Ateş Kerem tutuş Kerem yan Kerem / Tuğrul Keskin

/ 19 Ekim 2019 / 313 / yorumsuz

Bazı şi­ir­le­rin­de Azer Tuğ­rul Kes­kin, A.​Tuğ­rul Kes­kin ad­la­rı­nı kullanan Tuğrul Keskin İzmir Ata­türk Ti­ca­ret Li­se­si’ni bi­tir­di. Muğla İşlet­me Yük­sek Okulu’nda öğ­ren­ciy­ken yük­sek öğ­re­ni­mi­ni son­lan­dır­dı ve ti­ca­re­te atıl­dı. De­ği­şik iş­ler­de ça­lış­tı, yö­ne­ti­ci­lik yaptı. Piya Ya­yın­la­rı’nın ku­ru­cu­la­rı ara­sın­da yer aldı. Kes­kin Tür­ki­ye Ya­zar­lar Sen­di­ka­sı (TYS) , Ede­bi­yat­çı­lar Der­ne­ği ve Dil Der­ne­ği üye­si­dir.

İlk şi­ir­le­ri Yaba ve Yeni Olgu der­gi­le­rin­de ya­yın­lan­dı. ‘Ütop­ya’ ve ‘Kun­duz Düş­le­ri’ der­gi­le­ri­ni çı­kar­tan ekip­te yer aldı. Yeni Bü­tün­cü Şi­irin Ma­ni­fes­to­su’nu ya­yım­la­dı. “1980’li yıl­lar­da baş­la­yan şiir se­rü­ve­nin­de göç­len­di­ril­miş ve ku­ru­lu dü­ze­ne baş­kal­dı­ran­la­rın aman­sız yaz­gı­sı­nı, kendi ya­şan­tı örün­tü­le­riy­le içi içe öre­rek, duru bir dille, bi­rey-top­lum iz­dü­şüm den­ge­si­ni gö­ze­te­rek, im­ge­yi maske dü­şü­rü­cü bir tarz­da kul­la­nan çıp­lak şi­ir­ler ya­zı­yor.”

Ateş Kerem tutuş Kerem yan Kerem / Tuğrul Keskin

Ateş Kerem tutuş Kerem yan Kerem

Ge­ri­ye dönüp bak­ma­yı, ge­le­ne­ği ar­ka­la­ya­rak bu­gü­ne yü­rü­me­yi sür­dü­re­lim…

Ge­le­nek de­ğin­ce de düş­ler kur­dur­tan, in­sa­nı, ya­şa­dı­ğı za­man­la­rın kö­tü­lük­le­ri­ne karşı ko­ru­ma ça­ba­sı olan; ko­ru­yup gö­ze­ten bi­ri­kim­den söz edi­yo­rum.

Kuşku yok ki bizim sözlü kül­tü­rü­müz, yüz­ler­ce yıl bo­yun­ca iş­le­nip zen­gin­leş­miş ve o zen­gin­lik­ler­le de­rin­le­şip ge­niş­le­miş de­va­sa bir ‘kült’tür.

Sev­da­lar, acı­lar, göç­ler, za­lim­lik­ler ve ya­şa­ma dair daha ne varsa o bü­yü­lü söz­ler da­ğar­cı­ğı­nın için­de­dir. Arap harf­le­ri­nin zor­lu­ğu ne­de­niy­le olsa gerek, Os­man­lı’da ya­zı­lı kül­tür son de­re­ce sı­nır­lı ve saray çev­re­sin­de­dir. Türk halk ge­le­nek ve gö­re­nek­le­ri­nin en ha­fi­fin­den bu ne­den­le, ya­zı­lı kül­tür için­de yer alam­sı zaten ola­nak­sız­dı. Bu ne­den­le ki, sözlü kül­tür öyle yakın za­ma­na kadar devam etmiş ki, insan, ya­zı­ya ge­çi­şin bu kadar ya­kın­lı­ğı­na şa­şı­yor.

Söz­ge­li­mi Pir Sul­tan­lar, Ka­ra­ca­oğ­lan­lar, Yu­nus­lar bile 20. Yüz­yı­lın ilk çey­re­ğin­de ancak ya­zı­lı kül­tü­rün bir par­ça­sı ola­bil­miş­ler. El­bet­te âşık ge­le­ne­ği­mi­zin ulu­la­rın­dan Kerem ile Aslı’da öyle…

Kapı Ya­yın­la­rı ol­duk­ça güzel bir Türk­çey­le adını an­dı­ğım bu des­ta­nı ye­ni­den bas­mış ve ben de oku­ma­sı­nı ye­ni­den ve yeni bi­tir­dim.

Kerem ile Aslı, ke­der­li hi­kâ­ye­si ve şi­ir­le­riy­le ço­cuk­lu­ğu­mun bana ar­ma­ğa­nı…

Iğdır’daki evi­miz­de “bir serçe kadar hür­ken” Azeri âşık­la­rın gür se­sin­den ba­ba­mın kah­ve­sin­de, bi­tim­siz ge­ce­ler ve kış­lar bo­yun­ca din­le­me­ye do­ya­maz­dım bu des­tan. El­bet­te sözlü kül­tü­rü­mü­zün diğer des­tan­la­rı­nı da…

Fakat bu des­tan­da Aslı’nın sözü ilk al­dı­ğın­da söy­le­di­ği; “Ağa Kerem paşa Kerem han Kerem/ Ateş Kerem tutuş Kerem yan Kerem/ Aslı olsun sana kur­ban can Kerem/ Aman Kerem beni rüsva ey­le­me…” dört­lü­ğü ve son­ra­sın­da ge­li­şen­ler, ilk genç­lik yıl­la­rım­dan baş­la­ya­rak hep ak­lım­da tut­tu­ğum ve öm­rü­mün şe­kil­len­me­sin­de yeri olan kıy­met­li söz­ler­di. Ne­den­se ora­da­ki etik tutum, Kerem’in bütün yan­gı­nı­na rağ­men o bah­çe­yi hemen terk et­me­si beni çok et­ki­le­miş… Ye­ni­den okun­ma­sı ve oku­tul­ma­sı­nın al­tı­nı biraz da bunun için çiz­mek is­te­dim belki de…

Çünkü bu yüz yılda, şimdi bile bu des­tan­da­ki in­sa­ni yö­ne­lim­le ge­le­ce­ğe yü­rü­mek müm­kün­dür. İçinde insan var­dır, sevda var­dır, can var­dır, an­la­mak var­dır, se­vinç var­dır, acı var­dır ve bütün bu duy­gu­lar­da­ki ortak has­sa­si­yet­ler.

Bu des­tan­da ne­re­dey­se bütün bir Or­ta­do­ğu’yu, Kaf­kas’ları, Türk Yurt­la­rı­nı do­la­şan Kerem’in söy­le­di­ği şi­ir­ler, in­sa­nın ka­lıt­sal er­de­mi­ne gön­der­me­ler­le do­lu­dur; Aslı’nın bir Er­me­ni pa­pa­zı­nın kızı ol­ma­sı yahut Kerem’in Müs­lü­man Türk ol­ma­sı, bu an­to­lo­jik ya­pıt­ta, bu her iki kül­tü­re de asla ha­ka­ret eden söz­ler içer­mez, bir di­ğe­ri­ni öte­ki­leş­tir­mez. Bu des­tan­da­ki her söz, öte­ki­nin as­lın­da kendi ol­du­ğu­nu bilir.

Fakat yakın ta­ri­he dönüp ba­kı­yo­rum şöyle bir, gör­dü­ğüm; kinle ve kanla ve düş­man­lık­lar­la örülü kimi ki­tap­lar, şi­ir­sel me­tin­ler, üs­te­lik kamu okul­lar­da ço­cuk­la­ra oku­tul­mak is­te­ni­yor. Cahit Za­ri­foğ­lu’nun “Bir De­ğir­men­dir Bu Dünya” adlı ki­ta­bın­dan söz edi­yo­rum…

Cahit Za­ri­foğ­lu ki, sol şiir ede­bi­yat çev­re­le­rin­de yaz­dık­la­rı­na değer bi­çi­len bir şair, bir söz in­sa­nı!

Kinle ve ken­din­den ol­ma­ya­nı mut­lak düş­man gö­re­rek “ortak” bir ya­zın­sal ge­le­nek ya­ra­tı­la­bi­lir mi? Şim­di­ki kimi ya­zı­cı­la­rın yazı ah­la­kı, Cahit Za­ri­foğ­lu ve onun da üs­ta­dı olan kimi in­san­la­rın dü­şün­ce­le­ri­nin ege­men söy­lem bi­çi­mi­ne dö­nüş­me­si, aşa­ğı­da­ki gibi me­tin­le­rin çok­lu­ğu, böy­le­si bir or­tak­lı­ğı müm­kün kıl­mı­yor…

Adı geçen ki­ta­bın­da diyor ki Za­ri­foğ­lu; “Ko­mü­niz­me ve ka­pi­ta­liz­me ina­nan in­san­la­rın mey­da­na ge­tir­di­ği top­lu­luk, ancak bir sü­rü­dür. Ama Müs­lü­man­lar­dan mey­da­na gelen top­lu­lu­ğun adı ce­ma­at­tir, üm­met­tir…”

Ve devam edi­yor: “Bu şuur ve­ril­di­ği tak­dir­de ter­te­miz Müs­lü­man­lar ol­duk­la­rı halde ka­pi­ta­list, fa­iz­ci, Ke­ma­list ve laik zih­ni­yet­li, gayri İslami bir gi­di­şa­tın tem­sil­ci­si parti ve ör­güt­le­rin ar­ka­sın­dan gi­den­ler, ha­ta­la­rı­nı idrak edip doğ­ru­ya yö­ne­le­bi­lir.

Diğer yan­dan Müs­lü­man­la­rın İslami ko­nu­la­rı oku­yup, öğ­re­nip kendi ya­kın­la­rı­na özel­lik­le ço­cuk­la­rı­na öğ­ret­me­le­ri­ni is­ti­yo­ruz. Bu da­va­nın as­ker­li­ği­ni yap­mak için o da­va­yı enine bo­yu­na bil­mek ge­re­kir.

İslam düş­man­la­rı, ce­mi­ye­ti bu­gün­kü şah­si­yet­siz, iç­ki­ci, faiz sever, laik ve ba­şı­bo­zuk hale ge­tir­mek için nasıl uzun yıl­lar gay­ret sar­fet­miş­ler­se, on­la­rı sus­tur­mak, in­san­la­rı bu ha­in­le­rin elin­den kur­tar­mak için de gay­ret gös­ter­mek ge­rek­li. Müs­lü­man­la­rın si­ya­si alan­da bi­linç­len­me­le­ri­ni arzu edi­yo­ruz…”

Bu sa­tır­la­rı oku­yun­ca doğal ola­rak in­sa­nın ak­lı­na şu so­ru­lar üşü­şü­yor. Yeni Os­man­lı­cı­lar, ortak ve şanlı ta­ri­hi bu gibi in­san­lar ve me­tin­le­re yas­la­na­rak mı ku­ra­cak­lar, yoksa biz­ler­den ve bütün ha­yat­tan giz­le­dik­le­ri başka bir kül­tü­rel kay­nak­la­rı daha mı var?

Onlar kin­le­ri­ne dön­sün, bizse Kerem gibi yana yana, ka­ran­lık­la­rı ay­dın­lık kılma yü­rü­yü­şü­nü ta­mam­la­ma­ya!

(ABC, Ekim 2018)

Tuğrul Keskin

Bazı şi­ir­le­rin­de Azer Tuğ­rul Kes­kin, A.​Tuğ­rul Kes­kin ad­la­rı­nı kullanan Tuğrul Keskin İzmir Ata­türk Ti­ca­ret Li­se­si'ni bi­tir­di. Muğla İşlet­me Yük­sek Okulu'nda öğ­ren­ciy­ken yük­sek öğ­re­ni­mi­ni son­lan­dır­dı ve ti­ca­re­te atıl­dı. De­ği­şik iş­ler­de ça­lış­tı, yö­ne­ti­ci­lik yaptı. Piya Ya­yın­la­rı'nın ku­ru­cu­la­rı ara­sın­da yer aldı. Kes­kin Tür­ki­ye Ya­zar­lar Sen­di­ka­sı (TYS) , Ede­bi­yat­çı­lar Der­ne­ği ve Dil Der­ne­ği üye­si­dir.