DÜNYANIN YANILGI SEANSLARI

/ 20 Aralık 2016 / 51 okunma / yorumsuz

İnsan ne tuhaf bir varlık değil mi?

Hacmi yokluk noktası, gereksiz fazlalık-

lafzı dairesel, mayhoş yasak meyve…

Direndiği her şeyi zamanla içselleştiren-

paylaşım savaşlarındaki kimliksiz seyirci.

 

Hangi konu olursa olsun-

artan ya da azalan nabzıyla

kalbindeki atlılara ayak uydurmaya çalışıyor.

‘Çalışmak, boşa çalışmak-

abartılmış bir erdem midir peki?’

Belki de.

 

Özü, hayaller diplomasisinde mekik dokurken-

sözlerinin ufkun semalarında raks edişi,

rıhtımlar boyunca debelenen mendireklerin hissizliği.

Kopuk hülyalarından bozma gündüzkondu gafletiyle

beynini sarsan çelişkiler…

 

Dünyanın balkonundan aşağı doğru sarkan,

cennet gibi cehennemi de hep yanında taşıyan

arafta kalmışlar cuntası…

Sözcüklerin düzlüğünde açan tek çiçek,

susuz yaz, devşirilen bir iklim

sonrasını hiç düşünmeden yaşamakta nesi?

Sonrası, sonrası için erken-

öncesinde genç değil, geç kalınmışken.

 

İnsan ne tuhaf bir varlık değil mi?

Dalından düşmemeye yeminli-

kendince her konuda haklı,

savruldukça sırtı hiç yere gelmeyen-

şu meşhur hacıyatmaz gibi.

Dünyanın yanılgı seanslarında-

gerçeğe kör, yanlışa iletken.

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.