‘Edebiyat Mareşali’ Muzaffer Buyrukçu / Öner Yağcı

/ 26 Ağustos 2016 / 13 okunma / yorumsuz

Yaşamak, insan olmak savaşımını veren bireylerin serüvenlerini yazan Muzaffer Buyrukçu, hep yenilik peşinde koştu; hüzünlü, coşkulu imgelerle dolu öyküler yazdı, olayların yarattığı kahramanları çıkardı karşımıza

“KİŞİLERİNE iğne batırın, batırdığınız yerden kıpkırmızı bir kan sızdığını göreceksiniz. Öylesine canlı kişiler Muzaffer Buyrukçu’nun adamları.”(Cemal Süreya)

Edebiyatımızın insani damarının sevdalı yazarı Muzaffer Buyrukçu (1930-26 Ağustos 2006), “hikâyelerinizde büyük şehirlerin kenar semtlerinde yaşayan, yaşamak zorunda kalan yoksul insanları anlattınız, niçin?” sorusuna şu karşılığı verir: “Sadece yazar değil, yazar olmayan kişiler de neleri iyi biliyorsa, neleri iyi tanıyorsa onları anlatır. Ben de onlardan biri olduğumdan ötürü onları anlatıyorum.”

UZUN ÖYKÜNÜN USTASI

Orhan Kemal’in “Devlet Kuşu” romanının delikanlı kahramanı olan; Bekir Yıldız, Atilla Özkırımlı, Muzaffer Buyrukçu, Ferruh Doğan, Ali Uğur, Levend Yılmaz’la benim sürekli, Cemal Süreya’nın zaman zaman katıldığı Cağaloğlu-Buhara’da, Taksim-Hacıbaba’da yıllarca süren pazartesi öğle rakılarının müdavimi Muzaffer Buyrukçu; yaşamak, insan olmak savaşımını veren bireylerin serüvenlerini yazdı, günlükleriyle çığır açtı. Türkçe ustalığına kattığı olağanüstü insan gözleme yeteneğiyle yaşamı öyküleştirerek, romanlaştırarak, günlüğüne katarak edebiyatımızı zenginleştirdi, uzun öykünün ustası oldu.

“Konularını İstanbul’un kenar mahallelerinde yaşayan dar gelirli ailelerin dertli, çekişmeli hayatlarından alan” (Necatigil) öykülerin yazarı oldu. “Dış gerçeği, kendisinden önceki gerçekçilerden ayrı bir gözlem yeteneği ve teknikle çizmeyi başaran” (Kurdakul) bir öykücü oldu. “İnsanı içinden yakalamanın alabildiğine işlenişi” vardır (Özkırımlı) yazdıklarında. Temel izleği, insan gerçeğine ulaşma, toplumun alt kesimlerinden insanların serüvenlerini edebiyata taşıma çabasıydı.

Türk Dil Kurumu Hikâye, Sait Faik Hikâye, Otağ Dergisi Hikâye, Haldun Taner, Yunus Nadi ödüllerinin sahibi Buyrukçu, hep yenilik peşinde koştu; hüzünlü, coşkulu imgelerle dolu öyküler yazdı, olayların yarattığı kahramanları çıkardı karşımıza.

Ondan kalan “Katran, Acı, Korkunun Parmakları Bulanık Resimler, Kuyularda Cehennem, Kavga, Bulanık Resimler, Mağara, Bir Olayın Başlangıcı Şarkılar Seni Söyler, Günlerden Bir Gün, Hüzünlü Kar Çiçekleri, Her Yer Karanlık, Bin Hüzün, Bir Aşk Daha, Telefon Konuşmaları, Kaygıların Ötesinde, Dumanı Tüten Çay Gibi, Yalnızlığın Arkasındaki Gülümseme, İpek Pijamalı Katiller, Ay Kokuyor”adlı öykü kitapları; “Gürültülü Birkaç Saat, Dar Sokaklardaki Duman, Gece Bitmedi, Dışardaki Rüzgâr, Ucu Güllü Kundura Akan Sular Şarap Olsa”adlı romanları; yaşam ve edebiyat tanıklığı olan “Arkası Yarın, Sıcak İlişkiler, Dillerinde Dünya, Sayılı Günler, Anında Görüntü, Dünden Bugüne, İlişkiler Arasında Bir Gezinti, Yaşadığımız ve Yaşananlar”adlı benzersiz günlükleri ve “Arkadaş Anılarında Orhan Kemal, Kıbrıs’a Selam”adlı anılarıdır.

KENDİ EDEBİYATINI KURDU

1980’li yılların başlarında iktidarda olan ve izlediği politikalarla ülkemizi perişan eden Turgut Özal’a karşı bir aydın tavrı geliştirir ve Cemal Süreya imzalı aşağıdaki şiirle onu intihar etmeye çağırırlar: “Ülkemizi sizden/ Sizi de kendi özel sıkıntılarınızdan/ Kurtarmak için/ Arkadaşım Muzaffer Buyrukçu’yla/ Bir önerimiz var: İntihar etmelisiniz!/ Ben ve Buyrukçu bu konuda/ Dostça omuz veriyoruz size,/ Gelin, halkın önünde,/ Üçümüz birlikte intihar edelim./ Yer: Kadıköy eski iskelesinin önü,/ Gününü ve saatini siz saptayın./ Ülkemiz sizden kurtulsun,/ Biz de bir işe yaramış olalım.”

Türkçeye egemenlik, saygı ve sevgi, anlatım rahatlığı, sürükleyicilikle kendi edebiyatını kuran, yakın dostu Cemal Süreya’nın “edebiyat mareşali” dediği Muzaffer Buyrukçu’yu emeğine saygıyla anıyorum.

Öner Yağcı / Aydınlık

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.