Feyza Hepçilingirler

/ 13 Ağustos 2016 / 30 okunma / yorumsuz

HAYATI
Feride Feyza Baran, 26 Ocak 1948’de Ayvalık/Balıkesir’de dünyaya gelir. Babası Mustafa Kemal Baran, anası Emine Hanım’dır. Ailenin ilk çocuğudur. İlköğrenimini Ayvalık Gazi İlkokulunda (1960); ortaöğrenimini Ayvalık Ortaokulu (1963) ile İzmir Kız Lisesinde (1966) bitirir. Yükseköğrenimini, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi / Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ve İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulunda (1971) tamamlar. Bu arada Hüsnü Hepçilingirler İle evlenir (1970), Hepçilingirler soyadını alır.

23.07.1971’de İzmir Kemalpaşa Lisesi’ne stajyer öğretmen olarak atanır; 19.02.1972 – 28.12.1981 tarihleri arasında İzmir Karataş Lisesinde edebiyat öğretmeni olarak çalışır. Oğlu Afşin (1972) ve kızı Pelin (1977) dünyaya gelir. Kızı Pelin’den biri oğlan (Aras – 2011), biri kız (Diyar – 2014) iki torunu olur.
1981’de Millî Eğitim Bakanlığı’nın açtığı sınavı kazanarak 28.12.1981’de Buca Yükseköğretmen Okulunda göreve başlar. YÖK’ün kuruluşuyla okul, Buca Eğitim Fakültesi adını aldıktan sonra, 1402 Sayılı Sıkıyönetim Kararıyla Ege Bölgesinde görev yapması yasaklanır. YÖK tarafından 14.02.1984 tarihinde Karadeniz Teknik Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesine geçici görevle gönderilir. Aynı yıl istifa eder, İzmir’e döner.

İzmir’de Yeni Bilgi (1985 – 1987) ve Batı (1987 – 1991) dershanlerinde Türkçe öğretmenliği ve bölüm başkanlığı görevinde bulunur. 1991 yılında eşinden ayrılır, 1992’de İstanbul’a yerleşir. İstanbul’da Dilko Dershanesi (1992 – 2002) ve İnanç Lisesinde (1993 – 1994) Türkçe öğretmeni; Galatasaray Üniversitesi (2000 – 2001) ile Yıldız Teknik Üniversitesinde (2002 – 2013) öğretim görevlisi olarak çalışır, buradan 2013 yılında emekliye ayrılır.

SANATI
TYS, PEN Yazarlar Derneği, Edebiyatçılar Derneği ve Dil Derneği üyesidir. Türkiye Yazarlar Sendikasının ikinci başkanlığı görevinde bulunmuştur (1995 – 1999). Feyza Hepçilingirler yazı hayatına “Feyza Baran“ adıyla yazdığı şiirlerle başlar (1963); bunu öyküleri izler. İlk öyküsü “Piç Ali Yazanağı” Türk Dili Dergisi’nde yayımlanır(1979). Yazı hayatındaki çalışmalarını “Varlık, Yarın, Dönemeç, Yaba, Gösteri, Öküz, Yaşasın Edebiyat”… dergileri ile “Cumhuriyet, Siyah-Beyaz, Yeni Gündem” gazatelerinde sürdürür.

Özellikle öykü türünde yoğunlaşma gösteren yazar, öykücülüğü ile dikkatleri üzerinde toplamayı başarır. İlk öykü kitabı “Sabah Yolcuları”dır (1981). Sonraki yıllarda “Eski Bir Balerin”le (1984) ve izleyen diğer öykü kitaplarıyla yoluna devam eder.

Yazarlık isteği, onu Edebiyat Fakültesi’nde okumaya yöneltir. Burada aradığını bulamaz, ancak 1980’li yıllarda yazarlık emeline ulaşır. Yaşamayı, yazmak olarak algılayan yazar, adeta yazmak için yaşar, üretken bir yazardır. Öykü ve romanlarında ele aldığı sosyal temalar arasında, kadın duyarlılığının öne çıktığı görülür.
Cumhuriyet Gazetesi’nin Kitap Eki’nde dil üzerine yazdığı yazıları ilgiyle karşılanır. “ E “ dergisinde “Dilim Dilim“ adlı köşesinde Türkçe konusundaki hassasiyetini ortaya koyar. F. Hepçilingirler, edebiyatın emek gerektiren bir uğraş olduğuna inanır.

Gerçek edbiyatçı ve yazarlara saygı duyar. Yazarın diline ve sanatına sahip çıkması gerektiğini vurgular. Onun öykü ve romanın yanı sıra oyun yazarlığı da vardır. 1979 yılında Kültür Bakanlığının açtığı Çocuk Yapıtları Yarışması’nda “Yanlışlıklar” adlı eseri Başarı Ödülü alır. Sonraki yıllarda, çocuklara yönelik oyun, öykü ve romanlar yazar. Yazarın belirttiğine göre, kendisinde yazma isteği uyandıran eser, “Küçük Kadınlar” romanıdır. Okumaktan ve yazmaktan hoşlanır; yanında sürekli olarak okuyacağı kitapları taşır/bulundurur.

Hayatının toplam 25 yılını İzmir’de geçiren Hepçilingirler, evliliğini İzmir’de yapar, çocukları İzmir’de dünyaya gelirler, yazmaya İzmir’de başlar; bu yüzden İzmir’i çok sever ve bu kente hayranlık derecesinde bağlıdır. Tüyap İzmir Kitap Fuarının Onur Yazarı seçilmekten (2014) ve İzmir’in çağdaşlığın temsilcisi olmasından son derece memnundur. Edebiyatın merkezi olarak İstanbul’u gördüğü için, çalışmalarını oraya yerleşerek sürdürür.
Sanatçı olarak, öyküyü kendine daha yakın bulur, bu türde yoğunlaşma gösterir. Öykü yazmaktan mutluluk duyar. İnsanın yazar olduğunu, roman yazınca anladığını belirtir. Romanı, uçsuz bucaksız bir ovada at koşturmaya benzetir. Öyküde kıstırılmışlık duygusu bulunduğunu söyler. Öyküde her kelimeyi ölçülü kullanmak ve titiz davranmak gerektiğini düşünür, bu durum da kendisine çekici gelir. Dil konusundaki titizliği, anadilimize sahip çıkmak düşüncesinden kaynaklanır. O, Türkçeyi yalnız kültürel kimliğimiz ile öz benliğimizin temel öğesi olarak değil, aynı zamanda bireysel varoluşumuzun da yapı taşı olarak görür. Dilimizin doğru kullanılmasından yana yoğun çaba gösterir.

Feyza Hepçilingirler, eserleriyle çok sayıda ödüller almış ve çalışmalarını bu heyecanla sürdürmüştür. Bugüne kadar almış olduğu ödülleri şu şekilde sıralayabiliriz:

Yanlışlıklar ( Kültür Bakanlığı Çocuk Yapıtları Yarışması, Başarı Ödülü, 1979 ), Sabah Yolcuları ( Akademi Kitabevi Öykü Yarışması, Birincilik Ödülü, 1981 ), Uçtu Uçtu Pelin Uçtu ( Sıtkı Dost Çocuk Romanı Yarışması, Üçüncülük Ödülü, 1985), Eski Bir Balerin ( Sait Faik Hikâye Armağanı, 1986 ), Potluğu Gidermek ( Yunus Nadi Öykü Armağanı, İkincilik Ödülü, 1989 ), Ne Güzel Ölmüştüm (Balkan Yazarlar Karşılaşması Borski Grümen Ödülü, 1991 ), Savrulmalar (Sedat Simavi Edebiyat Ödülü, 1997 ), Yanlışlıklar – Ne Dediniz Anlamadım (Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği -ÇGYD- son on yılın en iyi çocuk oyunu ödülü, 2011), İzmir Tüyap Kitap Fuarı Onur Yazarı Ödülü (2014).
Yazarın bazı öyküleri Fransızca, Almanca, İngilizce, Sırpça, Hırvatça ve Slovenceye çevrilmiştir. Ayrıca öykülerinden bir seçme, Almanya’da “Die Hochzeitsnacht” adıyla yayımlanmıştır (2005).

ESERLERİ
Feyza Hepçilingirler’in türlerine göre eserlerinin dağılımı ise şöyledir:

Öykü: Sabah Yolcuları (1981), Eski Bir Balerin (1985), Ürkek Kuşlar (1987), Kırlangıçsız Geçti Yaz (1990), Savrulmalar (1997), Öykünmece (2000), İşte Gidiyorum-Göç Öyküleri (2009), Arada Aşk Var (2014).

Roman: Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar? (1993), Tanrıkadın (2002).

Deneme, İnceleme ve Eleştirileri: Türkçe “Off”1 (1997), Türkçe “Off” 2 -Dedim: “Ahh!” (1999), Türkçe “Off” 3- Dilim Dilim Anadilim (2007), Sorulmadan (2000), Türkçe Dilbilgisi (2004), Nasıl Pop-Yazar Olunur? (2013), Öyküyü Okumak (2013), Bu Dağların Karı Erimez (2014).

Türkçe Günlükleri: Yıldızların Suya Döküldüğü – Türkçe Günlükleri (2005), Dilin Zamana Dokuduğu – Türkçe Günlükleri (2007), Rüzgârın Göğe Savurduğu – Türkçe Günlükleri (2008), Tohumun Toprağa Düştüğü – Türkçe Günlükleri (2010), Filizin Boy Verdiği – Türkçe Günlükleri (2011) , Ekinin Harman Olduğu – Türkçe Günlükleri (2013).

Çocuklara ve Gençlere Yönelik Kitapları:
Oyun: Yanlışlıklar (Altı Çocuk Oyunu – kitaptaki diğer oyun yazarları: Bilgin Adalı, Taner Barlas, Beyazıt Gülercan, Yücel Barut, Semiha Türkyılmaz- ile birlikte, Kültür Bakanlığı Yayınları arasında çıktı, Ank., 1982, s.1-86), Çirkin Prenses (1994), Yanlışlıklar + Ne Dediniz Anlamadım? (2011).
Öykü, Öykü + Oyun: Üç Nokta Bir Çizgi (1993); Ya Armut Ağacı Olursam (2007), Üç Valiz İki Sandık (2013), Anne Kimdir? (2014).

Roman: Uçtu Uçtu Pelin Uçtu (1986), sonradan Harflerimizin Gizli Dünyası adıyla yayımlandı (2009); Türkü Çocuk (2013).

KAYNAKÇA
• “Hepçilingirler, Feyza”, Tanzimattan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi, C: I, İst., 2001, s. 415
• Nesrin Tağızade Karaca, “Feyza Hepçilingirler”, Edebiyatın Kadın Kalemleri, Ank. 2006, s. 125-130
• İhsan Işık, “Hepçilingirler, Feyza” Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi, Ank., 2001, s. 467-468
• İhsan Işık, “Hepçilingirler,Feyza” Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopesi, C: 4, Ank., 2006, s. 1713-1714
• Şükran Kurdakul, “Hepçilingirler, Feyza”, Şairler ve Yazarlar Sözlüğü, İst., 1999, s. 346-347
• Feridun Andaç, Edebiyatımızın Yol Haritası, İst., 2000, 376 s.
• Behçet Necatigil, Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, İst., 2002,s.194.

ARADA AŞK VAR
Arada Aşk Var, Feyza Hepçilingirler’in yayımlanmış son öykü kitabıdır(İst.,2014,127 s.). Kitapta: Sen Âfet, Ben Daha Âfet(s.7-11), Eski Bir Kilim(s.13-19), Öyküsü Olmayanın Öyküsü(s.21-25), Baskın(s.27-31), Artık Çok Geç(s.33-38), Kibirli Bir Küçükhanım( s.39-47), Meğer(s.49-54), Domuz Avı(s.55-64), Stephan’ın Dükkânı(s.65-75), Horoz Şekercinin Karısı(s.77-84), Eskimeyen(s.85-93), Soyun Da Gir Koynuma(s.95-100), Eski Aşkı Kurtarmak(s.101-108), Serçeyi Düşüren Dal(s.109-114), Tel Kopar, Cambaz Düşer(s.115-121) ve Yataktaki Yabancı(s.123-127) adlı on altı öykü yer almaktadır.

Bu öyküleri, ana çizgileriyle ve kısaca değerlendirmeye çalışacağız. İlk öyküde (Sen Âfet, Ben Daha Âfet), evli ve alımlı bir kadın olan Rüya, eşini aldatmak düşüncesindedir. Ancak arkadaşı Esma, daha erken davranarak bu işi, Zafer adlı bir gençle gerçekleştirir. Sevil, arkadaşı İdil’in ısrarı üzerine, eski arkadaşlarıyla birlikte bir akşam yemeğine katılır. Evli ve bir çocuk anası olan Sevil, İdil’in arkadaşı olan Aytaç’ın tecavüzüne uğrar. Bu haliyle kendini pisliğe batmış eski bir kilim gibi görür. Öykü de bu yaklaşımdan hareketle Eski Bir Kilim adını alır. Sevil, temiz arkadaşlık duygularının kirletilmiş olmasının üzüntüsünü yaşar.
Öyküsü Olmayanın Öyküsü’nde, Yaşar’ın sıradan yaşamında yola çıkılarak, dar ve küçük dünyasına girilir; öyküde insan ilişkileri ve eğitim konusu silik bir şekilde dile getirilir. Küçük muhitlerde askerliğin ve bir meslek sahibi olmanın taşıdığı önem belirtilir.

Nazmi, kaportacı Arif’le parça almak üzere, İzmir’e gideceklerini ve gece eve dönmeyeceğini eşine söyler. Durumdan şüphelenen kadın, gerçeği telefonla Arif’ten öğrenir. Arif’i pavyonda bir kadınla eğlenirken, baskın yaparak yakalar. Öykü de Baskın adını buradan alır. Nazmi’nin eşi pavyondaki kadını döver, olay karakola taşınır. Kadının değişmez kaderi olan, evde kocasından dayak yemesiyle öykü son bulur.

Baskın öyküsünden tanıdığımız Nazmi ile Arif, bu sefer Artık Çok Geç öyküsünde karşımıza çıkarlar. Nazmi, kayınpederinin ölümünden sonra zeytincilikle uğraşır; daha önce çalıştığı sabun fabrikasındaki işine göre, şimdi daha rahattır. Arkadaşı Yakup’la bir sünnet düğününe giderler. Dönüşte Nazmi arabayı çalıştırır, geri giderken fark etmez, Yakup’a çarpar ve onun çığlıkları duyulur.

Kibirli Bir Küçükhanım’da geçmişe özlem, çocukluk anılarıyla dile getirilir. Bayramlar, ziyaretler, misafir ağırlamalar geleneklere dayalı olarak anlatılır. Artık Çok Geç’te adı geçen İzzet Bey, bu öyküde de karşımıza çıkar, mekân yine Altınova’dır. Çocuk ve oyun üzerinde durulur ve eskiden sokağın çocuklar için taşıdığı önem, şimdilerde ise bilgisayarın çocuk yaşamındaki yeri vurgulanır. Eski yaşantı ve ilişkilerin gerçek, yenilerinin ise sanal olduğunun altı çizilir. Anlatılar, İzzet Bey’in oğlu Ferit ekseninde sürdürülür. Öykü, annesini yitirmiş, anneannesinin yanına sığınmış bir kız çocuğunun el öpmemesinden kaynaklanır. Bu yüzden öykü Kibirli Bir Küçükhanım adını alır.

Meğer’deki Remzi doğudan göç ederek gelmiş, sıcakkanlı, çevre ile barışık bir insandır.Belirgin bir özelliği çaycı oluşudur. Bir gün arkadaşlarıyla meyhaneye giderler. Arkadaşlarına eşlik eder, avcılık üzerine anlatılanlarI dinler. Remzi’nin kızkardeşi mayına basınca ölür; mayından etkilenen Remzi’nin kulakları ağır işitmeye başlar. Bu yüzden sohbet sırasında anlatılanlara kayıtsız kaldığı izlenimini verir. Bu durumu yanlış anlaşılır. Rakı şişesinin kafasına indirilmesinden sonra, gerçek anlaşılır. Öyküde düğüm, Remzi’nin anlatılanlara ilgisiz kalmasının, ağır işitmesinden kaynaklandığının anlaşılmasıyla çözülür.

Meğer öyküsünde kara ve deniz avından söz edilir. Onu izleyen Domuz Avı öyküsü de bu doğrultuda gelişir. Baskın, Artık Çok Geç öykülerinden tanıdığımız Arif, Domuz Avı’ndaki şahıs kadrosunda da yer alır. Süleyman’ın Kaz dağlarına kuş avına gitme fikri benimsenir ve birlikte ava gidilir. Hüseyin, domuz avına giden kişinin bilmesi gerekenleri anlatır. Domuz avlarken Arif domuzu yaralar; Salih domuza ateş ederken kurşun Süleyman’ın sol bacağına isabet eder. Domuz kaçıp gider, yaralanan Süleyman Edremit’e hastaneye götürülür. Süleyman iyileşir, bu sefer eşi Meryem’le Midilli’ye gitme düşüncesi gündeme gelir. Diğer öykülerde tasvir unsuru dikkat çekmezken, Domuz Avı’nda Kaz dağları baharın büyüleyici güzelliğiyle anlatılır.

Stephan’ın Dükkanı adlı öyküde olay, Almanya’da geçer. Ayakkabı tamircisi Stephan, işsizlik sorunu karşınıda, Faruk ve iş arayan arkadaşına işsizliği önlemek için, önce yabancıların ülkelerine gönderilmesi gerektiğini ifade eder. Vaktiyle Türk vatandaşlığından çıkarılmış, otuz yıldır Almanya’da yaşayan öykü kahramanı, kurtuluşu Ayvalık’taki baba evine sığınmakta görür. Ağabeyinin pasaportu ile Ayvalık’tan ayrılır, önce Midilli’ye, oradan da Selânik’e geçer. Almanya’da en yakın ilgiyi Faruk’tan görür, anlatıcı kahramanı Almanya’ya davet eden, aldıran da odur. Ayvalık’ta züccaciye işi ile uğraşan öykü kahramanı, Çin mallarının ortalığı sarması yüzünden iş yapamaz olur, mallarını eve toplar ve Almanya’ya gider. Ayvalık’a geri dönmemek için direnir, iş arar. Faruk, kendisine bir markette vasıfsız işçi olarak çalışabileceği bir iş bulur. Öykü kahramanı, durumdan memnundur; Ayvalık’taki eşi Pakize’yi de yanına almayı düşlemektedir. Stephan’ın malî krizden etkilenerek dükkânını kapatmış olduğunu görürler; bu duruma çok üzülürler. Öyküde Stephan’ın dükkânı ayrıntılı biçimda tasvir edilir. Almanların yabancı işçilere bakış tarzı sezdirilir. Öykü kahramanının yaşadıkları, geçmişe yönelik yaşantısı geriye dönüş tekniğiyle okura aktarılır. Öykünün sonlarına doğru düğüm çözülmüş olur.

Pembe, on dört yaşında İlyas’a kaçar; baba evine sığınırlar. Baba dondurmacılıkla evin geçimini sağlar. İlyas’a kısa süreli işler bulur, ancak o dikiş tututramaz. Nihayet babasını isteği üzerine, horoz şekercisi olur; öykü de adını Horoz Şekercinin Karısı olarak alır. Pembe, adının horoz şekercinin karısı olarak anılmasını içine sindiremez. Kaynanasının yanında sığıntı olmaktan kurtulmak için, zengin evlerine temizliğe gider. İyi para kazanır, bir ev tutar ve taşınırlar. Feridun Bey’in evine temizlikçi olarak girer, evin hanımı Semiha, evinde temizlikçi çalıştırmaktan memnundur. Pembe, Feridun Bey’in gözüne girer ve gönlünü çeler. Aralarındaki duygusallık birlikteğe dönüşür. Pembe, düşlediği evi ve hayatı elde etmiştir, villaya yerleştikten sonra, Pembe Hanım olmuştur. Pembe, bu lüks ve bolluk içinde anasına ve İlyas’a maddî yardımlarda bulunur. Feridun Bey’le evlenmek ister; ancak metres olarak yaşantısını sürdürür. Feridun Bey, yaşlı bir insandır ve bir gece ölür. Semiha, Feridun Bey’in kırkı çıkmadan Pembe’yi villadan attırır. Pembe sokakta kalır, sığınacak yer bulamaz, İlyas’a döner ,nikâhlanırlar, horoz şekercinin karısı olarak yaşamını sürdürür. Olay örgüsü, film konusu olacak kadar canlı ve hareketlidir. Öyküde yoksulluğun ve zenginliğin neler yaptırabileceği, somut bir şekilde gözler önüne serilir.

Bir sahil kasabası olan Ayvalık’ta tatil devresinde yaşananlarlar Mustafa ile Nafiye‘den hareketle dile getirilir. Eskimeyen öyküsünde, karpuz satarak geçimini sağlayan, kahvelerde dolaşarak gününü gün eden sıradan bir insanın, yaz sezonundaki değişime ayak uydurmaya çalıştığını gözlemleriz. Kadının evde, erkeğin dışarda dolaşması ve kadını yalnız başına bırakması alttan alta eleştirilir. Öyküde ihmale uğrayan Nafiye’ye karşı acıma duyguları sezilir. Nafiye’nin Mustafa’ya katlanışı, gençliğini, güzelliğini hiç yere yitirişi okuru içten içe sarmaya başlar. Denk olmayan bir hayat, öyküde insanı düşündürmeye başlar. Maddî endişelerle yapılan evliliklerin mutsuzlukla sonuçlandığı gözler önüne serilir.

Soyun Da Gir Koynuma öyküsünde Rasim Efendi ile Zehra, yaş farkına rağmen, ailenin isteği üzerine, maddî endişe yüzünden evlendirilir. Zehra tarla işlerinde çalışır, pamuk çapalar, zeytin toplar, tütün diker ve bütün ağır işlere koşar. Bir gün birlikte koyun yıkamaya giderler, Rasim Efendi boğulma tehlikesi geçirir, iki yıl kadar yatalak kalır. Aklı bir gidip bir gelir. Zaman zaman geçmişi hatırlar; eşi Zehra’yı tanıyamaz hâle gelir; onu ölen kızkardeşi Safiye zanneder. Zehra’yı traktöre bindirirken toprağa gömülür, bu sırada Zehra’ya “Soyun da gir koynuma.” der.

Eski Aşkı Kurtarmak’ta yaşlanmayı içine sindiremeyen kadın, gereksiz yere çok konuşur. Eskiden güçlü, kuvvetli ve çalışkan olan o kadından eser kalmamıştır. Aynı şekilde kocası da sünepe bir herif olmuştur. Öyküde zamanla herkesin değiştiği, yaşlandığı ve anormal tavırlar sergilediği görülür. Kadının sebepsiz yere bağırmaları, yüksek sesle konuşmaları adamı bıktırıp usandırır. Kadın, adamın iyi niyetli uyarılarına aldırış etmez; kendisine dört ayaklı baston alınmasına karşı koyar; hırçınlıkla kendi kendine kavga eder; tekerlekli sandalyeyi de istemez. Kadının huysuzluğu kendini eve kapamış olmasından kaynaklanır. Dışarı çıkmaz. Doktorun yürüyüş önerisine itibar etmez, hareket etmeden evde yaşar; haliyle kilo alır. Adam sevdiği kadını kurtarmaya çalışır. Adamın gözünde eski anıları canlanmaya başlar. Bir kepeneği hem yatak, hem yorgan olarak kullandıkları günleri hatırlar; eşine yardımcı olmak adına, dört bacaklı bastonu almak düşüncesiyle öykü sonlanır. Öyküde geriye dönüşler, bilinç akışıyla bütünleşerek karşımıza çıkar.

Serçeyi Düşüren Dal’da, şair ruhlu duygusal bir insan olan Ferit’in yazdığı şiirleri, vaktiyle severek okuyan kadın serçeli şiirin bir kısmını hatırlar ve kendini ürkek bir serçeye benzetir. Gençlerin okul çıkışı sahilde yürüyüşleri, Ayvalık’ın ve denizin güzelliği dile getirilir. Nazlı ile Oğulcan arasındaki ilişkiden söz edilir. Öyküde esas olarak “yeşermeye başlamış bir sevdayı çıktığı gönlün toprağına gömmek” zordur fikri işlenir.
Tel Kopar, Cambaz Düşer öyküsü de sevdayı konu edinir. Sevdiği kişi Sait’e varamayan kadın, Hüseyin’le evlenir; fakat Sait’i bir türlü unutamaz. Kadınlar kendi aralarından ilk sevgilerinden söz ederler. Evli barklı bir kadının âşık olduğuna, aşkın korkuyu yendiğine, gizli buluşmalarla bu ilişkileri sürdürdüklerine tanık oluruz. Kadınlar arasında, sevdadan utanılmayacağı fikri etrafında dedikodular yapılır. Kimileri de evlenince, çoluk çocuğa kavuşunca, ilk sevdalarını unuttuklarını söylerler.

Yataktaki Yabancı öyküsünde Rüya, Tayfun’la aralarına uzanmış bir kadınla karşı karşıya kalır. Rüya, bu genç kadının kim olduğunu, eve nasıl geldiğini sorgulamaya başlar. Tayfun’la aralarındaki ilişkiyi çözmeye çalışır. Gerginlik yaşanmadan, bu kızın Nazlı olduğu, anahtarıyla kapıyı açıp eve girdiği cevabını alır. Nazlı çok rahat bir tavırla, bir alışkanlık sonucu çocukkken, annesiyle babasının arasına girip yattığını, bu yüzden yanyana uyuyan iki kişi gördüğünde, ortalarına girip yatmadan yapamadığını söyler ve yeniden uykusuna devam etmesiyle öykü son bulur.
Feyza Hepçilingirler öykü alanında; Sabah Yolcuları, Eski Bir Balerin, Ürkek Kuşlar, Kırlangıçsız Geçti Yaz, Savrulmalar , Öykünmece, İşte Gidiyorum-Göç Öyküleri ve Arada Aşk Var adlı eserler vermiştir. Yukarıda da belirtildiği üzere, okura bir fikir vermesi bakımından, bunlardan son kitabında yer alan öyküleri üzerinde durulmaya çalışıldı. Yazıyı uzatmamak açısından, her öykü üzerinde ayrıntılı bir şekilde durulmadı. Yazarın ele alıp işlediği konular okuyucuya sezdirilmeye çalışıldı. Hepçilingirler’in bir dil ustası olduğu gerçeği, öyküleri okundukça daha iyi anlaşılacaktır. Ayvalık doğumlu olan yazarın Ayvalık, Edremit, Altınova yörelerine ilişkin gözlemleri, anıları, izlenimleri, dinledikleriyle bütünleşerek, kısa öykü formatında karşımıza çıkmaktadır. Yazarın, öykülerinde geriye dönüş, bilinç akışı tekniklerini ve tasvir unsurunu başarılı bir biçimde kullanmış olduğu görülmektedir. Bir kadın yazar kimliğiyle öykülerinde, kadın psikolojisini ve kadın sorunlarını çok iyi değerlendirme olanağını elde eden Hepçilingirler’in öykücülüğümüzde önemli bir yeri olduğu kanısındayız.

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.