Doksanlı Yıllar / Derya Ezgi Tanyeri

/ 24 Ağustos 2018 / 213 okunma / yorumsuz

Derya Ezgi Tanyeri
Derya Ezgi Tanyeri

Ço­cuk­lu­ğum iki şe­hir­de geçti benim.

O za­man­lar şehir ismi bil­mez­dim. Benim için iki şehir vardı: Bizim ev ve de­dem­le­rin evi… De­dem­le­re gi­de­ce­ği­miz gün­ler şim­di­ki­nin ak­si­ne çok he­ye­can­la­nır­dım. Çünkü o za­man­lar bu, benim için ko­ca­man bir oyun alanı de­mek­ti. Bü­yü­yün­ce insan bir yerin tek­no­lo­jik alet­le­ri­ni, yaşam stan­dart­la­rı­nı ölç­me­ye baş­lı­yor oysa ço­cuk­luk­ta sır­tım­da oyun­cak çan­tam, git­ti­ğim yer oyun oy­na­ma­ya mü­sa­it olsa ye­ter­di. Bu yüz­den şu an vak­tin bir türlü geç­me­di­ği kö­yü­müz bir za­man­lar çok büyük ar­ma­ğan­dı bana.

De­dem­le­rin evi­nin önü ko­ca­man bir tar­lay­dı. Ev iki kat­lıy­dı. Bah­çe­si ye­şil­lik­ler­le, meyve ağaç­la­rıy­la, seb­ze­ler­le dolu ol­ma­sı­na kar­şın önün­de­ki tarla ku­rak­tı. Çev­re­de çok az ev ol­du­ğu için o tarla kimi zaman fut­bol sa­ha­mız, kimi zaman kazı ala­nı­mız, kimi zaman da aile soh­bet­le­ri­ne eşlik eden ko­ca­man bir bah­çey­di. Abim­le de­dem­le­re git­ti­ği­miz­de ba­ba­an­ne­min bizim için yap­tı­ğı bö­rek­le­ri, pi­de­le­ri hız­lı­ca yer, for­ma­la­rı­mı­zı giyer, ken­di­mi­zi tar­la­ya atar­dık. Hele ba­bam­lar da bir süre sonra bize eşlik et­me­ye ge­lir­se mut­lu­luk­tan ha­va­la­ra uçar­dık. Bir kız, abisi olun­ca ge­nel­lik­le fut­bol oy­nar­ken bulur ken­di­ni. Oysa abi­min be­nim­le dok­tor­cu­luk oy­na­dı­ğı­nı hiç ha­tır­la­mam. Be­nim­se bilye oy­nar­ken, fut­bol ha­kem­li­ği ya da ka­le­ci­lik ya­par­ken, ata­ri­de gol yer­ken anım çok­tur. Abi­min ar­ka­daş­la­rı yok­ken çalım ata­ca­ğı et­ki­siz bir engel, ar­ka­daş­la­rı var­ken de -beni boş­la­ya­ma­ya­ca­ğı için- fa­sul­ye­den hakem olur­dum. O za­man­lar fa­sul­ye­den ol­ma­yı çok önem­li bir görev sa­yar­dım.

Kü­çük­ken an­ne­ye “anne”, ba­ba­ya “baba” denir fakat ne­den­se ab­la­ya, abiye hep is­miy­le hitap edil­me­ye ça­lı­şı­lır. İnadım ne­den­di bil­mem ama bir süre hiç­bir uya­rı­yı dik­ka­te al­ma­dan sa­de­ce “Kaan” de­di­ği­mi anım­sı­yo­rum abime. Maç ya­pı­la­ca­ğı zaman fa­sul­ye­den ol­ma­yı kim­se­ye kap­tır­ma­mak ama­cıy­la ar­ka­daş­la­rıy­la ta­kım­la­rı oluş­tu­ran abime gider. “Kaan, ben n’olur fa­sul­ye­den ola­yım!..” diye yal­va­rır­dım. Abim de fa­sul­ye­den ol­ma­yı çok büyük gö­rev­miş gibi gös­te­rir bir süre yal­var­tır sonra ise büyük bir iyi­lik ya­pa­rak bana bu önem­li gö­re­vi bah­şe­der­di. Ben de her­kes beni dik­ka­te alır sa­na­rak ki­mi­le­ri­ne sarı, ki­mi­le­ri­ne kır­mı­zı kart gös­te­rir­dim. Belki bu yüz­den ger­çek bir fut­bol maçı iz­le­di­ğim­de kır­mı­zı kart gören fut­bol­cu­nun oyun­dan atıl­dı­ğı­nı gö­rün­ce şa­şır­mı­şım­dır.

Köyün sa­kin­li­ği­nin gü­ne­şin ba­tı­şıy­la bu­luş­tu­ğu bir gündü. Her gün oy­na­dı­ğı­mız fut­bol­dan sı­kı­lıp o gün başka bir şey yap­ma­ya karar ver­miş, kazı ça­lış­ma­sı için kol­la­rı sı­va­mış­tık. Eli­mi­ze kova, ko­va­nın içine de iki çekiç, kazı ala­nın­da otur­mak için iki tane ta­bu­re ala­rak tar­la­ya çık­tık. Abim her zaman kar­dan, top­rak­tan çok güzel hey­kel­ler yapar. Uzun bir süre yü­rü­dük. En so­nun­da abim kazı ça­lış­ma­sı ya­pa­ca­ğı­mız yeri be­lir­le­ye­rek ta­bu­re­si­ni yer­leş­ti­rip otur­du, ben de hemen ya­nı­na… Top­ra­ğı kaz­ma­ya baş­la­yan abime ben de ko­vay­la kum ge­ti­re­rek yar­dım edi­yor­dum. Oysa ben de kaz­mak is­ti­yor­dum. Bu yüz­den sa­na­tı­na do­kun­durt­ma­yan abime söy­le­ne söy­le­ne ko­va­la­rı ta­şı­dım. Küçük el­le­ri­me yük­len­di­ğim kum ko­va­la­rın­dan yo­rul­ma­ya baş­la­mış­tım ki abim kumu ye­ter­li buldu. Ge­tir­di­ğim top­rak­ta­ki insan si­lu­eti hemen hemen be­lir­miş­ti. Fakat ben tatlı bir gülen yüz yap­ma­dı­ğı­mız için si­nir­li ve mut­suz­dum. Abime “Hiç ol­maz­sa adam güler yüzlü olsun…” di­ye­rek ısrar ettim. Her söy­le­di­ğime olum­suz yanıt alın­ca öf­ke­mi tu­ta­ma­ya­rak elim­de­ki çe­ki­ci abi­min ka­fa­sı­na in­di­ri­ver­dim. Abi­min acı için­de ka­fa­sı­nı tutup ağ­la­ya­rak eve gi­di­şi­ni iz­le­dim ben de ağ­la­ya­rak. Beni şi­kâ­yet ede­ce­ğin­den emin­dim. Ben de an­ne­me hep evden çı­kar­ken geç­me­ye­ce­ğimi­ze söz ver­di­ği­miz ile­ri­de­ki tuğ­la­la­rın ar­ka­sı­na sak­lan­dım. Bir süre ağ­la­ya­rak ora­cık­ta bek­le­dim. Abi­min ka­fa­sı­na çekiç in­dir­di­ğim yet­mi­yor­muş gibi bir de tuğla sı­nı­rı­nı geç­miş­tim. Ne ya­pa­ca­ğı­mı bil­mez halde orada di­ki­li­yor­dum. Ba­ba­mın o gün evde ol­ma­ma­sı beni ra­hat­la­tı­yor­du. Tuğ­la­la­rın ke­na­rın­dan ba­şı­mı uza­tıp ara ara evi yok­lu­yor­dum ki ba­ba­mın eve gel­di­ği­ni gör­düm. Hemen sin­dim tek­rar tuğ­la­ların ar­ka­sı­na. Kesin abim beni ba­ba­ma şi­kâ­yet et­miş­ti. Ne ya­pa­ca­ğı­mı dü­şü­nür­ken an­ne­min ya­nı­ma doğru yak­laş­tı­ğı­nı gör­düm, beni al­ma­ya gel­miş­ti. Elim­den tuttu beni biraz da azar­la­ya­rak abi­min ya­nı­na gö­tür­dü. Sa­rı­lıp ba­rış­tık. Abi­min beni ba­ba­ma is­pi­yon­la­ma­mak için depo ola­rak kul­la­nı­lan, şu an be­li­mi geç­me­yen ama o za­man­lar ise benim bo­yum­la bir olan bod­ru­ma sak­lan­dı­ğı­nı ve ba­şı­nı bir de ora­da­ki ta­va­na vur­du­ğu­nu öğ­ren­di­ğim­de ola­yın üze­rin­den yıl­lar geç­miş­ti.

Şimdi o tar­la­mı­zın üzeri ev­ler­le dolu. Söy­le­ne söy­le­ne kum ta­şı­ya­cak te­pe­miz de yok, ka­za­cak top­ra­ğı­mız da… Şim­di­ki ço­cuk­lar fut­bol oy­na­ya­mı­yor­lar so­kak­ta fa­sul­ye­den bile olsa… 90’lı yıl­la­ra so­nun­dan ye­tiş­miş olsam da öz­lem­le…

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.