Ganimet Bitti… / Tayfun Talipoğlu

/ 4 Ağustos 2016 / 21 okunma / yorumsuz

Ne vakit uçaktan yeryüzüne baksam bir kez daha savaşların anlamsızlığı düşer aklıma. Dünyanın neresini ve nesini paylaşamadığımızı anlamadım bir türlü. Anlamlandırılanlar da bana ters zaten.

Ne çok yer bomboş! Ufak tefek de olsa hala özgür akan sular var. Kaynağının başında olduğundan daha ne köprü var üstünde ne de barajlar kurulmuş. Belki birkaç kilometre sonra yakalanacak insanoğluna. Bu yüzden köpük köpük tadını çıkarıyor özgürlüğün. Çünkü biliyor ki ne kadar sığmasa da bendine bu güç olduğu sürece kendisine birileri gem vurup elektrik üretecek aydınlatmak için beton evlerini, gökdelenlerini ve kolaylaştıracak insan yaşamını. Bir sürü makine onun sayesinde Çalışacak.

Doğanın insana sunduğu kaynakların en önemlilerinden biri olan akarsu şaşkın şaşkın bakacak “insanın mutluluğu için…” diye diye hoyratça nasıl kullanıldığına ve tüketildiğine.

Yeni değil doğanın katledilişi. Çok eskiye gidiyor. Bugün sadece kapitalizmin vahşiliği arttı hepsi o. Eskilere gelince söz, üstelik aktığımız mecra bir edebiyat dergisi ise Metin Altıok’un sözleri ister istemez düşüyor aklıma.

“başa dönelim biraz da,
hep başa döneriz;
belki bir çay bardağına,
sıcaklığa, tutuşa, dokunuşa,
ne güzel anımsarız geçmişi,
kendi yalanımızla.”

İşte tam da öyle, yalanlarımız atladığı için kuşaktan kuşağa ne tükeniyor ne kendini yeniliyor. İtirazım var, kitapların vaat ettiği cenneti mademki dünyadaki yeşille, şelaleyle, derelerle, kuşlarla ve börtü böcekle tanımlıyoruz. O zaman sunulmuş cenneti yok etme görevini bize kim verdi? “Göçebe” bir toplum olduğumuzla açıklanabilir mi? Belki… Hamaset tuzağına düşmeden sesli düşünelim bakalım. Çin Seddi’ nin niye yapıldığını bilirsiniz ya da bildiğinizi sanırsınız. Ben söyleyeyim , “Atalarımızın akınlarına karşı yapıldı.”. Adamlar uzaydan görünmesi ile övündükleri kilometrelerce seddi yapıyorlar, kuraklık başlayınca bizimkiler göç edip Anadolu’ ya geliyor. Devletler, imparatorluklar kuruyorlar. Düşünün bir kere, neredeyse 600 yıl boyunca yeni topraklar fethediyorsunuz. Biz savaşçı bir milletiz. Gidip yeni ülkeler zapt edip ekilen biçilen ne varsa alıp geliyor bizim atalarımız. Savaşıp aldıkları topraklarda yaşayanlara, ürettiklerini vermek kaydıyla son derece şefkatli davranıyorlar.

20. yüzyıla kadar iniş çıkışlarla da olsa dünyaya hükmeden atalarımız, üretmekten pek hoşlanmamış. Gerçekçi olalım. Yoksa Sivas’tan 50 kişi yola çıkan ordu payitahta vardığında binlere nasıl ulaşır. Çünkü sonunda ganimet var. Ama çağ bitiren, yeni çağ açan atalarımız, savaşmak dışında ki aktivitelerle uğraşmadıkları için matbaanın doğuşundan habersiz kalmamızı bile dert etmiyor ve çağın gerisine düşüyoruz. Çünkü her geçen gün teknoloji baş döndüren bir hızla ilerliyor. Biz taklit etmeye bile yetişemiyoruz.

Savaş artık toprak almak için yapılmadığı andan itibaren de çöküşümüz başlıyor. Mustafa Kemal önderliğinde yapılan milli mücadele sonrası kurulan Türkiye Cumhuriyeti çağı yakalamak için olağanüstü bir çaba sarf etse de çok partili hayata geçişle birlikte bu hamle yarım kalıyor. Çünkü sanayi devrimini yapmış emperyalist güçler, bizim tüketici ve sürekli muhtaç olmamızı planlıyor ve gerçekleştiriyor bunu. Bugün şeker, pamuk, tütün gibi sanayi ürünlerimiz bile yok artık. İthal ediyoruz.

Bu arada devlet eliyle palazlanmış sermaye uzun süre montaj sanayi ve ithal ikamesi politikaları ile yetiniyor. Büyüyen sermaye kâra doymuyor. Üretim de pahalı bir iş. Savaşarak toprak alma olanağı da yok. O zaman siyasi iktidarlara dayayıp sırtını kendi toprağımızı sömürmeye girişiyor. Ağaçları kesiyor barajlar, santraller yapıyor. Benden sonra tufan, diyor yani sermaye.

Düşmanı uzakta aramaya gerek yok, onlar hep yanı başımızda. İşte son olarak Manisa’nın Turgutlu ilçesinde dünyanın en verimli tarım havzaları içinde yer alan Gediz Ovası’na göz diktiler. Çaldağı’nda nikel madeni çıkartacaklarmış. Tarım havzasını yok etmek pahasına asitle işleyerek hem de. Yani artık talan kendi topraklarımızda ve dünyanın çöplüğü olma pahasına. Ama unutmayın gelecek kuşaklar belki bizi suçlayacak ama bu talancıların yüzüne tükürecek. Sonuç ne olursa olsun ovamız kuruyacak, üzümlerimiz torunlarımıza anlattığımız masallarda kalacak. Artık gökten o güzelim elmalar, papaz erikleri de düşmeyecek.

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.