Hakan Unutmaz’la Günümüz Şiiri Üzerine

/ 17 Aralık 2018 / / yorumsuz

Genç şair ve yazarlarımızdan Hakan Unutmaz, (1991) Denizli’nin Çivril ilçesinde dünyaya geldi. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Türkçe Eğitimi Bölümü’nü bitirdikten sonra İzmir’de Türkçe öğretmenliği yapmaya başladı. Şiir, öykü ve eleştirileri Akatalpa, Eliz Edebiyat, Mühür, Karakedi, Şiiri Özlüyorum, Şehir, Lacivert, Caz Kedisi, Edebiyat Nöbeti, Koza Düşünce, Kirpi, Deliler Teknesi, Kasabadan Esinti, Yaşam Sanat, Anbean gibi dergilerde yayımlandı. Çeşitli yerel gazetelerde köşe yazıları yazdı ve yazmaya devam ediyor. Öykü ve şiir ödülleri bulunan Unutmaz, Kaos Çocuk Parkı Yayınları’nda editörlük yapıyor. Halen İzmir’in Kiraz ilçesinde Türkçe öğretmenliği yapmakta ve Ege Üniversitesi Gazetecilik bölümünde eğitimine devam etmektedir. Kendisiyle Türk şiirinin gündemiyle ilgili güzel bir söyleşi yaptık.

 C. T: Bildiğiniz gibi Türk şiirinde Halk Şiiri, Divan Şiiri ve Serbest Şiir geleneğimiz var. Sizce günümüz şiiri ile gelenek arasında nasıl bir ilişki var? Siz geleneklerden besleniyor musunuz?

H.K: Hemen hemen her alanda gelenekten beslendiğimiz doğrudur. Elbette bu durumda şiirin de gelenekle yakın ilişkisi kaçınılmaz bir durum. Bu ilişki içerisinde sınırların ihlaline dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Tamamen geleneğe bağlı olarak yazılan şiirin yeniliğe katkı sağlayamayacağını düşünürsek bu şiirin okur tarafından da dışlanacağı kaçınılmaz bir gerçektir. Ülkemizdeki şiir atılımlarının hepsi geleneği yıkarak yeniyi arayan şairler tarafından oluşturulmuştur. Kısacası geleneğe karşı değilim ancak tamamen geleneğe göre yazılan şiirin de şiiri bozduğunu, daralttığını söylemem gerekir.

C. T: Türk şiirine baktığımızda halk kültüründen temaların büyük yer tuttuğunu görürüz. Ancak siz, yeniyi yakalamak gerektiğini söylüyorsunuz. Sizce,  “Halk Şiiri’ni klişelerden kurtarma ve yeni bir dil yaratma” şansı yok mudur?

H.K: Elbette vardır. Bunun için öncelikle halk şiirini keskin kalıplardan kurtarmak gerekir. Kalıplar çerçevesinde iyi şiir yazılabilir ama kalıba sığmayan düşleri ne yapacağız? Şiir içinde bir ritmin yakalanması gerektiğine de inanıyorum. Bu ritim duraklarla, yarım uyaklarla sınırlandırılmamalı. Düşü büyük olan şair gözü kömüre, kaşı yaya ya da kemana benzetmek zorunda değildir. Söylediklerim halk şiiri için de divan ve serbest şiir için de geçerli. Şiirin değil şairin kendini yenilemesi gerekir.

C. T: O zaman yeni şiir deyince ne anlamalıyız?

H.K: Kişiden kişiye değişen bir olgudur yeni şiir. Kimisi yeniliği Tanzimat’tan sonra başlatır kimisi Nâzım Hikmet’ten kimisi Garip’ten. Hiçbirine doğru diyemeyeceğim gibi yanlış da diyemem. Adı üstünde, geçen her zaman kendini yenileyen bir dil, bir dünya var ve yeniliğin tanımını yapabilmemiz imkânsız gibi geliyor. Bana göre de yeni şiir küçük İskender’le başladı. Öncekilerin hepsi eski tadında geliyor gözüme. Kişisel zevkime göre okurken en haz duyduğum isimdir. Yeni şiir, zamana karşı yenilmeyecek olgulardandır.

 C. T: Şiirde dili deforme etmek yeni şiir için zorunluluk mu; dili deforme etmek, yeni bir dil yaratmak mı?

H.K: Deforme etmek derken sanırım kelime oyunları üzerinden yeni kelimeler yaratmaya çalışmaktan bahsediyorsunuz. En etkili olanını Ece Ayhan’da gördüm bunun. Daha sonra birçok şair kendi kelimelerini oluşturdu hatta haklarında sözlükler bile hazırlandı. Böyle bir zorunluluğun olduğunu düşünmüyorum. Aksine yeni olarak görülen şiirde çok da dil deformasyonu olduğunu görmedim. Dize kırılmalarıyla oluşturulan yeni anlamların da (ör. Yetiş/kin vb.) yerinde kullanıldığı vakit şiirimize renk kattığını düşünüyorum.

C. T: Türkiye’de Divan Şiiri’nin dışında yazılan şiir, genel olarak anlama yaslanıyor diyebilir miyiz?

H.K: Diyemeyiz. Bunu sadece belirli bir kesim yapıyor ve bu kesim çoğunlukla göz önünde olanlardan oluşuyor. Daha aşağıya indiğimizde bambaşka bir şiir var. Özellikle kendi ortamında şiirini yeşertmeye çalışan genç şiirde anlam yaslanmasını pek göremeyiz. Bahsettiğim bu edebiyat çoğu zaman fanzinlerde yaşıyor. Divan Şiiri’nin bize en büyük armağanlarından olan yoğun imgeyi iliklerine kadar kullanan isimler var. Anlama yaslanan şiiri genel okura yorarsak bahsettiğim edebiyatın kendi okurunu yarattığını rahatlıkla söyleyebilirim.

C. T: Öykünün şiirinizdeki yeri nedir?

H.K: Öykü, benim yumuşak karnımdır. Şiir olmadan yaşayabilirim ama gündelik olaylardan kafamda öyküleme yapmadan yaşayamam. Her iki türü de birbiriyle sentezleyerek kullanmayı seviyorum. Bir şiir yazarken olay örgüsüne girebiliyor ya da betimleme yaparken şiirsellikten yararlanabiliyorum. Benim için ikiz türler ancak ikizliği çift yumurta olarak adlandırabiliriz.

C. T: Türkçenin size yetmediğini düşündüğünüz anlar oldu mu?

H.K: Olmadı. Zenginlik seviyesi uçuk bir ana dilim var. Deformasyon konusunda da bahsettiğim üzere kendi kelimelerimi bile üretebiliyorum. Böyle olunca Türkçe bana nasıl yetmeyebilir? Bazı duyguları kelimelere sığdıramadığım oluyor elbette, herkeste olur. Ancak bunu olumsuzluk veya yetersizlik olarak görmek yerine duyguların yeri geldi mi dilden daha güçlü olabileceğine yorarım. Sözlük okumak ayrı bir eğlencemdir. Çocukluğumdan beri zaman buldukça sözlük okur ve kelime dağarcığımı geliştirmeye çalışırım. Şiirimde ve öykümde yeni öğrendiğim kelimeleri kullanmaya gayret ederim. Bu konuda en başarılı bulduğum isim M. Mümtaz Tuzcu. Türkçeyi şiirinde kullanışına hayran kalıyorum.

C. T: Deneysel şiir nedir, yazıyor musunuz? Deneysel şiir, belli bir evreye ulaştıktan sonra mı yazılmalıdır; yoksa şair adayı, deneysel çalışmalar yaparak şiire başlayabilir mi?

H.K: Bu soru karşısında aklıma hemen görsel şiir geldi nedense. Belki de kendim için deneyselliğin zirvesini görsellikle yormamdandır. Deneysel şiir denemelerim oldu ama onları hiç yayımlamadım. Deneysellik için de belli bir evreye ulaşılması gerekliliğine inanmıyorum. Görsel yaratıcılığı iyi olan herkes deneysel şiirle başlayabilir. Şiirde hamlık, pişmişlik, yanmışlık evreleri olduğuna da inanmıyorum. Çok iyi çıkış yapan ama daha sonra tıkanan onlarca şair gördüm. Bu şiir türüyle ilgili konuşurken Tarık Günersel’e değinmezsem kendisine ayıp etmiş olurum. İlkay Coşkun, Yavuz Erten de aklıma gelen başarılı isimler. Metin Altıok’un “Hesap İşi Şiirler” kitabı da güzel bir örnektir. Ayrıca zamanında Ücra, Yasakmeyve gibi dergiler deneysel şiir hakkında okunası dosyalar hazırladılar. Şiirin renkliliğinden zarar gelmez.

C. T: Noktalama işaretlerinin şiirinizdeki yeri nedir?

H.K: Şiirimde noktalama işareti kullanmıyorum desem yeridir. Sadece özel isimlerde kesme işareti ve vurgu yapmak istediğim zaman tırnak işareti kullanma zorunluluğu hissediyorum. Rahatlamamı büyük ölçüde sağlayan Attilâ İlhan’a çok şey borçluyum.

 C. T: Günümüz şairlerinin dil, üslup ve imgesel açıdan zihninizdeki karşılığı ne olurdu?

H.K: Günümüz şairleri deyince, bu konuyla ilgili konuşabilmek için öncelikle şairleri zaman olarak kuşaklara ayırmak gerekir. Hilmi Yavuz da günümüzde yazan bir şair, Altay Öktem de Bekir Dadır da. Sezai Karakoç’un hâlâ yaşadığını, Ülkü Tamer’in yakın zamanda aramızdan ayrıldığını düşünürsek günümüz şairleri yerine günümüzde yazmaya başlayan şairler üzerinden gitmek bana daha sağlıklı geliyor. Günceli yakalamak edebiyatta önemlidir. Günceli yakalarken dil açısından, üslup açısından, imgesel açıdan bir önceki kuşakla farklılaşma, çatışma yaşanabilir. Yirmi yıl önce “sosyal medya” gibi bir tamlamayı şiirinizde veya yazınızda kullansanız size deli gözüyle bakarlardı. Aynı teknoloji üslubu da değiştirdi. Hayranı olduğunuz yaşayan bir sanatçıya artık rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Rahatlık da bazen esere olumsuz yansıyabiliyor. Tembelleştik, ciddiyetsizleştik desek çok da haksız sayılmayız. Tabii günlük uğraşılarımız da zamanla değiştiğinden zihnimizde oluşan öznel imgeler de bambaşka bir duruma geldi. Yani günümüz şairlerinin bu konularda karşılığı adeta bir kördüğüm oldu.

C. T: Bu güzel söyleşi için teşekkür ederiz Hakan Bey.

admin

Cüneyt Tanyeri

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.