Çağın Özbilgi ile Günümüz Şiiri Üzerine

/ 31 Aralık 2018 / 168 kez okunmuştur / yorumsuz

“Gösterişten Uzak Arınma” adlı şiir kitabının şairi Çağın Özbilgi Gebze/Kocaeli’nde yaşıyor. Gümrük Müşavir Yardımcısı olarak çalışan Özbilgi ile günümüz şiiri üzerine güzel bir söyleşi gerçekleştirdik.

Çağın Özbilgi ile Günümüz Şiiri Üzerine

C.T: Çağın Bey, şiire ne zaman gönül vermeye başladınız? Etkilendiğiniz şair veya şairler var mı? Varsa bu şairlerin hangi özellikleri sizi etkiledi?

Ç.Ö: Şiire ortaokuldan beri ilgi duyuyorum -gönülden bağlıyım-. İlk okuduğum şiir kitabının Orhan Veli’nin ‘Bütün Şiirleri’ olduğunu söylemeliyim. Elbette, etkilendiğim birçok şair oldu. Özellikle toplumsal gerçekçi şairler; Nazım Hikmet, Ahmed Arif, Adnan Yücel, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Ahmet Erhan vd. Onların insanlık değerlerini yüceltişleri ve zulme karşı duruşları beni oldukça etkiledi.

C.T: Acaba günümüzde okuyan, inceleyen, araştıran, geçmişin şiir pratiğinden dersler çıkaran, geleceğe dair şiir düşünceleri üreten, çok yazan değil, az ama çalışılmış, emek verilmiş, damıtılmış şiirini gündeme taşıyan şair eksikliği mi var?

Ç.Ö: Elbette, bu çok büyük bir eksiklik. Gerçek şair; perde arkasında üretmeye mahkum edilmiş, mevcut sisteme boyun eğenlerse baş tacı edile gelmiştir. Günümüz Türk şiiri, kötü bir dönemden geçmektedir, diyebiliriz ama yakın gelecekte bu durum aşılacaktır. Buna yürekten inanıyorum.

C.T: Günümüz genç şairlerin ufkunu genişletmesi, ışıklandırması, yönlendirmesi açısından yetkin bir şiir eleştirmeni eksikliği duyuyor musunuz?

Ç.Ö: Şiir eleştirisi konusunda ciddi bir eleştirmen eksiliği söz konusu. Yakın geçmişte bu sorun çok fazla gündeme gelmemekteydi ancak bu konuda yetkinlik anlamında ciddi sıkıntılar var. Maalesef, objektif eleştirmen sayısı bir elin beş parmağını geçmemekte.

C.T: Şiirlerini kitaplaştırmak isteyen şiir yazıcıları, kendilerini aslında hiç istemedikleri ve çoğu zaman şiire küsmelerine neden olan ticari ilişkiler ağının orta yerinde mi buluyor?

Ç.Ö: Elbette, biz bu duruma onlar açısından ‘kapitalizmin nimetidir’ diyebiliriz. Söz konusu yayıncılar, lafa gelince mangalda kül bırakmazlar ama hepsi ticaretin ağababasıdır. Edebiyat gıdı okşayanların, gıdısı okşananların mecrası değildir.

C.T: Modern şiirimizde divan şiirinin izlerini görmemiz mümkün müdür?

Ç.Ö: Elbette, şiir bir zincirdir. Her kuşak -yani kendi kuşağında ön plana çıkan şairler- divan şairlerinden ve şiirlerinden beslenmişlerdir. Şahsen (ben) Nef’i’yi çok severim.

C.T: ‘’Ötekileştirme’’ ve ‘’Kutuplaşma’’ sözcüklerini Türk Edebiyatı için değerlendirecek olursak, bu iki sözcüğün şiirimize ne gibi zararları ya da yararları olmuştur?

Ç.Ö: Bu iki sözcüğün de edebiyatımıza herhangi bir katkısı olmamıştır. Bir üreteni ötekileştirerek ya da bulunduğunuz edebiyat ortamını -herhangi bir konuda- kutuplaştırarak bir noktaya varamazsınız.

C.T: İkinci yeni şiirinin uzun ömürlü olmasını neye bağlıyorsunuz? Sizce, günümüzde ikinci yeni şiir anlayışı mı ağırlıktadır?

Ç.Ö: İkinci yeni şiiri uzun ömürlüdür; çünkü imgesel öğeler ve kapalılıkla örülmüştür. Bu da, günümüzde birçok insanın işine gelen bir şeydir. Hiç kimse sonuca doğrudan gitmek istemiyor ama yine de bu yolu izleyenler de var.

Günümüzde daha çok ikinci yeni şiiri ve garip şiiri anlayışı ön plandadır –kanımca. Sayıları az da olsa toplumsal gerçekçi şiir anlayışını sürdürmeye çalışan şairler de var.

C.T: Edebiyatımızda birçok dönemler yaşandı. Örneğin; divan edebiyatı, halk edebiyatı, Tanzimat dönemi edebiyatı… Sizce, her dönem kendine düşen görevi yerine getirebilmiş midir? Bir sonraki dönem, bir öncekine göre daha mı gelişmiştir?

Ç.Ö: Benim açımdan her dönemin ayrı bir önemi vardır. Divan edebiyatı olsun, halk edebiyatı olsun, Tanzimat dönemi edebiyatı olsun -hemen hemen hepsi- şiirimi beslemiştir. Kanımca; her dönem, bir öncekine göre daha da gelişmiştir. Gelişmenin doğası, felsefesi budur.

C.T: 2010 Kuşağı adlı bir kuşak var mıdır? Varsa siz kendinizi bu kuşağın neresinde hissediyorsunuz?

Ç.Ö: Bu konuda değerlendirmede bulunmak bizlere düşmez. Bunu bizden sonra gelecek kuşaklar, edebiyat tarihçileri değerlendirecekler ve böylesi bir kuşak olduğu hükmüne varırlarsa adlandıracaklardır.

C.T: Birçok şairin siyasi kimlikleriyle popüler olduğu bilinmektedir. Sizce, siyasi kimliğe sahip olmak şiire zarar verir mi? Sizin siyasi bir kimliğiniz var mı?

Ç.Ö: Siyasi bir kimliğe sahip olmanın şiire zarar vereceğini düşünmüyorum. Özüne bakarsanız şiir her zaman politiktir. Şahsen, zulme sonuna kadar karşıyım; insanlıktan, doğruluktan, dürüstlükten ve onurdan yanayım. Emekten, emekçiden, eşitlikten, özgürlükten ve kardeşlikten yanayım.

C.T: Şiir, dünyanın en büyük ve en eski mirasıdır diyebiliriz. Siz, bu mirasa (şiire) yeterince sahip çıktığınıza inanıyor musunuz?

Ç.Ö: Şiirin, dünyanın en büyük ve en eski mirası olduğunu -miraslarından biri olduğunu- kabul edebilirim. ‘Ben bu mirasa yeterince sahip çıkıyorum’ desem bile, bu çok büyük bir anlam ifade etmeyecektir. Bunu da nitekim tarih gösterecektir.

Yukarıda adını andığım şairlerden ikisiyle bitireyim:

‘Gûyâ ki olur didelerim ma’den-i yakut
Her gâh ki yâd-ı leb-i cânân iderim ben
Bu hâl ile avarelik el virse bana ger
Baştan başa dünyâyı gül-istân iderim ben’

Günümüz Türkçesiyle;
‘Sanki gözlerim yakut madeni olur, (ağlamaktan kızarır),
Her ne zaman ki sevgilinin dudağını anarım ben.

Şayet bu hal ile avarelik bana fırsat verirse,
Dünyayı baştanbaşa gül bahçesi ederim ben’

Nef’i

‘”To be or not to be” değil.
“Cogito ergo sum” hiç değil…
Asıl iş, anlamak kaçınılmaz’ı,
Durdurulmaz çığı
Sonsuz akımı.’

Ahmed Arif

*Bu güzel söyleşi için Kasabadan Esinti Dergisi’ne çok teşekkür ederim.

admin

Cüneyt Tanyeri

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.