Annenize Onun Yerine de Sarılın

/ 5 Ağustos 2016 / 7 okunma / yorumsuz

“Anne” deyince Türk insanının aklına ilk gelen isim kim olabilir? Evet… Bizim de aklımıza aynen sizin dudaklarınızdan dökülen o isim geldi.

O öyle bir isim ki, büyük küçük herkesin belleğinde ortak. Ağlatırken güldürmesi, güldürürken ağlatması, hızlı hızlı koşar gibi yürüyüşü ve o ünlü kahkahası… Hababam Sınıfı’nın elinde okul zili koridorlarda koşturan Hafize Ana’sı, Gülen Gözler’de Münir Özkul’un tonton eşi Nezaket Hanım’ı, Neşeli Günler’in turşucu annesi, inatçı Saadet Hanım’ı, ‘Uykudan Önce’ isimli televizyon programının Adile Teyze’si Adile Naşit…

Anne deyince aklımıza gelen ilk ortak isim Adile Naşit oldu. Önce yüzümüzde bir gülümseme belirdi. Sonra arşive girdik ki ne görelim. Birincisi onu yitireli ne çok yıl olmuş… Tam 25 yıl! Fakat sıcaklığı, sahiciliği o kadar taze ki…

İkincisi, o kahkahaların ardına özenle gizlediği, biz kuzucuklarını üzmemek adına içine attığı dayanılmaz acısı. Bu acının adı: Evlat acısı, dağlar bile dayanamaz. O başkalarını mutlu ederek yıllarca dayanmış.

Evet, yanlış okumadınız. Adile Teyze’nin de bir çocuğu vardı ve onu 15 yaşındayken yitirdi. Üstelik onu kaybetmemek için öyle çile çekmiş ki…

BİR DAHA DOĞUM GÜNÜNÜ KUTLAMADI

Ahmet Naşit Keskiner, Adile Naşit’in daha 15 yaşındayken toprağa verdiği, doyamadığı oğlu… Kalbi doğuştan delik olan Ahmet’in iyileşmesi için Amerika’da ameliyat olması gerekiyordu. Ameliyat masrafları ise tiyatrocu babası Ziya Keskiner ve annesi Adile Naşit’in karşılayabileceği bir miktar değildi. 1966 yılının parası ile tam 100 bin lira gerekiyordu… Sanatçı arkadaşları yetişti imdatlarına, İstanbul Tiyatroları bir gecelik gelirlerini, yani 20 bin lira verdi aileye… Bir de “Gece Yarısı Tiyatrosu” yapıldı, o paralar ve dönemin gazetelerinin başlattığı kampanyalarla denkleştirildi küçük delikanlının ameliyat parası. Ahmet Amerika’ya gitti, başarılı da geçmişti ameliyatı. Ama bir gün komaya girdi Ahmet ve bir daha uyanamadı… Tarih 16 Haziran 1966’yı gösteriyordu, tam da annesinin doğum gününden bir gün önceyi…

Biricik oğlunun ölüm haberini İzmir’deki bir oyun öncesi alan Adile Naşit, bu habere rağmen sahneye çıktı ve bütün salonu kahkahalara boğdu… Ama bu olay onun bütün hayatını değiştirdi. İzmir’den İstanbul’a geldiği uçaktan perişan bir halde inen Hafize Ana, bir daha uçağa binmedi ve doğum gününü kutlamadı.

Bu acı kaybın ardından kendini tiyatroya, sinemaya ve çocuklara adayan Adile Naşit, uzun süre savaş verdiği kansere takvimler 11 Aralık 1987’i gösterdiğinde yenildi. Ardında ise sayısız film ve ‘Kuzucuklar’ını bıraktı…

adile-2 (600 x 233)

ADİLE NAŞİT’İ BİR DE YEĞENİ NAŞİT ÖZCAN’DAN DİNLEYİN

Karşımıza iki Adile Naşit çıktı. Biri neşeli, cıvıl cıvıl… Diğeri, evdeki sadece yakınlarının bildiği Adile Naşit. Onu, bu bilinmeyen yönlerini en yakınındaki bir isim, yeğeni tiyatrocu Naşit Özcan anlattı.

Adile Naşit, kendisini tiyatroya ve sinemaya adamış bir insandı, babası tuluat ustası Naşit Bey’in mirasını tiyatroda en iyi şekilde sürdürdü. Sakin, dışa dönük gibi gözükse de aslında içine kapanık biriydi. Girdiği her ortamı neşelendiren, esprileriyle kahkahaya boğan bu kadın, 15 yaşındaki oğlunu kaybettikten sonra hep mutsuz yaşadı. Ve bu sıkıntısı onu ölüme kadar götürdü.

Baktığımızda şen kahkahalar atan Adile Naşit’in bu kahkahalarının içinde acı ve gözyaşları gizliydi, çünkü o bir anneydi, en kutsal değeri olan evladını kaybetmişti. İzmir’de aldığı acı haberin ardından uçakla İstanbul’a geldi. Havaalanında kendisini kaybetmiş bir şekilde uçaktan inmişti. Hayatı boyunca da bir daha uçağa binmedi ve doğum gününü kutlamadı.

Onunla aynı evde iki yıl yaşadım. Ona her şeyi özgürce söyleyip, eleştirebiliyordum. Hatta onun ilk reklam filmini de ben çekmiştim. Halam beni severdi, iki yılın sonunda onun yanından ayrılmaya karar verdiğimde çok üzülmüştü. Fazla belli etmiyordu ama biraz da olsa beni oğlunun yerine koyduğunu düşünüyordum. Onu çok ama çok sevdim.

HER GECE OĞLU İÇİN AĞLARDI

Hayır, bahsetmezdi ama ben Ahmet’i yaşadığım ve iyi tanıdığım için zaten biliyordum. Ama her gece mutlaka oğlunu düşünüp kısa bir süreliğine ağlar ve tekrar hayat dönerdi bu onun için ritüeldi sanki… Ama hiç oğlundan konuşmazdı.

Türk sinemasına damga vuran, birçok oyuncunun idolü olan bu güler yüzlü kadın tahmin ettiğimiz gibi hiç de büyük paralar kazanamamış ve servet edinememiş…

Hayatta hiçbir şeye tamah etmedi, hiçbir şeyin fazlasını istemedi elindekiyle yetinmesini bildi. Çalıştığı filmlerden çok alacağı vardı ama borçlu öldü. Bu ülkenin dışında başka bir ülkede yaşıyor olsaydı inanılmaz bir servet sahibi olurdu. Ama gördüğüm kadarıyla maneviyat ve sevilmek onun için en büyük servetti.

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.