Genco Erkal’la Söyleşi

/ 23 Mart 2019 / 142 kez okunmuştur / yorumsuz
Genco Erkal’la Söyleşi

Esinti: Yaşamınız ortada… Nesnel bir gerçeklik olarak duruyor. O yüzden size yaşamınızı, nerede doğup nerede okuduğunuzu sormadan Gerco Erkal’ı farklı yönden görmeye çalışan birkaç soru sormak istiyoruz sizin aydınlıkçı duruşunuzun temeline ilişkin.

1980… Genco Erkal’ın birçok meslektaşına, toplumumuza ve hatta tüm dünyaya örnek olması gereken bu özgürlükçü ve aydınlıkçı tavrının asıl çıkış noktası 1980 koşulları mıdır?

Genco Erkal: Altın Portakal sinema açısından ama tiyatro açısından daha önceden bulunan bütün ödülleri kazanmıştım. Beni tiyatro seyircisi çoktan tanıyordu. Önemli uluslararası film festivallerinde gösterilen ve bir çok ödül kazanan At, Faize Hücum, Hakkâri’de Bir Mevsim, Camdan Kalp filmlerinde başrol oynadım. TRT Televizyonu için Haldun Taner’in ünlü müzikali Keşanlı Ali Destanı’nı yönettim ve oynadım. Değişik yıllarda birçok kez “Yılın En İyi Erkek Oyuncusu”, “En İyi Tiyatro Yönetmeni” seçildim, “Yaşam Boyu Başarı Ödülü” kazandım. 1982 ve 1983 yıllarında “En İyi Sinema Oyuncusu” olarak Antalya Film Festivali’nde iki kez Altın Portakal aldım. 1963’te bir delinin hatıra defteri gibi dediğim gibi pek çok kuruluş bakımından oyuncu ya da yönetmen olarak ödül aldım. Yani 1980’e gelinceye kadar bayağı tanınıyordum.

Esinti: 1980 sizin için ne ifade ediyor?

Genco Erkal: 80 bizim için 12 Eylül’dür, büyük bir baskı dönemidir. Tiyatroya bir yıl ara verdim, oyunlarımız yasaklandı. Yargılandım. Sanık olarak Barış Derneği davasından yargılandığım için pasaportum elimden alındı, sekiz yıl yurt dışına çıkma yasağı kondu.  1982 ve 83’te At ve Faize Hücum oyunlarını sergiledik. Ben aslında hiç boş durmadım. Sansür de vardı. Örneğin “Hakkâri’de Bir Mevsim” yurtdışına kaçırıldı resmen. Berlin Festivalinde ödül kazanmasına rağmen Türkiye’de yedi yıl gösterilmedi. Çünkü Türkiye’deki sansürü geçememişti. Yani benim için 80 kötü anılar taşır.

Esinti: Sözü üstada getirelim: Nazım Hikmet… 80 sonrası kaybolan değerler içinde, Nazım Hikmet unutturulmaya çalışıldı mı? Elbette, hiçbir güç zihnimizden silemeyecektir ama Genco Erkal ya olmasaydı? Genco Erkalsız bir Nazım Hikmet’i nasıl görüyorsunuz?

Genco Erkal: Aslında bakarsanız 75’te ilk Nazım gösterimi yaptım. O zamandan beri Devletin Nazım’la hep bir sorunu vardı. Örneğin ilk yaptığım oyun “Kerem Gibi” yargılandı ve birçok turnesi yasaklandı. 1962’ye kadar Nazım’ın bir tek şiirini dahi bir dergide, bir kitapta bulamazdın. Biz hiç olmazsa 70’li yıllarda bu oyunları oynayabildik. 27 Mayıs anayasasının getirdiği özgürlük ortamı Nazım’ı sergilememizi sağladı. Ben, 1975 yılından bu yana, demek ki 30 yıldır, Nazım’ın şiirleriyle iç içeyim. Onları hem sahnede okudum, hem politik toplantılarda, yıldönümlerinde, 1 Mayıs mitinglerinde… Kısaca hayatımın her kesiminde bu şiirleri okudum. Hatta radyo veya televizyona röportaj için çağırdıklarında, artık gelenek haline geldi, “Nazım’dan bir şiir okumadan bırakmayız.” diyorlar. Bir çeşit Nazım’ın sözcüsü oldum…

Nazım’ın manevi evladı Mehmet Fuat yıllardır bütün o kayıp olan, Nazım’ın eşi Piraye Hanım’ın sakladığı bölümleri ile “Memleketimden İnsan Manzaraları” nı ortaya çıkardı ve Adam yayınlarında ilk Nazım Hikmet eserlerini bastı. Daha sonra Yapı Kredi Yayınları da oradan esinlenerek Mehmet Fuat’ın editörlüğünde bütün Nazım külliyatı defalarca basıldı. Hâlâ ilk çıktığı günden beri Türkiye’de ve dünyada en çok tanınan şairimizdir. Türkiye’de kitapları, şiirleri en çok basılan şairimizdir. Yani Genco Erkal olmasa da Nazım her zaman vardı.

Esinti: Nazım’ın şiirlerini okumak, Marx’ı geri döndürüp kapitalizmin eleştirisine devam ettirmek… Genco Erkal hangisinde kendini daha iyi ifade ediyor? Bunu şu nedenle soruyorum: Nazım’ın aydınlıkçı duruşu sanatıyla yürüyor, Marx’ta ise siyaset ve felsefeyle kısaca… Ya siz?

Genco Erkal: Siyaset ve sanat ayrılmaz. Benim için sanat, siyaset, felsefe iç içedir. Zaten sanat anlayışım toplumcudur. 1969’da kurduğum Dostlar Tiyatrosu da zaten politik tiyatroyu seçmiş ve bugüne kadar da devam ettirmiştir. Yani Bertoldt Brecht’olsun, Karl Marx olsun, Nazım Hikmet olsun hepsinin bir sentezi olarak görüyorum oyunlarımızı. Oyunlarımızı onların sözcüsü olarak görüyorum.

Bana bütün tiyatro yaşamım boyunca yol gösteren iki büyük yazar var: Birincisi Nazım Hikmet, ikincisi ise Alman Bertoldt Brecht’ tir. Yani, sanat anlayışım, tiyatro anlayışım ve dünya görüşüm onların dünyaları ile çok iyi örtüşüyor. Bu bakımdan, ben aşağı yukarı 6-7 tane Brecht oyunu oynadım. Bunların dışında Brecht’in şarkılarından ve şiirlerinden uyarlamalar yaptım. Nazım Hikmet için de yine 6-7 oyun onun şiirlerinden uyarladım. İnsanlarım, “Kerem, Sevdalı Bulut, Merhaba” gibi… Sanki bu iki yazarın yazdıklarını kendim yazmışım gibi benimsiyorum ya da ben de büyük bir yazar olsaydım, “İşte bunları yazmak isterdim.” gibi düşünüyorum. Yani aramızda tam bir kafa ve yürek birliği var. O bakımdan sanat yaşamımın büyük bir bölümünü onlara verdim.

Esinti: Günümüzde politik içerikli oyunların seyircisi azaldı mı?

Genco Erkal: Evet, politik tiyatro bütün dünyada eskisi kadar rağbet görmüyor. Ama ben bunun geçici bir durum olduğunu, önümüzdeki yıllarda politik tiyatronun yeniden gündeme geleceğini düşünüyorum. Aslında politik oyunlar da artık oynanmıyor. Ancak bu yalnız bizde değil, tüm dünyada böyle. 1960’lı yılların sonlarında, özellikle 1968 yılında politik tiyatro çok gündeme geldi. Vietnam Savaşı sırasında da, Paris ve Berlin’deki “68 Gençlik Hareketleri”ne bağlı olarak politik tiyatro öne çıktı. Aynı şekilde Amerika’da da öne çıktı. 80’li yıllarda yavaş yavaş azaldı. Şimdi bu küreselleşme hareketiyle birlikte ve bir yerde “kapitalist dünyanın vaat ettiği cennetin” gerçekleşmiyor olmasıyla ya da yoksul ve zengin ülkeler arasındaki uçurumun giderek daha artmasıyla gündeme geleceğini düşünüyorum.

Esinti: 93 Sivas Katliam’ı da unutmayan, onun kirli ve hâlâ daha temizlenemeyen siyah tarihine ışık tutan bir isim Genco Erkal. Zaten görüyoruz fakat toplumcu sanat bitmiştir diyenler de her zaman olmuştur. Onlara söyleyecekleriniz var mı? Sanat, toplumdan kopabilir mi?

Genco Erkal: Oldu evet, otelden koma halinde kurtulan, kardeşini de oradaki yangında kaybeden, daha sonra 9 Eylül Üniversitesinde tiyatro okuyan Serdar Doğan yazdı. Sivas’la ilgili yazılan ilk oyundur bu. Hatta Serdar Doğan’ı morga kaldırıyorlar öldü, diye. O gece elektrikler kesildiği için morgda ölmüyor ve ertesi gün dayısı yaşıyor galiba, diye bulup çıkarıyor.  Mucizevî bir şekilde yaşayan bir arkadaş. O yazdı. Sonra Soner Yalçın bir belgesel film yaptı. Şu anda da yarı belgesel, yarı film olan bir eser yapılmakta. Fakat bunlar içinde en büyük etkiyi yapan bizim oyun oldu galiba. 2008’den itibaren üç sezon tüm Türkiye’yi boydan boya dolaşarak oynadık.  Ayrıca büyük bir Avrupa turnesi yaptık. İsviçre, Fransa, Hollanda, Almanya, İngiltere’deki Türklere oynadık. Bir iki festivale de katıldık. Biz Türkçe oynadık ama yabancı seyirci için alt yazı geçiyordu. Çok büyük bir etki yapmıştı.

Esinti: Günümüz Türk tiyatrosu için neler düşünüyorsunuz, yeterli görüyor musunuz?

Genco Erkal:  Bizim tiyatromuzda en iyisinden başlayayım. En iyi durumda olan oyuncularımızın gerçekten iyi olanları, dünyanın hemen her yerindeki oyuncularla boy ölçüşebilecek düzeydedir. Çok parlak oyuncularımız var. Ve tiyatromuzun en büyük zenginliği o oyunculardır. Onun dışında teknik açıdan eksikliklerimiz var. Yönetmen açısından yeterli düzeyde değiliz. Ülkemizde yönetmenlik eğitimi olmadığı için. Yazarlar konusunda yine eksikliğimiz var. Bunun da nedeni: özel olarak yetişmek isteyen insanların maalesef emeklerini televizyon gibi bir yerde harcamalarıdır. Yani orada kısacık kısacık skeçler yazıp rahat para kazandıkları için, oyun yazmanın getireceği emeği veremiyorlar, yoğunlaşamıyorlar. Bu yüzden de oyun bulmakta zorluk çekiyoruz.

Esinti: Son yıllarda ülkemizde ciddi siyasi olaylar oldu. Tiyatro sanatçısı Genco Erkal, bu gelişmelerden yola çıkarak yeni oyunlar yazacak mı? Projeleriniz olacak mı?

Genco Erkal: Birçok şey düşünüyorum ama bazı olayların sahneye taşınabilmesi için o olayların oturması, demlenmesi, insanların biraz daha o günkü duygusal tepkilerinden uzaklaşıp daha nesnel bakabilecek duruma gelmesi gerekli. Biz Sivas’ı kaç yıl sonra oynadık. Çünkü o zaman kadar olayın üzerine birçok kitaplar, şiirler yazılıyor. Hepsini okuyorsunuz. Yeni belgeler, fotoğraflar ortaya çıkıyor. Onların hepsinden yararlanarak oluşturuyoruz. Şimdi değil belki ileride düşünülebilir.

Esinti: Emekli olup bir köşeye çekilmeyi düşünüyor musunuz?

Genco Erkal: Bir güm muhakkak olacak. Şimdilik düşünmüyorum, düşünmek de istemiyorum.

Esinti: Bu söyleşi için teşekkür ederken sizi uzun yıllar sahnede görmek istediğimizi belirtmek isteriz.

—————————————-

Kaynak: Kasanadan Esinti, Sayı 6

admin

Cüneyt Tanyeri

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.