Engin Taş’la Yazarlık Üzerine

/ 15 Ocak 2019 / 39 kez okunmuştur / yorumsuz

Engin Bey, biz üç arkadaş, (Özge Karaağaç, Duygu Tozaraydın, Zeynep Elvan) sizinle bir röportaj yapmak istiyoruz, zaman ayırırsanız çok seviniriz.

Engin Taş: Elbette çocuklar, memnuniyetle!

Zeynep Elvan: Sayın Engin Taş, klasik bir soru ile başlamak istiyorum röportaja. Sizde yazma isteğinin nasıl oluştuğunu merak ediyorum.  Yani ne oldu da yazmaya başladınız?

E.T: Büyüdüğüm yerde, Muş’ta, uzun kış gecelerinde halı/kilim dokuma işi bir eğlence havası biçimindeydi. Eğlencenin kaynağı ise halk hikayeleri… bu hikayelerin türkü formunda söylenen kısımlarını bana söyletirlerdi. İlkokul 4. Sınıftaydım ve çocuk aklım ezberlemekte zorlanıyordu ve zaman zaman bazı sözcükleri/dizeleri unutuyordum. Unutunca da hikayenin akışı, dinleyenlerin merakları ve hikayeden aldıkları zevk kesintiye uğruyordu, bu nedenle dinleyenler bana kızıyordu. Sanırım annem, beni korumak için: “Oğlum, sen bu hikayeleri biliyorsun, türkü kısımlarını biliyorsun, unuttuğunda, oraya uygun bir şey uydur gitsin.” dedi. Annemin bu önerisi beni kurtardı. Unuttuğum her yere, uygun bir şey uydurmaya başladım. Sonra bir gün şöyle bir şey geldi aklıma: Unuttuğum yerlere uygun sözler/dizeler uydurabiliyorsam baştan sona bana ait bir şey de uydurabilirim. Böylece ilk şiirimi (şiir denirse tabii) ilkokul 4. Sınıfta yazmış oldum. Yazma isteğimin kaynağı halk hikayelerinin ruhumu saran etkisi ve annemin önerisidir.

Özge Karaağaç: Bugünkü bakış açınızla ilk yazılarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Mesela ilk şiir kitabınız “Denize Götürün Beni”ye keşke almasaydım dediğiniz şiirleriniz var mı?

Engin Taş: İlk yazılarımın/şiirlerimin birçoğunu beğenmiyorum. Bu da çok doğal, ama o ilk yazılarımın/şiirlerimin hepsi benim için bir basamak oldu. “Keşke” biçiminde bakmıyorum hayata. Dördüncü basamağa çıkmış birinin, keşke üçüncü basamağa basmasaydım, demesi ne kadar anlamsızsa hayata “keşke” penceresinden bakmak da anlamsız.

Duygu Tozaraydın: Uzun bir aradan sonra da ilk romanınız, “Bence Sen Evlenme” yayımlandı ama siz evlendiniz?

Engin Taş: Bu hep çıkıyor karşıma. “Bence Sen Evlenme” dediniz ama evlendiniz, diye. Evet evlendim. Kitabın adı, oradaki karakterlerden birinin yaşam tarzıyla ilgili. Birçok okur, romanda anlatılan şeyler yazarın kendi yaşadıkları şeylerdir, biçiminde bakıyor. Oysa yazar, kendi yaşadıklarından uzaklaştıkça iyi yazıyor aslında. Yazar kendi yaşadıklarından, okur da yukarıda belirttiğim anlayıştan uzaklaşmalı.

Zeynep Elvan: Biliyorsunuz biz, “Deneysel Edebiyat ve Eleştiri Kulübü”ndeyiz. Sizinle yaratıcı yazma çalışmaları yapıyoruz ama yazarken hep zorlanıyoruz, görüyorsunuz. Hani derler ya “İlham gelmiyor.”diye. Siz de yazarken “ilham”a ihtiyaç duyuyor musunuz? Daha doğrusu sizin ilham kaynağınız ne?

Engin Taş: İlham kaynakları demek daha doğru. İçinde yaşadığımız toplum en zengin ilham kaynağı zaten ama bunu şöyle detaylandırabiliriz: Başkasının yaşadığı acıları kendi acısı görebilmek, insanı olgunlaştıran aşkı duyumsamak ama bu aşkı şefkatle yoğurmak, alternatif bir yaşamın mümkün olabileceğini hayal etmek ve bu hayali paylaşma şevki duymak… Hani bir söz var: “Tecrübe ne yaşadığınızla ilgili değil, yaşadıklarınızdan çıkardığınız sonuçlarla ilgilidir.” diye. Yani hayat tümüyle bir ilham hazinesidir ve esas olan da o hazineyi görebilmektir.

Özge Karaağaç: Genç bir yazar adayına önerileriniz nelerdir?

Engin Taş: T.S. Eliot, “Edebiyat Üzerine Düşünceler”de diyor ki: “Yirmi beşinden sonra da şiir yazmaya kararlıysanız sağlam bir tarih bilinci oluşturmalısınız.” Ben bunu sırf şairler için değil de yazmak isteyen herkes için söylüyorum ama tarih bilincinin yanına felsefi bilinci de ekliyorum. Bu bilincin oluşması için de kişinin kendine emek vermesi lazım, sürekli ve çeşitli kaynaklardan (edebiyat, felsefe, tarih, psikoloji, sosyoloji, hatta antropoloji) beslenmesi lazım, yani dolması lazım, dolmadan taşmak mümkün değildir. Bir de çevresini çok iyi gözlemlemesi lazım, her şeye dikkat etmesi lazım. A.H. Tanpınar’ın: “İnsan dikkattir.” sözünü çok severim bu anlamda. Ayrıca sürekli yazma çalışmaları yapması lazım. Yazmak düşünme becerisini, düşünceyi ve ifadeyi sistemleştirir. Mesela hiçbir kitapta, pardon ben onu demek istememiştim, gibi bir tümceye rastlayamazsınız, çünkü yazmak, ne demek istiyorsanız onu deme yetisi kazandırır. Söyledikleriniz, söylemeyi amaçladıklarınızdan başka bir anlama gelmez. Sözcüklere hükmedersiniz, dili araç olarak kullanırsınız, dilin aracı olmazsınız. Özetlersek, yazma amacında olan gençlerin okuma ve yazma anlamında kendilerine emek vermeleri ve elbette yılmamaları lazım. Mesela Knut Hamsun’un, Jack London’ın yaşam öyküleri yılmama destanıdır diyebilirim.

Duygu Tozaraydın: Bir yazar olarak çok beğendiğiniz ve sizi yazmaya iştahlandıran yazar/lar-şair/ler var mı? 

Engin Taş: Olmaz mı hiç? Onlar benim için kendime ulaşma merdivenlerimdir. Her insan bir başkasından geçerek kendine ulaşır ya, yazarlar/şairler için de geçerli bu. Şair olarak Nazım Hikmet, İsmet Özel, Ahmet Arif, Ece Ayhan; yazar olaraksa Oğuz Atay, Yusuf Atılgan, Yaşar Kemal, Sabahattin Ali, Kafka, Leonid Andreyev, Marquez, Dostoyevski, Gogol…

Zeynep Elvan: Bir yazar için zaman ne demektir?

Engin Taş: Bir yazar için zaman, özenle değerlendirilmesi gereken bir süredir. Mesela ömrümüz süre ile ölçülür, 60 yıl yaşadı, 70 yıl yaşadı biçiminde…ama bu ömrü hayata çevirebildi mi insan, artık onu 60 yılla, 70 yılla ölçemezsiniz, çünkü o kişi artık sürenin dışına çıkmıştır. Yani herkesin bir ömrü var ama herkesin hayatı yoktur. Yazar için zaman ömrü hayata çevirme alanıdır.

Özge Karaağaç: Yazmaya bir toplumsal mesaj düşüncesi ile mi başlarsınız yoksa yazarken mi oluşur bu mesaj?

Engin Taş: Yazan herkesin mutlaka bir derdi, söylemek istediği bir şey vardır. Önemli olan, bu derdi dile getirirken kuru bir didaktikliğe düşmemektir. Suut Kemal Yetkin, bilimsel eserlerle sanatsal eserlerin farkını işlediği denemesinde: “Bilimsel eserler bir şey öğretmek amacıyla yazılır, sanatsal eserler ise yazıldıkları için bir şey öğretir, sanat eserleri insana duygulanım eğitimi verir.” der. Mesela Auguste Comte’u sosyolojik ilkeleri, “üç hal yasasını”; Stephen Hawking’i “Kara Delikler” teorisini öğrenmek için okursunuz da Yaşar Kemal’i, Dostoyevski’yi böyle belirgin bir amaçla okumazsınız ama örneğin “Suç ve Ceza”da Raskolnikov ile savcının diyaloglarını okuduğunuzda bir psikoloji-sosyoloji-hukuk kitabında edineceğiniz bilgi düzeyinde toplumsal mesaj görürsünüz. Üstelik bu mesaj size insan ilişkileri ve kurgu aracılığı ile verildiği için hem daha ilgi çekici hem daha kalıcı olur. Sanatçı, mesajını imbikten süzüp veren kişidir. Süzdüğü bu şeylerin (mesaj dediniz siz buna) bir kısmı yazmaya başlamadan önce oluşmuştur, bir kısmı da yazma sırasında oluşur.

Duygu Tozaraydın: Kitabınızı yazmaya başlarken kurguyu önceden mi belirlersiniz? Yoksa bütün olay örgüsü siz yazdıkça mı gelişir?

Engin Taş: Yazarlar mutlaka bir kurgu planlaması ile başlarlar diye düşünüyorum ama planlanan bu kurguya ne kadar sadık kalırlar bilmiyorum, kişiden kişiye değişir sanırım. Marquez, tümüyle kontrolünde olan kitabının “Kırmızı Pazartesi” olduğunu söyler. Demek ki kontrolünüzden çıkan, önceden belirlediğiniz plandan taşan eserler olabiliyor. Ben, ikinci romanım “Gerçeğe Düşen Düş”ü 150-200 sayfalık bir roman olarak planlamıştım ama yazdıkça karakterler kendi hayatlarını oluşturdular ve kitap 300 sayfayı geçti. Buna izin vermek lazım, çünkü bu izin aslında kendi üretim sürecinize ve yaratıcılığınıza verdiğiniz izindir.

Zeynep Elvan: Yazma ritüelinizden bahseder misiniz? Örneğin hangi ortamda, hangi materyallerle, hangi müzikle yazmayı tercih ediyorsunuz?

Engin Taş: Yazma şartlarımın olmazsa olmazları gece ve mutlak sessizlik…Neredeyse herkes uyumuş olsun isterim, hiçbir şey dikkatimi bölmesin isterim. Yazmaya başlamadan önce klasik müzik dinlerim zaman zaman. Roman, öykü veya düşünce yazısı üzerinde çalışıyorsam müziği kapatırım ama şiir üzerinde çalışıyorsam ışığı kapatırım, Rodrigo’nun “Gitar Konçertosu”nu dinlerim, şiir önce zihnimde ritmiyle oluşur. Şiirin omurgası oluştuktan sonra düzyazıdaki çalışma ortamı gibi yine sessiz bir ortamı tercih ederim. Bu kez mutlaka kağıt kalem olur elimde. Defalarca değişir sözcüklerin yeri, dizelerin yeri. Olmazsa atılır o sözcükler ve dizeler, yenileri aranır.
Bu arada asla doğrudan bilgisayarla yazamam, zihnimle ellerimin arasına mekanik bir şey giriyor da zihin el bağlantısını koparıyor gibi hissederim. Bu nedenle önce kağıt, kalem kullanırım. Romanlarımı bilgisayara aktarma işini kendim yapmam, bu işi yapan birilerini bulurum, onlara yazdırırım.

Özge Karaağaç: Gelecek ile ilgili projelerinizden söz eder misiniz?

Engin Taş: Dokuz Eylül Üniversitesi’nde “Felsefe Tarihi” yüksek lisansı yapıyorum, amacım bir an önce tezimi hazırlayıp bitirmek. Sonra sırada dört çalışmam var: Birincisi şiir… eylül ya da ekim 2019’da yayımlanacak. İkincisi roman ama bunun bitmesine daha zaman var. Üçüncüsü, dergilerde ve gazetelerde yayımlanmış düşünce yazılarımı kitaplaştırmak. Dördüncüsü ise yıllar önce başladığım sözcük derleme çalışması… bu çalışmayı da bir an önce bitirmek istiyorum.

Duygu Tozaraydın: Tez konunuzu merak ettim!

Engin Taş: “Halk Şiirinde Tanrı Tasavvuru”

Duygu Tozaraydın: İlginç bir konuymuş!

Engin Taş: Evet, ilginç. Sanırım daha önce çalışılmamış bir konu.

Zeynep Elvan: Bildiğim kadarıyla bir süre gazetecilik yapmışsınız. Gazetecilik yaparken edebiyat öğretme isteği nasıl oluştu?

Engin Taş: Aslında öğretmenliğe lise öğrencisiyken karar vermiştim, gazetecilik sonra yakaladığım bir fırsattı ve bana çok şey kazandırdı. Çok değerli yazarlarımızla şairlerimizle tanışma ve onlardan bir şeyler öğrenme şansım oldu.

Özge Karaağaç: Yazarken okuduğunuz şeylerden etkileniyor musunuz?

Engin Taş: Hem etkilenmek hem beslenmek diyelim. Okuduklarımız da hayatın bir parçası ve hayattan nasıl besleniyorsak okuduklarımızdan da öyle besleniyoruz. Bu arada, roman yazıyorsam, başladığım andan bitirdiğim ana kadar herhangi bir roman okumam, dikkatim dağılmasın diye, etkilenme olmasın diye.

Özge Karaağaç-Duygu Tozaraydın-Zeynep Elvan: Çok teşekkür ederiz Engin Bey!

Engin Taş: Ben teşekkür ederim çocuklar, güzel sorular hazırlamışsınız!

admin

Cüneyt Tanyeri

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.