Elveda Sevdam / Düriye AYYILDIZ

/ 1 Mart 2020 / 1.142 kez okunmuştur / 6 Yorum
Elveda Sevdam / Düriye AYYILDIZ

Elveda Sevdam

Düriye AYYILDIZ

 

Cü­neyt TAN­YERİ’nin “Şimdi Ay­va­yı Yedik” adlı öykü ki­ta­bın­dan sonra ilk ro­ma­nı “EL­VE­DA SEV­DAM” okur­la geç­ti­ği­miz ara­lık ayın­da bu­luş­muş­tu. Ben yeni oku­dum. Zevk­le, merak ede­rek…

Yapıt, ta­rih­sel bir dönem ro­ma­nı: Os­man­lı İmpa­ra­tor­lu­ğu­nun tü­ke­niş yıl­la­rı…1909-1915 ara­sın­da­ki geç­miş­te, roman kur­gu­suy­la do­la­nı­yor­su­nuz. 3.​ ki­şi­li an­la­tım, zaman akışı için­de ko­nuş­ma­lar­la renk­len­mek­te. Dil, genel ola­rak dö­nem­sel özel­lik­le­re uygun, an­la­tım akıcı. Ya­şa­nan­la­ra iliş­kin bil­dik­le­ri­niz var, bil­me­dik­le­ri­niz var. Neydi, na­sıl­dı, ne za­man­dı, ne ol­muş­tu so­ru­la­rı rahat bı­rak­mı­yor sizi. Ger­çek­te neler, nasıl olmuş merak edi­yor­su­nuz.​ Bu yapıt bir tarih ki­ta­bı değil el­bet­te; ama eğer il­gi­niz varsa sizi ta­rih­sel kay­nak­la­ra, geç­mi­şe iliş­kin bil­gi­le­ri­ni­zi ta­ze­le­me­ye, bil­me­dik­le­ri­ni­zi araş­tır­ma­ya, öğ­ren­me­ye yö­nel­ti­yor (Os­man­lı’da ilk uçak­lar, ilk uçuş eği­tim­le­ri, Ayas­te­fa­nos’un du­ru­mu, o yıl­la­rın Saray yö­ne­ti­mi, uçak alımı için bağış kam­pan­ya­la­rı, sıb­yan mek­tep­le­ri, Ti­ring Ma­ğa­za­la­rı vb.). Özel­lik­le de Mus­ta­fa Kemal’le il­gi­li olan­la­rı… Önce şunu dü­şün­me­den ede­mi­yor­su­nuz: Cü­neyt Tan­ye­ri bun­la­rı ya­za­bil­mek için epey­ce araş­tı­rıp oku­muş ol­ma­lı…

Kur­may Yüz­ba­şı Mus­ta­fa Kemal, 1910 yı­lın­da Fran­sa’da Pi­car­die as­ke­ri ma­nev­ra­la­rı­na çağ­rı­lan ‘Os­man­lı As­ke­ri He­ye­ti’nin için­de­dir. Ma­nev­ra­la­rın son günü ya­pı­lan uçuş gös­te­ri­le­ri­nin ar­dın­dan, konuk ya­ban­cı su­bay­lar­dan is­te­yen­le­rin bu uçak­la­ra bi­ne­bi­le­cek­le­ri duyu­ru­lur. M. Kemal he­ye­can­la­nır, bin­mek ister; ama üst­le­ri izin ver­mez. O uçak ha­va­la­nır, bir süre sonra düşer, kur­tu­lan olmaz. Cü­neyt Tan­ye­ri, ya­şan­mış­lı­ğı olan bu öy­kü­cü­ğü Sunay Akın’dan din­ler. Et­ki­le­nir, neden bu­ra­dan bir roman çık­ma­sın diye dü­şü­nür. Evet, ora­dan bir roman çıkar; adı “El­ve­da Sev­dam” olur ve baş ka­rak­te­ri de ya­za­rın mem­le­ke­ti Tire’nin bir kö­yün­den­dir: Cezmi.

El­ve­da Sev­dam 182 sayfa. 12 bö­lüm­den olu­şu­yor. Yapıt, Harp Oku­lu­nu bi­ti­ren Teğ­men Cezmi’nin bay­ram­da, kö­yü­ne ge­li­şiy­le baş­lı­yor. Köyün bay­ram ge­le­nek­le­ri için­de, Cezmi’nin bi­ri­cik sev­da­sı, söz­lü­sü muh­ta­rın kızı Ayşe’yle ta­nı­şı­yor­su­nuz. Ayşe 16 ya­şın­da, ver­di­ği sözün ar­ka­sın­da duran, güzel ko­nu­şup güzel mek­tup ya­za­bi­len bir köylü kızı. İzni bi­tin­ce İstan­bul’a Taş­kış­la’daki Avcı Ta­bu­ru­na dönen Teğ­men, ken­di­ni çök­mek­te olan ül­ke­nin si­ya­si, as­ke­ri, eko­no­mik so­run­la­rı­nın için­de bu­lu­yor: 31 Mart ayak­lan­ma­sı, İtti­hat­çı­lar, pa­di­şah de­ği­şik­li­ği, asker için­de­ki alay­lı- okul­lu çe­kiş­me­le­ri, dünya sa­va­şı be­lir­ti­le­ri, Fran­sa’yla Al­man­ya’yla iliş­ki­ler, yurt­se­ver aydın yö­ne­ti­ci­le­rin, as­ker­le­rin; ül­ke­nin ka­yıp­la­rı­na, geri ka­lı­şı­na, sa­vun­ma araç­la­rın­da­ki ye­ter­siz­li­ği­ne duy­duk­la­rı üzün­tü­ler, kay­gı­lar, Fran­sa’nın Os­man­lı­dan bir he­ye­ti, ge­liş­miş araç­lar­la do­na­tıl­mış or­du­la­rı­nın ya­pa­ca­ğı uy­gu­la­ma gös­te­ri­le­ri­ne da­ve­ti…

Fran­sa’ya Pi­car­die as­ke­ri gös­te­ri­le­ri­ne gön­de­ri­len ekip­te, Yüz­ba­şı Mus­ta­fa Kemal ‘in yanı sıra Cezmi de var­dır. M. Kemal’le bir­lik­te olmak ne kadar he­ye­can ve­ri­ci­dir…​Cezmi “Dava, yı­kıl­mak üzere olan bir im­pa­ra­tor­luk­tan önce bir Türk dev­le­ti çı­kar­mak­tır, (s.163)” diyen Yüz­ba­şı’dan çok et­ki­le­nir. Ayşe’sine yaz­dı­ğı mek­tup­lar, öz­lem­le­ri… gös­te­ri­ler bi­tin­ce İstan­bul’a dö­ner­ler…

Artık pay­la­şım sa­va­şı­nın sert esen rüz­gâr­la­rı iyice his­se­dil­mek­te­dir. Os­man­lı­nın da uçak­la­rı­nın ol­ma­sı bir zo­run­lu­luk­tur. Fran­sa’da ger­çek­le­şecek pi­lot­luk eği­ti­mi­ne gi­de­cek­ler be­lir­le­nir. Uçak alımı için yar­dım kam­pan­ya­la­rı açı­lır, uçak­lar alı­nır, uçak­la­ra adlar ve­ri­lir. Saray yö­ne­ti­min­de­ki iç çe­kiş­me­ler or­ta­da­dır. Fran­sa’daki pi­lot­luk eği­ti­mi biter; dö­nüş­te Cezmi ser­ti­fi­ka­lı, bel­ge­li bir pi­lot­tur artık… Alı­nan üç uçak­tan onun seç­ti­ği ‘tay­ya­re’ nin adı AL­BAT­ROS’tur; ka­nat­la­rı­nı, göv­de­si­ni el­le­riy­le, hay­ran­lık­la ok­şar­ken kendi koy­muş­tur adını. Son­ra­sın­da uçuş­lar ve… bu ba­şa­rı­lı, yurt­se­ver gen­cin ba­şı­na ge­len­ler…​Bir za­man­lar Şeyh Bed­ret­tin’in de orada ya­şa­dı­ğı söy­le­nen kö­yü­ne hü­zün­lü dö­nü­şü… Ayşe’nin hiç ek­sil­me­yen sev­gi­si…Köy­lü­nün ül­ke­de ya­şan­mak­ta olan­la­ra ilgi dü­ze­yi…1. Dünya Sa­va­şı baş­la­dı der­ken… Ça­nak­ka­le Bo­ğa­zı’na gelen İngi­liz, Fran­sız do­nan­ma­la­rı…​

CEZMİ, SAKAT DA OLSA KÖYDE DURABİLİR MİYDİ ARTIK? DU­RA­MAZ­DI EL­BET­TE.

“Otur­du­ğu yer­den kal­kıp yü­rü­me­ye baş­la­dı. Gök­yü­zü­ne bulut kü­me­le­ri yı­ğıl­mış­tı, ha­va­da­ki yağ­mur ko­ku­su­nu du­yu­yor­du. Bu koku ger­çek­ten gök­yü­zün­den mi kay­nak­la­nı­yor­du yoksa bir mem­le­ke­tin acıy­la iş­len­miş top­rak­la­rı hep böyle mi ko­kar­dı, ayırt ede­me­di. Cezmi, sa­ba­hın tülü an­dı­ran si­sin­de bir ma­sal­dan fır­la­mış gibi duran kö­yü­ne, göğe uza­nan mi­na­re­si­ne içi tit­re­ye­rek baktı. Bir daha hiç gö­re­me­ye­ce­ği­ne ih­ti­mal ver­di­ği bu man­za­ra­yı zih­ni­ne ka­zı­mak ister gibi, göz­le­ri­ni kırp­ma­dan dim­dik durdu köyün çı­kı­şın­da. (s.165)” Ar­dın­dan ye­ti­şen ar­ka­da­şı Hasan’ın: “Harp baş­la­mış­ken ka­la­ca­ğı­na ih­ti­mal ver­mez­dim zaten; ama sev­dan bu­ra­day­ken?” de­yi­şi… Hasan’a ver­di­ği ya­nıt­lar (s.166 )… Al­bat­ros bek­ler­di onu, ya va­ta­nın gök­le­ri, ya Ça­nak­ka­le Bo­ğa­zı’nda bek­le­yen düş­man ge­mi­le­ri…​Cezmi’nin ‘EL­VE­DA SEV­DAM’ de­di­ği Ayşe miydi, Al­bat­ros muydu, va­ta­nı mıydı; yoksa hepsi miydi?

Ro­man­da bir­çok ka­rak­ter var: Cezmi, Cezmi’nin an­ne­si, ba­ba­sı, kar­de­şi, söz­lü­sü Ayşe, Ayşe’nin an­ne­si, muh­tar ba­ba­sı, yakın ar­ka­da­şı Hasan…​Sadrazam­lar, pa­şa­lar, bin­ba­şı­lar, yüz­ba­şı­lar, emi­rer­le­ri , İngi­liz, Fran­sız ha­va­cı­lar, bir de Gül­süm Ana…​Ve Mus­ta­fa Kemal…

Mus­ta­fa Kemal’in örnek var­lı­ğı­nı, ze­kâ­sı­nı, do­na­nı­mı­nı, açık söz­lü­lü­ğü­nü, dim­dik du­ru­şu­nu, hem çe­ki­ni­len hem saygı du­yu­lan ya­pı­sı­nı ara ara ya­şan­mış­lık­la­rın ara­sın­dan gö­rü­yor­su­nuz, se­zi­yor­su­nuz. Onu ayrı bir yere koyup öte­ki­le­re bak­tı­ğı­nız­da Cezmi ka­rak­te­ri ön­ce­lik­le bu­ra­da­yım, diyor. O, Mus­ta­fa Kemal’in de­yi­şiy­le “mem­le­ke­tin ge­le­ce­ği­nin en büyük gü­ven­ce­si olan ka­nat­lı genç­lik ”ten­dir (s.40). Onu örnek al­mak­ta­dır. Cezmi’nin dı­şın­da özel­lik­le­ri et­ki­le­yi­ci olan iki ki­şi­lik var: Muh­tar Celil Efen­di ve Gül­süm Ana. Muh­tar Celil, Cezmi’nin söz­lü­sü Ayşe’nin ba­ba­sı; köy ye­ri­nin, 1900 baş­la­rı­nın er­ke­ği­dir. Ama alı­şıl­mış er­kek­le­rin dı­şın­da -an­ne­nin tam ter­si- bir tutum ser­gi­ler. Kı­zı­nın Celil’e olan tut­ku­su­nun, öz­le­mi­nin far­kın­da­dır. Onun aş­kı­na saygı duyar. Cezmi İstan­bul’day­ken hatta ge­çir­di­ği ka­za­yı öğ­ren­miş­ken kı­zı­nı is­te­me­ye ge­len­le­ri hep geri çe­vi­rir. Bu­ra­da okur ola­rak şunu dü­şü­nü­yor­su­nuz: Keşke yazar, Celil Efen­di’yi fark­lı kılan bu özel­lik­le­rin alt ya­pı­sın­da neler var, on­la­rın ip uç­la­rı­nı da ve­re­bil­sey­di. Belki de bu ip uç­la­rı, Ayşe’nin ye­tiş­ti­ği ko­şul­la­ra göre Cezmi’ye nasıl öyle ni­te­lik­li bir mek­tup ya­za­bil­di­ği­nin de açık­la­yı­cı­sı ola­bi­lir­di. Sonra içi­niz­den bir ses diyor ki: Bu bir kur­gu­dur, yazar öyle düş­le­miş­tir ya da ne­den­ler üze­ri­ne okur dü­şün­sün is­te­miş­tir.

Gül­süm Ana’ya ge­lin­ce… Kur­tu­luş Sa­va­şı­mız­da­ki ana­la­rın muş­tu­cu­su gi­bi­dir…Eşini, oğ­lu­nu sa­vaş­lar­da yi­ti­ren; İstan­bul’daki yal­nız­lı­ğı­nı ye­tiş­tir­me yurt­la­rın­da, has­ta­ne­ler­de, tay­ya­re mek­te­bin­de hay­rı­na ça­lı­şa­rak gi­der­me­ye ça­lı­şan, her­ke­sin anası, gönlü güzel bir ka­dın­dır…

El­ve­da Sev­dam bi­ti­yor; siz, içi­niz­de Cezmi’nin acısı… ki­ta­bı ka­pa­tır­ken Os­man­lı­nın ne­re­ler­den ne­re­ye gel­di­ği nok­ta­yı; o gün­le­rin sı­kın­tı­la­rı­nı, yan­lış­la­rı­nı, ger­çek­le­ri gören aydın ki­şi­le­rin ça­ba­la­rı­nı, “ka­nat­lı genç­le­rin” öz­ve­ri­le­ri­ni ve Mus­ta­fa Kemal’i; ülke elden gi­der­ken sa­ra­yın adam ka­yı­rı­cı, gös­te­riş­li ya­şa­mı­nı dü­şün­mek­le kal­mı­yor­su­nuz. Ar­dın­dan…​ne­ler­le ku­ru­lan, ya­ra­tı­lan kos­ko­ca Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­tin­de bugün ya­şa­nan­lar…​ne uğ­ru­na ol­du­ğu be­lir­siz yi­tim­ler usu­nu­za gelip sizi hiç rahat bı­rak­mı­yor. Derin bir “Off!” çe­ki­yor­su­nuz; ama “alev­ler ara­sın­dan gü­ne­şin ay­dın­lı­ğı­na ka­rı­şıp giden Cezmi’nin par­lak göz­le­ri (s.182)” umut ışı­ğı­nı­zı hep canlı tu­tu­yor…

————————–

28 Şubat 2020 – Tire

Avatar

sanat ve edebiyat dergisi

Elveda Sevdam / Düriye AYYILDIZ (6 Yorum)

  1. Bacım, yüreğinizi ve sizi düşündüren konuları da okuyucuya aktarma becerinizi kutluyorum. Sevgiyle…

  2. Düriye hanım kitap tanıtımınızı (Elveda Sevdam) ilgiyle okudum. Emeğinize sağlık. Roman pek güzel tanıtılmış. Kutluyorum.

  3. Sinematik bir bakış açısıyla, önce çok kısa panoramik, daha sonra yakın plan tekniği ile yapmış olduğunuz bol detaylı inceleme yazınızı okudum. Sizi kutluyorum. Yüreğinize, ellerinize sağlık.