Afşar Timuçin

/ 1 Kasım 2016 / 62 okunma / yorumsuz

Ha­ya­tı:
Afşar Ti­mu­çin, çok geç ev­len­miş epey­ce yaşlı bir ba­ba­nın tek erkek ço­cu­ğu ola­rak Ma­ni­sa/Ak­hi­sar’da dün­ya­ya gelir (31 Ağus­tos 1939). Ab­la­sı Tom­ris Hanım, Erol Seç­men’le ev­le­nir,2006 yı­lın­da vefat eder. Ba­ba­sı, Dev­let De­mir­yol­la­rı Yol Şube Şefi Ab­dul­lah Ti­mu­çin’dir; 13 Ara­lık 1969’da ölür. Anası ise, Ne­bi­le Hanım’dır; 23 Mayıs 1978’de ha­ya­ta veda eder. Kö­ken­le­ri Bakü ve Batum’a (Kaf­kas­la­ra) da­ya­nan Ti­mu­çin; baba ta­ra­fın­dan Azeri, ana ta­ra­fın­dan Gürcü asıl­lı­dır. Henüz o 1,5 ya­şın­day­ken ba­ba­sı Ak­hi­sar’dan Ba­lı­ke­sir’e ata­nır, sonra Is­par­ta’ya gön­de­ri­lir. Ba­ba­sı Su­sur­luk’a atan­ma­yı bek­ler­ken, emek­li­ye ay­rıl­dı­ğı­nı öğ­re­nir. Bu du­ru­ma çok üzü­lür­ler. Fev­zi­pa­şa Bu­ca­ğı Ga­zi­an­tep İlko­ku­lu’na baş­lar­ken okuma yazma bil­di­ği için ikin­ci sı­nı­fa kaydı ya­pı­lır. Okuma yaz­ma­yı kendi ken­di­ne öğ­ren­miş­tir. İlko­ku­lun son­la­rın­da çok sev­di­ği an­ne­an­ne­si vefat eder. An­ne­an­ne­si­nin öl­dü­ğü yıl, İsla­hi­ye Or­ta­oku­lu’na tren­le gidip gel­me­ye baş­lar, o yıl sı­nıf­ta kalır, iyi bir öğ­ren­ci ol­ma­dı­ğı­nı söy­ler. Adana’da Te­pe­bağ Or­ta­oku­lu’nu bi­ti­rir. Bir yıl da Adana Erkek Li­se­si’nde okur. Lise öğ­re­ni­mi­ni İstan­bul Erkek Li­se­si’nde ta­mam­lar (1959). Lise yıl­la­rın­da bir mu­ha­se­be bü­ro­sun­da ve Ka­pa­lı Çarşı’da kü­çü­cük bir ter­lik­çi dük­kâ­nın­da ça­lı­şa­rak öğ­re­ni­mi­ni sür­dü­rür. Bu yüz­den, li­se­nin ikin­ci ve üçün­cü sı­nı­fı­nı dört yılda ta­mam­lar. Bu dev­re­de Cemil Sena Onun, Nu­ret­tin Topçu, Nâzım Kemal Yal­gın gibi öğ­ret­men­ler­den ders alır. Fran­sız­ca öğ­ret­me­ni olan Nâzım Kemal Bey’in et­ki­siy­le fel­se­fe­ye yö­ne­lir. Ede­bi­yat öğ­ret­men­le­ri, Hakkı Süha Gez­gin ve Tahir Nejat Gen­can’dır.

Aile­si, onun ec­za­cı­lık veya hukuk oku­ma­sı­nı ister, ancak Ti­mu­çin ter­ci­hi­ni Fran­sız Dili ve Ede­bi­ya­tı ile Fel­se­fe bö­lü­mün­den yana kul­la­nır. 1959 yı­lın­da, İ.Ü. Ede­bi­yat Fa­kül­te­si Fran­sız Dili ve Ede­bi­ya­tı Bö­lü­mü’nde (5 yıl okur) ve Fel­se­fe Bö­lü­mü’nde baş­la­dı­ğı yük­sek öğ­re­ni­mi­ni, Ka­na­da’nın Québec Eya­le­ti Montréal ken­tin­de Montréal Üni­ver­si­te­si, Fel­se­fe Fa­kül­te­si’ni bi­ti­re­rek ta­mam­lar (1964-1967). İstan­bul Üni­ver­si­te­si’nde okur­ken Macit Gök­berk, Nermi Uygur, İsmail Tu­na­lı, Ta­ki­yed­din Men­gü­şoğ­lu, Sü­hey­la Bay­rav, Adnan Benk, Sa­ba­hat­tin Eyu­boğ­lu, Tah­sin Yücel ve Berke Var­dar’dan ders­ler alır. Adnan Benk’in “Ataç” der­gi­sin­de­ki “İnsan­cıl­lık Özel Sa­yı­sı” için yaz­mış ol­du­ğu bir ya­zı­sın­dan do­la­yı, 4 Ocak 1963’te sor­gu­la­nır ve tu­tuk­la­nır­lar. 29 Kasım 1963’te be­ra­at eder­ler. Si­ya­set ha­ya­tı­na atı­lır CHP ve TİP’de si­ya­sî ça­lış­ma­la­rı­nı sür­dü­rür.

1965 yı­lın­da Psi­ki­yat­ri Uz­ma­nı Yük­sel Hanım’la ni­şan­la­nır ve ev­le­nir­ler. Bu ev­li­lik­ten Ahmet (1966) ve Ali (1971) adın­da iki ço­cuk­la­rı olur. Ka­na­da dö­nü­şü, Mad­rid üze­rin­den Ma­la­ga’ya yola çı­kar­lar; Paris üze­rin­den Frank­furt’a ula­şır­lar; oto­mo­bil­le Avus­tur­ya Yu­gos­lav­ya ve Bul­ga­ris­tan üze­rin­den Tür­ki­ye’ye dö­ner­ler (1967). Bir gözü do­ğuş­tan sakat ol­du­ğu için, va­ta­nî gö­re­vi­ni ya­pa­maz. Er­zu­rum Ata­türk Üni­ver­si­te­si Tıp Fa­kül­te­si’nde Fran­sız­ca okut­man­lı­ğı yapar (1968-1970). 1968’de İstan­bul Üni­ver­si­te­si Fel­se­fe Bö­lü­mü’nde, Prof. Dr. Macit Gök­berk’in da­nış­man­lı­ğın­da baş­la­dı­ğı “Des­car­tes’çı Bilgi Ku­ra­mı­nın Te­mel­len­di­ri­li­şi” adlı dok­to­ra ça­lış­ma­sı­nı ta­mam­lar (1970). Çe­şit­li yayın ev­le­rin­de çe­vir­men­lik yapar (1970-1975). “Mey­dan La­ro­us­se” re­dak­tör­lü­ğün­de bu­lu­nur (1971-1972). Ekim 1972’de Tun­cer Tuğcu ile bir­lik­te “Fel­se­fe” der­gi­si­ni çı­ka­rır ve bir süre yayın iş­le­riy­le uğ­ra­şır. İ.Ü. Kon­ser­va­tu­arı’nda Fel­se­fe öğ­ret­men­li­ği yapar; ahlâk, psi­ko­lo­ji ders­le­ri verir. Eray Can­berk ile “Kav­ram Ya­yın­la­rı”nı ku­rar­lar (1976). İ.Ü. Kon­ser­va­tu­arı’nın Dev­let Kon­ser­va­tu­arı ola­rak Mimar Sinan Üni­ver­si­te­si’ne bağ­lan­ma­sıy­la, bu ku­rum­da li­sans, yük­sek li­sans ve ye­ter­li­lik- dok­to­ra dü­ze­yin­de, Fel­se­fe, es­te­tik başta olmak üzere top­lum­bi­lim, ruh­bi­lim ve mi­to­lo­ji gibi ders­ler oku­tur. Dı­şa­rı­dan “Des­car­tes Fel­se­fe­si’ne Giriş” adlı ça­lış­ma­sıy­la do­çent olur (29.04.1981). 1992’de pro­fe­sör tit­ri­ni (un­va­nı­nı) ka­za­nır. 2000 yı­lın­da UNES­CO ön­cü­lü­ğün­de ku­ru­lan ve mer­ke­zi Ve­ro­na’da bu­lu­nan “Dünya Şiir Aka­de­mi­si”nin ku­ru­cu­la­rı ara­sın­da yer alır. 2001’de Ko­ca­eli Üni­ver­si­te­si’ne geçer. Fel­se­fe Bö­lü­mü Baş­ka­nı ola­rak ça­lış­ma­la­rı­nı sür­dü­rür. 2006’da bu üni­ver­si­te­den emek­li­ye ay­rı­lır. Afşar Ti­mu­çin, halen İstan­bul’da ya­şı­yor, mer­hum eşi Yük­sel Hanım’ın ölü­mün­den (26 Kasım 2000) sonra ev­len­mez, ço­cuk­la­rıy­la ya­şa­mı­nı sür­dü­rür.

Yakın dost­la­rı­nın an­la­tı­la­rı­na göre Afşar Ti­mu­çin, bir der­viş sab­rıy­la ça­lı­şan ve dü­şün­dü­ğü gibi ya­şa­yan ve ye­tin­me­si­ni bilen bir in­san­dır. Mü­te­va­zı­dır. En be­lir­gin yanı sa­mi­mi­ye­ti­dir. Dü­rüst ve ah­lâk­lı ki­şi­li­ğin sim­ge­si ola­rak bi­li­nir. Fel­se­fe­den ede­bi­ya­ta açı­lan yel­pa­ze­de çok yönlü bir sa­nat­çı ve bilim adamı ola­rak kar­şı­mı­za çıkar. Sa­nat­çı dost­la­rı ara­sın­da Şük­ran Kur­da­kul, Eray Can­berk, Asım Be­zir­ci, Kemal Özer, Cemal Sü­re­ya, Er­cü­ment Uçarı, İlhami Bekir Tez, De­mir­taş Cey­hun, At­ti­lâ İlhan, Sezer Tan­suğ gibi isim­le­ri gör­mek­te­yiz. Kül­tür­lü, aydın bir ki­şi­dir. Sı­kın­tı ve acı­la­rı­nı dile ge­tir­mez. Bil­gi­yi de­rin­le­me­si­ne ana­liz eder, hoş­gö­rü­lü­dür. Fran­sız­ca­nın yanı sıra İngi­liz­ce ve La­tin­ce bilir. İyi bir dü­şü­nür ve iyi bir ede­bi­yat­çı­dır. Memur ço­cu­ğu ol­du­ğu için de­ği­şik yö­re­ler­de ya­şa­mak zo­run­da kal­mış­tır. Bu yüz­den, il­ko­kul ve or­ta­okul­dan ar­ka­daş­la­rı yok­tur. Günün her vakti ça­lış­mak­la bir­lik­te, özel­lik­le gece ça­lış­ma­yı daha çok sever. Saat iki­den şafak sö­ke­ne kadar ça­lı­şır. Kimi zaman on sa­atin üze­rin­de ça­lış­tı­ğı olur. Ya­zı­la­rı­nı dak­ti­loy­la yazar. Evin­de dak­ti­lo se­si­nin eksik ol­ma­dı­ğı söy­le­nir. Klâ­sik mü­zik­ten hoş­la­nır, Be­et­ho­ven din­le­me­yi sever. Her gün, kendi ken­di­ne üç beş şarkı söy­ler. Yağ­lı­bo­ya, ak­ri­lik su­lu­bo­ya, kara kalem re­sim­ler yapar. Böy­le­ce din­le­nir. Şiir, roman, öykü ya­zar­ken ken­di­ni rahat his­se­der. Da­rıl­dı­ğı in­san­la­rı çabuk göz­den çı­ka­ran bir mi­za­cı var­dır. Ken­di­ne acı­yan in­san­lar­dan nef­ret eder. Yaşam ken­di­si­ne sert dav­ran­dı­ğı için, ken­di­ne karşı da sert dav­ra­nır. Ya­şa­mı, ana çiz­gi­le­riy­le acık­lı ve gü­lünç olay­lar­la örül­müş­tür. Ba­ba­sıy­la iyi an­la­şan, tar­tı­şan ve onun­la tavla oy­na­ya­bi­len bi­ri­dir. Ger­çek dos­tun yok de­necek kadar az ol­du­ğun ina­nır. Mut­fak iş­le­rin­den hoş­la­nır, iyi bir aş­çı­dır. Ço­cuk­la­rı­na ak­şam­la­rı, kendi kur­gu­su olan ma­sal­lar an­la­tır. Dost­luk, sa­da­kat ve vefa ko­nu­sun­da çok du­yar­lı­dır. Genç­ler­le iliş­ki­si ya­ra­tı­cı, des­tek­le­yi­ci ve et­ki­le­yi­ci­dir. Ders­le­rin­de, ders not­la­rın­dan ya­rar­la­nır. Sıcak ve cana ya­kın­dır.

Sa­na­tı:
Fel­se­fe­ci, şair, yazar ve çe­vir­men olan Ti­mu­çin, sanat ha­ya­tı­na şi­ir­le baş­lar. İlk ede­bi­yat eği­ti­mi­ni, ba­ba­sın­dan ve ba­ba­sı­nın ki­tap­lı­ğın­da­ki ki­tap­lar­dan ya­rar­la­na­rak alır. Lise yıl­la­rın­da Faruk Nafiz, Necip Fazıl, Nâzım Hik­met’in şi­ir­le­ri­ni se­ve­rek okur. Ede­bi­yat ma­ti­ne­le­ri dü­zen­ler ve bun­la­ra ka­tı­lır. Lise ikin­ci sı­nıf­tay­ken, “Hey­kel” adını ta­şı­yan ilk hi­kâ­ye­si Vatan ga­ze­te­sin­de ya­yım­la­nır(1956). Cum­hu­ri­yet ve Mil­li­yet ga­ze­te­le­rin­de ya­zı­lar yazar.1958’den iti­ba­ren şiir ve de­ne­me­ler ka­le­me alır. “Yel­ken, Ataç, Genç­lik, Dönem, May, Pa­pi­rüs, Yeni Ger­çek, Yeni Ede­bi­yat, Yeni Ga­ze­te, Var­lık, Soyut, Yeni Ufuk­lar, Mil­li­yet Sanat, Yaz­ko- Ede­bi­yat, Yarın, Yeni Düşün” der­gi­le­rin­de şiir, de­ne­me ve eleş­ti­ri tür­le­rin­de yazar. Şük­ran Kur­da­kul’un çı­kar­mış ol­du­ğu “Yel­ken” der­gi­sin­de, Asım Be­zir­ci, De­mir­taş Cey­hun, Sezer Tan­suğ ve At­ti­lâ İlhan’la bir­lik­te yaz­ma­ya devam eder. İlk şiir ki­ta­bı olan “Çöl”ü, Ka­na­da’da bu­lun­du­ğu sı­ra­da, Kemal Özer ya­yım­lar (1968).

Ti­mu­çin, top­lum­cu ger­çek­çi bir şa­ir­dir. Şi­ir­le­rin­de ge­le­nek­ten ya­rar­la­nır, ge­le­nek­le ba­ğı­nı ko­par­maz. Ka­ra­ca­oğ­lan ve Yunus Emre’nin bu bağ­lam­da şiire kat­kı­la­rı ol­du­ğu­nu dü­şü­nür. Du­yar­lı ve lirik bir üs­lû­ba sa­hip­tir. Tahir ile Zühre, Leylâ ile Mec­nun, Fer­had ile Şirin, Arzu ile Kam­ber, Güllü ile Hamza hi­kâ­ye­le­ri­ni des­tan bi­çi­min­de ka­le­me alır, özgün halk de­yiş­le­rin­den geniş öl­çü­de ya­rar­la­nır. “Men­sur şiir” çiz­gi­si­ne yak­la­şan bir üs­lû­ba ula­şır. Bu ko­nu­da­ki ça­lış­ma­la­rı­nı “Des­tan­lar” (1969) adlı ese­riy­le or­ta­ya koyar. Top­lum­cu dünya gö­rü­şü­ne da­ya­lı “top­lum­sal insan” odak­lı şi­ir­le­riy­le dik­kat çeker. İnsanı, sa­vaş­çı ve dü­şü­nür bo­yut­la­rıy­la ele alır.

Afşar Ti­mu­çin, üç aylık ara­lı­lar­la on altı sayı ola­rak çı­kar­dı­ğı “Fel­se­fe” der­gi­sin­de yeni ye­te­nek­le­re yer verir, on­lar­la ya­kın­dan il­gi­le­nir. Gü­nü­müz şa­ir­le­rin­den Hay­dar Er­gü­len (1956) bun­lar­dan bi­ri­dir. Şi­ir­le­ri, Fran­sız­ca, İspan­yol­ca, Rusça ve Bul­gar­ca­ya çev­ri­lir. Afşar Ti­mu­çin’e göre, 1980 son­ra­sı Türk şiiri, eski verim ve kay­nak­la­rı­nı kul­lan­ma­ya baş­lar. Çev­re­ci­lik­ten fe­mi­niz­me kadar, küçük ka­nal­la­ra açıl­mış olur. İslâmî Ede­bi­yat su yü­zü­ne çıkar. Bunun ya­nın­da “yer altı” de­ni­len bir şiir gö­rü­şü be­li­rir. Dar­be­nin et­ki­siy­le şa­ir­le­rin ken­di­le­ri­ne, içe yö­nel­di­ği­ni söy­ler. 1980’den sonra, bas­kı­la­rın et­ki­siy­le olu­şan kül­tür dö­nü­şü­mü, ede­bi­ya­tı, şiiri du­mu­ra uğ­rat­mış­tır. Kül­tü­rün yoz­laş­ma­sı Tür­ki­ye’yi sı­kın­tı­ya sok­muş­tur. Eski güçlü şair ve ya­zar­lar aran­mak­ta­dır.

Ti­mu­çin, Orhan Veli’nin gün­de­lik so­run­lar­la il­gi­len­me­si­ni doğru bul­maz, 1940 ku­şa­ğı­nın yap­ma­sı ge­re­ken­le­ri ya­pa­ma­dık­la­rı­na ina­nır; Nâzım Hik­met doğ­rul­tu­sun­da ya­za­ma­dık­la­rı­nı be­lir­tir. İnsan­la­rın ev­ren­sel so­run­la­rı­na de­ği­nil­me­di­ği­ni eleş­ti­rir. Sov­yet­le­rin, sol ede­bi­ya­tı için yol gös­te­ri­ci ol­du­ğu ve top­lum­cu dünya gö­rü­şü­ne yol aç­tı­ğı gö­rü­şün­de­dir. A. Ti­mu­çin, İkinci Yeni’nin 1940 ku­şa­ğı ile Orhan Veli’nin ge­tir­dik­le­rin­den yo­rul­duk­la­rı için ara­yış için­de ol­duk­la­rı­nı ve or­ta­ya çık­tık­la­rı­nı ileri sürer. İkinci Yeni şi­iri­nin ev­ren­sel de­ğer­le­ri tar­tı­şan bir şiir ol­ma­dı­ğı­nı, temel insan so­run­la­rın­dan arın­mış bir şiir ol­du­ğu­nu dü­şü­nür; top­lu­mun ke­na­rın­da kal­ma­yı be­nim­se­miş bir an­la­yış­la şiir yaz­ma­la­rı­nı eleş­ti­rir. On­la­rı seç­kin­ci bir şi­irin tem­sil­ci­le­ri ola­rak görür; İkinci Yeni şi­ri­ni ve­rim­siz bir şiir ha­re­ke­ti ola­rak kabul eder. On­la­rın ger­çe­küs­tü­cü­le­re yö­nel­dik­le­ri­ni, ancak ba­şa­rı­sız ol­duk­la­rı­nı be­lir­tir. Afşar Ti­mu­çin, Sait Faik’i sever, ancak bohem ha­ya­tı­nı eksik tutup dü­şün­ce­ye yö­nel­miş ol­say­dı, daha büyük sa­nat­çı ola­bi­lir­di, dü­şün­ce­sin­de­dir.

O, im­ge­yi zih­nin bir ta­sa­rı­mı ola­rak ta­nım­lar. İmge­nin ger­çek­lik­te kar­şı­lı­ğı ol­ma­dı­ğı­nı, ger­çek­li­ğin de­ği­şik bi­çim­ler­de yan­sı­ma­la­rı ol­du­ğu­nu dü­şü­nür. İmge­nin dü­şün­sel öğe, zih­nin zo­run­lu ola­rak ilet­ti­ği bir şey ol­du­ğu­nu söy­ler. Şi­ir­de­ki im­ge­le­re “simge” de­nil­me­sin­den ya­na­dır. İmge­le­ri yapay bulan Ti­mu­çin, bir duygu ve dü­şün­ce­yi an­lat­ma­da kul­la­nı­lan imge ye­ri­ne, simge’nin kul­la­nıl­ma­sı­nı sa­vu­nur. İmge­nin, Fran­sız şi­irin­de Ba­ude­la­ire, Ver­la­ine, Rim­ba­ud’yla baş­la­yan bir ha­re­ket ol­du­ğu­nu be­lir­tir. Ti­mu­çin’e göre, Türk şiiri Fran­sız şi­irin­den çok et­ki­len­miş­tir. Şa­ir­le­ri­miz üze­rin­de Apol­li­na­ire, Phi­lip­pe So­upa­ult, Ara­gon, Elu­ard’ın te­sir­le­ri ya­nın­da Da­da­cı­lar ile Sür­re­alist­le­rin et­ki­le­ri ol­du­ğu­nu söy­ler.

Ti­mu­çin’in­şi­ir­le­ri“Ataç, Dönem, Mil­li­yet Sanat, Pa­pi­rüs, Soyut, Yazko, Yel­ken, Yeni Ede­bi­yat, Yeni Ufuk­lar, Var­lık ve Ka­sa­ba’dan Esin­ti” gibi der­gi­ler­de ya­yım­lan­mış­tır. Onun şi­ir­le­ri, yalın bir dille ya­zıl­mış­tır. Açık ve an­la­şı­lır ni­te­lik­te­dir. İmge­le­ri so­mut­tur, ka­pa­lı söy­le­yiş­le­re yer ver­mez. Şi­ir­le­rin­de ha­re­ket nok­ta­sı, ha­ya­tın ger­çek­le­ri­dir. Ona göre, “sanat ço­cuk­luk­tan, özel­lik­le ço­cuk­lu­ğu­muz­da ya­şa­dı­ğı­mız yok­sul­luk­lar­dan bes­le­nir”. A. Ti­mu­çin, “Özü ya­ka­la­mak ya da an­la­mı en geniş çer­çe­ve­de kav­ra­mak için, özel bir dil kul­lan­mak ge­rek­ti­ği­ne ina­nır. Ge­rek­ti­ğin­de, şi­ir­de dili zor­la­ya­rak ger­çek­lik­le bir iliş­ki kur­mak ka­na­ati­ni taşır. Ona göre, sa­nat­ta simge çok özel bir anlam ta­şı­yı­cı­dır. Sa­nat­sal an­lam­da simge ya­pay­dır ve öz­gür­dür, çok özel an­lam­la­ra giriş ola­na­ğı sağ­lar” (S. Türer, s. 7). “Şi­ir­le­rin­de aşk’a geniş öl­çü­de yer veren Ti­mu­çin, “aşk bir adan­ma­dır, sev­gi­li­ye ken­di­mi­zi bağ­sız, ko­şul­suz ver­mek­tir. Sev­da­da bir sı­kın­tı var, bir en­gel­le­me gibi, bir ken­di­ne an­la­ta­ma­ma gibi. Sevgi, her nes­ne­ye ya da her ki­şi­ye yö­ne­le­bi­len duygu ya­kın­lı­ğı­dır” (S. Türer, s.12). Es­te­ti­ği ve fel­se­fe­yi önem­se­yen şaire göre, fel­se­fe­nin an­lat­mak­ta eksik kal­dı­ğı yerde, şiir dev­re­ye girer.

Afşar Ti­mu­çin’in bazı şi­ir­le­ri bes­te­len­miş­tir. “Çocuk İşi, Işı­ğın Yan­sı­ma­sı” Murat Öz­yük­sel’in ha­zır­la­mış ol­du­ğu “Bir Çiçek Yılı Sonra” al­bü­mün­de; “Işı­ğın Yan­sı­ma­sı” grubu ta­ra­fın­dan bes­te­le­nir. ”Seni Dü­şü­nen Türkü” (Yağ­mur­lar­la Söyle şi­irin­den), “Işı­ğın Yan­sı­ma­sı”, “Bir­den­bi­re” al­bü­mün­de “Bir Yaz Gün­lü­ğü, Bize Dönük, Bir Se­rü­ve­nin Ta­nı­mı, Sa­vaş­çı­nın Duy­gu­su, Ak­şa­mın Yan­sı­ma­la­rı, Bil­di­ri”; “Ne­re­de El­le­rin” al­bü­mün­de “Deniz Kı­yı­sı Dü­şün­ce­le­ri” (Öz­gür­lük); “Umut” al­bü­mün­de, “Günle”; “Şimdi Yeni Şey­ler Söy­le­mek Lazım” al­bü­mün­de ise “Gök­de­yiş, Sa­vaş­çı­nın Ta­nı­mı” adlı şi­ir­le­ri bes­te­len­miş ola­rak yer alır.

“Yağ­mur İnce­den Yağar” adlı bir ro­ma­nı Cum­hu­ri­yet Ga­ze­te­si’nde tef­ri­ka edi­len(1972) Afşar Ti­mu­çin, çe­şit­li der­gi­ler­de çıkan şiir, de­ne­me ve çe­vi­ri­le­riy­le ta­nı­nır. Te­mel­de top­lum­cu dünya gö­rü­şü­ne bağ­lı­dır, ama şi­irin ge­rek­le­rin­den kop­ma­yan, öz ve biçim ola­rak bü­tün­leş­miş bir şiiri ge­liş­tir­me­ye ça­lı­şır. Ge­le­nek­ten ya­rar­lan­ma­yı de­ne­yen ça­lış­ma­la­rıy­la dik­kat­le­ri üze­rin­de top­lar. Fel­se­fe ala­nın­da­ki in­ce­le­me­le­ri­nin ya­nın­da hi­kâ­ye ve roman tür­le­rin­de de adın­dan söz et­tir­me­yi ba­şa­rır. “Ya­rı­na Baş­la­mak”, “Gece Gelen Eski Dost” ve “Kı­yı­lar Du­run­ca” ro­man­la­rı, bütün faz­la­lık­lar­dan, ya­pay­lık­lar­dan arın­dı­rıl­mış bir şe­kil­de an­la­tı­lır. Dil kul­la­nı­mı­na çok büyük öze­nin gös­te­ril­di­ği, ko­nu­la­rı gün­de­lik ya­şam­da sıkça kar­şı­mı­za çıkan basit olay­lar­dan oluş­mak­ta­dır. “Ya­rı­na Baş­la­mak” ve “Gece Gelen Eski Dost” daha çok di­ya­log­lar­la iler­le­yen me­tin­ler­dir Her üç ro­man­da da be­tim­le­me­ler, ko­nu­yu da­ğıt­ma­ya­cak bi­çim­de kul­la­nıl­mış­tır. Bir çizgi üze­rin­de iler­le­yen ya­şam­lar; ke­siş­me­le­ri, ay­rıl­ma­la­rı büyük bir sa­de­lik­le ve ger­çek­çi­lik­le an­la­tıl­mak­ta­dır
Afşar Ti­mu­çin, gerek şiir üze­ri­ne, ge­rek­se sanat ve es­te­tik üze­ri­ne yaz­dık­la­rın­da fazla süs ve abar­tı­dan uzak durur. Roman ve öy­kü­le­ri, te­orik de­ğer­len­dir­me­le­rin pra­tik açı­lım­la­rı­dır. Her biri yak­la­şık yir­mi­şer öykü içe­ren öykü ki­tap­la­rı “Neden Bazı Ak­şam­lar”, “De­niz­li Pen­ce­re” ve “Aşk olsun Kır­lan­gıç­lar” an­la­tım özel­li­ği ola­rak ro­man­la­rı­na ben­zer­lik gös­ter­mek­te­dir. Süs­süz, yalın, doğal, ince bir du­yar­lı­lık­la bü­tün­leş­miş, ge­nel­lik­le kısa ve ke­sit­sel özel­lik ta­şı­yan me­tin­ler­den oluş­mak­ta­dır.

“Nâzım Hik­met’in Şiiri”, ya­yım­lan­dı­ğı yıl, Türk Dil Ku­ru­mu ödülü almış, kendi ka­te­go­ri­sin­de önem­li bir ça­lış­ma­dır. Nâzım Hik­met’in şi­ir­le­ri­ni, es­te­tik açı­dan ve ide­olo­jik bü­tün­lü­ğüy­le de­ğer­len­di­ren bir in­ce­le­me ki­ta­bı­dır. Bu ki­tap­ta, hem şi­ir­le­rin ta­rih­sel sü­reç­te ge­li­şi­mi, hem şa­irin dü­şün­ce­si ile ya­şa­mı ara­sın­da­ki ko­şut­luk ser­gi­le­nir­ken aynı za­man­da şi­ir­le­rin­den alın­tı­lar­la bü­tün­lük­lü bir çö­züm­le­me ya­pıl­mak­ta­dır. Özel­lik­le “Te­ma­la­rın Ay­rış­tı­rıl­ma­sı” baş­lık­lı üçün­cü bö­lüm­de, Nâzım Hik­met’in duygu ve dü­şün­ce dün­ya­sı, sonuç bö­lü­mün­de de Nâzım Hik­met’in ça­ğı­mız için önemi vur­gu­lan­mak­ta­dır. İnce­le­me ki­tap­la­rı için­de yer alan ikin­ci kitap “Aşkın Di­ya­lek­ti­ği” ça­ğı­mız­da kir­le­til­miş bir kav­ra­mı olan­ca zen­gin­li­ği, çe­şit­li­li­ği, son­suz­lu­ğuy­la ir­de­le­me­yi amaç edin­miş gö­zük­mek­te­dir. Aşkın bir değer ola­rak, bir kül­tür alanı ola­rak ta­nı­mı, aşk­ta­ki sap­ma­lar dik­kat çeken baş­lık­lar ara­sın­da yer al­mak­ta­dır. Cin­sel­lik-aşk iliş­ki­si, hem bizim top­lum­da hem de dün­ya­da aşk kav­ra­mı­na yıl­lar­ca yük­le­nen an­lam­lar­dan ör­nek­ler ve­ri­li­yor.

“Yeni Şi­iri­mi­zin Kısa Ro­ma­nı” kısa bir şiir ta­nı­mıy­la baş­la­yıp Tan­zi­mat’tan bu yana önem­li şa­ir­le­rin birer şiir ör­ne­ği ve şi­ir­le­ri üze­ri­ne es­te­tik yar­gı­lar içe­ren bir eser­dir. Kitap 1940 do­ğum­lu şa­ir­le­re kadar uzan­mak­ta­dır. Bu­ra­da hem Afşar Ti­mu­çin’in es­te­tik an­la­yı­şı­nın zen­gin­li­ğiy­le oluş­muş değer yar­gı­la­rı­nı, hem de şi­iri­miz­de şim­di­ye ka­dar­ki ege­men bakış açısı dı­şın­da, bir bakış göz­lem­li­yo­ruz.

Se­zon­luk çı­ka­rı­lan bir der­gi­nin özel sa­yı­sın­da sözü fazla uzat­ma­dan, Afşar Ti­mu­çin’in bazı eser­le­ri­ne kısa de­ğin­mek is­ti­yo­ruz.

Afşar Ti­mu­çin’in yıl­lar­dır fel­se­fe­den es­te­ti­ğe, şi­ir­den roman ve öy­kü­ye, ede­bi­yat eleş­ti­ri­sin­den de­ne­me­ye açı­lan yel­pa­ze­de on­lar­ca eser ver­di­ği­ne tanık olu­ruz. Es­te­tik üze­rin­de de­rin­le­şen yazar, “Es­te­tik, Es­te­tik Bakış, Es­te­tik El­ki­ta­bı, Es­te­tik­te Anlam ve Yorum” ki­tap­la­rıy­la es­te­ti­ğin somut bir bi­çim­de an­la­şıl­ma­sı­na kat­kı­da bu­lu­nur. Es­te­tik ve fel­se­fe üze­ri­ne bi­ri­kim­le­ri­ni şiir, öykü, roman ve eleş­ti­ri­le­ri­ne us­ta­ca taşır. Onun ede­bi­yat, sanat ve sa­nat­çı üze­ri­ne dü­şün­ce­le­ri­ni en be­lir­gin şe­kil­de or­ta­ya koy­muş ol­du­ğu eseri, hiç kuş­ku­suz “Es­te­tik adlı ese­ri­dir. Es­te­ti­ğin sa­nat­ta­ki gü­zel­le il­gi­len­di­ği­ni be­lir­ten Ti­mu­çin,”Sa­nat­çı gü­ze­li bütün bo­yut­la­rıy­la ya­şa­yan ve ya­şa­tan kim­se­dir” der. Sa­nat­çı­nın gü­ze­li gö­re­bi­len ve gös­te­re­bi­len adam ol­du­ğu­nu ve gü­ze­lin sa­nat­çı­nın dün­ya­sın­da oluş­tu­ğu­nu, bi­çim­len­di­ği­ni, ge­liş­ti­ği­ni söy­ler. Sa­na­tın bir ya­ra­tı ol­du­ğu­nu, bir ger­çek­li­ğin kop­ya­sı ol­ma­dı­ğı­nı sık­lık­la vur­gu­lar. Fel­se­fe­nin gö­nü­le yak­laş­tı­ğı öl­çü­de sa­nat­laş­tı­ğı­nı öne sürer. On üç bö­lüm­den olu­şan eser­de, es­te­ti­ğin güzel’in bi­li­mi ol­du­ğu üze­rin­de du­ru­lur. Es­te­ti­ğin ko­nu­su ve yön­te­mi sor­gu­la­nır, es­te­tik yargı, ritm ve simge hak­kın­da do­yu­ru­cu bil­gi­ler ve­ri­lir. Ti­mu­çin, “gü­ze­lin ger­çek ya­ra­tı­cı­sı sa­nat­çı­dır” dü­şün­ce­sin­den yola çıkar; es­te­ti­ği sa­nat­çı­nın ya­rat­tı­ğı­nın al­tı­nı çizer. “Sa­nat­çı­nın es­te­ti­ği kendi es­te­ti­ği­dir” der. Sa­na­tın fel­se­fe­ye ve bi­lim­le­re zen­gin insan bil­gi­si sağ­la­dı­ğı­na; ahlâk ve sanat de­ğer­le­ri­nin yaşam bi­çim­le­ri­nin ru­hu­nu oluş­tur­du­ğu­na ina­nır. Bu an­la­yı­şa bağlı ola­rak, es­te­ti­ğin ala­nı­nın ‘güzel’ kav­ra­mı­nın araş­tı­rıl­ma­sı­na da­ya­nan uçsuz bu­cak­sız bir alan ol­du­ğu­nu be­lir­tir. Sanat fel­se­fe­si­ni, es­te­ti­ğin ku­ram­sal bir yanı gibi görür. Sa­nat­çı­nın az söy­le­yen ve çok şey an­la­tan bir özel­li­ği ol­du­ğu­nu ifade eder. Bu yüz­den sanat ada­mı­nı, bilim ve fel­se­fe ada­mın­dan ayrı, bir he­ye­can adamı ola­rak görür. Çocuk du­yar­lı­ğın­dan ha­re­ket­le ço­cuk­la sa­nat­çı ara­sın­da bir ba­ğın­tı kurar. Her ya­rat­ma­nın ço­cuk­lu­ğa bir ye­ni­den dönüş ol­du­ğu­nu be­lir­tir; “Sa­nat­çı da çocuk gibi hep ye­ni­yi arar, bunun için se­rü­ven­ler oluş­tu­rur. Çocuk da sa­nat­çı da düş­lem­ler­le zen­gin­le­şen bir oyun için­de­dir” der. Do­ğa­da gü­ze­li ara­yan Ti­mu­çin, do­ğa­ya bakış bi­çi­mi­mi­zin sanat an­la­yı­şı­mı­zın özünü oluş­tur­du­ğu­nu dü­şü­nür. Sanat dü­ze­yin­de do­ğa­ya yö­ne­li­şin her zaman bir sa­nat­sal ba­kı­şı, bir sa­nat­çı in­ce­li­ği­ni ge­rek­tir­di­ği­ni söy­ler. Ona göre, “gü­ze­li güzel kılan bizim ba­kı­şı­mız­dır; ba­kı­şı­mız do­ğa­ya be­lir­le­yi­ci bir ba­kış­la yö­ne­le­rek ger­çek an­lam­da gü­ze­li ya­ra­tır.” Sa­na­tın alı­şıl­mı­şın aşıl­dı­ğı yerde baş­la­dı­ğı­nı be­lir­ten Ti­mu­çin, sanat, ede­bi­yat, es­te­tik ve fel­se­fe bağ­la­mın­da­ki dü­şün­ce­le­ri­ni, önem­li şair, yazar ve dü­şü­nür­ler­den alın­tı­lar­la et­ki­li bir bi­çim­de dile ge­ti­rir.

Üç cilt­lik Dü­şün­ce Ta­ri­hi ve Fel­se­fe Söz­lü­ğü’nün ta­mam­la­yı­cı­sı gibi de­ğer­len­di­ri­lecek “Es­te­tik”ki­ta­bı ise, hem ta­rih­sel süreç için­de Es­te­ti­ğin ge­li­şi­mi­ni ak­ta­rır­ken hem de bugün gel­di­ği nok­ta­yı ve fel­se­fe­den ayrı bir et­kin­lik ha­li­ne dö­nü­şü­mü­nü an­lat­mak­ta­dır. Diğer eser­le­rin­de ol­du­ğu gibi, an­la­şı­lır­lık ve akı­cı­lık ya­pı­tın önde gelen be­lir­gin özel­li­ği­dir. Bu­gü­ne dek ya­yım­la­nan es­te­tik me­tin­le­ri­nin hemen tü­mün­den ya­rar­la­nı­la­rak ya­zıl­mış ol­du­ğu­nu gör­mek­te­yiz. Eser, es­te­tik yar­gı­nın olu­şu­mu­na etki eden et­men­ler, sa­nat­sal ya­ra­tı­mın ko­şul­la­rı gibi önem­li te­orik tar­tış­ma­la­rı da içer­me­si ba­kı­mın­dan önem ta­şı­mak­ta­dır.

O, fel­se­fe­yi her­ke­sin kav­ra­ya­bi­le­ce­ği, an­la­ya­bi­le­ce­ği bir bi­çim­de an­la­tır. Türk­çe­yi fel­se­fe dili ola­rak ba­şa­rı­lı bir bi­çim­de kul­la­nır. O, sa­na­tın fel­se­fe­den ayrı dü­şü­nü­le­me­ye­ce­ği ka­na­atin­de­dir. Ona göre, “dü­şü­nen ede­bi­yat baş­ka­dır; içine fel­se­fe kon­muş ede­bi­yat baş­ka­dır.” Sa­na­tın bün­ye­sin­de, doğal ola­rak, fel­se­fe­nin yer al­dı­ğı­nı dü­şü­nür. Bu eser­le­ri için­de, “Dü­şün­ce Ta­ri­hi” başta gel­mek­te­dir. Üç cilt­ten olu­şan eser, yak­la­şık 1400 say­fa­dan oluş­mak­ta­dır. Daha önce ya­yım­lan­mış fel­se­fe ta­rih­le­rin­den fark­lı ola­rak, fel­se­fe dü­şün­ce­si­nin ge­li­şi­mi­nin ya­nın­da ir­de­le­nen çağ ile il­gi­li ede­bi­yat, sanat ve sos­yal ya­şan­tı­ya yer ver­mek­te­dir. Bi­rin­ci cilt, ger­çek­çi dü­şün­ce­nin kay­nak­la­rı; ikin­ci cilt, ger­çek­çi dü­şün­ce­nin ge­li­şi­mi; üçün­cü cilt, ger­çek­çi dü­şün­ce­nin çağ­daş gö­rü­nü­mü­nü içer­mek­te­dir. Tarih ön­ce­sin­den baş­la­yıp XX. Yüz­yı­la kadar in­sa­nın dü­şün­ce yol­cu­lu­ğu­na ta­nık­lık eden bu eser­ler, yalın ve açık bir an­la­tı­ma sa­hip­tir. Batı fel­se­fe ve ede­bi­ya­tı­nın önem­li me­tin­le­ri kay­nak­ça­da yer al­mak­ta­dır. Ya­lın­lık ve açık­lık, Ti­mu­çin’in ki­tap­la­rın­da ba­sit­lik tu­za­ğı­na düş­me­den or­ta­ya çı­kar­dı­ğı en temel öğe­ler ola­rak kar­şı­mı­za çıkar.

Dü­şün­ce Ta­ri­hi­ni ku­ram­sal an­lam­da ta­mam­la­yan bir eser ola­rak ele alı­na­bi­lecek “Fel­se­fe Söz­lü­ğü” de İngi­liz­ce- Türk­çe, Fran­sız­ca- Türk­çe, Al­man­ca- Türk­çe di­zin­le zen­gin­leş­ti­ril­miş fel­se­fe kav­ram­la­rı­nın yalın ve an­la­şı­lır bi­çim­de açık­lan­dı­ğı çok kap­sam­lı bir ça­lış­ma­dır. Te­rim­ler, Türk­çe bi­çim­le­riy­le söz­lük­te yer al­mak­ta ve kav­ra­mın, ta­rih­sel boyut, süreç ve ör­nek­ler­le ta­nım­lan­ma­sı­na özen gös­te­ril­mek­te­dir. Türk­çe fel­se­fe te­rim­le­ri­nin açık­la­ma­sı ya­pı­lır­ken üç dil­de­ki kar­şı­lık­la­rı pa­ran­tez için­de be­lir­til­miş­tir. Afşar Ti­mu­çin’in gerek Dü­şün­ce Ta­ri­hin­de, ge­rek­se Fel­se­fe Söz­lü­ğü’nde göze çar­pan en önem­li tavrı, fel­se­fe­yi ve insan dü­şün­ce­si­ni bütün in­san­la­rın an­la­ya­bi­le­ce­ği, fikir yü­rü­te­bi­le­ce­ği bir alan ola­rak gör­me­si ve gös­ter­miş ol­ma­sı­dır.

Afşar Ti­mu­çin, bir­bi­ri­nin de­va­mı ni­te­li­ğin­de olan Fran­sız dü­şü­nür Des­car­tes’ın fel­se­fe­si­nin ay­rın­tı­la­rıy­la or­ta­ya kon­du­ğu “Des­car­tes’çı Bilgi Ku­ra­mı­nın Te­mel­len­di­ri­li­şi” ve “Des­car­tes Fel­se­fe­si­ne Giriş” ki­tap­la­rıy­la dü­şün­ce ha­ya­tın­da­ki ka­lı­cı­lı­ğı­nı ka­nıt­la­mış olur. Des­car­tes Fel­se­fe­si­ne Giriş’te Des­car­tes için söy­len­miş bir sözü ak­ta­rır: “Des­car­tes in­san­lar­dan uzak­ta ya­şa­dı, ça­ğın­da hiç­bir yapıt onun ya­pı­tın­dan et­ki­len­me­di, ama ça­ğı­nın temel özel­lik­le­ri onda bütün özel­lik­le­riy­le yan­sır, ça­ğı­nın bi­lin­ci­dir sanki o.” Bu iki eser­de önem­li bul­du­ğu, dü­şü­nü­rün hem fel­se­fe­si­ni hem de bilgi ku­ra­mı­nı te­mel­len­dir­me ça­ba­sı­na gir­miş ol­ma­sı çok önem­li­dir.

“Özgür Pro­met­he­us”, “Fel­se­fe Bir Se­vinç­tir” ve “Öle­si­ye Sev­mek” ki­tap­la­rı, fel­se­fe der­gi­le­rin­de ya­yım­lan­mış, pa­nel­ler­de su­nul­muş me­tin­le­rin göz­den ge­çi­ril­miş bi­çim­le­ri­dir. Yazar, in­sa­nî et­kin­lik ola­rak fel­se­fe­nin ya­şa­mın bir­çok ala­nı­na ba­kış­ta­ki öne­mi­ne işa­ret et­mek­te­dir. Bu de­ne­me­le­rin bü­tü­nün­de sevgi, ölüm, korku kav­ram­la­rı bütün bo­yut­la­rıy­la ele alın­mak­ta­dır. “Öle­si­ye Sev­mek” ki­ta­bın­da­ki “Bi­linç ve Ölüm”, “Fel­se­fe­siz Ede­bi­yat, Ede­bi­yat­sız Fel­se­fe”, “Kor­ku­nun İkti­da­rı” de­ne­me­le­ri, ha­yat­ta yüz yüze gelip için­den çı­ka­ma­dı­ğı­mız bir­çok me­se­le­yi büyük bir yet­kin­lik­le çö­züm­le­mek­te­dir. Özgür Pro­met­he­us’da fel­se­fe ağır­lık­lı de­ne­me­ler ön plan­da yer al­mak­ta­dır. “İyi Bir Fel­se­fe Eği­ti­mi­nin Ya­şam­da­ki Önemi”, “Sa­nat­ta­ki Fel­se­fe”, “Var­lık ve Bi­linç” baş­lık­lı ya­zı­lar, bu ki­ta­bın dik­kat çeken me­tin­le­ri ara­sın­da yer al­mak­ta­dır. Bu de­ne­me­le­rin bü­tü­nün­de göze çar­pan özel­lik, son de­re­ce basit, sı­ra­dan, gün­de­lik bir durum, soru ya da olay­dan yola çıkıp ya­şa­mın bü­tü­nü­nü il­gi­len­di­ren ve ku­şa­tan so­nuç­la­ra ulaş­ma­ya ça­lış­mak­ta­dır.

Afşar Ti­mu­çin, ede­bi­yat, sanat ve dü­şün­ce ha­ya­tı­mı­za eser­le­riy­le kat­kı­da bu­lun­muş şair, yazar ve aka­de­mis­yen ola­rak tak­dir edil­miş ve ödül­ler al­mış­tır. Tür­ki­ye Radyo ve Te­le­viz­yon Ku­ru­mu 1970 Sanat Ödül­le­ri Şiir Ya­rış­ma­sı Ba­şa­rı Ödül­lü (“Böyle Söy­len­me­li Bizim Tür­kü­müz” ki­ta­bı­nın bi­rin­ci bö­lü­mü­nü oluş­tu­ran “Ay­rı­lık’ta Söy­len­miş Bir Yaz Tür­kü­sü”yle), 1979 Türk Dil Ku­ru­mu Eleş­ti­ri Ödülü (“Nâzım Hik­met’in Şiiri” adlı in­ce­le­me­siy­le), 1997 Truva Kül­tür ve Sanat Ödül­le­ri, 2003 Ko­ca­eli ga­ze­te­si yılın eği­tim­ci­si ödülü, 2004 Ho­me­ros Emek Ödülü, 2015 PEN Şiir Ödülü.

ESER­LERİ:
Şiir:
Dünya Şiir Aka­de­mi­si­nin ku­ru­cu­la­rın­dan olan Afşar Ti­mu­çin’in ya­yım­la­mış ol­du­ğu şiir ki­tap­la­rı şun­lar­dır:
Çöl (1968), Des­tan­lar (man­zum halk öy­kü­le­ri, 1969), Böyle Söy­len­me­li Bizim Tür­kü­müz (1974), Sa­vaş­çı Tür­kü­le­ri (1980), Boş Beşik (Ço­cuk­lar İçin Şi­ir­ler, 1981), Ey Benim Güzel Sev­da­lım (1984), Bu Sevda Böyle Gider (1992), Arın­ma­lar (1993), Akşam Tür­kü­le­ri (1996), Bu­lut­lar Deniz Kokar (2002), Bir Yaz Gü­zel­le­me­si (2008), Aşk Beni Ça­ğı­rın­ca (2013),Düş­le­rin En Gü­ze­li (2011) Aşk Gü­zel­dir (2015).

Roman:
Ya­rı­na Baş­la­mak (1975), Gece Gelen Eski Dost (1980), Kı­yı­lar Du­run­ca (1983), Te­pe­de­ki Yal­nız­lık (2009), Bizi Biz Yapan Sevda (2014).

Hi­kâ­ye:
De­niz­li Pen­ce­re (1981), Neden Bazı Ak­şam­lar (1985), Aşk Olsun Kır­lan­gıç­lar (1996), Geç Zaman Tut­ku­la­rı (2011) .

Fel­se­fe, Araş­tır­ma, İnce­le­me:
Des­car­tes (Des­car­tes’çı Bilgi Ku­ra­mı­nın Te­mel­len­di­ri­li­şi, dok­to­ra tezi) (1972), Aris­to­te­les Fel­se­fe­si (1976), Nâzım Hik­met’in Şiiri (1978), Des­car­tes Fel­se­fe­si­ne Giriş, Do­çent­lik Tezi, (1980), Ger­çek­çi Dü­şün­ce­nin Kay­nak­la­rı (1984), Niçin Ya­pı­sal­cı­lık Değil (1984), Niçin Va­ro­luş­çu­luk Değil (1985), Ger­çek­çi Dü­şün­ce­nin Ge­li­şi­mi (1986), Es­te­tik (1987), Dü­şün­ce Ta­ri­hi I/ Ger­çek­çi Dü­şün­ce­nin Kay­nak­la­rı (1994), Dü­şün­ce Ta­ri­hi II/ Ger­çek­çi Dü­şün­ce­nin Ge­li­şi­mi (1994), Dü­şün­ce Ta­ri­hi III/ Ger­çek­çi Dü­şün­ce­nin Çağ­daş Gö­rü­nü­mü (1994) (Dü­şün­ce Ta­ri­hi “Üç Cilt Bir Arada” (2008), Fel­se­fe Söz­lü­ğü (1978, ge­niş­le­til­miş baskı 2000), 50 So­ru­da Ay­dın­lan­ma (Ali Ti­mu­çin ile) (2010), Öykü ve Ro­man­la­rıy­la Sa­ba­hat­tin Ali (2011), Sait Faik’in Dün­ya­sı (2013), Es­ki­çağ Ah­lak­la­rı (2015).

De­ne­me:
Sev­mek Ne Güzel Şey­dir (1991), Ger­çek­çi Dü­şün­ce Ger­çek­çi Sanat (1992), Fel­se­fe Bir Se­vinç­tir (1995), Özgür Pro­met­he­us (1997), Aşkın Di­ya­lek­ti­ği (2002), Öle­si­ye Sev­mek (2003), Yeni Şi­iri­mi­zin Kısa Ro­ma­nı (2003), Fel­se­fe­ye Giriş (2003), De­mok­ra­si Bi­lin­ci (2004), İçi­miz­de­ki Dep­rem/Gönül Gö­züy­le 1 (2005), Es­te­tik Bakış (2005), Erken Ölüm­ler/ Gönül Gö­züy­le 2 (2005), Bilim ve Fel­se­fe Açı­sın­dan Ruh­sal­lık Bil­gi­si (Cemal Din­dar, Yavuz Erten’le Bir­lik­te) (2006), Ah­lak­sız­lık Üze­rin\ Ken­dim­le Ko­nuş­ma­lar I (2006), Eği­tim Üze­ri­ne\ Ken­dim­le Ko­nuş­ma­lar II (2008), Ölümü Ka­pı­da Bek­let­mek/Gönül Gö­züy­le 3 (2008), Fel­se­fe­den Es­te­ti­ğe (2008), So­ru­lar­la Es­te­tik El­ki­ta­bı (2009), Ya­şa­sın Düş­le­ri­miz/ Gönül Gö­züy­le 4 (2010), Nar­çi­çe­ği Sa­bah­lar/Gönül Gö­züy­le 5 (2010), Genç­ler İçin Fel­se­fe Ta­ri­hi (2011), Es­te­tik­te Anlam ve Yorum (2011, Çoban Ateş­le­ri/Gönül Gö­züy­le 6 (2012), Yağ­mur Sa­ba­hı/Gönül Gö­züy­le 7 (2015) Ne­re­de İnsan Varsa Orada Umut Var­dır, Genç­ler İçin Fel­se­fe Ta­ri­hi (2011), Fel­se­fe­nin Ön­ce­li­ği Bilgi So­ru­nu (2013), Eği­tim Soh­bet­le­ri (2013).

Çe­vi­ri:
Vi­et­nam Şiiri (A. Kadir’le 1973), Fi­lis­tin Şiiri (A. Kadir’le, 1974), Por­te­kiz Sö­mür­ge­le­ri Şiiri (A. Kadir’le, 1975), Di­ya­lek­tik (Paul Fo­ul­quié’den) (1975), Sos­yo­lo­ji Ta­ri­hi (Gas­ton Bo­ut­ho­ul’den) (1975), Tek Bo­yut­lu İnsan (Her­bert Mar­cu­se’den, T. Tunç­do­ğan’la) (1975), Aşk (Pi­er­re Bur­ney’den) (1976), Acı (André de Ric­ha­ud’dan) (1976), Sis­ler Rıh­tı­mı (Pi­er­re Mac Orlan’dan) (1976), Di­ya­lek­tik Araş­tır­ma­lar (Lu­ci­en Gold­mann’dan, M. Sert’le) (1976), İnsan Bi­lim­le­ri ve Fel­se­fe (Lu­ci­en Gold­mann’dan, F. Ay­nuk­sa ile) (1977), Ke­şi­şin Kö­pe­ği (Dino Buz­za­ti’den) (1981), Kant Fel­se­fe­si­ne Giriş (Lu­ci­en Gold­mann’dan) (1983), Es­ki­çağ Mad­de­ci­le­ri (Paul Nizan’dan) (1998), Yön­tem Üze­ri­ne Ko­nuş­ma (René Des­car­tes’dan, Yük­sel Ti­mu­çin’le) (1998), Seç­me­ler (G. Bach­lar­do, 1988), Me­ta­fi­zik Üze­ri­ne Ko­nuş­ma (Le­ib­niz’den) (1999), Dünya Halk ve De­mok­ra­si Şi­ir­le­ri 1 (An­to­lo­ji, A. Kadir, Asım Be­zir­ci, Sü­ley­man Şalom, Şerif Hu­lu­si ile) (2000), Dünya Halk ve De­mok­ra­si Şi­ir­le­ri 2 (Asım Be­zir­ci, Ala­at­tin Bilgi, Asım Tanış, Eray Can­berk, Mahir Şaul, Se­la­hat­tin Yıl­dı­rım, Şerif Hu­lu­si, Yeşim Sal­man ile bir­lik­te) (2000), Dünya Halk ve De­mok­ra­si Şi­ir­le­ri 3 (A. Kadir, Asım Tanış, Eray Can­berk, Fahri Er­dinç, G. San­to­ro, Gülen Fın­dık­lı, Hasan Ka­ra­hü­se­yi­nov, Meh­met Gün­gör, W. Soll­ner İle) (2000).

Ya­ban­cı dilde ya­yın­la­rı (şiir, hi­kâ­ye ve roman):
Re­vis­ta At­lan­ti­ca n°19. sayı 1999, Aujo­urd’ui PO­EMES n°16. sayı 2000; En­cont­ros de Ta­lab­ri­ga-Ro­sa Alice Bran­co 5 şiir, 2001; Li­berté 255. sayı, Şubat 2002 (Montréal/Ka­na­da Ede­bi­yat Der­gi­si)

Rusça ya­yın­la­nan ki­tap­la­rı:
Gece Gelen Eski Dost (1989), Türk Şiir An­to­lo­ji­si (1989)

Kay­nak­ça:
Ana Bri­tan­ni­ca, “Ti­mu­çin, Afşar”, C:21, İst., 1990, s.20.
AYDIN, Ayhan “AFŞAR TİMUÇİN – Sanat, Kül­tür, Şiir, Dü­şün­ce, Fel­se­fe / La­ik­lik”, Pir Sul­tan Abdal Der­gi­si, S:15, Ha­zi­ran/Tem­muz 1995).
BOZ­KURT, Osman, Bir Port­re/ Afşar Ti­mu­çin,Bulut Ya­yın­la­rı,İst., 2014, 344s. Afşar Ti­mu­çin,”Ya­şa­dık­la­rım”,s.9-63.
IŞIK, İhsan, “Ti­mu­çin, Afşar”, Re­sim­li ve Metin Ör­nek­li Tür­ki­ye Ede­bi­yat­çı­lar ve Kül­tür Adam­la­rı An­sik­lo­pe­di­si, C:8, Ank., 2006,s.3519-3520.
KA­RA­ALİOĞLU, Seyit Kemal, “Ti­mu­çin, Afşar”, Re­sim­li Türk Ede­bi­yat­çı­lar Söz­lü­ğü, İst., 1982, s.558.
KUR­DA­KUL, Şük­ran, “Ti­mu­çin, Afşar”, Şa­ir­ler ve Ya­zar­lar Söz­lü­ğü, İst., 1999, s.650-651.
NECATİGİL, Beh­çet, “Ti­mu­çin, Afşar”, Ede­bi­ya­tı­mız­da İsim­ler Söz­lü­ğü, İst., 1983, s.380.
ÖZ­KI­RIM­LI, Atil­la, “Ti­mu­çin, Afşar” , Türk Ede­bi­ya­tı An­sik­lo­pe­di­si, C:4, s. 1126-1127.
TAN­YERİ, Kaan, “Afşar Ti­mu­çin ve Hay­dar Er­gü­len’le Söy­le­şi”, Ka­sa­ba’dan Esin­ti, S: 8, Son­ba­har 2015, s.32-46.
Tan­zi­mat’tan Bu­gü­ne Ede­bi­yat­çı­lar An­sik­lo­pe­di­si, “Ti­mu­çin, Afşar”, C:II, İst., 2001, s.823-824.
TEKİN, Ars­lan,”Ti­mu­çin, Afşar”, Ede­bi­ya­tı­mız­da isim­ler ve Te­rim­ler, İst., 1999, s.664.
TÜRER, Sa­ba­hat, Afşar Ti­mu­çin’le “Aşk Gü­zel­dir” Üze­ri­ne, Aşk Gü­zel­dir, İst., 2015, s. 5-14.
Türk Dili ve Ede­bi­ya­tı An­sik­lo­pe­di­si,”Ti­mu­çin, Afşar”, C:8, 1998, s.353-354.

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.