Hakimin Kızı

/ 8 Kasım 2019 / 206 / 1 Yorum

1941 yı­lın­da İzmir’in Tire İlçe­si­ne bağlı Es­ki­oba Kö­yün­de doğdu. İlko­ku­lu doğ­du­ğu köyde ta­mam­la­dı. Eko­no­mik ne­den­ler­den do­la­yı uzun süre öğ­re­ni­mi­ne ara verdi. On yedi ya­şın­da or­ta­oku­la kay­dol­du. Tire Erkek Sanat Ens­ti­tü­sü’nün ar­dın­dan Kars Kız Öğ­ret­men Oku­lu­nu dı­şar­dan bi­ti­rip on yıl sü­recek olan İlko­kul Öğ­ret­men­li­ği­ne baş­la­dı. 1978’de İzmir Eği­tim Ens­ti­tü­sü’nü bi­ti­re­rek Sos­yal Bil­gi­ler Öğ­ret­me­ni ola­rak or­ta­öğ­re­tim saf­la­rın­da gö­re­vi­ni sür­dür­dü. Halen Tire’de ya­şa­mı­nı sür­dü­ren Çal­lı­bay’ın bir­çok roman ve öykü ki­ta­bı var­dır.

Hakimin Kızı

Hakimin Kızı

İsmet Çallıbay

Sa­rı­ka­mış top yekûn tu­tuş­muş ya­nı­yor(!) Eksi 28 de­re­ce so­ğuk­ta, kar bir met­re­nin üze­rin­de, yaşam dur­muş­tu âdeta. Sa­ba­hın ilk ay­dın­lı­ğı ge­ce­yi tut­sak almış dev­re­den çı­kar­mış­tı. Kar kris­tal­le­ri ge­çi­ci sü­re­de de olsa göz­ler­de görme zor­lu­ğu oluş­tu­ru­yor­du. Subay loj­man­la­rın­da ka­lan­lar sa­ba­hın ol­du­ğu­nu yeni an­la­ma­ya baş­la­mış­lar­dı.

Sa­rı­şın Subay da uyan­mış sabah keyfi için elin­de çay bar­da­ğı, bal­kon­da kol­çak­lı san­dal­ye­sin­de yu­dum­lu­yor­du. Uzun bir süre uzak­lar­da­ki top­rak damlı ev­le­ri, orada ya­şa­yan­la­rı, so­ğuk­ta çek­tik­le­ri­ni dü­şün­dü. Derin bir “offf!”çekti. Yan loj­ma­nın aynı ka­tın­da üç kızı ve eşiy­le ya­şa­yan As­ke­ri Hâkim Çetin Bey otu­ru­yor­du. Rütbe ay­rı­mıı gö­zet­me­den onun­la çok iyi an­la­şı­yor­du sa­rı­şın Subay.

O arada hâ­ki­min or­tan­ca kızı bal­ko­na çıktı ve karşı bal­kon­da­ki Kazım Bey’i gördü. Ona ba­kar­ken de çev­re­si­ni iz­le­di, ay­lar­dır için­de­ki ateşi kö­rük­le­yen Kazım Üs­teğ­men’e karşı sem­pa­ti­si vardı. Yü­re­ği küt küt attı. Mut­fa­ğa koştu, an­ne­si uyku ser­sem­li­ği ile baktı kı­zı­nın te­laş­lı hâ­li­ne.

“Ha­yır­dır kız! Ne bu te­la­şın? Ka­pı­yı ne türlü bir çarp­ma o?”

“Özür di­le­rim anne, fı­rı­na gi­de­yim taze ekmek ala­yım.”

As­kı­lık­tan fi­le­yi kap­tı­ğı gibi dı­şa­rı fır­la­dı. Kazım Bey’i se­lam­la­dı. Kü­rek­le sağa sola yı­ğıl­mış kar­la­rın ara­sın­da açı­lan yol­dan fı­rı­na vardı. Üç ekmek alıp döndü. Fı­rın­cı ar­ka­sın­dan:

“Çetin Ko­mu­tan’ın emir eri yok mu da bu kız sabah sabah ekmek al­ma­ya ge­li­yor?” diye söy­len­di.

Kazım Üs­teğ­men, or­tan­ca kızın du­ru­mu­nu ay­lar­dır göz­lem­li­yor, ken­di­si­ne aşırı düş­kün­lü­ğü­nün ne­den­le­ri­ni dü­şü­nü­yor­du. Bu du­ru­ma son ver­mek geçti için­den. Boş yere gelin ol­ma­sı­nı, yanıp tu­tuş­ma­sı­nı is­te­me­di. Çok acele bir kâ­ğı­da bir­kaç satır yazdı. Bu yaz­dık­la­rı kısa not­tan öte, düz­gün ya­zıl­mış, duy­gu­la­rı­nı en iyi dile ge­ti­ren bir şi­ir­di…
Bal­kon de­mi­rin­den eği­lip yaz­dı­ğı notu loj­ma­na dönen komşu kı­zı­na tes­lim etti.

Kız hızla da­ire­le­ri­ne girdi, mut­fak ma­sa­sı­nın ke­na­rı­na koydu ekmek fi­le­si­ni, ça­lış­ma oda­sı­na döndü. Ka­pı­sı­nı da ki­lit­le­di. Ay­lar­dır göz­le­ri­nin içine bakıp dur­du­ğu er­kek­ten al­dı­ğı pu­su­la­yı oku­ya­cak­tı. El­le­ri tit­re­di, diz­le­ri be­de­ni­nin ağır­lı­ğı­nı kal­dı­ra­ma­dı otur­du ya­ta­ğı­nın ke­na­rı­na. Elin­de sık­tı­ğı pu­su­la­yı okudu. Sa­rı­şın subay, her bir şeyi an­lat­mış, tüm ka­pı­la­rı ka­pat­mış­tı.

Genç kızın kur­du­ğu düş­le­ri tü­ket­miş­ti. Pu­su­la­yı seh­pa­nın üze­rin­de­ki si­ga­ra tab­la­sı­na koydu, kib­rit­le tu­tuş­tur­du. An için­de tüm ha­yal­le­ri kül ol­muş­tu.

Bir anlık ba­şı­nın dön­dü­ğü­nü, odada ka­ran­lık­ta kal­mış­ça­sı­na, göz­le­ri­nin iş­le­vi­ni yi­tir­di­ği­ni du­yum­sa­dı. Çek­me­ce­sin­de kalem açmak için de­vam­lı bu­lun­dur­du­ğu ji­le­ti aldı beyaz men­di­li ile te­miz­le­di. Uzat­tı sol ko­lu­nu kül tab­la­sı­nın üze­ri­ne. Sonra, son­ra­sı yoktu. Sağ eline al­dı­ğı ji­let­le ke­si­ver­di bilek da­ma­rı­nı. Seh­pa­nın üze­rin­den akan genç kızın kanı oda­nın içer­si­ni kı­zı­la kes­miş, etraf kan gö­lü­ne dön­müş­tü. Koyu ka­ran­lık­ta oda­nın du­var­la­rın­da yan­kı­la­nan kısa pu­su­la­da ya­zı­lan­lar ku­lak­lar­da du­yul­ma­ya baş­la­mış­tı.

“Geçme kapım önün­den, söz eder­ler.
Hâ­ki­min or­tan­ca kızı sa­rı­şın su­ba­ya tu­tul­muş der­ler.
Bana ge­lin­ce ba­ba­nın kadeh ar­ka­da­şı­yım
As­ke­ri Mah­fel­de kuytu bir kö­şe­de
Her akşam usul­dan usul­dan gi­de­riz.
Sakın ha…O türlü şey­ler gel­me­sin ak­lı­na,
Me­se­la,
Dan­ton’dan, Ro­bes­pi­yer’den, söz ede­riz.
Dev­rim şar­kı­la­rı dö­kü­lür du­dak­la­rı­mız­dan.
Ka­deh­le­ri­mi­zin vu­run­tu­la­rın­da hep
Top­lum­sal öz­gür­lük var­dır.
Bi­li­rim rugan çiz­me­le­ri­min par­lak­lı­ğı­na
Al atı­mın oy­nak­lı­ğı­na vur­gun­sun.
Bu çağda ala­imi­se­ma gi­bi­dir ço­cuk­su sev­da­lar
Geçer sen­de­ki bu sızı,
Oy­sa­ki ben de­li­ce­si­ne tut­ku­num öz­gür­lü­ğe
Ha­ki­min kızı…”

Kah­val­tı sof­ra­sı ha­zır­lan­mış­tı. Bir­kaç kez çağ­rıl­mış ol­ma­sı­na kar­şın, oda­sı­na ka­pa­nan or­tan­ca kız­dan ses ala­ma­mış­lar­dı. İki kız kar­deş de­vam­lı ka­pı­yı çal­sa­lar da ses yoktu. Çetin Bey ve eşi de gelip ses­len­di­ler. Baba da­ya­na­ma­dı ka­pı­ya tüm gü­cüy­le yük­len­di. İkinci de­ne­me­sin­de ar­dı­na değin açı­lan ka­pı­dan çığ­lık­lar, acı sonun ver­di­ği hay­kı­rış­lar yük­sel­di.

Am­bu­lans is­ten­di ace­ley­le. Has­ta­ne­ye var­dı­ğın­da, dok­tor­la­rın ça­ba­la­rı so­nuç­suz kaldı. Her şey de ol­du­ğu gibi bu kez de geç ka­lın­mış­tı…

————————————————-
(*) Öy­kü­de geçen şiir, Kor­ge­ne­ral Fazıl Bay­rak­tar’ın ‘Har­ran Ova­sın­dan Mek­tup­lar’ adlı ki­ta­bın­dan alın­tı­dır.”

Avatar

sanat ve edebiyat dergisi

Hakimin Kızı (1 Yorum)