Enver Gökçe

/ 3 Nisan 2018 / 80 okunma / yorumsuz

ENVER GÖKÇE’NİN HAYATI, SANATI ve ESERLERİ / Hüseyin Tuncer

HA­YA­TI
1336 (1920) do­ğum­lu­dur. Er­zin­can’ın Ke­ma­li­ye İlçe­si­ne bağlı Çit kö­yün­de dün­ya­ya gelir. Nüfus kay­dın­da adı, Mus­ta­fa Enver’dir. Ba­ba­sı Meh­met Efen­di, anası Ha­ni­fe Ha­nım­dır. Ab­la­sı Ha­ti­ce’den sonra aile­nin ikin­ci ço­cu­ğu­dur. Dokuz ya­şın­day­ken ana­sıy­la bir­lik­te uzun ve çetin bir yol­cu­luk­tan sonra An­ka­ra’ya gelir ve yer­le­şir­ler. İlköğ­re­ni­mi­ne 1929 yı­lın­da An­ka­ra’da baş­lar. Ba­ba­sı­nı küçük yaşta kay­be­den Enver, öksüz ol­du­ğu için Hü­se­yin Avni’nin yö­net­ti­ği Hu­su­si Bizim Mek­teb’e kabul edi­lir ve bu­ra­da pa­ra­sız okur. Ar­dın­dan or­ta­öğ­re­ni­mi­ni, Ce­be­ci Or­ta­oku­lu’nda (1935-1936) ve An­ka­ra Gazi Li­se­si’nde ta­mam­lar (1939). Yük­se­köğ­re­ni­mi­ne An­ka­ra Üni­ver­si­te­si Dil ve Tarih Coğ­raf­ya Fa­kül­te­si’nde baş­lar, Türk Dili ve Ede­bi­ya­tı Bö­lü­mü’nden 1948 yı­lın­da mezun olur. Bi­tir­me tezi, Eğin Tür­kü­le­ri üze­ri­ne bir der­le­me ça­lış­ma­sı­dır.

Enver Gökçe, Üni­ver­si­te­de­ki öğ­ren­ci­lik yıl­la­rın­da dev­rim­ci fi­kir­le­re ya­kın­lık­du­yar, sos­ya­list dü­şün­ce­ye hiz­met eden der­nek ve ya­yın­la­ra yö­ne­lir. 1948’de Tür­ki­ye Genç­ler Der­ne­ği’nin ku­ru­cu­la­rı ara­sın­da yer alır. Aynı yıl ko­mü­nizm pro­pa­gan­da­sı yap­tık­la­rı id­di­asıy­la tu­tuk­la­nır, üç ay An­ka­ra Ce­za­evi’nde kalır, be­ra­at eder. Bu sı­ra­da “Gö­rüş­me­ci” şi­iri­ni ha­pis­ha­ne­de yazar; sonra bu şiiri “Görüş Günü” adıy­la ya­yım­lar. “Fa­kül­te­nin Önü” adlı şi­iri­ni ise Tür­ki­ye Genç­ler Der­ne­ği’ne ya­pı­lan bas­kın üze­ri­ne yazar.

Enver GÖKÇE, fa­kül­te­yi bi­ti­rin­ce, 1950 yı­lın­da İstan­bul Yurt­lar Mü­dür­lü­ğü’nde yö­ne­tim me­mur­lu­ğu­na ata­nır. İlk görev yeri Çarşı Kapı öğ­ren­ci yurt­la­rı ile Yıl­dız Tek­nik Okulu Yurdu olur. Kısa bir süre De­niz­ci­lik Yurdu’na ve tek­rar Ka­dır­ga Öğ­ren­ci Yurdu’na ata­nır. Bu dev­re­de, Ka­dır­ga Öğ­ren­ci Yurdu’nda ça­lış­tı­ğı sı­ra­da, TKP üyesi ola­rak tu­tuk­la­nır. 1951 Tev­ki­fa­tı baş­lar. 168 ki­şi­nin tu­tuk­lan­dı­ğı ve hüküm giy­di­ği da­va­da kendi sa­vun­ma­sı­nı yapar, ancak as­ke­rî mah­ke­me­ce yedi yıla mah­kûm edi­lir (1951-1957). Ce­za­nın üçte biri kadar da sür­gün ce­za­sı alır. İki yı­lı­nı San­sar­yan Han’ında ka­ran­lık bir hüc­re­de ge­çi­rir. Har­bi­ye Ce­za­evi’nden sonra Yıl­dız’daki Gü­ver­cin­lik adı ve­ri­len bir bi­na­da, ora­dan da Adana Ce­za­evi’ne gön­de­ri­lir. Tu­tuk­la­nan­lar ara­sın­da Adana’da Zeki Baş­tı­mar, Mihri Belli ve Şevki Akşit de var­dır. Yedi yıl Adana Ce­za­evi’nde kal­dık­tan sonra, Çorum’un Sun­gur­lu ka­sa­ba­sı­na sür­gün edi­lir. Baş­vu­ru­su üze­ri­ne An­ka­ra’ya gelir, sür­gün dev­re­si­nin bir kıs­mı­nı bu­ra­da ta­mam­lar (1959). Bu dev­re­de yaz­dı­ğı, fakat ya­yım­la­ma im­kâ­nı bu­la­ma­dı­ğı yüze yakın şiiri ka­yıp­la­ra ka­rı­şır.

Enver GÖKÇE, mah­pus­ha­ne­de şiir yaz­ma­ya devam eder. “Yusuf ile Ba­la­ban” adlı otuz şi­ir­den olu­şan des­ta­nı bir ayda ta­mam­lar. Des­ta­nın bir kısmı dı­şa­rı­ya çı­ka­rıl­ma­sı­na rağ­men, eser kay­bo­lur. “Baş­lan­gıç, Uy Kirpi Kız Kirpi, Bu Ba­la­ban’ın Dün­ya­dan Göç­tü­ğü­dür ve Kir­tim Kirt adlı Son Bölüm” elin­de kalır. Ha­pis­ha­ne­de Orhan Suda’dan Fran­sız­ca öğ­ren­me­ye ça­lı­şır. Aynı ha­pis­ha­ne­de ya­tan­lar ara­sın­da; Hilmi Akın, Arif Ünal (Ahmed Arif), Ruhi Su, Kemal Bekir ve Şük­ran Kur­da­kul da var­dır.

27 Mayıs 1960 İhti­lâ­li’nde sı­kı­yö­ne­tim ilân edi­lir, Er­zin­can’a gider. Bu dev­re­de ro­ma­tiz­ma­ya ya­ka­la­nır. Ce­za­la­rı­nı çek­tik­ten sonra An­ka­ra’da Telg­raf ga­ze­te­sin­de mu­sah­hih(dü­zelt­men) ola­rak ça­lı­şır. 1963’te ga­ze­te ka­pa­nın­ca işsiz kalır, has­ta­lı­ğı ne­de­niy­le te­da­vi görür. Kı­zıl­ca Hamam ve Hay­ma­na kap­lı­ca­la­rın­da şifa bul­ma­ya ça­lı­şır. İstan­bul’a gider, bir spor ga­ze­te­sin­de dü­zelt­men­lik yapar. Mey­dan La­ro­us­se an­sik­lo­pe­di­sin­de ça­lış­ma­ya baş­lar (1968), bir süre sonra işine son ve­ri­lir. Bir ya­yı­ne­vi­ne çe­vir­men­lik yapar. Çin, Hint ve Mısır ef­sa­ne ve ma­sal­la­rın­dan olu­şan “Dünya Masal ve Ef­sa­ne­le­ri” adlı bir dizi ha­zır­lar. Geçim sı­kın­tı­sı çeker, doğ­du­ğu Çit kö­yü­ne geri döner. Ra­hat­sız­lı­ğı devam eder. Sofya’ya git­me­si ge­re­kir. 30 Ha­zi­ran 1977 günü üç ay ge­çer­li pa­sa­port alı­nır. Pa­sa­port 1978 Mar­tı­na kadar uza­tı­lır. TYS’nin des­te­ğiy­le te­da­vi için Bul­ga­ris­tan’a gider (1977), te­da­vi görür, iyi­leş­me­ye baş­lar; yal­nız­lık ve dil so­ru­nu yü­zün­den yurda döner. Ül­ke­ye dön­dü­ğü zaman (1979) An­ka­ra’da Sey­ran­bağ­la­rı Yaş­lı­lar Hu­zu­re­vi’ne yer­leş­ti­ri­lir. Genç­li­ği­ni ya­şa­ya­ma­dan, bekâr ola­rak 19 Kasım 1981’de ha­ya­ta ve dost­la­rı­na veda eder.
***
Enver GÖKÇE’nin yakın dost­la­rı ara­sın­da; Âşık Ali İzzet (ÖZKAN), Âşık Vey­sel (ŞA­TI­ROĞ­LU), Habib Ka­ra­as­lan, Ta­li­bi Cokun’u gö­rü­rüz. Et­ki­len­di­ği ve sev­di­ği öğ­ret­men­le­rin­den Enver Beh­nan Şa­pol­yo, Per­tev Naili Bo­ra­tav, Be­hi­ce Boran, Ni­ya­zi Ber­kes ve eşi Me­di­ha Ber­kes’le ara­la­rı iyi­dir, sıkça gö­rü­şür­ler. Meh­med Kemal, Ahmed Arif, Arif Damar, Yusuf Atıl­gan, Cey­hun Atuf Kansu, Yaşar Kemal, İlhan Baş­göz, Ömer Faruk Top­rak, Ve­ci­hi Ti­mu­roğ­lu, Şevki Akşit, Suat Taşer, Fik­ret Otyam, İhsan Ha­sır­cı, Bilâl Şen, Ni­ya­zi Akın­cı­oğ­lu, Fethi Giray, İhsan Atar vb. isim­ler yakın dost­la­rı ara­sın­da yer alır­lar.
***
Enver GÖKÇE’nin en büyük zevki fo­toğ­raf çek­mek­tir. Fut­bol tut­ku­su var­dır, fa­na­tik Ga­la­ta­sa­ray­lı­dır. İçki­den ve mey­ha­ne­den hoş­lan­maz, ar­ka­daş­la­rı­nın da bu yer­le­re git­me­si­ni is­te­mez. Yok­sul hal­kın için­den gelir. Yok­sul­luk bel­ge­si taşır, mağ­dur, masum ve mağ­rur kim­li­ğiy­le bi­li­nir. Ha­ya­tı yok­sul­luk, iş­siz­lik ve has­ta­lık­lar­la geçer. Genç­lik yıl­la­rı­nı ha­pis­ha­ne­de ge­çir­mek zo­run­da kalır. Kira evin­de anası, ab­la­sı ve eniş­te­siy­le bir­lik­te otu­rur. Kıt ka­na­at ge­çin­me­ye ça­lı­şır­lar. Has­sas bir ya­pı­ya sa­hip­tir. Kendi dün­ya­sı­nı yaşar. Bazen haf­ta­lar geçer anası, ab­la­sı ve ye­ğe­niy­le ko­nuş­ma­dı­ğı olur; eve mi­sa­fir gibi girip çıkar. Ya­şa­dık­la­rın­dan ve çek­ti­ği acı­lar­dan do­la­yı ruh çö­kün­tü­sü, sus­kun­luk ve içe ka­pa­nık­lık duy­gu­la­rı öne çıkar. Da­va­sı uğ­ru­na özel ha­ya­tı­nı önem­se­mez, ide­ali için ça­lı­şır. Ba­şın­dan sevda geç­mez. Hapis, iş­ken­ce ve sür­gün ha­ya­tıy­la iç içe yaşar. Doğ­ru­la­rın­dan ödün ver­me­yen bir ki­şi­li­ğe sa­hip­tir. Az ko­nu­şur, ağır adam­dır ve ye­ri­ne göre nük­te­dan­dır. Sı­ra­sı ge­lin­ce taşı ge­di­ği­ne kor. Dostu Arif Damar’ın ifa­de­siy­le “top­rak­tan öğ­re­nip”, “kitap”lı bi­len­dir.

SA­NA­TI
Enver GÖKÇE, il­ko­kul­da okur­ken öğ­ret­me­ni Ce­la­let­tin Tev­fik’ten okuma zevki edi­nir; Li­se­de ise ede­bi­yat öğ­ret­men­le­ri olan Fev­zi­ye Ab­dul­lah (TAN­SEL) ile İshak Refet (IŞIT­MAN)’ten et­ki­le­nir; böy­le­ce ede­bi­ya­ta karşı olan il­gi­si art­ma­ya baş­lar. Onun ede­bi­yat tut­ku­su Üni­ver­si­te yıl­la­rın­da be­lir­gin­le­şir. Sos­ya­list dünya gö­rü­şü­ne olan eği­li­mi ne­de­niy­le sol gö­rüş­te­ki der­nek ve yayın et­kin­lik­le­ri­ne ka­tı­lır. Bu dev­re­de Nâzım Hik­met ve Sa­ba­hat­tin Ali gibi sa­nat­çı­la­rın eser­le­ri­ni okur. Hal­kev­le­ri Genel Mer­ke­zi’nin çı­kar­dı­ğı Ülkü der­gi­sin­de dü­zelt­men ola­rak ça­lı­şır, ede­bi­yat or­ta­mı­na gir­miş olur. Der­gi­de yazan Nu­rul­lah ATAÇ, Ahmet Hamdi TAN­PI­NAR, Ahmet Kutsi TECER gibi önem­li şah­si­yet­ler­le ta­nış­ma im­kâ­nı elde eder, on­la­rın ko­nuş­ma­la­rı­nı din­ler. Bu sı­ra­da şi­ir­ler yazar, ancak şi­ir­le­ri­ni Ahmet Kutsi pek be­ğen­mez. Buna rağ­men şiir yaz­ma­yı sür­dü­rür. 1942 yı­lın­da Divan Şiiri’ne il­gi­si artar, Üni­ver­si­te­de okur­ken ho­ca­sı olan Ab­dül­ba­ki GÖL­PI­NAR­LI’dan kay­nak­la­nan bu sıcak ilgi sa­ye­sin­de Divan şa­ir­le­ri­ni (Fu­zu­li, Ne­ca­ti, Nedim…) ez­ber­ler­ce­si­ne se­ve­rek oku­ma­ya baş­lar. Divan Şiiri’nden bes­len­miş ol­ma­sı, onun söz da­ğar­cı­ğı­nın zen­gin­leş­me­si­ne zemin ha­zır­lar. Buna kar­şın, dünya gö­rü­şü ba­kı­mın­dan halk şa­ir­le­riy­le (Âşık Ali İzzet, Âşık Vey­sel, Ta­li­bi…) dost­luk kurar. Çağ­daş şa­ir­ler­le bir araya gel­mek is­te­mez. Halk ozan­la­rıy­la iç içe yaşar. O, halk kül­tü­rü­ne önem verir, özgün ma­sal­lar yazar. Fa­kül­te­de me­zu­ni­yet tezi ola­rak ha­zır­la­mış ol­du­ğu “Eğin Tür­kü­le­ri” ölü­mün­den sonra ya­yım­la­nır (1982). Onun şi­ir­le­ri folk­lor­dan bes­le­nir. O, folk­lo­run kul­la­nıl­ma­sı ve de­ğer­len­di­ril­me­si­ni bir sa­nat­çı için zen­gin bir kay­nak ola­rak kabul eder. Şiir dili, Divan Şiiri’ni bil­me­si­ne rağ­men, du­ru­dur. O, Halk Şiiri’ni çağ­daş çiz­gi­ye taşır. Dünya gö­rü­şüy­le ör­tüş­tü­ğü için, Halk Ede­bi­ya­tı’na bağlı kalır. Halk Şiiri’nden Divan Şiiri’ne, Nâzım Hik­met’ten Dede Kor­kut’a, ma­sal­dan te­ker­le­me­ye kadar edin­di­ği ka­za­nım­la­rı ba­şa­rı­lı bir bi­çim­de şi­ir­le­ri­ne taşır. Türk şi­iri­nin eski şiiri dış­la­ya­rak ge­liş­ti­ği­ni, in­san­sız ve soyut olan eski şi­irin Halk Ede­bi­ya­tı’na ve Yeni Ede­bi­ya­tı­mı­za dam­ga­sı­nı vur­du­ğu­nu ifade eder. Buna rağ­men, Yeni Ede­bi­ya­tı­mı­zın Cum­hu­ri­yet’le bir­lik­te kim­li­ği­ni ka­zan­dı­ğı­nı söy­ler; millî ve hü­ma­nist bir çiz­gi­de ge­liş­ti­ği­ni vur­gu­lar (Özer, 006, s.35-36). Şa­irin 1940 yıl­la­rın­da yaz­dık­la­rı bu an­la­yı­şa uygun gö­rü­lür. 1960 son­ra­sı şi­ir­le­rin­de bu çiz­gi­den uzak­laş­tı­ğı göz­le­nir.

Enver GÖKÇE’nin şiir ça­lış­ma­la­rı 1940 yıl­la­rın­da baş­lar. Onu şiire teş­vik eden ki­şi­nin Sefer Ay­te­kin ol­du­ğu be­lir­ti­lir. İlk şiiri olan “Köy­lü­le­rim” 1943 yı­lın­da “Yurt ve Dünya” der­gi­sin­de ya­yım­la­nır. Bunu Ülkü, Ant, “Yağ­mur ve Top­rak”, Söz, Gün, Yer­yü­zü der­gi­le­rin­de­ki (1945-1951) çe­vi­ri, şiir ve yazı ça­lış­ma­la­rı izler. 1 Tem­muz 1943’ te Ülkü der­gi­sin­de ya­yım­la­nan ”Gel­me­yen Bahar” şiiri de ilk şi­ir­le­ri ara­sın­da yer alır. Böy­le­ce şair ve çe­vir­men ola­rak adın­dan söz et­tir­me­yi ba­şa­rır. Özel­lik­le Pablo Ne­ru­da’dan yap­tı­ğı çe­vi­ri­ler­le dik­kat­le­ri üze­rin­de top­lar. Dünya şi­iri­ni çe­vi­ri yo­luy­la ta­nı­mış olur. Ne­ru­da’nın yanı sıra A.​Gessino­viç, Vera Pa­no­va ve Ömer Hay­yam’dan da çe­vi­ri­ler yapar. Enver GÖKÇE, çe­vi­ri, şiir ve ya­zı­la­rın­da Mus­ta­fa Gökçe, Meh­met Avaz, Aydın Ta­ta­roğ­lu takma ad­la­rı­nı kul­la­nır. Söz­ge­li­mi, Pablo Ne­ru­da’dan çe­vir­di­ği şi­ir­ler­de ve Antil, Hint, Çin, Mısır Ma­sal­la­rı’nda Mus­ta­fa Gökçe; Bey­da­ba’dan yap­tı­ğı Ke­li­le ve Dimne’de Aydın Ta­ta­roğ­lu takma ad­la­rı­nı kul­la­nır.

Ga­rip­çi­ler’in et­ki­li ol­du­ğu dev­re­de, yeni ede­bi­yat de­yi­mi et­ra­fın­da dev­rim­ci ve top­lum­cu sa­na­tı des­tek­ler. 1940 Ku­şa­ğı’nın şa­ir­le­ri ara­sın­da yer alır. Onun şi­ir­le­ri bi­rey­sel ol­mak­tan zi­ya­de top­lum­sal bir ni­te­lik taşır. Ni­te­kim Enver GÖKÇE, ko­nu­mu iti­ba­riy­le Top­lum­cu Ger­çek­çi şa­ir­ler ka­te­go­ri­sin­de ye­ri­ni alır. Köylü, işçi ve emek­çi sı­nı­fı­nı ön­ce­le­yen şi­ir­le­riy­le dik­kat­le­ri üze­rin­de top­lar. Halk Şiiri’nin dil/söy­le­yiş im­kân­la­rın­dan ya­rar­la­nır. Onun şi­ir­le­rin­de halk tür­kü­le­ri ile halk ozan­la­rı­nın et­ki­le­ri se­zi­lir. O, tür­kü­ler­de halk du­yar­lı­ğı­nın coş­ku­su­nu bulur. Halk di­lin­den seç­ti­ği ke­li­me­ler­le hal­kın acı­sı­nı, ruh ha­li­ni dile ge­tir­me­ye ça­lı­şır. Şi­ir­le­rin­de ge­le­nek­ten ye­ni­lik­çi bir an­la­yış­la fay­da­la­nır. Halk tür­kü­le­ri ve Pir Sul­tan de­yiş­le­ri­ni ön­ce­ler. Kö­roğ­lu’nun yi­ğit­le­me­si, Ka­ra­ca­oğ­lan’ın gü­zel­le­me­si esin kay­na­ğı olur. Onun sen­te­ze giden şi­ir­le­rin­de hay­kı­rış­lar dik­kat çeker. Bu yüz­den şi­ir­le­rin­de sese/ez­gi­ye önem verir. Şi­irin içe­ri­ğiy­le sesi kay­naş­tı­rır; öf­ke­si­ni ifade eder. Tek ke­li­me­li di­ze­le­rin­de (Pan­zer­ler Üs­tü­mü­ze Kal­kar, s. 75-121) ses öne çıkar, ge­li­şi­gü­zel sı­ra­la­nan bu söz­cük­ler ve­ril­mek is­te­nen sesi vur­gu­lar. Şi­irin ger­çek vur­gu­su­nu ve ses­le­ri­ni kav­ra­ya­rak dik­kat­li okun­ma­sı­nı ister. O, Türk di­li­nin Türk­men­ce, Kır­gız­ca, Ka­ra­im­ce, Gök­türk ve Oğuz leh­çe­le­ri ile İstan­bul ağ­zı­nı in­ce­le­miş bir şair ola­rak şiiri önce bir dil me­se­le­si kabul eder. Şi­ir­le­ri­nin bir mem­le­ket tür­kü­sü, bir boz­lak, bir hoy­rat gibi okun­ma­sı­nı ister. GÖKÇE, folk­lo­ru, halk di­li­ni, Halk Şiiri’nin zen­gin­lik­le­ri­ni şair ola­rak kay­naş­tı­rır. Di­ze­le­ri­ni ku­rar­ken, im­ge­le­ri kul­la­nır­ken Türk di­li­nin in­ce­lik­le­ri­ni göz önün­de tutar; -ko­lay akla gelen, an­lam­lı ve güzel dize ve be­yit­ler di­ye­bi­le­ce­ği­miz- “ber­ces­te mıs­raı” ya­ka­la­ma­ya ça­lı­şır.

Enver GÖKÇE, şiiri ve sa­na­tı, ide­olo­ji­si­ne bağlı ola­rak ver­miş ol­du­ğu mü­ca­de­le­nin bir aracı ola­rak görür. Sos­ya­list dünya gö­rü­şü­ne da­ya­lı top­lum­cu şi­ir­le­riy­le dik­kat çeker. Halka ışık tutan bir sanat an­la­yı­şı­nı be­nim­ser. Dev­rim­ci an­la­yı­şa bağlı ola­rak “ben” ye­ri­ne “bizi” öne çı­ka­rır. Onun şi­ir­le­rin­de “biz”, emek ve emek­çi sı­nı­fı­nı ifade eder. “Ben ber­ces­te mıs­raı bul­dum” di­ze­siy­le de adeta bunu doğ­ru­lar. Onda si­ya­sî ki­şi­lik öne çıkar, bu yüz­den sınıf ede­bi­ya­tı yapar. Top­lu­ma yö­ne­lir. Sa­na­tın bu sı­nı­fın yaşam kav­ga­sın­da­ki gü­cü­nü or­ta­ya koy­ma­sı­nı ar­zu­lar. Ona göre, “iyi, ba­şa­rı­lı bir eser mey­da­na ge­ti­re­bil­mek için önce sos­yal bir içe­rik, sonra da es­te­tik bir kılıf zo­run­lu­dur.”(Enver Gökçe Ya­şa­mı ve Bütün Şi­ir­le­ri, s.18).

GÖKÇE, sanat, bi­linç ve du­yar­lık ara­sın­da bir uyum ol­ma­sı ge­rek­ti­ği­ne ina­nır. ”Ne salt bi­linç ne salt du­yar­lık tek ba­şı­na ye­ter­li de­ğil­dir” der (a.g.e., s.18). Sa­nat­ta dev­rim­ci bakış açı­sın­dan ha­re­ket eder. İnsan­ca ya­şa­na­cak bir dünya ya­ra­ta­bil­mek/ku­ra­bil­mek için, şiiri ve sa­na­tı sos­yo-po­li­tik bir mü­ca­de­le­nin ta­nım­la­yı­cı araç­la­rı ola­rak görür. Ona göre, sos­yal kal­kın­ma, köh­ne­miş ger­çek­le­ri de­ğiş­tir­me, in­sa­nın in­san­ca ya­şa­ma­sı­nı sağ­la­mak, sa­na­tın ve sa­nat­çı­nın gö­re­vi ol­ma­lı­dır. GÖKÇE, şi­ir­le­rin­de ulu­sal­la ev­ren­se­li us­ta­ca bir­leş­ti­rir. GÖKÇE’ye göre, “Sa­nat­çı, ne körü kö­rü­ne halk hay­ran­lı­ğı­na ka­pıl­ma­lı, ne de ona te­pe­den bak­ma­lı­dır. Halka ışık tu­ta­cak bir ya­rat­ma­nın, dev­rim­ci sı­nıf­la­rı sö­mü­rü çar­kın­dan kur­ta­ra­cak bi­lim­sel öğ­re­ti­nin doğru kul­la­nıl­ma­sın­dan ve bu uğur­da savaş ve­ril­me­sin­den geç­ti­ği unu­tul­ma­ma­lı­dır.” (Seç­kin-Tu­ran, 1991, s.115). GÖKÇE, res­sam, mü­zis­yen, aktör, ro­man­cı ve şa­irin ortak bir iş­çi­li­ği ol­du­ğu­na ve sa­nat­çı­la­rın renk­ler­le, sesle, ke­li­me­ler­le, ar­tis­tik-sos­yal bir dünya kur­duk­la­rı­na ina­nır. Sa­nat­çı­nın bize ya­şa­dık­la­rı­mı­zı ya­şa­tan, dü­şün­dük­le­ri­mi­zi dü­şün­dü­ren ki­şi­ler ol­du­ğu­nu be­lir­tir. Ona göre, sa­nat­çı bizi, en güzel, en çir­kin, en unu­tul­maz şe­kil­de, en do­ku­nak­lı, en ger­çek şe­kil­de hi­kâ­ye eder, ya­şa­dık­la­rı­mı­zı doğ­ru­lar. Şair, her sanat es­ri­nin sos­yal-eko­no­mik şart­la­ra uygun bir içe­rik ve es­te­tik an­la­yı­şı or­ta­ya koy­du­ğu­nu be­lir­tir (Özer, 2006, s.34).
Enver GÖKÇE’nin dünya gö­rü­şün­de temel olan in­san­dır, emek­tir, bu emeğe say­gı­dır. Bu an­la­yış­tan ha­re­ket­le şi­ir­le­ri­ni emek­çi­ler için yazar. İşçi-köy­lü sı­nı­fı, şi­iri­nin özünü teş­kil eder. Dev­rim­ci an­la­yış­la inan­cın ve umu­dun söz­cü­lü­ğü­nü yapar. Belli bir kav­ga­nın sa­vu­nu­cu­su olur. “Bir sa­nat­çı­nın doğru, dev­rim­ci yönde bir şey­ler ve­re­bil­me­si için pra­tik ile teori ara­sın­da­ki bir­li­ği daima göz önün­de tut­ma­sı gerek” ti­ği­ne ina­nır (Özer, 2006, s.40-41). O şi­ir­le­rin­de top­lu­mu, ken­di­ni ve ya­şa­dı­ğı ol­gu­la­rı konu edi­nir. Sa­nat­ta dev­rim­ci bir görüş açı­sın­dan ha­re­ket eder, şiiri ve sa­na­tı bir araç ola­rak görür. Şi­ir­le­rin­de kul­lan­mış ol­du­ğu im­ge­ler, içe­rik­le ör­tü­şür. İmge­le­ri­ni halk de­yiş­le­ri­ne ve tür­kü­le­ri­ne da­ya­lı oluş­tu­rur. Kul­lan­dı­ğı im­ge­ler, an­la­mı güç­len­di­rir. Şair, dünya gö­rü­şü­ne uygun ola­rak yaz­dı­ğı şi­ir­le­ri­ni bir slo­gan değil, içe­ri­ği ile de­yi­şi zen­gin di­ze­ler­le söy­ler. Hal­kın duygu ve dü­şün­ce yo­ğun­lu­ğu­nu öz bi­ri­ki­miy­le yo­ğu­ra­rak şi­ir­le­ri­ni yazar. Ör­ne­ğin “Meri Kek­li­ğim” şi­irin­de, onun ya­şa­mı­nın emek­çi­ler­le öz­deş­leş­ti­ği­ni açık­ça gör­me­miz müm­kün­dür.

Enver GÖKÇE, 1950-1965 yıl­la­rı ara­sın­da, dev­rin si­ya­sî ge­liş­me­le­ri kar­şı­sın­da şiir yaz­ma­ya uzun bir süre ara ver­mek zo­run­da kalır. 1973-1979 yıl­la­rı ara­sın­da Yeni Adım­lar, Ya­rı­na Doğru, Doğ­rul­tu, Sanat Emeği ve Tür­ki­ye Ya­zı­la­rı gibi der­gi­ler­de yaz­ma­ya devam eder. Bugün ge­ri­ye dönüp ba­kıl­dı­ğın­da, onun “Bir Millî Kur­tu­luş Tür­kü­sü, Dost, Meri Kek­li­ğim, Va­tan­daş, Görüş Günü, Oy Beni” vb. şi­ir­le­ri­ni ha­tır­la­ma­mak müm­kün de­ğil­dir.
GÖKÇE, “İşçi-köy­lü ve işçi bir arada” der­ken, kent ve köy emek­çi­le­ri­nin da­ya­nış­ma­sı­nı ar­zu­lar; eme­ğin de­ğe­ri­ni yü­cel­tir. Sınıf bi­lin­ciy­le “Anne dizi, kar­deş dizi, yâr dizi” gü­zel­le­şir, Onun şi­ir­le­ri yalın bir dille, halk di­liy­le iç­ten­lik­le söy­len­miş özgün şi­ir­ler ola­rak kar­şı­mı­za çıkar. Onun şi­ir­le­ri dik­kat­le okun­du­ğun­da ses, ahenk un­su­ru ken­di­ni his­set­ti­rir; emek­çi sı­nı­fı­na hay­kı­rı­şı, du­yar­lı ve coş­ku­lu bir anlam bü­tün­lü­ğü ka­za­nır. “Adı ha­ri­ta­lar­da bu­lun­ma­yan/ Bir kö­yün­de­nim Ana­do­lu’nun/ Güzel şey­le­re has­ret­tir mem­le­ke­tim” di­ze­le­riy­le sade, sı­ra­dan bir va­tan­daş ol­ma­nın ve öyle ya­şa­ma­nın in­ce­li­ği­ni/ gü­zel­li­ği­ni yan­sı­tır biz­le­re. Onun şiiri halk kül­tü­rü­nün kay­na­ğın­dan (ef­sa­ne, masal, mani, türkü..) bes­len­di­ği için hoş gelir biz­le­re.. “Hey benim kara sev­dam kal­leş ka­de­rim!”, “Ölüm adın kal­leş olsun” di­ze­le­ri” anlam ve söy­lem ba­kı­mın­dan ha­fı­za­lar­dan si­lin­mez olur..
Enver GÖKÇE, “Kir­tin Kirt” şi­irin­de, işçi sı­nı­fı­nın öne­mi­ni vur­gu­lar. O, genel ola­rak şi­ir­le­rin­de, işçi sı­nı­fı­nın ör­güt­lü gü­cü­nü öne çı­ka­rır. Şi­ir­le­rin­de işçi sı­nı­fı, di­ren­cin kay­na­ğı ola­rak be­li­rir. İkinci Yeni iri­nin isim ba­ba­sı Mu­zaf­fer İlhan ER­DOST, onun şi­iri­ni güz eki­ni­ne ben­ze­tir. GÖKÇE’nin şi­iri­ni da­ya­nık­lı bulur, har­man olup bağ olup sav­rul­du­ğu­nu söy­ler. “Enver Gökçe’nin şiiri, bir yan­dan bizim bi­lin­ci­mi­zi ve di­ren­ci­mi­zi pe­kiş­ti­rir­ken, bir yan­dan da dev­rim­ci şi­iri­miz­de özgün bir tohum ola­rak yi­ne­ler ken­di­ni” der (Özer, 2006, s.196). Top­lum­cu şiir bağ­la­mın­da adın­dan söz et­ti­ren Nihat Beh­ram (oğlu), GÖKÇE’nin şi­iri­ni kat­li­am­dan kur­tul­muş bir çocuk gibi görür. “Gökçe’nin şiiri bir halk dan­te­li gi­bi­dir. Gökçe şiire dan­tel gibi iş­le­di­ği mem­le­ke­ti­ni, en ince gü­zel­lik­le­ri­ne, en ince özel­lik­le­ri­ne dek ta­nı­yor­du” der (Özer, 2006, s.201).
***
Enver GÖKÇE, sağ­lı­ğın­da ve ölü­mün­den sonra, se­ven­le­ri ta­ra­fın­dan dü­zen­le­nen bir­çok prog­ram­lar­la anı­lır. Biz bun­lar­dan bir kıs­mı­nı ver­mek­le ye­ti­ne­ce­ğiz.
35. Sanat Yılı, 25 Ha­zi­ran 1977 günü Be­yoğ­lu Yeni Melek Si­ne­ma­sı’nda kut­la­nır.
1979 yı­lın­da An­tal­ya Be­le­di­ye­sin­ce “Enver Gökçe Ge­ce­si ve Şen­li­ği” dü­zen­le­nir.
Ya­ba-Öy­kü, “Enver Gökçe Sa­yı­sı” çı­ka­rır (Tem­muz 1982).
Ölü­mü­nün 30. Yı­lın­da -01.12.2011 günü- Çan­ka­ya Be­le­di­ye­si ve TYS or­tak­la­şa bir et­kin­lik­le Çağ­daş Sa­nat­lar Kül­tür Mer­ke­zi’nde Enver GÖKÇE’yi anar­lar.
Ata­şe­hir Be­le­di­ye­si ve Kar Der­gi­si iş­bir­li­ğiy­le 15-16 Mayıs 2013 ta­ri­hin­de Cemal Sü­re­ya Et­kin­lik Sa­lo­nu’nda “Top­lum­cu-Dev­rim­ci 1940 Ku­şa­ğı Şi­irin­de Enver Gökçe” Sem­poz­yu­mu dü­zen­le­nir.
Lü­le­bur­gaz Be­le­di­ye­si, 27 Mart Ti­yat­ro­lar Günü et­kin­lik­le­ri kap­sa­mın­da “Enver Gökçe Şiir et­kin­li­ği­ni 28 Mart 2016 günü Aş­ki­ye- Neşet Çal sah­ne­sin­de ger­çek­leş­ti­rir.
Enver Gökçe ölü­mü­nün 35. yıl dö­nü­mün­de, 19 Kasım 2016 günü Amas­ya’da Ta­şo­va Eği­tim-Sen Tem­sil­ci­lik Bi­na­sın­da 1 9 Kasım 2016 günü Amas­ya’da “Enver Gökçe’yi Anma Günü” dü­zen­le­nen bir prog­ram­la anı­lır.
***
Bazı şi­ir­le­ri bes­te­le­nir. “Dost Dost İlle Kavga” şi­iri­ni Zülfü Li­va­ne­li; “Bir Millî Kur­tu­luş Tür­kü­sü”nü Timur Sel­çuk; “Görüş Günü” ile “Oy Nidem” şi­ir­le­ri­ni Sadık Gür­büz; “Gözüm Başım Üs­tü­ne, “Karlı Ka­ba­lak­lı Dağ” şi­ir­le­ri­ni Kerem Güney (Yavuz Örten); “Fa­kül­te­nin Önü”- Görüş Günü –Ez­gi­nin Gün­lü­ğü şi­iri­ni Grup Baran; Baş­lan­gıç-Yu­suf Yusuf, Has­tir Lan!-Gay­ri Gider Oldum, Turan Emek­siz-Kat­li­me Fer­man, Meri Kek­li­ğim-Ko­re Dağ­la­rı şi­ir­le­ri­ni ise Ahmet Kaya bes­te­ler. “Dost”-Gel Gün­le­rim Del de Dol şi­iri­ni Zülfü Li­va­ne­li “Gel Gün­le­rim” adıy­la türkü for­ma­tın­da okur. Yu­ka­rı­da be­lir­ti­len par­ça­lar Fatih Kı­sa­par­mak, Ahmet Kaya, Musa Eroğ­lu, Haluk Özkan ta­ra­fın­dan oku­nur.

ESER­LERİ:
Şiir:
Dost Dost İlle Kavga, İst., 1973,112 s.; İst., 1978, 92 s. ; Dost Dost İlle Kavga ve Ru­ba­iler, İst., 1977, 128 s.
Pan­zer­ler Üs­tü­mü­ze Kal­kar, İst., 1977, 63 s.
Enver Gökçe Ya­şa­mı ve Bütün Şi­ir­le­ri, Ank.: 1981, 144 s.; (Şi­ir­ler,1982 ) , Ank., 1988, 131 s.; İst., 1993, 128 s.; İst., 1990, İst., 1997, 128 s.; Bütün Şi­ir­ler, İst., 2001, 164 s.
Bi­yog­ra­fi:
Ke­mâ­let­tin Kamu(Mus­ta­fa Gökçe takma adıy­la) Ank.,1958, 16 s.
Ömer Bed­red­din Uşak­lı (Mus­ta­fa Gökçe takma adıy­la) Ank.,1958,16 s.
Çe­vi­ri:
Mus­ta­fa Gökçe takma adıy­la: Antil Ma­sal­la­rı, 1958; Hint Ma­sal­la­rı, 1958; Çin Ma­sal­la­rı, 1958; Mısır Ma­sal­la­rı,1959.
Pu­ga­çef Ayak­lan­ma­sı/ A. Ges­si­no­viç, İst.,1969.216 s.;İst.,1995, 216 s.
Ke­li­le ve Dimne/Bey­da­ba (Aydın Ta­ta­roğ­lu takma adıy­la 1969, Enver Gökçe adıy­la 003),İst. 1969, 130 s.; İst., 2011, 176 s.
Çocuk/Vera Fe­de­ron­va Pa­no­va, İst., 1972, 177 s.
Pablo Ne­ru­da’dan Seç­me­ler-Ömer Hay­yam Ru­ba­iler(Dos Dost İlle Kavga’nın 2. Bas­kı­sı/1975 ve 3. Bas­kı­sı­na ek 1977); Ank., 1975, 144 s.; Pablo Ne­ru­da/ 1904-1973 Şi­ir­ler, Ank., 1983, 205 s.
Şeh­za­de ve Üç Tu­runç­lar, 1984.; Usta Nazar, 1985.
Ça­ğı­mı­zın Büyük Şa­ir­le­rin­den Pablo Ne­ru­da’nın Şi­ir­le­rin­den Seç­me­ler, 1961; Şi­ir­ler (Pablo Ne­ru­da’dan, Mus­ta­fa Gökçe adıy­la 1962, Enver GÖKÇE adıy­la 1981); Pablo Ne­ru­da/Seçme Şi­ir­ler, İst., 1992, 165 s.; Pablo Ne­ru­da/Yü­rek­te İspan­ya: Seçme Şi­ir­ler, İst., 2003, 247 s.
Der­le­me-Ha­zır­la­ma:
Dede Kor­kut Ma­sal­la­rı (Dede Kor­kut Hi­kâ­ye­le­ri­ni gü­nü­müz Türk­çe­siy­le Aydın Ta­ta­roğ­lu takma adıy­la) İst., 1968, 191 s.; İst., 2001,176 s. ; İst., 2011, 176 s.
Eğin Tür­kü­le­ri (Türk Dili ve Ede­bi­ya­tı Bö­lü­mün­den me­zu­ni­yet tezi, 1947) Ank., 1982 , 119 s.; İst., 2001,134 s.

KAY­NAK­ÇA: 
Ars­lan TEKİN, “Gökçe, Enver”, Ede­bi­ya­tı­mız­da İsim­ler ve Te­rim­ler, İst., 1999, s.283.
Atil­la ÖZ­KI­RIM­LI, “Gökçe, Enver”, Türk Ede­bi­ya­tı An­sik­lo­pe­di­si, C:2, İst., 1990, s.543.
Beh­çet NECATİGİL, “Gökçe, Enver”, Ede­bi­ya­tı­mız­da İsim­ler Söz­lü­ğü, İst., 1983, s.171.
Celil DENK­TAŞ, Ber­ces­te Mıs­raı Yazan Ko­mü­nist :Enver Gökçe, İst., 2011, 327 s.
Enver GÖKÇE Ya­şa­mı ve Bütün Şi­ir­le­ri, İst., 1997, 128 s.
Hasan IŞIK, “Gökçe , Enver”, Re­sim­li ve Metin Ör­nek­li Tür­ki­ye Ede­bi­yat­çı­lar ve Kül­tür Adam­la­rı An­sik­lo­pe­di­si, C:4, İst., 2006, s.1453-1456.
Meh­met ÖZER, Şi­iri­mi­zin Işık­lı Ir­ma­ğı Enver Gökçe, İst., 2006, 240 s.
Ölü­mü­nün 12. Yı­lın­da Enver GÖKÇE, (Metin Turan, İhsan Atar, Fik­ret Otyam, Hü­se­yin Ata­baş bir bro­şür ya­yım­lar­lar), 20.11.1993.
Özgen SEÇKİN-Me­tin TURAN, Enver Gökçe Üze­ri­ne “Eleş­ti­ri-Ta­nıt­ma-İnce­le­me “ ve Söy­le­şi­ler, Ank., 1991, 175 s.
Seyit Kemal KA­RA­ALİOĞLU, “Gökçe, Enver”, An­sik­lo­pe­dik Ede­bi­yat Söz­lü­ğü, İst., 1978, s.267.
______________________,”Gökçe , Enver”, Re­sim­li Türk Ede­bi­yat­çı­lar Söz­lü­ğü, İst., 1982, s.236.
Şük­ran KUR­DA­KUL, “Gökçe, Enver”, Şa­ir­ler ve Ya­zar­lar Söz­lü­ğü, İst., 1999, s. 305-306. Tan­zi­mat’tan Bu­gü­ne Ede­bi­yat­çı­lar An­sik­lo­pe­di­si. “Gökçe, Enver”, C:I, İst., 2001, s.369-370.

KAYNAK: KASABADAN ESİNTİ 13 / OCAK 2017

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.