İKİ KALECİ-İKİ ÖYKÜ

/ 5 Ağustos 2016 / 14 okunma / yorumsuz

Birinci Kaleci

Vefa kalecisi Mustafa Güzelgöz. Çok iyi bir kaleci. Ürgüplü. Bir gün memleketine geliyor. O dönem Vefa Spor büyük bir takım ve Mustafa da ünlü bir kaleci. Gençler büyük ilgi gösteriyor Mustafa’ ya. “Mustafa abi; hoşgeldin, bizimle top oynar mısın?” diyorlar. Mustafa kabul ediyor. Onlarla ilgileniyor, onlara antrenman yaptırıyor, futbol öğretiyor. Bunu gören, dönemin kaymakamı, Mustafa’ yı çağırıp diyor ki, “ Ya evlat, sen buralısın, bak; İstanbul’ da senin gibi insan çok. Ama burada, Ürgüp’ te gençler bir şey bilmiyor. Onlara abilik önderlik yap, burada kal, onları eğit, dönme İstanbul’a.”

Bu konuşmadan sonra kaleci Mustafa Ürgüp’ te kalıyor. Tabi yaşaması gerekli. Para kazanması lazım. Kaymakam da diyor ki, “ Sen burada gençlere futbol öğret, antrenörlük yap. Ben sana bir memurluk ayarlayacağım. Yani maaşın da olacak.”

Kaymakam Mustafa Güzelgöz’ e şu görevi veriyor. Kütüphane memurluğu. O anda bir kütüphane var, küçük, kimse de gitmiyor. Bir bayan, hanımefendi memur emekli oluyor. Onun yerine Mustafa Güzelgöz’ ü alıyorlar oraya. Mustafa Güzelgöz kütüphane memuru. Ama asıl işi gençlere antrenörlük yapmak.

Kütüphaneye geliyor, sabah ilk kez. Kütüphanede memur olarak çalışmaktadır. O yıllarda bu işin eğitimi de yoktur. Yıl 1944. İkinci Dünya savaşı yılları. Bakıyor bir odada rutubetler içinde pis kokan yüzlerce kitap. El yazması kitaplar. Kimse okumuyor, diye o odaya atmışlar. Onları alıp güneşe çıkarıyor ve kurutuyor. Kütüphaneyi temizliyor, kitapların tozunu alıyor, düzenliyor. Ama kimse gelmiyor kütüphaneye.

Bir gün köyün birinde bir açılış yapılacak. Vali, kaymakam, belediye başkanı bütün protokol oraya gidiyor. Köylüler hazırlamışlar protokol koltuklarını. Herkes yerine oturacak. Mustafa Güzelgöz de orda. Ama ona bir sandalye yok. Kendisine bir sandalye ayrılmamış. Kaleci Mustafa ayakta kalıyor. Orda her şeyi anlıyor. Köylü onlara itibar gösteriyor. Çünkü köylünün onlara bir teması, onlarla bir alışverişi var. O ise kütüphane memuru.

Kütüphaneye geri döndüğünde kararını veriyor. İnsanlar buraya gelmiyorsa ben kitabı onların ayağına götürmeliyim. Mustafa Güzelgöz o gün hayatının en büyük kurtarışını yapıyor. Tutuyor, kütüphanesinin kadrosuna bir eşek alıyor. Eşek. Eşeğin bakımı, yiyeceği, her şeyi kaymakamlıktan.

Kadrolu eşeğin iki yanına iki sandık asıyor, içine de kitapları koyuyor ve kitap insanların ayağına ulaşıyor.

Mustafa Güzelgöz, kaleci Mustafa; hayatının en büyük kurtarışını yapıyor.

Böylelikle Ürgüp ve yöresindeki köylüler hayatlarında ilk kez kitap okuyorlar. Balzac okuyan köylü bile var. Hatta, “Balzac’ ı çok sevdim, başka bir kitabı var mı acaba Mustafa Bey?” Diye soruyorlar. Mustafa da, “ Var.” diyor. İşte eşşekli kütüphaneci Mustafa Güzelgöz bir kalecidir. Bu kaleci aydınlanma tarihinin en büyük kurtarışlarından birini yapmıştır.

Kütüphaneyi büyütüyor, belediyeden bir yer kiralıyor. Fakat kadınlar, kadınlar gelmiyor. Kadınlara kitap okutmalı, çocuklar, erkekler okuyor ama kadınlar okumuyor. Düşünüyor, kadınların kütüphaneye gelmesi için ne yapmalıyım! Tabi ya, deyip dikiş kursu açmaya karar veriyor. Tutuyor, ünlü dikiş makinesi üreticilerine mektup yazıyor. Singer, Zenit gibi. Durumu anlatıyor bu mektuplarda. Kadınlara kitap okutmak istiyorum, bana dikiş makinesi gönderin. Gönderiyorlar. O dikiş makinelerini kütüphanenin bir kenarına koyuyor.

O kadar çok ilgi var ki, kadınların bir kısmı dışarıda bekliyor. Kadınlar biçki, dikiş öğrenirken Mustafa Güzelgöz, işte o sıra bekleyen kadınlara, “ Burda boş boş durmayın, kitap okuyun diyor. Kitap okuyun, kitap okuyun.

Müthiş bir aydın, Vefa Spor kalecisi Mustafa. İyi güzel de her şey dört dörtlük gitmiş mi? Hayır. Hemen soruşturma açılıyor. Yetkisini ve mevkisini aşmıştır Mustafa Güzelgöz. Olmaz. Müfettişler gönderiliyor üstüne. Yıldırılıyor, emekliliğe zorlanıyor. Bu ülkenin taşına toprağına, en ücra köşesine eşek sırtında kütüphane taşıyan bu güzel insan emekliye ayrılıp ne yazık ki sevdiği kitaplardan uzaklaşmıştır. Bu büyük mücadele bir hüzünle, bir küskünlükle sonuçlanmıştır.
1972 yılında emekli olan eşekli kütüphanecinin yaşam öyküsünü, yazar Fakir Baykurt, “Eşekli Kütüphaneci” adlı eserinde romanlaştırmıştır.

Güzelgöz ’e 1963 yılında “Amerikan Barış Gönüllüleri Derneği’ nin insanlığa hizmet ödülü” ABD Devlet Başkanı John Kennedy tarafından verildi.

Mustafa Güzelgöz, Nevşehir Devlet Hastanesinde tedavi görürken 18 şubat 2005’te kalp yetmezliğinden öldü.

İkinci Kaleci

Genç bir adam. Annesini de çok seviyor ama serüvenci. Arkadaşıyla beraber sırtlarında birer çanta dolaşıyor. Şehir şehir, memleket memleket. Annesine gittiği yerlerden kart atıyor: “Anneciğim şuradayım, anneciğim buradayım.” Diye. Bir gün annesine bir kart gönderiyor:” Anne, yaklaşık iki aydır yoğum evde. Param bitti, önümüzde bir liman kenti var, oraya ulaşmam bir hafta sürer. O gemiye bineriz. Gemiye binebilirsek yaklaşık üç hafta sonra evdeyim. Anne, seni çok özledim geri dönüyorum, selamlar.”

Kadın çok seviniyor, aradan iki hafta geçiyor. Gelen yok. Üç hafta tamamlanıyor. Anne bu arada evladı için hazırlıklar yapıyor, onun sevdiği yemekler hazırlıyor, tatlılar yapıyor. Ve evin zili çalıyor. Sevinçle koşup kapıyı açıyor. Karşısında postacı. Yine bir kart: “Anne, o liman kentine ulaştım. Orda bir gemi ararken kentin varoşlarında bir futbol turnuvası düzenlenmiş. Şampiyona çok büyük bir para ödülü vereceklermiş. Arkadaşımla ben çocukları toplayıp bir futbol takımı kurduk. Finale çıktık. Final maçında arkadaşım bir gol attı. Oğlun kaleci anne. Son dakikada rakip penaltı kazandı. Anne, oğlun penaltıyı kurtardı. Beni bekleme, dönmüyorum. Paramız var. Daha da ileri gideceğiz.

O penaltıyı kurtaran delikanlı, arkadaşıyla gittiği yerlerde öyle insanlarla tanışıyor ki onlarla birlikte dünyayı değiştiriyor. O kaleci olmasaydı, o penaltıyı kurtaramasaydı belki de bugün Küba olmayacaktı. O kalecinin ismi Ernesto Che Guevara.

(Sunay Akın)

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.