Fotoğrafın Yüz Akı: Ara Güler

/ 18 Ekim 2018 / 78 okunma / yorumsuz

Herkes, her şey ışıktan kaçıyordu. (b.e.)

80’li yıllar… Birkaç çocuğun eline yeşil zimbit (Akdeniz’de yapışkan bir ot) dalı tutuşturup pencere önünde dondurduğum, bir gazeteye gönderirken de “Umut” adını verdiğim fotoğrafla başlamıştı fotoğrafçılık hikâyem. Sanıyordum ki fotoğraf, bir düşünceyi ışıkla somutlaştırma işi. Belki öyleydi, ama fotoğrafı besleyecek kaynakları kuru insan sadece “çeker”, fotoğraf sanatını icra edemez. Roland Barthes: “İnsanlık, ilk kez fotoğraf sanatıyla beraber, kendisi hakkında ve şifresi olmayan bir haberleşme yolu buldu.” der. Doğru değil. Doğrusu, fotoğraf sanatının şifrelerini çözmüş olanlar “haberleşir”. Şifre gözlerde saklı, labirentlerde yol almak ruhta olgunlaşmanın sonucu.

80’li yılların sonu… Ara Güler’e rastladım Beyoğlu’nda, rast getirdim daha doğrusu. Ara ustam, dedim, “sanat”ın (sanatçının demek istemiştim.) elini öpebilir miyim? Ondan beklenmedik bir söz: “Evlat, hakiki fotoğraf Stendhal sendromu yaşamaktır.” Utancımdan bunun ne olduğunu soramadım. Meğer Louvre’da, Eyfel’de yaşamışım bunu. Süleymaniye’de, Ayasofya’da körmüşüm. Sonra Baudelaire’in sözüyle karşılaştım: “Bir düellodur güzeli incelemek, sanatçıyı yere sermeden önce dehşetten haykırtan bir düello”

Stendhal sendromuna geç kalmayın. Ara Güler fotoğrafları bir düellodur. İzzet Keribar, Lütfi Özkök, Sabit Kalfagil, Şemsi Güner, Ozan Sağdıç, Aramis Kalay, Nevzat Çakır, Hasan Balcıoğlu, Yıltan Taşçı, Birgül Çildoğan fotoğrafları görene Stendhal sendromu yaşatırlar. Bugün bu ustaların fotoğraflarıyla buluşmak istesem Zweig’ın, “Ve sanırım beni ölüm döşeğimden çağırsan, birden ayağa kalkıp sana gelecek gücü bulurdum.” derim. “Fotoğrafı makine değil, insan çeker.” diyen Henri Cartier-Bresson sözüne “sanatçı” çeker sözünü ekleyelim. Ya da Beşir Ayvazoğlu’nun, “Her divan şairi bir kelime kuyumcusu ve bir kompozisyon ustasıdır dersek, hiç de mübalağa etmiş olmayız.” sözüyle Ara Güler’i anlamaya çalışalım.

Sanatın ne olduğunu herhalde Thomas Mann’dan daha güzel anlatan olmamıştır: “İnsanlar bir sanat eserini niçin şöhrete eriştirdiklerini bilmezler. Sanat anlayışından yoksun, eserde bunca ilgiyi haklı gösterecek yüzlerce üstünlük bulduklarını düşünürler ama alkışın asıl nedeni, tartıya gelmeyen bir şeydir: Yakınlık duygusu! Aschenbach bir keresinde, pek de göze çarpmayan bir yerde, ortaya çıkmış hemen hemen her yüce eserin ‘bir şeye rağmen’ ortaya çıktığını, tasaya, azaba, sefalete, terk edilmişliğe, bedensel zayıflığa, iptila ve tutkulara ve binlerce engele rağmen vücuda geldiğini açıkça yazmıştı.”

Toprağın bol olsun Ara ustam…

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.