Edebiyatın Geleceği, Geleceğin Edebiyatı

/ 3 Şubat 2020 / 439 kez okunmuştur / 3 Yorum
Edebiyatın Geleceği, Geleceğin Edebiyatı

Edebiyatın Geleceği, Geleceğin Edebiyatı

Tuğrul Keskin

Şu sap­ta­ma­yı ya­pa­rak baş­la­mak is­te­rim; ya­za­rın/şa­irin önün­de ça­ğın­dan kaç­mak için hiç­bir neden bu­lun­maz… Çünkü kaç­tı­ğı her yerde ça­ğı­nın ger­çek­le­ri ve in­san­lı­ğın acısı şa­ir­le bir­lik­te­dir. Ancak bu ger­çe­ğin far­kın­da olan­lar, ge­lecek im­ge­si­ni ya­şa­dık­la­rı güne ça­ğı­ra­bi­lir­ler ki; ya­şa­dı­ğı çağ da, şa­irin/ya­za­rın tek şan­sı­dır.

Kim ne derse desin, her çağ, onu an­la­yan, kıl­cal da­mar­la­rın­da do­la­şa­bi­len şa­ir­ler/ya­zar­lar için­dir. Pir Sul­tan büyük şa­ir­dir, çünkü fe­odal bey­le­rin tı­ma­rı­nın/ze­ame­ti­nin ge­tir­di­ği da­ya­nıl­maz­lı­ğı ve kav­mi­ne reva gö­rü­len acıyı, zulmü en iyi o kav­ra­mış­tı. El­bet­te Muhyi, Da­da­loğ­lu, Ser­da­ri, Kö­roğ­lu ve ça­ğı­nın acı­sı­nı an­la­ya­rak gelen diğer şa­ir­ler de öyle… Nazım büyük şa­ir­dir; Ahmed Arif, Enver Gökçe, Can Yücel, Hasan Hü­se­yin ve o çağ­dan, ça­ğı­nı an­la­ya­rak gelen di­ğer­le­ri de öyle. Söz­ge­li­mi Orhan Veli, Melih Cev­det, Oktay Rıfat da… Sonra Yaşar Kemal’i, Se­ba­hat­tin Ali’yi, Orhan Kemal’i, Aziz Nesin’i ve kendi çağ­la­rın­dan bu­gü­ne yü­rü­yen diğer kıy­met­li ya­zar­la­rı büyük kılan da yine bu ça­ğı­nı an­la­mak ve an­lam­lan­dır­mak ol­gu­su­dur.

Ge­le­ce­ğin ede­bi­ya­tı­nın ne ola­ca­ğı, bu­gü­nün ede­bi­ya­tı­nın ne ol­du­ğuy­la ya­kın­dan il­gi­li­dir ve açık­ça­sı bu ge­le­ce­ğin ede­bi­ya­tı üs­tü­ne aşırı yo­rum­lar beni çok da ır­ga­la­mı­yor; çünkü ben için­den geç­ti­ğim bu kor­kunç zaman di­li­mi­nin ger­çek­le­ri ve acı­sıy­la daha çok il­gi­li­yim ve asıl ola­rak da bu­ra­dan söz­ler söy­le­mek is­te­rim.

Zaman ve ya­şa­dı­ğı çağ şa­irin/ya­za­rın bi­ri­cik şan­sıy­sa, öy­ley­se de­ne­bi­lir ki doğru kav­ran­mış zaman ve çağ ol­gu­su büyük ya­zar­la­rı/şa­ir­le­ri var eder. Yahut 2000’li yıl­lar ön­ce­sin­de ül­ke­miz­de “büyük” san­dı­ğı­mız kimi ya­zar­la­rın, 2000’ler­de­ki yok olu­şu­nu iz­le­di­ği­miz gibi, büyük bir yok oluşu film gibi iz­le­tir.<>

Ya­za­rın elin­de ça­ğın­dan kaç­mak için hiç­bir ola­nak bu­lun­ma­dı­ğı­na göre, ça­ğı­nın ger­çek­le­rin­den ve acı­sın­dan kaç­ma­ya kal­kı­şa­cak yerde, onu sım­sı­kı ku­cak­la­ma­sı ge­re­kir; çağı onun tek şan­sı­dır: ikisi de bir­bi­ri için ya­ra­tıl­mış­lar­dır ve ge­lecek im­ge­si de bu­ra­da sak­lı­dır!

Ça­ğı­nın acı­sı­na ve ger­çek­le­ri­ne sır­tı­nı dön­müş şa­ir­ler/ya­zar­lar için yal­nız­ca ‘yazık olmuş’ di­ye­bi­li­rim. Çünkü za­ma­nın ön­le­ri­ne çı­kar­dı­ğı çok büyük fır­sat­la­ra sırt­la­rı­nı dön­müş, imge dün­ya­la­rı­nı ka­pat­mış olan­lar­dır onlar… İşte tam da bu­ra­dan söy­lü­yo­rum; ya­şa­dı­ğı za­ma­nın ger­çek­le­ri­ni doğru an­la­yıp, onu im­ge­ye dö­nüş­tü­ren­ler, aynı za­man­da ge­le­ce­ği ve ge­le­ce­ğin ede­bi­ya­tı­nı da ya­pan­lar­dır, en azın­dan söz sa­hi­bi ola­cak olan­lar, on­lar­dır!

Ça­ğı­mı­zın hiç­bir ger­çe­ğin­den kaç­ma­ya­ca­ğız. Bi­le­ce­ğiz ki ça­ğı­mı­zın bütün acı­la­rı, mah­pus­la­rı ve hatta ölüm emir­le­ri bizim için­dir! Belki başka ül­ke­ler­de yahut ile­ri­de daha güzel gün­ler ve çağ­lar var­dır, ama bi­zim­ki budur!

70 yıl­dır süren ve son 17 yılda daha bir ete ke­mi­ğe bü­rü­nen bu karşı dev­rim sü­re­ci­nin biz­le­re öğ­ret­ti­ği bir başka ger­çek de sa­nı­rım bu oldu… Ve bu ger­çe­ği dil­len­di­ren şair/yazar, hiç bir tür po­pü­liz­me ka­pıl­ma­dan sun­ma­lı­dır ya­pı­tı­nı; tam ter­si­ne po­pü­liz­min, ge­le­ce­ğe bı­ra­ka­cak bir ‘ede­bi­ya­tı’ ol­ma­yan­la­rın, ha­ya­tın önüne koy­du­ğu bir ‘oyun­dan kaçma’ de­ne­me­si ol­du­ğu­nu kav­ra­ma­lı­dır. Bunu bi­le­rek bir kez daha söy­lü­yo­rum ki, ge­le­ce­ğin ede­bi­ya­tın­da söz sa­hi­bi ola­cak olan­lar; el­le­ri ke­sil­di­ği halde gi­ta­rı­nı aya­ğıy­la çalan, Vic­tor Jara’nın inan­cı­nı ta­şı­yan­lar ola­cak­tır.

Hiç unut­mu­yo­ruz; yazar ça­ğı­nın için­de, bir du­ru­ma yer­leş­miş ola­rak yer alır ve er sözün yan­kı­la­rı var­dır, el­bet­te her ses­siz­li­ğin de… Söz ge­li­mi ben için­den ge­çi­len bu ka­ran­lık sü­reç­ten ötürü, 2010 yı­lın­da­ki ilk karşı dev­rim dal­ga­sın­da (Bal­yoz, Er­ge­ne­kon, Re­fe­ran­dum vs.) tek cümle kur­ma­mış pek çok ya­za­rı, şairi so­rum­lu tu­tu­yo­rum, böyle his­se­di­yo­rum! Çünkü onlar asıl so­rum­lu­luk­la­rı olan, vic­da­nı ge­le­ce­ğe ta­şı­mak ve hak­sız­lı­ğa karşı di­ren­mek ey­le­mi­ne iha­net et­miş­ler­dir, hiç­bir ya­za­rın/şa­irin buna hakkı ola­maz! Karşı dev­rim­den yana tavır almış olan­la­rı, yani “Taraf Ga­ze­te­si” et­ra­fın­da kü­me­len­miş, sol kaç­kı­nı li­be­ral­le­ri say­mı­yo­rum bile!

So­ra­bi­lir­si­niz, de­ne­bi­lir ki kar­de­şim bu gün­de­lik olan­la il­gi­len­mek ya­za­rın işi midir? Ama öy­ley­se, aklı ön­ce­le­mek, so­ru­lar sor­mak da Sok­ra­tes’in işi ola­maz­dı, derim ben de. Bun­dan 2500 yıl kadar önce Atina’da; ‘Sis­te­mi sars­mak, genç­le­ri yol­dan çı­kar­mak ve sis­te­min tan­rı­la­rın­dan başka tan­rı­la­rı övmek’ suç­la­ma­sı ile bal­dı­ran zehri içe­rek ölümü göze al­ma­say­dı, O’nun için ünlü fi­lo­zof Kant aklın ide­ali, Hegel: in­san­lık kah­ra­ma­nı di­ye­bi­lir miydi? Ve Sok­ra­tes’in bu di­ren­ci ol­ma­sa, akı­lın ege­men­li­ği­ne uza­nan yol daha uzun ve di­ken­li olmaz mıydı?

Bir baş­ka­sı, söz­ge­li­mi Ga­li­lei. ‘Dünya Güneş’in et­ra­fın­da dö­nü­yor, Güneş, Ay ve yıl­dız­la­rın tüm ev­re­ne hiz­met et­mek­ten başka iş­lev­le­ri yok­tur’ de­di­ği için, 1633 yı­lın­da ‘din dog­ma­la­rı­na karşı gel­di­ği’ ge­rek­çe­siy­le pa­pa­lık ta­ra­fın­dan özel ola­rak ku­ru­lan Roma En­gi­zis­yon Mah­ke­me­si’nin önüne çı­ka­rı­lıp, ağır iş­ken­cey­le öl­dü­rül­me teh­di­di­ne kar­şın, ömür boyu hapsi göze ala­rak, ‘Eppur, si muove’ ‘Ama yine de dö­nü­yor…’ deme ce­sa­re­ti değil midir bu gün ede­bi­yat ve bilim dün­ya­mı­zı ışı­tan?

Yahut Calas Da­va­sı, Vol­ta­ire’in işi miydi? 1761’de Pro­tes­tan­lı­ğa geçen oğ­lu­nu öl­dür­dü­ğü ge­rek­çe­siy­le, biz­le­rin de bu son dö­nem­ler­de sıkça tanık ol­du­ğu­muz uy­dur­ma mah­ke­me­ler­den, Fran­sız­la­ra ait olan­da yar­gı­la­nıp, oğ­lu­nu öl­dür­dü­ğü ge­rek­çe­siy­le te­ker­lek iş­ken­ce­si­ne mah­kûm edi­len ve ce­za­sı ağır iş­ken­cey­le son­lan­dı­rı­lan Calas için Vol­ta­ire’in ver­di­ği zorlu hukuk mü­ca­de­le­si gü­nü­mü­ze büyük anlam kat­mı­yor mu? 1764’de Calas için ver­di­ği mü­ca­de­le son­lan­mış ve Calas tarih kar­şı­sın­da ak­lan­mış­tı.

Yahut in­san­lık ta­ri­hi­ne bir başka büyük dram ola­rak geçen Drey­fus da­va­sı… Ha­tır­lar­sa­nız, biz­de­ki kum­pas da­va­la­rı sü­re­cin­de de çokça ko­nu­şul­du… Peki bu­nun­la uğ­raş­mak Emil Zola’nın işi ola­bi­lir miydi? Fakat ken­di­si­ne iş edin­di ve şid­det­li bas­kı­la­ra kar­şın Drey­fus Da­va­sı’ndaki bütün kum­pa­sı çö­ker­te­rek, gü­nü­mü­ze Emil Zola’nın vic­da­nı­nı ve o vic­dan­dan bes­le­nen ve hâlâ oku­mak­tan keyif al­dı­ğı­mız eser­ler bı­rak­tı! Bu ör­nek­ler ço­ğal­tı­la­bi­lir kuş­ku­suz. Söz ge­li­mi Aziz Nesin’in Ay­dın­lar Di­lek­çe­si, Cemal Sü­re­ya’nın Kenan Evren’e karşı ya­yın­la­dı­ğı “in­ti­har çağ­rı­sı” da bu gibi hal­ler­den­dir.

Bu ya­zar­la­rın her biri, ya­şam­la­rı­nın özel bir anın­da, kendi yazar so­rum­lu­luk­la­rı­nı, doğru ola­rak de­ğer­len­dir­di­ler… Ma­dem­ki bir ya­za­rın var­lı­ğı, ya­şa­dı­ğı çağ üs­tün­de et­ki­de bu­lu­nu­yor, o zaman yazar bu et­ki­nin gü­cü­nü vic­da­nın­dan al­ma­lı ve ya­şa­dı­ğı çağın gör­gü­sü­nü, acı­sı­nı ve vic­da­nı­nı ge­le­ce­ğe ta­şı­ma­lı­dır. Çünkü bütün in­san­lık ve tek bir insan için; vic­dan­dan daha kıy­met­li bir ce­va­hir yok­tur ve o ce­va­hir ya­za­rın için­de­dir, yani eser­le­ri­nin kay­na­ğın­da!

Nasıl ki bu­gü­nün ede­bi­ya­tı geç­miş­te sak­lıy­sa, ge­le­ce­ğin ede­bi­ya­tı da bu­gün­de sak­lı­dır. Şüp­he­siz ki ede­bi­ya­tı/sa­na­tı ge­lecek için ya­pa­rız, fakat ge­ri­ye dönüp bak­maz­sak, kor­ka­rım, ge­le­ce­ği de an­la­ya­ma­yız!

—————————–
23 Nisan 2019, Köy­ce­ğiz (Ayak­lı Göl)

*Bu metin; 26-28 Nisan’da ger­çek­le­şen “Datça Can Yücel Fes­ti­va­li” için ha­zır­lan­mış, “Ede­bi­ya­tın Ge­le­ce­ği Ge­le­ce­ğin Ede­bi­yat” adlı pa­nel­de, Aydın Şim­şek ve Halim Ya­zı­cı ile bir­lik­te ko­nu­şul­muş­tur.

Edebiyatın Geleceği, Geleceğin Edebiyatı (3 Yorum)

  1. Kutlarım ustam. Karanlık geleceğe ışık olmak kolay değil. Düşünceler ışıklanınca güzel ve kutsal görünür. Sevgiyle saygıdeğer dost…

  2. Kutlarım. Kimin sözüydü unuttum:Sanatçı,bir saat gibi içinde bulunduğu zamanı; bir pusula gibi gidilecek yönü gösterir.