyi beklediğini bilmeden, bir süre bekledi. Hiçbir şey demedi, çantasını alıp kapıyı açtı, çıktı.

Adam şöyle başladı:

“İlk sayfası dolmuştu…”

Kar hâlâ yağıyordu.

admin

Cüneyt Tanyeri

Benzer Konular
Küçük İskender

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.