Fahri Erdinç

/ 24 Temmuz 2018 / 97 okunma / yorumsuz

Fahri Erdinç’in Yaşamı, Sanatı, Eserleri / Hüseyin Tuncer

Fahri,  01 Ocak 1917’de Manisa/Akhisar’da dünyaya gözlerini açar. Babası Ankara kökenli Çandaroğulları ailesinden öğretmen Halil Yaşar Bey’dir. Ailenin Emine, Ferit, Kadri, Fahri adlarında çocukları dünyaya gelir. Fahri bir yaşındayken anası verem hastalığından kurtulamayarak vefat eder. Küçük yaşlarda tütün toplar, tenekeci çıraklığı yapar.Fahri, ilk ve ortaokuldan sonra, öğrenim hayatını sürdürür. Parasız yatılı olarak okuduğu, Balıkesir Necatibey İlköğretmen okulunu bitirir(1936). Bu okulda, Abdülbaki GÖLPINARLI’ edebiyat öğretmenidir. Afyon’un Sandıklı ilçesine bağlı Ürküt köyünde ilkokul öğretmeni olarak göreve başlar(05 Eylül 1936). Edremit’te şair Mustafa Seyit SUTÜVEN’le tanışır. İki yıl (1936-1937) Balıkesir,  Manisa ve Tekirdağ’ın köylerinde ilkokul öğretmeni olarak çalışır. Okul devresinde âşık olduğu Fatma ile ilişkisi son bulur.  Tekirdağ’da Feriha Hanım’la evlenir, Korman adında bir çocukları olur.

Fahri ERDİNÇ, bir süre sonra Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nde okur(1938). Burada öğretmenleri olan Sabahattin Ali (ALI) ile Cevdet Kudret (SOLOK)‘i tanıma imkânı bulur. Bu devrede şair ve yazar Cahit IRGAT, üst sınıftan arkadaşıdır. Askerlik görevini (1941-1942) Lüleburgaz Zırhlı Tümen’de yedek subay olarak tamamladıktan sonra, 1943 yılında öğretmenlik mesleğinden ayrılır. Geçim sıkıntısı ve parasızlık yüzünden öğrenimini tamamlayamaz; öğretmenlik mesleğine döner. Zaman zaman işsiz kalır, geçimini sağlayabilmek için inşaatlarda çalışmak zorunda kalır. Bir süre Tavşanlı’da bir şirkette çalışır. İkinci kez çağrıldığı vatanî görevini, İstanbul Anadolu Kavağı’nda tamamlar, Çamlıca’da ikamet eder. Eşi Feriha Hanım’la aralarında geçimsizlik başlar. Dergi ve gazetelerde öyküleri yayımlanır. Çocukluk yıllarını hatırladığı, memleket hasreti duyduğu, yaşadığı yoksulluğu içeren şiirlerini “Şen Olasın Halep Şehri”nde toplar (1945).  1946 yılında Ankara Radyosu Tiyatrosu’nda aktör ve spiker/sunucu olarak işe başlar, eşini ve çocuğunu Ankara’ya getirir (1947). Temsil Kolu’nda üç yıl çalışır. Radyo Tiyatrosu Programı’nda on kadar oyunu radyoda yayımlar.  Eşiyle birlikteliği daha fazla yürütemez, ayrılmak ister. Sesini çok beğendiği İstanbul’dan Ankara’ya gelen Hayriye SEL Hanım’la tanışır. Bu ilişkiye bağlı olarak sekiz yıldır evli olduğu eşini ve çocuğunu Ankara’da bırakır, İstanbul’a gider, eşinden ayrılır. İstanbul’da evli olan Hayriye Hanım’la beş ay kadar süren bir ilişki yaşar, evlilik hazırlığındadır, ancak bu evlilik gerçekleşmez. Hayriye Hanım’ı da geride bırakarak Bulgaristan’a kaçmaya kararlıdır.

“Şadırvan” başta olmak üzere, dergi ve gazetelerde yazılar (şiir, öykü, makale, inceleme) yazmakta, aldığı parayla geçinmeye çalışmaktadır. Siyasî düşüncelerinden dolayı dikkatleri üzerinde toplar ve devlet başkanına hakaret ettiği gerekçesiyle tutuklanır. Bir kaç ay ceza evinde kalır, soruşturma sonucunda beraat eder. Ankara Cezaevi’nde Zihni ANADOL ile tanışır. 1959 yılında yazacağı “Acı Lokma” adlı romanında bu konuya yer verir. Bunalımlı devresinde, 03 Eylül 1949 tarihinde İstanbul’dan Bulgaristan’a geçiş için, Edirne’ye giderler. Suakacağı köyünden sınırı aşarlar, 08 Eylül 1949 gecesi iki arkadaşıyla (Ziya YAMAÇ, Tuğrul DELİORMAN) Bulgaristan’a kaçarlar. 09 Eylül 1949’da Bulgaristan’da olurlar, önce Sofya’ya götürülürler. Sıkıntılı bir maceradan sonra Bulgaristan’a yerleşir.“Kardeş Evi” romanında, Bulgaristan’daki hayatını anlatır. Bulgaristan’daki ilk hikâyesi “Bit” adını taşır.

Bulgaristan’da Fahri ERDİNÇ’e politik göçmen olarak sığınma hakkı verilir.   Bir süre “Inadov/9” Univarsal Mağazası’nda çalışır (1950-1951). Marksist derneğe ve parti gece okuluna devam eder. Bulgarcayı öğrenene kadar Vatan Cephesi’nin propaganda kolunda broşürler hazırlayan bir Bulgaristan Türkünün yanında çalışır. Bir Yahudi kulübünün temsil kolunda faaliyet gösterir. “Nurtopu” adlı bir piyesi sahneye konulur/sahnelenir. Bu sırada Rusçuklu bir kıza âşık olur; kız bir Bulgarla evlenince aralarındaki ilişki son bulur. 1950 yılında Nâzım Hikmet’i kurtarma kampanyası başlatılır, Bulgaristan’da “Nâzım Hikmet’i Kurtarma ve Tanıtma Komitesi” kurulur, Fahri ERDİNÇ, bu komitede çalışır. Bulgarcayı öğrenip çeviriler yapmak ister. Univarsal Mağazası’nda kasiyerlik yaparken, Bulgarcayı öğrenir. Burada evli ve bir çocuk anası olan, fakat eşinden ayrılmış olan Yordanka ile tanışır, ondan hoşlanır ve evlenirler.

ERDİNÇ, 07 Eylül 1951 günü Moskova’da Sofya’ya gelecek olan Nâzım Hikmet’i karşılayanlar arasındadır. Sofya’daki Türk politik göçmenleri adına Nâzım’la tanışır. ERDİNÇ’i yazılarından tanıyan N. Hikmet, ona ilgi gösterir, çalıştığı Univarsal Mağazası’nda onu ziyaret eder. N. Hikmet, ERDİNÇ’e “Varlık”ta çıkan bir öyküsünü, hapiste Orhan Kemal ve İbrahim BALABAN’a okuttuğunu söyler. N. Hikmet, ERDİNÇ’in “Bazan doğduğu yerde yaşar,/ bazan doğmadığı yerde ölür insanlar” dizelerini sevdiğini belirtir. Bu esnada, Mağazadan ayrılıp Parti Yayınevi’nde redaktör olarak çalışacağını belirtir. Bulgar Komünist Partisi (BKP) Partizdat’ın Türkçe Kitaplar Sektörü’nde redaktör olarak çalışmaya başlar. Türkçe popüler-politik yayımlar redaktörü olarak BKP(Bulgaristan Komünist Partisi) Yayınevi’nde görev alır, 1953-1958 yılları arasında burada çalışır. 1957’de illegal TKP’nin Dış-Bürosuyla ilişki kurar; 20 Mart 1958’de TKP üyeliğine alınır. 1957 yılında TKP(Türkiye Komünist Partisi)’de aktif olarak çalışmalarını sürdürür(1958-1969).

ERDİNÇ, Balkan Turist Şirketi’nin düzenlediği geziye katılır, Kiev-Leningrad- Moskova turunda Nâzım Hikmet’le yeniden görüşme imkânı bulur (1956). Nâzım Hikmet, 1957 yılının Mayıs ayının sonlarında Sofya’ya gider. Fahri ERDİNÇ, onu kalmakta olduğu Slav Yanska Oteli’nde ziyaret eder. Halk Eğitim Yayınevi’nde düzenlenen toplantıda Nâzım’la ERDİNÇ yan yanadır; siyasî kimliği yanında, şair ve hikâyeci olarak değeri iyice bilinir. 1955 yılında “Asi”(öykü)’yi, 1956 yılında “İşte Böyle”(şiir)’yi, 1958’de ise “Alinin Biri” adlı romanını yayımlar, bunlar Bulgarcaya çevrilir. O, politik göçmen olarak değil, Bulgaristan’da tanınan bir sanat adamı olur. Nâzım Hikmet’in bilgisi dâhilinde partiye girer, daha fazla ilgi görmeye başlar. 18 Mart 1958 günü Leipzig’e görevli olarak gider. Bizim Radyo’da çalışmaya başlar. Nâzım’la Astorya Oteli’nde görüşür, bir partili olmanın rahatlığıyla dostluğu da bir güç kazanır. 1959 yılında eşi Yordanka ile Moskova’ya giderler, Nâzım ile eşi Vera’yı ziyaret ederler. 1961 yılında ikinci çocuğu Oktay dünyaya gelir. 1961 yılında “Acı Lokma” romanı Bulgaristan’da Türkçe basılır. Romanda, Cumhuriyet’in ilânından 1949 yılına kadar geçen süre içindeki Türkiye’den kesitler sunulur. 02- 04 Nisan 1962 tarihlerinde Leipzig’de bir parti konferansı toplantısı düzenlenir, değişik ülkelerden çok sayıda katılımcılar vardır. Fahri ERDİNÇ de katılımcılar arasındadır. Basın Yayın Bürosu kurulur, F. ERDİNÇ bu büroda yer alır. Yazı çalışmalarını sürdürür. 1964’te “Diriler Mezarlığı” hikâye kitabını, 1965’te Bulgaristan vatandaşlığına geçer. “Bizim Radyo” ile TKP’nin Sesi Radyosu’nun ilk sunucularından biri olur. 1966’da ise “Kore Nire” romanını yayımlar.

Fahri ERDİNÇ, siyatik hastalığı nedeniyle 1967 yılında Yordanka (Beba), Hristo (Yordanka’nın oğlu)  ve Oktay’la Sofya’ya, oradan da Varna’ya giderler. Doğumunu 50. Yılını  05 Ocak 1967 günü Sofya’da kutlarlar, törende konuşmalar yapılır; daha çok edebî çalışmaları üzerinde durulur. Yazarlar Birliği’nce ona, Türk kökenli Bulgar yurttaşlarının kültürel kalkınmasına katkıları nedeniyle “Kızıl Emek Bayrağı” nişanı verilir. F.ERDİNÇ, Leipzig’e döner; kalp krizi geçirir, yüksek tansiyon nedeniyle hastanede kontrol altında tutulur. 1973’te Bulgaristan Yazarlar Birliği üyesidir. Orada yazma çalışmalarını yoğun bir biçimde sürdürür. Bulgaristan Komünist Partisi (BKP) saflarında çalışır. Ülkesine, milletine bağlı bir yazar olarak duygu ve düşüncelerini dile getirmeye çalışır. Fahri ERDİNÇ, 01 Mart 1979’da Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) Genel Kurulu’nda oybirliğiyle onur üyesi seçilir. Yurt dışındayken yurduna hasret duyguları içinde yaşar, “yazarın yurdu dilidir” anlayışına bağlı kalarak Türkçe yazar. Yurt dışında Nâzım Hikmet’le ilişki kurar, ondan çok şey öğrenir. “Kalkın Nazım’a Gidelim”de N. Hikmet’in Leipzig’deki yaşamını ve anılarını şiirsel bir dille anlatır (1987).

1984 yılında Bulgaristan’da yaşayan Türk ve Müslümanların ad değiştirme kampanyasında F. ERDİNÇ’in oğlu Oktay’ın adı –Veliko Timova’da üniversitede okurken – Ognian olur, soyadı ERDİNÇ olarak kalır. F.ERDİNÇ, bu uygulamayı doğru bulmaz, bu duruma çok üzülür. Sofya Radyosu’ndaki görevine devam eder. 1986 yılında hastalanır, sağlığı iyice bozulur, Vtora Graska Bolnitsa’ (İkinci Şehir Hastanesi)ya ambulansla götürülür. Durumu daha da kötüleşince Askerî Hastane’ye kaldırılır. Öleceğini hissedince, eşi Beba (Yordanka)’ya vasiyetini söyler. Cesedinin yakılmasını, küllerinin Türkiye’ye götürülmesini ister. 11 Kasım 1986’da vefat eder. 13 Kasım günü cenaze töreni yapılır. Mezarı Sofya Merkez Mezarlığı’ndadır.

Fahri ERİNÇ, Türkiye’den ayrıldığı 1949 yılından ölünceye kadar(1986) Türkiye özlemiyle yaşar, dostlarını arar. Yakın dostları arasında: Mehmed KEMAL, Fethi GİRAY, Ahmet Muhip DIRANAS, Suphi TAŞKIN, Niyazi AKINCIOĞLU, Ceyhun Atuf (KANSU),  Cahit Sıtkı (TARANCI), Orhan Veli (KANIK), Çetin ALTAN, Fahir AKSOY, Salim ŞENGİL’i vb. sayabiliriz.. “Yine Memleketim Üstüne Söylenmiştir” şiirinde bu duygularını dile getirir. Yakın dostlarından biri de Kemal ÖZER’dir. 1976-1986 yılları arasındaki mektuplaşmalarını, “Fahri Erdinç’ten Sanat ve Siyaset Üzerine Bulgaristan Mektupları” adıyla yayımlar.

F.ERDİNÇ, işine bağlı, dürüst, çalışkan bir insandır. Devrimci, hümanist, Kemalist ve komünist bir kişi olarak bilinir. Ülkesini ve milletini sever. Cumhuriyet Türkiye’sini Osmanlıdan ayrı tutar, Türk milletini ve ülkesini yüceltmeye çalışır. Haksızlığa karşı mücadele eder.Onuruna düşkündür. Bildiği doğru yolda yürür. Sosyal ilişkileri iyi olan girişken biridir. Kadınlara karşı zaafı olduğu belirtilir.Müzikten hoşlanır; alaturka müziği tercih eder; memleket havalarını ve türkülerini dinlemekten haz duyar. Futbol merakı vardır, maçları izler. Meyhaneye gider, içki ve sigara içer.

SANATI

Fahri ERDİNÇ, sanatının amacını, “okuyanın yüreğini bir cam parçası çizmeli” sözüyle belirtir; bu anlayışla eserlerinde ülke gerçeklerini dile getirmeye çalışır.  Kemal ÖZER’in ifadesiyle “ Kökleri 1940’lara giden, kendisine odak aldığı Sabahattin Ali ve Nâzım Hikmet’in sanat anlayışıyla yoğrulmuş bir toplumcu geleneğin halkası”dır. Sabahattin Ali’nin bütün eserlerini, Nâzım Hikmet’in şiirlerini okur; S. Ali’nin öykücülüğünden, N. Hikmet’in şairliğinden önemli ölçüde etkilenir. O, devrimci ve sosyalist dünya görüşüne sahip bir sanatçıdır. Şiirin kitleleri harekete geçiren bir yapıda olması gerektiğini düşünür. Bu yüzden şiiri, bir sanat dalı olmaktan çok, ideolojik anlamda bir silâh, bir toplum işçisi olarak görür. Şiiri, duygu ve düşüncelerin, sevgi ve emeğin, mücadele ve başarının bir türküsü kabul eder. Bu bağlamda Nâzım Hikmet doğrultusunda yürür. Devrimci şiiri kovan, Nâzım Hikmet’i arı beyi olarak görür; kendini bu konanın bir işçi arısı olarak değerlendirir.

ERDİNÇ, Türk ve Bulgar edebiyatları arasında bir ilişki kurulmasını ve yakınlık sağlanması adına çeviriler yapar. Rıza MOLLOV’un yardımıyla “Devrimci Bulgar Şairleri Antolojisi”ni Türkçeye çevirir. Parti Yayınevi, Fahri ERDİNÇ’in ilk öykü kitabı olan “Akrepler” kitabını yayımlar (1952). Türkçe ve Bulgarca çıkan gazetelerde şiirler yazar. Nâzım’ı örnek ve usta belleyen bir anlayışla onun yolunda yazmaya devam eder. Türk İşleri Seksiyonu’nun siparişi üzerine “Göç” adlı piyesini yazar. Piyeste, Deliorman’dan kopan bir Türk ailesinin, sonu Türkiye’de pişmanlıkla biten hayatı anlatılır. Bunu “Türkiye Çocukları” adlı bir broşürü izler; Türkiye’de çocukların konumu, sosyal ve eğitsel açıdan ele alınıp incelenir. Her iki eseri de tepki görür, eleştirilir. Ardından derlediği şiir demeti basılır, “Akrepler’in Bulgarca (“Skorpioni”) baskısı yapılır. Böylece Bulgaristan’da tanınmaya başlar. Kamen Kalveç, İliya Volen, Nikolay Tsonev, Hrisim Kristev Koecikov (İvan Ruj) gibi Bulgar yazarlarla dostluk kurar. İvan Ruj’la sık sık görüşür, edebî sohbetler ederler. F.ERDİNÇ, Parti Yayınevi’nin Türkçe yayın sevisinde “Edebî ve Çocuk Kitapları Bölümü”nün başına geçer/getirilir. O, Türkçenin çarpıtılmasına ve yozlaştırılmasına izin vermez. Rus Filolojisi’ne kaydını yaptırır (1954). Bir süre devam eder, rahatsızlık geçirince, yarıda bırakır. Narondna Prosveta Yayınevi’nde tercüme ve redaksiyon çalışmalarına devam eder.

Şairliği:

Fahri ERDİNÇ, edebî çalışmalarına şiirle başlar, şiirlerini “Şen Olasın Halep Şehri”nde toplar(1945).  Nâzım Hikmet yolunda toplumcu gerçekçi şair olarak yazmaya devam eder.  “Çocukluğum I-II-III” şiirlerinde çocukluk yıllarına ilişkin duygu ve düşüncelerini dile getirir:

            “Bana bayramların arkasından güler

            Yirmi yıl evvelki çocukluğum,

            Çeşitli düdük sesi

             Salıncaklarda baş dönmesi

            Mantar kokusuydu duyduğum”(s.1).

            “Her namaz sonu boynuna sarıldığım

             Güllü ninem beni severdi;

            Ve yıldızlara baktığımız pencereden

            Yüzüme aydedemiz güleri”(s.2).

            “Çocukluğum bitti

            Nazarlığımı yeni kardeşime taktılar,

            Atımı boncuklarımı alıp

             Beni kitaplarla baş başa bıraktılar.”(s.3) der.

            Tuna nehrine ilişkin duygu yoğunluğunu, “Tuna” şiirinde şu dizeleriyle ifade eder:

            “Önümde parıldıyor

            Balkanların boynundaki inci;

             Gümüş renkli dere

            Üç milletin sevinci Meriç!..”(s.5).

            “Asker Mektubu”nda, “Toprak sevgisi: toprak kokusu” vurgusu öne çıkar(s.6).

            “Zümrüdü Anka”da aşk, “Kurak” da ana sevgisi konu edilir.

            “Yörük Gelini” şiirinde:

            “Saçları çizim çizim örgülü

             Narçiçeği duvaklı kız!

            İşte gelinlik atın.

             Dağların arkasında bitecek

             Bu süslü, çeğizli seyahın”,

            “Bir türkü dökülsün dudağından

            ”Yayla suyu yan gider

            Gelin olan Yörük kızları

            Hem ağlar, hem de gider!”(s.19) der.

            “Nasihat” şiirinde, hayat gerçeğine değinir:

            “Elif” gibi yatıp

            “Vav” gibi uyandığın

             Örtüsüz gecelerin rüyasını

             Hayırlara yor;

            Çıplağım diye düşünme gözüm

             Zaten hayat dediğin

            Böyle başlayıp böyle bitiyor.” (s.20).

            “Taş I-II-III-IV” şiirinde,

            merhametsiz insanlara “Taş yürekli” demek dile kolay,

            Sen bize taş çıkarırsın

            Dilinle, ruhunla taş’ım.” dedikten sonra,

            “Senden yapılır Allaha uzanan merdivenler

             Namaz vakti Müslümanlara senden haykırılır” dizleri yer alır(s.26).

            “Günahkâr kullarını

             Allah taş edermiş;/

            Buna taş çatlamadan inanırım

            Hatta bir gün gelecek

            Gökten de yağacaksın sanırım.” dizelerinin ardından;

            “Taşlar! Sizsiniz bakâ ve ebediyet

            Taştan başka ne bırakır

            Tarihe medeniyet?”(s.28) der, inanç ve değerlere göndermede bulunur. İnsanlığın akıbetiyle ilgili olarak “Taş” şiirini, şu dizelerle sonlandırır:

            “Yine bir taş dikilir başına

             İşte bu taştır, insanoğlundan bakî

            Üstünde bir tarih, bir Fatiha, bir Hüvelbakî!”(s.29).

            “Ölümüm” şiirinde, cemaatten, imamdan, musalladan söz ettikten sonra,

             “Hazır” iyi biliriz”diye

            Yalan söyleyecekler

            Sülâlem sayılıp Cumhuriyet’te

            -Müessif bir irtihâl- denmiyecek

            Müjdelik ölümüme,

            Mezarımın başucu

             Dünyalık başım gibi bomboş kalacak…” der(s.31).

            “Yok” şiirinde, yokluğa, yoksulluğa vurgu yapılır:

             “Dünyada –yok-yok desinler

            İşte evde zeytinyağı yok;

            Kesede para,

            İstanbul’da su

            Dar gelirlilerin rahat uykusu

            Ve karnı tok insanlarda

            Urganda ölmek korkusu…”  dizeleriyle devam eden taşlama nitelikli şiir,

            “Yok” tükenmiyor hayatımızda

             saadetin de aslı astarı

             Dünyanın da tadı tuzu yok”

 mısralarıyla tamamlanır. Aynı öz etrafında söyleyişini “Borç” şiirinde de -özlü ve kıvrak bir edayla- sürdürür:

            “Evin kira

            Suyun da satın

             Bu sıcağa kar mı dayanır?

            Aylığın elbette yetmez

             Ve adam eşe dosta borçlanır

             Yollar gitmekle

             Borçlar ödemekle tükenir;

            Bizim de borcumuzun yekûnu

            Yolumuz bittiği gün biter.”(s.37).

            “Hak” şiirinde ince bir mizahla karşılaşırız, ustaca bir söyleyişle edebî sanatlara sığınarak atıflarda bulunulduğunu görürüz:

            “Hak hukuk mu geçti aradan?

            Helâlleşiverirsin gider..

            Tüyü bitmedik bir yetimin

            Hakkını mı yediler?

             “Marko paşaya” dava edersin,

            Yeter ki, o zümrüdü anka’nın

            Bilenler, yerini söyleyiversin.

            Eliboş dönersen

            Hak aramağa gittiğin değirmenden,

            Hak, denince Tanrıyı

             Hakkı, denince amcan oğlunu

            Hakkın var, denince Nasreddin’i

             Hakkıdır, deyince de

            Hakka tapan Akif’i hatırlarsın.”(s.38).

            Şair, bu mizah ve yergi tarzını “İstanbul” şiirinde de sürdürür:

             “tanıyoruz

             Bu “Altın buynuzlu şehri;

             Eyüpsultan’da yatanları

             Beyoğlu’nda fink atanları,

            Üstüste insanları

             Ve sefertası apartmanları ile tanıyoruz….

            İnsanların yarasında biz kanıyoruz,

            Açacına gurubu seyredip Çamlıca’dan

             Ayık kafayla yaşamaktan utanıyoruz.” (s.42).

  1. ERDİNÇ, “Panorama” şiirinde, olgun ve şairane söyleyişiyle şair kimliğini ortaya koyar:

             “Gül renkli yaralarla ağlamış

            Yenidünya’ya gözleri yumulanlar

            Ve defne kokulu ağıtlara sinmiş

            Zeytin dalından örülmüş savaş türküleri.” (s.43).

            İlk dönem şiirlerinde(1940-1945) çocukluk, yurt, ölüm vb. konulara yer verir,

Yazarlığı:

Sonraki yıllarda (1947-1949) hikâyeye yönelir,  “Varlık” dergisinin açtığı “Hikâye Yarışması” nda ikincilik alır (1948), hikâyeleriyle tanınmaya başlar. Hikâyelerinde yaşamından ve gözlemlerinden yola çıkar, göçmenlik olgusunu işler. Yazarlığında ve yaşamında Sabahattin Ali çizgisini takip eder.

ERDİNÇ,1947-1949 yılları arasında “Seçilmiş Hikâyeler Dergisi, Yeni Ufuklar, Şadırvan, Yücel, Varlık, Adım Adım, Büyük Doğu” dergilerinde hikâyeler yazar. “Seçilmiş Hikâyeler Dergisi” 1948 yılında 8. sayısını “Fahri Erdinç Sayısı” (80 s.) olarak çıkarır. Bu sayıda “Fes”(s.7-13), “Dikiş” (s.15-17), “İstida”(s.19-29), “Allah Yapısı”(s.31-38), “Rüşvet”(s. 39-47), “Felek Yar Olmadı”(s. 49-53), “İğde Çiçekleri”(s.55-61), “On Kâğıt”(s.63-66), Hamurkâr Süleyman”(s.67-73) adlı hikâyeleri yer alır.

“Hikâyeciliğimiz”(s.75-78) başlıklı yazısında, “Hikâyeci, yaratmak istediği, şifayı yahut da kısaca “Kıssadan hisseyi, bir eczacı hüneriyle komprime haline getirmek gayretinde”dir. “Eserini, reçetesiz bir müstahzar gibi, müşterek kaderimizle başı ağrıyana da ağrımayana da sunar.”(s.76). Hikâyecinin mümkün mertebe hikâyesine gölge etmeden çalışmasından yanadır. “Hikâyelerinde kendisini aradan çekemeyen, hele her çizdiği karakterin içinesaklanarak onlarındilinden hep kendisi konuşan hikâyeci, sadece kendisiyle ilgili olanlara hitap edebilir” der. Hikâyecinin araya girmesini istemez. Ahmet Mithat Efendi tarzında yazan hikâyecileri, anılarını yazmaya davet eder. Hikâyelerde sebeplerden ziyade, sonuçlar üzerinde durulmasını arzu eder.  Hikâyelerde görünen karamsar havanın, gerçeklere bağlılıktan kaynaklandığını, bunun da doğal karşılanması gerektiğini belirtir.

 Fahri ERDİNÇ’in “Seçilmiş Hikâyeler Dergisi”nde çıkan diğer hikâyeleri; “Afili”(S:1), “Yeşil Banknot”(S:2), “Kırmızı Ampul”(S:6), “Resmi Geçit”(S:11-12) hikâyeleridir. “Seçilmiş Hikâyeler Dergisi”ndeki diğer hikâyeciler; Oktay AKBAL, Orhan Kemal, Samim KOCAGÖZ, Salim ŞENGİL,  İlhan TARUS vb. isimlerdir. Fahri Celâl, onun “Diriler Mezarlığı”nda yer alan “Devrek” hikâyesini başarılı bulur.  İlhan TARUS, “Kırmızı Ampul” hikâyesiyle Ankara’nın daire ve evler çevresini yokladığını ve dikkate değer bir manzara sunduğunu belirtir. Nâzım Hikmet, onun hikâyelerinde gözlem gücünü, dil, üslûp ve imaj bakımından başarılı olduğunu belirtir. Politik mesajları açık biçimde vermesini doğru bulmaz. ERDİNÇ’in Bulgaristan’da Türkçe basılan “Memleketimi Anlatıyorum” (1960) öykü kitabı için bir önsöz yazar.

ERDİNÇ, hikâyelerinde hayâlden çok gerçeklere yer verir. Onun öykülerinde “kara mizah” dikkat çeker. Bu mizah, insanlar arasındaki ilişkilerde, olaylarda ve yaşanan çelişkili durumlarda, kimi zaman ironi ve yergiyle iç içe belirir. Sözgelimi F. ERDİNÇ’in -yurt dışındayken, ikinci vatanı olarak kabul ettiği Bulgaristan’da yazmış olduğu – “Diriler Mezarlığı”nda, sosyal ve siyasal konular öne çıkar. Yaşantısından hareketle bu öykülerinde, memleketine karşı duyduğu sevgi ve özlemi, yoksul halk kesimini ve geleceğe ilişkin umutlarını işlenir. Yurdun uzağından, onun içindeymiş gibi, konu edindiği olaylara tanık olmuş gibi yazmaya çalışır. Buna rağmen, hikâyelerini nasıl yazdığını şöyle ifade eder: “Biricik kaynağım, memleketimin ve halkımızın kafamda ve yüreğimdeki yaşantısı, özlemleri, umutları amaçlarıdır.” (“Yazarın Sözü”, Diriler Mezarlığı, s.5). Uzakta olmasına karşın, ülkede olup bitenleri, sözlü ve yazılı memleket yayınlarına (dergi, gazete)dayalı olarak yazar. Kimi gazete fotoğrafları üzerine hikâyeler kaleme alır; bunları “yazıya çevrilmiş fotoğraflar” olarak değerlendirir.

ERDİNÇ’in geleneksel hikâye anlayışının dışında kalarak yazdıklarına röportaj, senaryo ve polemik unsurlarını kattığı gözlenir. Sözgelimi, “Kokaryakıt ve Sputnik”, “Oyun İçinde Oyun” hikâyeleri bu tarzda yazılmış örnek metinlerdir. Bununla yetinmeyen yazarın hikâyelerinde tarih, rakamlar, kronolojik ve ansiklopedik ayrıntılara da yer verdiği görülür. Erdinç’te hikâyenin omurgası, toplumsal gerçek adına bir harman, bir sentez oluverir. O, hikâyenin başında veya sonunda söylenenden çok, tümünde /özünde söyleneni önemser.  Geleneksel hikâyenin imkânlarını, toplumsal gerçekçi çizgide yazmış olduğu hikâyelerinde kullanır.  O, Nâzım Hikmet’in anladığı ve uyguladığı modern şiirdeki yeniliği, hikâyeye taşır. “Toprağın, paranın, doların, saldırı silâhlarının ağalıklarına karşı” mücadele eden insanların hikâyesini yazmaya çalışır. Eserlerinde ezilen insanın, işçi ve emekçilerin sorunlarını dile getirir.

ERDİNÇ, “Türkiye Hikâyeleri”nde de yaşantılardan yola çıkarak sosyal ve toplumsal konulara değinir. “Yeşil Banknot” hikâyesinde, Çocukluk anılarından bir kesit sunar, ilk aşkın verdiği heyecanı ve kasaba hayatını dile getirir. “Kırmızı Ampul” ve “Fes” adlı öykülerinde ise devrimlerle gelen yenilik ve değişikliklere ayak uyduramayan ve dışlanan insanların hallerini anlatır.

ERDİNÇ, şair ve yazar olarak toplumsal adaletsizliklerden, acılardan yola çıkar, izlenim ve gözlem birikimlerini şiir, hikâye ve romanlarına taşır. Gerçekçi doğrultuda, sosyalist gerçekçiliğe bağlı kalır. Sözgelimi, “Acı Lokma” romanında gerçekçi izlenim ve gözlemlerini anlatır. Hayat hikâyesinden hareketle 1940’ların sonunda Türkiye’den ayrılmak zorunda kalışının nedenlerini dikkatlere sunar. Kendisi ve babası ekseninde toplumsal bunalımlardan çıkış yolu arar, doğru yolu bulduğuna inanır ve yoluna devam eder. Toplumsal gerçekleri, çelişkileri belirtmenin dışında/ötesinde, toplumsal kurtuluşun, refaha kavuşmanın “bilimsel sosyalizm”le mümkün olabileceği mesajını vermeye çalışır. “Kardeş Evi” romanında, Bulgaristan’daki yaşamına bağlı olarak “politik göçmenlik” konusuna yer verir.

Otuz yaşından sonra, ideolojik olarak sanatına hız verir. Göçmenliğin zorluğuna, memleket hasretine rağmen, inandığı davaya hizmet amacıyla yazmaya, üretmeye çalışır. Son yıllarında ülkesinde olmayı düşler, ancak gerçekleşmesi mümkün olmaz. 1969 yılında “Diriler Mezarlığı” adlı öykü kitabı Türkiye’de yayımlanır; bundan son derce mutluluk duyar. Nâzım Hikmet ve Sabahattin Ali gibi ustalarının ardından Türkiye’de okurlarıyla buluşmanın sevincini yaşar. Bir sanatçı ve politik göçmen olarak sosyalist bir ülke olan Bulgaristan’da çalışmalarını aşk ile şevk ile sürdürmenin kıvancını yaşar. Yaratıcılığı, 1949’da Bulgaristan’a iltica edişiyle ivme kazanır.

ERDİNÇ’in Anadolu ve Anadolu insanını konu edinen sosyal gerçekçi eserlerinden biri de “Alinin Biri” adlı romanıdır. Romanda, 1919-1923 yılları arasında gelişen tarihî olaylarla birlikte köy hayatı, ağalık, halkın direnişi gibi konular ele alınır. Ali, İstiklâl Savaşı yıllarında babasının çetesine katılır, onun bu sırada eşkıyalık yaptığı öne sürülür, hapse atılır, on beş yıl hapiste yattıktan sonra çıkar. Rahim Ağa, köyün tek hâkimidir. Ali’nin gelişiyle rahatı kaçar. Romanda, 1947-1951 yılları arasında Anadolu’da vuku bulan köylü ayaklanmalarına da yer verilir. Rahim Ağa, Millî Mücadele’ye ihanet etmiş, köylülerin topraklarına el koymuş, zengin bir ağadır. İnce İmam, onun sağ koludur. Bıdık Ahmet, ağaya meydan okur. Ali, köylüye sahip çıkar, ağanın oyunlarını bozar. Eşi Elif, işine bağlı bir köylü kadınıdır; eşi Ali’nin yanındadır. Oğulları Yaşar, Kore’ye gidecektir. Öğretmen Arif, köylüyü aydınlatmaya çalışır, Ağa-köylü ekseninde gelişen olaylar, emekçi köylünün toprak özlemi, çalıştığı toprağa sahip çıkma uğraşı romanda işlenir.

ESERLERİ

Şiir:

Şen Olasın Halep Şehri/Şiirler, İst., 1945, 48 s.; 1950, 2017.; İşte Böyle, Bulgaristan/Sofya, 1956.

Hikâye:

Akrepler, Bulgaristan/Sofya, 1951.; Asi, Bulgaristan/Sofya, 1955.;Memleketimi Anlatıyorum, Bulgaristan/Sofya, 1960.;

Diriler Mezarlığı, Bulgaristan/Sofya,1964;  İst.,1969,  223 s., 1998, 189 s.; Canlı Barikat, Bulgaristan/Sofya, 1973.

Öyküler, Ank., 2002, 186 s.; Türkiye Hikâyeleri, İst., 1976, 126 s.; Destur ya Sefalet, İst., 2009, 224 s.

Kırmızı Ampul, 2006, 2012, 160 s.

Roman:

Alinin Biri, Bulgaristan/Sofya, 1958, 240 s.; İst., 1958, 1979, 233 s., 2007, 220 s.

Acı Lokma, Bulgaristan/Sofya, 1959, 1961, 266 s.; İst., 1977, 249 s. , 2013, 272 s.

Kore Nire, Bulgaristan/Sofya, 1966; İst.,2014, 352 s. ; Kardeş Evi, Bulgaristan/Sofya, 1969; İst., 1979, 279 s., 2007, 256 s.

Oyun:

Göç, Bulgaristan/Sofya, 1952.

Anı:

Mustafa Suphi Destanı, İzmir, 1978. ;Kalkın Nazım’a Gidelim, İst., 1987, 136 s; 2006, 160 s; 2017, 160 s.

İnceleme:

Kapitalist Türkiye’de Çocuklar, Bulgaristan/Sofya, 1951, 1956 /Türkiye’de Çocuklar, 1951.

Çeviri:

Nazım Hikmet ve Bulgaristan (Derleyen ve Türkçeye Çeviren: Fahri Erdinç), Bulgaristan/Sofya,1976; Ank., 1977, 164 s.

İngiliz -Türk İlişkileri 1933-1939 (L.T. Jivkova’dan  F. Muharrem ile), İst., 1978,

Haydut Otu (L. Levçev’denK. Özer ile), İst., 1982.

Benimdir Bu Dünya (G.Cagarov’dan, K. Özer ile), İst., 1982.

Genç Bulgar Şiiri Antolojisi (Özdemir İnce ile), İst., 1984, 118 s.

Kurşun Asker (L. Levçev’den), İst., 1984.

Not: (Fahri ERDİNÇ’in Bulgaristan’da yayımlanan eserlerinden bazılarının künyesi, Şaban M. KALKAN’dan alınmıştır, kendisine teşekkür ederiz)

 

KAYNAKÇA

Adnan ÖZYALÇINER, “Fahri Erdinç’ten Siyasal Toplumsal Yergi Öyküleri”, Evrensel Kültür Dergisi, Kasım 1997.

Arslan TEKİN, “Erdinç, Fahri”, Edebiyatımızda İsimler ve Terimler,İst., 1999, s.232.

Atilla ÖZKIRIMLI, “Erdinç, Fahri”, Türk Edebiyattı Ansiklopedisi,  C;2, İst., 1990, s.449-450.

Behçet NECATİGİL, “Erdinç, Fahri”, Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, İst., 1983, s.145-146.

Fahri ERDİNÇ, “Yazarın Sözü”, Diriler Mezarlığı- Hikâyeler, İst., 1969, s.5-8.

__________, “Fahri Erdinç Üzerine”, Türkiye Hikâyeleri-Hikâye, İst., 1976, s.9-19.

Hikmet ALTINKAYNAK, “Fahri Erdinç” , Edebiyatımızda 1940 Kuşağı, İst., 1977, s.87-88.

İbrahim TATARLI, Rıza MOLLOF, “Fahri ERDİNÇ, Alinin Biri”, Hüseyin Rahmi’den Fakir Baykurt’a Marksist Açıdan Türk Romanı, İst., 1969, s. 250-264.

İhsan IŞIK, “Erdinç, Fahri”, Resimli ve Metin Örnekli/Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi, C:3, Ank., 2006, s. 1221-1222.

Kadir İNCESU, “90. Doğum Gününde Fahri Erdinç Üzerine Kemal Özer’le Söyleşi”, Varlık, Ocak 2007.

Kemal ANADOL, Karşıyaka Memleket, İst., 1998, 412 s.

Kemal ÖZER, Sanatçılarla Konuşmalar, İst., 1979, s.103-109.; “Fahri Erdinç’ten Sanat ve Siyaset Üzerine Bulgaristan Mektupları, 2006.

Mahir ÜNLÜ, Ömer ÖZCAN, “Fahri Erdinç”, 20.Yüzyıl Türk Edebiyatı, C:4, İst., 1991, s.134-141.

Naci Bekir BERKSOY, “Erdinç, Fahri”, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, C:3, İst., 1979, s.60.

Seçilmiş Hikâyeler Dergisi, Fahri Erdinç Özel Sayısı, C:2, 1948, S:8, 80 s.

Seyit Kemal KARAALİOĞLU, “Erdinç, Fahri”, Resimli Türk Edebiyatçılar Sözlüğü, İst., 1982, s.195.

Şükran KURDAKUL, “Erdinç, Fahri”, Şairler ve Yazarlar Sözlüğü, İst., 1999, s. 262.

Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi,  “Erdinç, Fahri”, C:I, İst., 2001, s.316.

Türkiye Defteri, Fahri Erdinç Özel Sayısı, S:17, 1975.

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.