Gizem Türkmen’le Şiir Üzerine

/ 17 Şubat 2019 / 173 kez okunmuştur / yorumsuz

Kaos Çocuk Parkı’ndan çıkan ilk şiir kitabı “Kırk İkinci Yol” ile edebiyat dünyamıza merhaba diyerek yeni bir soluk katan Gizem Türkmen​’le Gökhan Gurbetoğlu​ şiir üzerine güzel bir sohbet gerçekleştirdi.

Gizem Türkmen’le Şiir Üzerine

Gökhan Gurbetoğlu: Kaos Çocuk Parkı’ndan çıkan ilk şiir kitabın “Kırk İkinci Yol” ile edebiyat dünyamıza merhaba diyerek yeni bir soluk kattın. Peki, kimdir Gizem Türkmen?

Gizem Türkmen: Merhaba sevgili Gökhan, ilk önce bu inceliğin için teşekkür ederim. Ve dediğin gibi edebiyat dünyasına bir merhabam oldu mu, emin değilim. Eğer olduysa da karşı cevabı beklediğimi de şuraya iliştireyim.

Ve soruna gelirsek eğer, en çekindiğim –sevmediğim de aslında- ve cevap verirken en çok sıkıntı yaşadığım sorudur: Kimsin? Hani burada nitel mi yoksa nicel mi bilgiler vermeliyim. Yaşım, ‘eğitimim’ saire, kaçı ben ve de benden. Ve aslında kaçında gerçekten ama gerçekten bana ait olan bir şeyler var, bilmiyorum. Bu yüzden cevap vermek yerine gevezelik yapıyorum sanırım. Diren’in* çok sade bir yanıtı vardır, ben de onu kullanmak istiyorum, ben kendimim. Bunu da iddia edemiyorum işin aslı…

G.G: Rilke, dizelerin ilk sözcüğünün anılardan çıkıp geldiğini söyler, siz buna katılıyor musunuz ki şiirlerinizi okurken, hayatınızdan kesitleri okuyor gibi oluyoruz, yanılmıyoruzdur herhalde?

G.T: Yapı itibari ile biraz içe dönük biriyim. Hani sesi hep bir derece kısan türlerden… belki bundandır dünyayı algılayışım da biraz içe dönük. Yani birebir deneyimlemesem de hayatımın bir noktasında dokunmuş, tesir etmiş, içselleştirdiğim ve hatta kişiselleştirdiğim an ve anıları yazmaya eğilimliyim. Dil de zaten anlaşılmak içindir değil mi? Anlaşılmadığımızdandır o ayrı…

G.G: Sizce şiir nedir? Şiir bir şey anlatmak ya da anlaşılmak zorunda mıdır?

G.T: Bence -buradaki bencenin altını çizmeliyim, zira tartışmaya mahal verecek bir yargıya düşmek istemiyorum- şiir, şiirdir işte. Mühendislik ve sağlık alanında eğitim aldım ben. Yani formüller, sınıflandırmalar, çözüm ve tanım odaklı düşünce sistemi (ki dogmatik düşüncelerin yeri yoktur) mühendislik işi gibi geliyor bana. Ki düşününce eğer sanat alanlarının bir cinsiyeti olsaydı, şiire kadın olmak düşerdi. Herkesin onun hakkında ve ona dair söyleyecek sözü, taşıyacağı yargısı mevcut –kendisi hariç… Biraz kendiliğine bırakmak gerekiyor sanki…

G.G: Şiirinizi okurken, bir şeyi anlatmaktan çok duyumsatıyor… duyuruyor gibisiniz. Dizelerinizi, anlaşılmak mı yoksa duyulmak üzere mi kuruyorsunuz?

G.T: “Bir kez olsun aynı şeyleri hissetmeyi başarabilen iki insan, birbirini hep anlayacaktır.”, der Andrei Tarkovsky. Sanıyorum ki vereceğim tüm cevapları içinde taşıyor bu cümle. Ve de umuyorum demeliyim burada.

G.G: Birçok şiir okuru, şairi anlayamamaktan ya da imgelerin kargaşasından sıkıldığını söyler. Şiirin dili gerçekleri yıkmalı mıdır yoksa gerçeği aktarmalı mıdır? Peki sizin diliniz, hangisini gerçekleştiriyor?

G.T: Dediğim gibi bu budur, yok hayır şudur diyemiyorum ben. Zira bir şeyi tanımlamaya gittiğimiz de onun dışına atmış oluruz kendimizi. Yazan için de okuyan içinde bir şiire nasıl bir istençle yaklaştığı ile alakalıdır. Ve bu birbirinden ayrı ayrı gelişen –zaman ve mekan olarak da ayrışabilir- istençlerin birbiri ile örtüşme zorunluluğu da yoktur.

G.G: Şiir aykırılıktır dersek pek yanlış bir söylem kullanmış olmayız herhalde. Sizin şiiriniz de müthiş bir akış ve coşku var ama bir yanıyla da okuyucuyu sarsan… şaşırtan… düşündüren bir yana da sahip. Bazı şiirlerinizin bitmemesini diliyor insan okurken. Siz bunu neye bağlıyor ya da ne ile açıklıyorsunuz?

G.T: Yazdıklarımın iyi ve tarafsız bir okuyucusu değilim maalesef o yüzden bu soruyu geçmemde sakınca yoktur umarım.

G.G: Oktay Rıfat, “Akılla yazılan şiir en kötüdür bence.” der… sizce şiir neyle yazılır akıl mı duygu mu?

G.T: Her ikisini de kontrol eden sinir sistemimizdir değil mi? Peki şunu sorabilir miyim; en iç, en içten sebeplere baktığımızda o asil sebeplerden ve yüce ereklerden kaçı ayakta kalabilir?

G.G: Sevgili Gizem, şiirinizi yazarken,onunla savaşır mısınız yoksa sevişir misiniz? Ya da şöyle sorarsak sorumuzu, nedir sizin şiirinizin var oluşu… hüzün mü sevinç mi? İsterseniz iki soruya da yanıt vere bilirsiniz.

G.T: Salt yazarken değil yaşarken de hem çatışır, çelişir hem de bir ahenk yakalarız hayatla değil mi? Ya/ya da’sı yoktur yaşamın, bu dünyada hem kötülük vardır hem de kötülük olduğu için iyilik vardır. Biz hem yanılıyoruzdur iki adım ötede hem de haklıyızdır. Yani yaşadığımız gibi hem sevinç, coşku ile hem de hüzün, keder ile yazıyorum. Yaşamaksa birincil koşul.

G.G: Şiiriniz de müthiş bir ritim… söz… melodi var. Bazen özneyi kaybedip, sözlerin… ritmin… melodinin içinde dans ediyor buluyoruz kendimizi. Bu sizin bilinçli bir seçiminiz mi? Belki de şiirinizin dilinin gücünü sağlayanda bu gibi… sizce.

G.T: Öncelikle teşekkür ederim. Bilmem öyle mi, yani ben yazarken mırıldanarak yazıyorum ve tempo tutuyor parmaklarım. Ancak karşıdan nasıl duyulur bilmiyorsun-öyle ya insan en çok kendi sesinin yabancısıdır ve ancak karşı taraftan duyabilir esas sesini- Eğer böyle bir etkisi varsa delirmemişim demektir. Şaka bir yana evet, yazarken duyuyorum, görmekten evvel. Ve bu bilinçli bir tercih midir? Olabilir. Çiğ bir eğilim midir? O da olabilir.

G.G: Aristo Poetika kitabında, ritim… söz… melodinin ayrılmaz bir bütün olduğunu söyler ve sanatın bunların taklidinden başka bir şey olmadığını anlatır. Sizin şiirinizde ki bu ritim… söz… melodi… kendiliğinden akıp gelen bir şey mi yoksa özel bir uğraş mı?

G.T: “Şair hasbelkader keşfeder şiirini” der Jan Skacel. Tartışılır bir sav ancak böyle olduğunu düşünmek bana daha estetik geliyor. Biraz efsundan kimseye zarar gelmez değil mi?

G.G: Kitabınızın arka kapağında, sevgili Önder Birol Bıyık, “Kafkaesk bir yabancılaşma kozmosu”ndan bahsediyor, şiirlerinizi yorumlarken. Bende aynı hisleri duyumsadım okurken ki Önder dostumuzun yazısından önce de sizin şiirlerinizi okuyordum sosyal mecradan. Peki sizin dünyanızda Kafka’nın yeri nedir ve dilinize etkileri olmuş mudur?

G.T: Kafka ile biraz erken tanıştım. Belki ondandır belki daha sonra babasına yazdığı mektuplarda çözümleyebildiğim kadarıyla, benzerliğimizdendir –böyle olduğunu düşünmek de istiyor olabilirim, bilmiyorum- elbet ciddi bir etkisi ve dahi yeri vardır düşün dünyamda. Otoritenin gölgesinde kalmış, ne oraya ait olabilmiş ne de hepten reddedebilmiş… Kendisinin yabancısı.

G.G: Şiirlerinizde belli bir felsefeyle karşılaşıyoruz… hatta öyle ki bazen yaşamın çırılçıplak felsefesini gözümüze soku veriyorsunuz; “oysa portakal ağacı da bilir çiçek açacağı zamanı” dizesinde olduğu gibi.

Mayakovski, “Şair denen kişi tam olarak kendi poetik kaidelerini ortaya koyan kişidir.” der. Sizce sizin şiiriniz bu iddiayı taşıyor mu? Sizin ” kendi poetik kaideleriniz” var mı?

G.T: İtiraf etmeliyim ki, buna cevap verecek kadar keskin bir aklım ve özgüvenim yok. Ancak şu kadarını söyleyebilirim, suyu her şekle sokabilir ama su olmaktan alıkoyamazsınız. Öyle işte…

G.G: Sohbet için çok teşekkürler… sözle savaşınızda yolunuz açık olsun Gizem Türkmen.

G.T: Asıl ben teşekkür ederim,  keyifli bir söyleşi oldu benim için.

—————————–

*Gizem Türkmen’in beş yaşındaki kızı…

admin

Cüneyt Tanyeri

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.