Kafka: “Öyle ki, sanki doğuşum bir türlü tamamlanamamış”

/ 24 Ağustos 2016 / 10 okunma / yorumsuz

YA­BAN­CI
Ça­ğı­nın ken­di­si­ne çok yakın olan olum­suz yanım olan­ca gü­cüy­le özüm­se­di­ği yo­lun­da­ki dik­kat çe­ki­ci sözü, Kafka’nm ikili söy­le­mi­dir ve bu söy­lem aynı za­man­da hem ken­di­si­ne, hem de ya­şa­dı­ğı zaman par­ka­sı­na iliş­kin­dir. Kafka’nın du­yar­lı ve al­gı­lan­ma­sı ne­re­dey­se ola­nak­sız be­lir­ti­ler kar­şı­sın­da şid­det­li tepki gös­te­ren ya­pı­sı, ona gizli has­ta­lı­ğı sezgi yo­luy­la al­gı­la­ya­bil­me ye­te­ne­ği­ni ka­zan­dır­mış­tı. Kan­se­rin ko­ku­su­nu, daha var­lı­ğı­nı ka­nıt­la­ma­nın ola­nak­sız ol­du­ğu baş­lan­gıç ev­re­sin­de ala­bi­len bir dok­tor ta­nı­mış­tım.

Kafka ise gö­rü­nüş­te henüz iş­le­yen bir top­lum­da­ki çü­rü­me­nin, gü­nü­nün bü­rok­ra­tın­da ya­rı­nın sal­dır­ga­nı­nın ve cel­la­dı­nın, göze gö­rün­me­yen to­hum­da olu­şan yı­kı­mın ko­ku­su­nu aldı. Bunu ya­pa­bil­di, çünkü bi­rey­sel ko­nu­mu ile top­lum­sal bir konum ara­sın­da ko­şut­luk vardı ve za­ma­nı­nın olum­suz yanı, onun çev­re­sin­de başka yerde ol­du­ğun­dan daha be­lir­gin bi­çim­de or­ta­ya çık­mış­tı.

Kafka’nın en temel ya­şan­tı­sı­nı ya­ban­cı­lık, dış­lan­mış­lık, kendi ken­di­ne sür­gün edil­miş­lik oluş­tu­rur.

Günt­her An­ders, «Kafka pro et cont­ra» baş­lık­lı mü­kem­mel araş­tır­ma­sın­da şöyle der: «Kafka, bir Ya­hu­di ola­rak tü­müy­le Hı­ris­ti­yan dün­ya­sı­nın in­sa­nı de­ğil­di. Ya­hu­di­li­ği­ni umur­sa­ma­yan —ki ger­çek­te umur­sa­mı­yor­du— bir Ya­hu­di ola­rak tü­müy­le Ya­hu­di­ler­den sa­yı­la­maz­dı. Al­man­ca ko­nu­şan biri ola­rak tam an­la­mıy­la bir Çek in­sa­nı de­ğil­di. Al­man­ca ko­nu­şan bir Ya­hu­di ol­ma­sı ne­de­niy­le, tam an­la­mıy­la Bo­hem­ya­lı bir Alman ol­du­ğu söy­le­ne­mez­di. Bo­hem­ya­lı ol­ma­sı, tam an­la­mıy­la Avus­tur­ya­lı ol­ma­sı­nı ön­lü­yor­du. Sos­yal si­gor­ta me­mu­ru ola­rak tam bur­ju­va de­ğil­di. Bir bur­ju­va aile­si­nin oğlu ola­rak tü­müy­le emek­çi­ler sı­nı­fı­na gir­mi­yor­du; ama bir büro in­sa­nı da de­ğil­di çünkü bir yazar ol­du­ğu­nu du­yum­su­yor­du. Gel­ge­le­lim bir yazar da de­ğil­di, çünkü gü­cü­nü aile­si uğ­ru­na har­cı­yor­du. Oysa «aile çev­rem­de bir ya­ban­cı­dan bile ya­ban­cı ya­şı­yo­rum.» (Ni­şan­lı­sı­nın ba­ba­sı­na yaz­dı­ğı bir mek­tup­tan.)

«He­pi­niz bana ya­ban­cı­sı­nız,» der Kafka an­ne­si­ne, «yal­nız­ca bir kan bağı var, ama o da ken­di­ni du­yum­sat­mı­yor…» Kas­vet­li aile ya­şa­mın­dan nef­ret eder, ama kur­tu­la­maz. «Bun­dan da nef­ret edi­yo­rum; evde an­nem­le ba­ba­mın yat­tık­la­rı ya­ta­ğın, kul­la­nıl­mış çar­şaf­la­rı­nı, dik­kat­le yer­leş­ti­ril­miş göm­lek­le­rin gö­rü­nü­şü, beni kus­tu­ra­cak kadar bu­nal­ta­bi­lir, içimi al­tüst ede­bi­lir, öyle ki, sanki do­ğu­şum bir türlü ta­mam­la­na­ma­mış, bu ka­ran­lık evde, kas­vet­li bir ya­şam­dan hep ye­ni­den dün­ya­ya ge­li­yo­rum, o evde sü­rek­li ola­rak var­lı­ğı­mın onay­lan­ma­sı­nı bek­li­yo­rum…» Ça­lış­kan ve ha­lin­den mem­nun küçük bur­ju­va aile­si­nin, iç­le­rin­den ye­ti­şen bu ku­ral­dı­şı insan kar­şı­sın­da­ki an­la­yış­sız­lık­la­rı, ‘mut­lak ve aşıl­maz­dır. Bu ne­den­le sevgi ara­yan çocuk, kendi dün­ya­sı­nın bir kö­şe­si­ne kıv­rı­lır. Çoğu kez kötü giy­di­ril­mek­te­dir; ken­di­ni giy­si­le­ri­ne uy­du­ra­bil­sin diye çar­pık durur. «Daha o za­man­lar ger­çek­ler­den çok sez­gi­le­rin ara­cı­lı­ğıy­la ken­di­mi küçük gör­me­ye baş­la­mış ol­du­ğum­dan, giy­si­le­rin yal­nız­ca benim üs­tüm­de böyle önce kas­ka­tı, ar­dın­dan da bu­ru­şuk ve sar­kık gö­rün­dü­ğü­ne inan­mış­tım…» Ama çocuk, uyu­maz­dan önce kur­du­ğu düş­ler­le ye­ti­nir: «günün bi­rin­de zen­gin bir adam ola­rak, dört atın çek­ti­ği bir ara­bay­la Ya­hu­di­le­rin otur­du­ğu böl­ge­ye gi­recek, hak­sız yere dö­vü­len güzel bir kızı söy­le­ye­ce­ğim tek sözün gü­cüy­le kur­ta­rıp ara­ba­ma ala­ca­ğım ve gö­tü­re­ce­ğim…» «Ame­ri­ka» ro­ma­nın­da, bir ateş­çi­nin hak­kı­nı sa­vun­mak için kor­ku­suz­ca sa­va­şan Kari, şöyle dü­şü­nür: «İster­di ki an­ne­siy­le ba­ba­sı onun ya­ban­cı bir ül­ke­de, önem­li ki­şi­le­rin önün­de iyi uğ­ru­na, nasıl sa­vaş­tı­ğı­nı, ve henüz za­fe­ri ka­zan­ma­mış bile olsa, son fetih için ken­di­si­ni nasıl tü­müy­le hazır tut­tu­ğu­nu gö­re­bil­sin­ler…»

Kafka, sık sık Kle­ist’ın mek­tup­la­rı­nı okur ve genç soylu Kle­ist’ın aile­si­nin, yazar Kle­ist’ı «insan top­lu­mu­nun hiç­bir işe ya­ra­ma­yan bir uzvu say­mış ol­du­ğu­nu be­lir­te­rek, içine acınm da ka­rış­tı­ğı alay­lı bir gü­lüm­se­mey­le, yü­zün­cü ölüm yıl­dö­nü­mün­de aile­si­nin onun me­za­rı­na, üs­tün­de: «So­yu­nun en iyi­si­ne» ya­zı­lı bir çe­lenk bı­rak­ma­sı­nı söy­ler­di.

Prag’lı Ya­hu­di Franz Kafka ile Prus­ya­lı genç soylu He­in­rich von Kle­ist ara­sın­da­ki ben­zer­lik, şim­di­ye dek sık sık be­lir­til­miş­tir. Aile­si­ne, top­lum­sal ko­nu­mu­na ve ül­ke­si­ne ya­ban­cı­la­şıp ya­ban­cı ül­ke­le­re yola çıkan Kle­ist, za­fer­le dolu bir dö­nü­şün aile­si­nin ona su­na­ca­ğı defne tacın dü­şü­nü kur­muş, ama hiç­bir ba­şa­rı ka­zan­mak­sı­zın geri dön­müş ve bunun utan­cı­na da­ya­na­ma­yıp öl­müş­tür. Kafka ise aile bağ­la­rın­dan kur­tu­la­bil­me ko­nu­sun­da Kle­ist’dan da ba­şa­rı­sız­dı; kaçış gi­ri­şim­le­ri ken­di­ne aşırı gü­ven­miş olan genç soy­lu­nun­ki­ler­den daha ye­ter­siz­di. Ama so­nuç­ta ikisi de birer kaçak, birer ya­ban­cıy­dı­lar; ye­tiş­kin­ler­le başa çı­ka­bi­lecek güçte ol­ma­yıp, ço­cuk­luk yıl­la­rın­da hap­sol­muş kal­mış­lar­dı; ne ken­di­le­ri­ni kur­ta­ra­bil­miş­ler­di, ne de baş­ka­la­rıy­la sü­rek­li bir bir­lik­te­li­ği ger­çek­leş­ti­re­bil­miş­ler­di; so­nun­da böyle bir be­ra­ber­li­ği ken­di­le­ri­ne ancak ölü­mün ge­ti­re­bi­le­ce­ği­ne umut bağ­la­mış­lar­dı. Her ikisi de özel­lik­le ya­ban­cı­lık­la­rıy­la, gel­mek­te olan bu­ca­ğın tem­sil­ci­le­riy­di­ler; tıpkı Ro­us­se­au’nun, tıpkı Byron’ın abart­ma­ya kaçan bir üs­lup­la yeni bir za­ma­nın be­lir­le­yi­ci özel­lik­le­ri­ni ön­ce­den haber ver­miş oluş­la­rı gibi.

Ernst Fisc­her
Franz Kafka
Çe­vi­ren: Ahmet Cemal
B/F/S
(insanokur)

Etiketler

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.