Halikarnas Balıkçısı’nın Öykülerinde Doğa ve İnsan / Engin Taş

/ 28 Ağustos 2016 / 17 okunma / yorumsuz

“Ha­li­kar­nas Ba­lık­çı­sı’nın do­ğa­yı ko­nuş­tur­du­ğu­nu, do­ğay­la söy­leş­ti­ği­ni be­lir­te­lim. Söz­ge­li­mi ‘Gülen Ada’ öy­kü­sün­de ki­şi­ler si­lin­miş, de­niz­le küçük bir ada­nın ses­le­ri­ne kulak ve­ril­miş­tir. Dal­ga­la­rın bile bir amaç uğ­ru­na hır­çın­laş­tı­ğı­nı se­ze­riz öy­kü­de. Nes­ne­ler­le ki­şi­le­rin ça­tış­tı­ğı­na tanık olu­ruz.” der, Selim İleri. (1)

İleri’nin bu tes­pi­ti, Ba­lık­çı’nın öy­kü­le­rin­de faz­la­dan bir kah­ra­ma­nın var­lı­ğı­nı bil­di­rir bize. Yal­nız, bu faz­la­dan kah­ra­man, hiç­bir zaman fazla ve ge­rek­siz bir kah­ra­man ola­rak çık­maz kar­şı­mı­za. Hatta, onun öy­kü­le­ri­nin ol­maz­sa ol­ma­zı­dır. De­ne­bi­lir ki, Ba­lık­çı’nın ana kah­ra­ma­nı işte bu ki­şi­dir: Doğa! Ha­li­kar­nas Ba­lık­çı­sı’nın eser­le­rin­de se­zi­len tez de işte bu ana kah­ra­man üze­ri­ne ku­ru­lu­dur. Tez, şunu içe­rir: Do­ğa­nın bir ruhu var­dır. Ba­lık­çı; kur­gu­yu, içe­ri­ği bu ruhu sez­dir­mek hatta ilan etmek ama­cı­na yö­ne­lik oluş­tu­rur ve bu ruha bi­linç – ki bu bi­linç kendi bi­lin­ci­dir – de yük­ler. Bu bi­linç­li ruhun iş­le­vi­ni ve mis­yo­nu­nu ilan eder­ken kendi mis­yo­nu­nu da ilan eder. Bu da, do­ğa­dan yana olmak, do­ğa­nın ru­hu­nu ve gü­zel­li­ği­ni kav­ra­mak ve bu de­ğer­le­ri özüm­se­yip ge­liş­ti­recek, bun­lar­dan yana tavır ko­ya­bi­lecek bi­linç­li, du­yar­lı yeni bir nesil ya­rat­mak mis­yo­nu­dur. Ya­rat­mak mis­yo­nu, har­man­lan­mış, bir­leş­miş (Bu bir­leş­me, bir­bir­le­ri­ne aşık ka­dın­la er­ke­ğin bir­leş­me­si gibi bü­tün­sel bir bir­leş­me­dir.) iki ruhun (Ba­lık­çı ve Doğa) tan­rı­sal­lı­ğı ola­rak çıkar kar­şı­mı­za.

“ Ya­ra­dı­lış­la bir olup ya­rat­ma işine de gi­ri­şir­dim. Ya­ra­dı­lış ya­sa­la­rı­na uya­rak onun­la at­ba­şı gi­der­dim.”(2)
Ba­lık­çı’nın, ya­ra­dı­lış ya­sa­la­rı­na uyu­yor ol­ma­sı, ya­ra­tı­cı­lı­ğı­nın ön ko­şu­lu. Çünkü ana kah­ra­ma­nıy­la, esas ya­ra­tı­cıy­la, yani do­ğay­la uyum­lu bir bir­lik­te­lik, aşk, ancak bu bi­çim­de ya­şa­na­bi­lir. Zaten bir­lik­te­li­ği oluş­tu­ran bu iki var­lık, iki ayrı şeyi ya­ra­ta­rak, iki ayrı şeyi üre­te­rek bir­le­şir. Doğa, ken­di­ni sü­rek­li ye­ni­den ya­ra­ta­rak, Ba­lık­çı da do­ğa­yı an­la­ma­yan­lar­la, yani onun an­ti­te­zi du­ru­mun­da olan­lar­la sa­va­şı­mı­nı sür­dü­rüp yeni bir nesil ya­rat­ma­ya ça­lı­şa­rak bu bir­lik­te­li­ğe emek verir. Bu­ra­da, sanki pan­te­ist bir ar­mo­ni­nin, hal­ka­lar bi­çi­min­de ge­niş­le­ye­rek bi­lin­ci ve yü­re­ği sarma ça­ba­sı­nı gö­rü­rüz. Bu çaba, Ba­lık­çı’nın do­ğay­la öz­deş­leş­miş kah­ra­man­la­rı­na da si­ra­yet eder. Onlar da tıpkı doğa gibi, var olan du­rum­dan mem­nun ol­ma­dık­la­rı için, tan­rı­sal bir eday­la, al­ter­na­tif bir yaşam pro­je­si ya­rat­ma mis­yo­nu üst­le­nir­ler. Yal­nız bu mis­yon­da­ki tan­rı­sal­lık da bi­li­nen tan­rı­sal­lık değil, al­ter­na­tif bir tan­rı­sal­lık­tır. Bu da şu an­la­ma gelir: Süreç, al­ter­na­tif bir tan­rı­sal­lık pro­je­si üret­me ça­ba­sıy­la al­ter­na­tif bir yaşam pro­je­si üret­me ça­ba­sı­nı aynı anda içer­mek­te­dir. Ba­lık­çı artık bu sü­re­ci mi­to­lo­jiy­le, aşkla, emek­le, des­tan­la, ma­sal­la zen­gin­leş­ti­rir.. Bir an­lam­da Si­murg olur, Ba­lık­çı.

Gülen Ada’da, dal­ga­la­rın bir amaç uğ­ru­na hır­çın­laş­tı­ğı yu­ka­rı­da be­lir­til­miş­ti. Hır­çın­laş­ma­nın, in­sa­na ait özel­lik ol­ma­sı ger­çe­ği, ada­nın ki­şi­lik ka­zan­dı­ğı ger­çe­ği­ni de ge­ti­ri­yor. Ki­şi­lik ka­za­nan ada, her­han­gi bir kişi de­ğil­dir ama. Me­se­la, Murat Ko­ca­dağ’ ın ya­nın­da­ki ka­tip­ler gibi , Ala­ban­da­da’ki ka­la­ba­lık ahali gibi edil­gen, et­ki­siz­leş­miş de­ğil­dir. Gülen Ada, Sait Faik’in Si­nağ­rit Baba’sı gi­bi­dir.

“ Si­nağ­rit Baba ol­ta­lar­dan bi­ri­ni kok­la­dı. Bu, ba­lık­çı Hi­ris­to’dur; ku­sur­lu adam. Gözü açtır onun. İçin­den pa­zar­lık­lı­dır. Evet, fu­ka­ra­dır ama, ki­bir­li de­ğil­dir. Si­nağ­rit Baba fu­ka­ra­lık­ta gu­ru­ru sever. Öteki ol­ta­ya geçti. Kok­la­dı. Bu, ba­lık­çı Hasan’dır. Geç! Cart curt et­me­si­ne bakma! Kor­kak­tır. Si­nağ­rit Baba cesur in­san­dan hoş­la­nır. Bir başka ol­ta­ya baş­vur­du. Ba­lık­çı Yakup iyi­dir, hoş­tur, se­vim­li­dir, edep­siz­dir, kül­ha­ni­dir. Ama kıs­kanç­tır. Kıs­kanç­la­rı sev­mez Si­nağ­rit Baba. Geç! Şu olta, ha­si­sin tu­tu­ğu olta. Si­nağ­rit Baba cö­mert­ten hoş­la­nır. Ama bu ol­ta­ya baş­vur­ma­ya değer. Bir baş­vur­du. Ha­si­sin ol­ta­sı­nın iğ­ne­si­ni düm­düz etti.” (3)

Ba­lık­çı’nın do­ğa­sı (ada, deniz ,ka­ya­lar, dal­ga­lar) da Si­nağ­rit Baba gibi, tanır in­san­la­rı. İyiyi, kö­tü­yü, gü­ze­li, çir­ki­ni, de­ğer­li­yi, de­ğer­si­zi bilir. Be­ğen­me­dik­le­ri­ne öf­ke­le­nir, tü­kü­rür. Yani Ba­lık­çı’nın ana kah­ra­ma­nı,doğa, insan seçer.
“ Ko­ca­dağ’ın tav­rın­da ve se­sin­de, sahip ol­du­ğu oto­mo­bil­le­rin, mal­la­rın ko­nut­la­rın ve pa­ra­la­rın büyük top­la­mı sı­rı­tı­yor­du. İnsan onun­la gö­rü­şür­ken, bir in­san­la değil, fakat oto­mo­bil­ler­le, emlak ve arazi ile ve para ka­sa­sıy­la ko­nuş­mak­ta ol­du­ğu­nu sa­nır­dı. Ada­nın da asıl tuhaf hali, ada­mın adayı değil, fakat ada­nın adamı seç­me­si idi.” (4)

“…Ada, Ko­ca­dağ’ı gö­rün­ce, te­pe­si­ne do­la­dı­ğı kos­ko­ca­man kara bu­lu­tu, ba­şı­na davul kadar kavuk edin­di ve deniz or­ta­sın­da asık su­rat­lı bir gul­ya­ba­ni ke­sil­di.” (5)

Gülen Ada, en önem­li de­ğe­ri para olan Ko­ca­dağ’ın iyi biri ol­ma­dı­ğı­nı anlar ve ona tavır koyar: Öf­ke­le­nir, tü­kü­rür, çelme atar(takar), dü­şü­rür, hır­pa­lar ve ni­ha­yet kovar. Kötü, kadir bil­mez bi­ri­ne var­mak (sa­tıl­mak ) is­te­mez. Çünkü bu sa­tıl­ma, as­lın­da zo­ra­ki bir bir­leş­me­yi ge­ti­re­cek­tir; ama ada­nın gönlü Deli Davut’tadır. Ondan baş­ka­sıy­la olmak, se­viş­mek is­te­mez. Bilir ki Davut da ona sev­da­lı­dır ve ada aş­kı­na iha­net etmez.
Ba­lık­çı’nın do­ğa­sı, rüya da görür: Özler, se­vi­nir, güler, baş­tan çı­ka­rır. O; Deli Davut’un de­liş­men, seksi, al­be­ni­li, baş­tan çı­ka­rı­cı ya­vuk­lu­su­dur. Deli Davut adaya doğru fır­la­dı­ğın­da ada, onu kar­şı­la­mak için kal­ça­la­rı­na kadar de­niz­den kal­kan bir ka­dı­na dö­nü­şür. Ada, Deli Davut gibi bilir aşkın de­ğe­ri­ni. Hatta Cevat Şakir gibi bilir.

Ba­lık­çı’nın, do­ğa­dan başka kah­ra­man­la­rı da var… O, top­lu­mun her ke­si­min­den in­sa­nı katar eser­la­ri­ne: Me­se­la, Deli Davut. Tü­müy­le Cevat Şakir’in ken­di­si. Bir Davut da Ala­ban­da­da var. O da Deli Davut gibi de­niz­le­dir ve aşkın bü­yü­sü­nü, tan­rı­sal­lı­ğı­nı bilir.
İşpor­ta­cı var­dır bir de Ala­ban­da­da. Söz kuv­ve­tiy­le satar mal­la­rı­nı. Cevat Şakir, do­ğa­nın di­li­ni, sö­zü­nü an­la­yan Cevat Şakir, sözün kud­re­ti­ni özel­lik­le vur­gu­la­mak ister sanki. Sonra, öğ­ret­men var­dır Ala­ban­da­da. Çocuk psi­ko­lo­ji­si­ni iyi bilen. Ko­ca­dağ’ın ya­nın­da­ki ka­tip­ler gibi ka­tip­ler de var Ala­ban­da­da. Fakat Cevat Şakir ka­tip­le­ri es geçer. Belki de memur zih­ni­ye­tin­de olan­la­rı sev­mi­yor Ha­li­kar­nas Ba­lık­çı­sı. O, yaş­mın için­de olan­la­rı, üre­ten­le­ri, birey olan­la­rı se­vi­yor. On­la­rın aş­kı­nı se­vi­yor. Çünkü aşkı hiç es geç­mi­yor Ba­lık­çı. Ana ko­nu­su bir iş­por­ta­cı­nın et­ra­fın­da örü­len Ala­ban­da­da bile De­niz­ci Davut ile genç kızın aş­kı­nın bü­yü­sü­nü, daha doğ­ru­su aşkın bü­yü­sü­nü, bir­kaç sa­tır­la da olsa öne çı­kar­ma­yı ba­şa­rı­yor. Ama el­bet­te Ba­lık­çı için ger­çek aşk, yu­ka­rı­da da be­lir­til­di­ği gibi, do­ğa­nın ya­rat­ma aşkı ile in­san­la doğa ara­sın­da­ki aşk­tır. Çünkü al­ter­na­tif tan­rı­sal­lık pro­je­si ile al­ter­na­tif yaşam pro­je­si bu­ra­da­dır. Bu ne­den­le de, Deli Davut’u Gülen Ada’ya, De­niz­ci Mah­mut’u ( Agan­ta Bu­ri­na Bu­ri­na­ta) da de­ni­ze aşık eder. İki­si­nin ortak yanı, her şey­le­ri ola­rak do­ğa­yı gör­me­le­ri­dir. Bu ortak yana Cevat Şakir de da­hil­dir. Daha doğ­ru­su, bu iki kah­ra­man da Ba­lık­çı’nın ken­di­si­dir.

Sonuç ola­rak de­ne­bi­lir ki, Ha­li­kar­nas Ba­lık­çı­sı’nın eser­le­rin­de doğa ile insan ( ama Ba­lık­çı’nın seç­ti­ği, ta­ra­fı­nı tut­tu­ğu, mis­yon yük­le­di­ği insan) iç içe geç­miş­tir. Do­ğa­nın ruhu, gü­zel­lik ara­yı­şı için­de olan bu in­san­la­rın bi­lin­ciy­le bir­leş­miş­tir. Ba­lık­çı’yı özgün yapan da budur zaten.

Kay­nak­ça:

1)İleri, Selim,Türk Dili, Türk Öy­kü­cü­lü­ğü Özel Sa­yı­sı, S. 15
2)Ha­li­kar­nas Ba­lık­çı­sı, Türk Dili, Anı Özel Sa­yı­sı, S. 598
3)Faik, Sait, Si­nağ­rit Baba, S. 1
4)Ha­li­kar­nas Ba­lık­çı­sı, Gülen Ada, S. 3
5)Ha­li­kar­nas Ba­lık­çı­sı, Gülen Ada, S. 3

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.