Azla Avunmaya Alıştık / Kaan TANYERİ

/ 2 Ağustos 2016 / 290 okunma / yorumsuz
Azla Avunmaya Alıştık / Kaan TANYERİ

Herkesin bir şiiri vardır elbet. Bu şiir kimi zaman edebiyatın içindedir, yazılıdır. Kimi zaman günlük yaşantımızda duyduğumuz bir seste, kimi zaman bir olayda, kimi zaman kalbimizi çalan bir yüzde… Şiir, her yerdedir aslında ve bu yüzden herkesin bir şiiri vardır.

Benim de şiirlerim var. Kimi bir kişide toplanmış, bütün şiirleri çalarcasına bir hırsla almış sanki üzerine. Yüzünde, sesinde, gülüşünde… Belki de “amour fou” denilen o çılgın, ihtiraslı aşkın şiiridir tek başına. Kimi şiirlerim de yazılı olanlardadır ama biz, şiirin vücut bulmuş halinden değil de yazılı kalmışlığından söz edelim şimdi.

Kendisiyle tanıştığımda hiçbir şiirini okumadığım biri Ahmet Oktay. Bornova’da üç dört yıl önce soğuk bir mart gününde beş dakika kadar oturmuştuk. O gün, kendisine ait olan bir şiir dinlemiştim: “Sığınak”.

SIĞINAK

Kaçıp sana saklanıyorum akşam oldu mu
Sana dokununca mı denizleniyor masa
Senin avcıların mı çok hayvanları kovalayan
Sıkıntımın ormanında?

Üç beş günümüz var şuracığında
Nice oyuncağımızı kırdılar
Biz de güzel çocuklardık bahçelerde
Sularda alabalık

Azla avunmaya alıştık
Ne yapalım paramız yoksa
Şarabımız bitince yağmura çıkarız
Kim güzelleşmiyor öpüşünce.

Ahmet Oktay

Toplumcu Gerçekçi değil miyiz? Öyleyiz elbet. Bir yerinden Post-Modernistiz eyvallah. Ama insan, devrimciliğinin yanında büyük romantizmi de yaşamak istiyor. Şairane bir ruhun bencilliği buradadır sanırım. Aşkını aramak, bulmak ve onu derinliğine yaşamak… O aşkı yaşarken dünyanın tüm acılarına, zulümlerine karşı şiirini çapraz kuşanıp İnce Memedlik yapmak…

Ne vardı bu şiirde beni kendisine çeken? Sanırım insanlar, şiirlerde kendisini bulunca sahipleniyorlar, tıpkı aşkları gibi. Sevgilide de kendisini bulunca bağlanmaz mı insan, kopamazcasına. Bu şiirde işte, kendimi buluyorum ben, tıpkı diğer şiirim gibi.

Dedik ya, bu dünyada acı var, üzüntü var. Yani şairin dediği gibi üç beş günlük dünyada nice oyuncağımızı kırdılar. Paramız da yoktu diyelim, bu yüzden mi bizi azla avunmaya zorladılar? Peki, paranın hükmedemediği duygular… Bu dünyadaki maddilikten uzak güzelliklerde niye azla avunmaya alıştırıyorlar? İnsanlar neden bir merhabayı esirgerler birbirlerinden ya da birbirlerini seven insanlar, neden sevgilerini söylemek için beklerler? Kim güzelleşmez öpüşünce? Sappho dememiş miydi, “Sevmek sevişmek yaşayanlara vergi” diye? Aşkta bile vergi kaçırıyor insan. Azla avunmaya alıştırıyorlar.

Ama sol memenin altındaki cevahirden umudu kesmeyeceğiz. “Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey”, diyerek cümlenin devamını söylemeden noktayı koyacağız. Bu dünyada güzellikler var ve yenileri doğacaktır, kuşkusuz. Madem sevgiden konuşulmuyor, umutlara tutunmak lazım şimdi, güzel yarınların umutlarına. Umutlu yarınlardan kopamazcasına herkese merhaba…

 

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.