Bekir Dadır’la Günümüz Şiiri Üzerine

/ 28 Aralık 2018 / / yorumsuz

Günümüz genç şairlerinden Bekir Dadır Antalya’da yaşıyor ve Akdeniz Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Dadır’ın Eylül 2018’de çıkan “Çöl Bahçıvanı” adlı bir şiir kitabı var. Kendisine günümüz şiiri ile ilgili sorular sorduk.

Bekir Dadır’la Günümüz Şiiri Üzerine

C.T: Türk Şiiri, ülkemizde yaşanan kültürel ve politik yıkıntı ve kokuşmanın içinde biçimlendirilmeye mi çalışılıyor? Ne dersiniz?

B.D: Buna benzer bir soruya daha önce Cenk Kolçak’ın yapmış olduğu bir soruşturma sorusunda cevap vermiştim. Burada yineleyeyim o halde: şiir özgürdür, özgür olmayan ise şairdir. Şair ne kadar kısıtlanırsa kısıtlansın ne kadar kültürel erozyonlar yüksek olursa olsun şairin kalemi her daim özgür kalmak zorundadır. Çünkü şiirin çıkışı özgürdür. Elbette ülkede yaşanan birçok şey: siyasi meseleler, politik yıpratmalar ve yaptırımlar her zaman şiiri etkileyecektir. Ancak tarih her zaman şeyler’in içinde şiirin nasıl dik durduğunu göstermiştir. Göstermeye de devam edecektir.

C.T: Bozuk düzenin istediği psikolojik atmosferi yaratmak için mi edebiyatta karmaşa yaratıldı?

B.D: Edebiyatta yaratılan karmaşadan kastınız nedir? Yayınevlerin birçoğunun para tuzağı olması mı? Dergilerin ahbap-çavuş ilişkisiyle yürümesi mi? Birçok derginin abonelerinin şiirlerine ve yazılarına yer vermesi mi? Dergilerin nitelikten uzak eserlere yer vermesi, nitelikli eserlerin önünü kesmesi mi? Ülkemizde eleştirinin git gide kötüleşmesi mi? Ödül alan kişilerin ödül kurumunda çalışıyor olması mı? Yeni bir dergi çıkaran kişinin dergi çıkmadan karalanması mı? Eğer bahsettiğiniz karmaşa bunlarsa bunlar çok doğru. Başka ne türlü bir karmaşadan söz ediyorsunuz bilemiyorum.

C.T: Şiir, özden yoksun bir hâle getirilerek, kimselere bir şey söylemeyen, sanatsal bezeklerle dolu söz öbeklerine mi dönüştürüldü?

B.D: Zaman zaman, yer yer. Postmodernizmin edebiyata getirdiği en olumsuz sonuçlardan birisi de bu olsa gerek. Kendi çağına uzaklaşmış, ölümlere, yoksulluğa, tecavüzlere uzaklaşmış bir çağın şiirinin getirisi bu sizin dediğiniz. Haklılık payınız da haliyle çok yüksek. Fazla bireysel şiire de baştan sona hamasi şiire de karşıyım. Şair, bireyseldir. Ancak toplumun da aynası olmak zorundadır. Bu yüzden çağa yabancı kalamaz, kalmamalı. Ama şiir ne kadar bir şey söylemeyen olarak nitelense de her şiir bir şey söyler, önemli olan ne söylediğini duyabilmektir.

C.T: Şiir yazanların, şairim diye dolaşanların, özellikle de genç kuşakların çok az şiir okuyup çok az şiir çalışması yaptığı doğru mudur?

B.D: Bunu ilk kez sizden duymuyorum açıkçası. Geçen başka bir soruda da aynısı değilse de benzeri bir soru gelmişti. “şairler kitap okumaz diye bir kanı var” diye geçiyordu soruda. Açıkçası insan nasıl okumadan şiir çalışır, şiir yazar anlayamıyorum. Şairim diye dolaşan bir kesim var etrafta, evet. Özellikle sosyal medyanın hüküm sürdüğü bu dönemde Facebook’taki bazı amcalar, teyzeler şairim diye dolaşıyorlar. Herkesin paylaşımının altına övgü dolu sözler yazıyorlar ama sorsanız bir tanesi ne dergi okuyor ne de paylaşımın altına övgü dolu sözler yazdığı kişinin kitabını okuyor. Görsel bir çağdayız. Sanırım bu görsel çağı da en kötü bizler kullanıyoruz.

Genç kuşaklara gelince: sizin genç kuşak dediğiniz kimler? İlk kitabını çıkaranlar mı? Kitabı henüz çıkmamış dergilerde şiirlerini yayımlayanlar mı? Bakın size bir şey anlatayım: geçen aylarda bir şiir festivaline davet edildim. Festivali belediye düzenliyormuş. Konaklama ücretini karşılıyorlarmış ancak ünlü ve büyük şairlerin(!) dışında gelen genç şairlerin yol ücretlerini karşılamıyorlarmış. Beni davet eden kişiye şöyle dedim telefonda: “bir gün olur da bizleri, ünlü ve büyük şairler ile aynı kefeye koyunca beni tekrar davet ediniz. Böyle bir ayrımda festivalinize katılmam mümkün değil”

Bunun dışında genç kuşak dersek (sizin tabirinizle) evet efendim bizim genç kuşak okuyor hem de öyle bir okuyor ki çok güzel yapıtlar ortaya koyuyorlar.

C.T: Son günlerde 2010 Kuşağı’ndan söz ediliyor. Böyle bir kuşak var mı, varsa kendisini diğer kuşaklardan ayıran özellikler nelerdir? Siz kendinizi var olduğu söylenen bu kuşaktan kabul ediyor musunuz?

B.D: Az önceki soruda bu sorunun yanıtına benzer şeyler söyledim zaten, ek olarak şunu diyebilirim: 2010 kuşağı vardır ya da yoktur, bunu ancak bizden sonraki edebiyat tarihçileri yazacak. Ama bizler yazıyoruz, yayımlıyoruz demek ki bizler varız.

C.T: Şiirimizin ya da şiirin şiircesel (poetik) açıdan sorunu var mı?

B.D: 1993 doğumlu bir şairim. Ölene kadar da poetik açıdan sorunlarım elbette olacaktır. Eminim 80’ine merdiven dayamış bir şaire bu soruyu sorsanız o da aynı şeyi söyler. Şiir, öğrenilmeye devam eden bir şeydir. Başı vardır ama sonu yoktur.

Genel bir cevap verecek olursam: poetik açıdan sorunumuz var elbette. Günümüzde yaşayan İsmet Özel gibi, Ahmet Telli gibi, Şükrü Erbaş gibi, Birhan Keskin gibi isimler var. Günümüz şiiri için yelpazesi geniş bir şair çerçevesi bu.

C.T: “Şair sisteme dayatandır; eleştiren, sevgisi ile çözüme katılandır. Sistemle hesaplaşandır. Bu yüzden başına gelmedik kalmamıştır. Şiir insanı ayağına beklemez; şiir insanın ayağına gider. İnsanla buluşur.” görüşüne katılıyor musunuz? Sizce günümüz şiiri insanla buluşuyor mu?

B.D: Katılmıyorum. Şiir insanın ayağına gitmez, şair şiirin ayağına gider. Hatta onu bulunca da uzun zaman onun tam halinin oluşması için vaktini ayırır. Belki de onu hiçbir zaman yakalayamaz.

Yayınevlerinin bütün ket vurmalarına rağmen şiir insanla buluşuyor evet. Umarım sorunuzu doğru anlamışımdır. Şiir okurla buluşuyor mu sorusu için cevap veriyorum. Teknolojinin bu kadar ilerlediği bir çağda şiir elbette insanla buluşuyor. Bulamayan insana ise diyecek bir şey yok, demek ki ekseni etrafında şiirin hiçbir yeri yok.

C.T: Biliyorsunuz bir yazınızdan dolayı tepki çekmiştiniz. İşin aslı neydi? Eleştiri kadına ve erkeğe göre farklı olabilir mi? Şiirin cinsiyeti var mıdır?

B.D: İşin aslını eleştirilere verdiğim cevapta anlatmıştım. Kısa geçeyim: bir kadın şairin(kadın şair ne demekse, beni bu cümleyi kurdurtmak zorunda bırakanlara yazıklar olsun) kitabı üzerine Gazete Duvar’da bir eleştiri yazısı yayımladım. Yazı yayımlandıktan sonra gerek şairin kitabının çıktığı yayınevi editörü gerek birkaç feminist olsun yazının “kadına şiddet” içerdiğini belirttiler. Ayrıca “bir erkek parmak sallayarak bir kadın şaire şiir böyle yazılamaz” falan diyerek olayı yazının ne’liğinden çok farklı bir yere taşıdılar. Sonra da yazı siteden kaldırıldı, sansüre uğradı.

Ne şiirin cinsiyeti vardır ne de eleştirinin. O yazı bir erkek şaire yazılsaydı bunların hiçbiri olmayacaktı. Ki hatta daha önce birkaç sert eleştirim daha yayımlandı, kimi erkek kimi ise kadın şairdi. Ancak onlardan hiç böyle tepki almamıştım. Bu durum eleştirinin azaldığı ve artık tarihe karıştığı söylenen günümüz edebiyatını haklı çıkardı. Çünkü günümüz şairleri eleştiriyi kaldıramıyor. Adı üstünde eleştiri, elbette sert olacak. Şaire hakaret etmediği sürece eleştiri metninde her şey söylenebilir. Eğer öne sunulan tezde yanlış saptamalar varsa buna karşılık bir yazı yazılır ve böyle cevap verilir. Ben öyle biliyorum. Demek ki yanlış biliyormuşum. Olması gereken bana karşı gerçekleştirilen linç gibi karşılık verilmesiymiş(!)

C.T: Bize biraz da kendinizden söz eder misiniz? Şiire ne zaman başladınız, şiir kitaplarınız neler?

B.D: İnsana sen kimsin diye sorunca yanıtlaması en zor sorulardan birisi oluveriyor bir anda. O yüzden kısa tutacağım. “hiç” hem de kocaman bir “hiç”

1993 yılında Şanlıurfa’da doğmuşum. 15 yıldır da Antalya’da yaşıyorum. Akdeniz Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okuyorum.

Şiire ne zaman başladığımı hatırlamıyorum. Her zaman içimde bir anlatma isteğinin olduğunu biliyorum. Ne zaman anlatma isteğim başladıysa o zaman şiire başladım diyebilirim. Bir tane kitabım var: Çöl Bahçıvanı. Eylül 2018’de çıktı.

C.T: Beslendiğiniz bir gelenek, etkilendiğiniz bir şair var mı? Varsa hangi özellileri sizi etkiledi, bu etki sürüyor mu?

B.D: Tek bir gelenekten söz edemem. Benden önce yazılan bütün geleneklerden besleniyorum. Özellikle Halk şiirinin ve Divan şiirinin şiirimde etkisi büyük diyebilirim. Bunların yanında elbette mitoloji, felsefe, halk hikâyeleri, semavi dinlerin kitapları… Etkilendiğim çok şair var. Yunus Emre’den Karacaoğlan’a, Seyrani’den Mecnuni’ye, Fuzuli’den Şah Hatayi’ye, Tevfik Fikret’ten Ahmet Haşim’e Edip Cansever’den Metin Altıok’a, Ülkü Tamer’den Şükrü Erbaş’a Rilke’den Rimbaud’a, Ritsos’tan Endre Ady’e ve daha birçok şairden şaire. Sonu gelmez bir deniz işte.

Bu saydığım ve sayamadığım daha yüzlerce şairin her birinin ayrı ayrı, farklı farklı etkileri var üzerimde. Elbette bu etki sürüyor, sürmeye de devam edecek.

C.T: Bu güzel söyleşi için teşekkür ederiz.

B.D: Ben teşekkür ederim, emeğinize sağlık.

admin

Cüneyt Tanyeri

Benzer Konular

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.