Ağaç Yaprak İlişkisi / Kaan Tanyeri

/ 19 Ağustos 2016 / 169 okunma / yorumsuz

Yaprakları karıştırdım, karıştırdım, karıştırdım. Uzun müddettir aradığımı yine ağaçta buldum galiba. Bir an “Artık ağaç-yaprak ilişkisi bitti.” sanarken her zaman dostum diyerek derin bir iç çekişe gark ettiğim tebessümümle hatırladığım bir garip insan geçiverdi karşıma. Uzattı acemi ve zavallı sol elini, düzlüğe çıkardı beni.

O ki, şiirden uyağı kovdu. Garip ki şiirden kovduğu uyağı mezar taşına kondu.
Orhan Veli
1914-1950
(Bin dokuz yüz on dört- bin dokuz yüz elli)

***

1936 yılında bir şair dergi çıkarmaya karar verir. Dergiye isim düşünmektedir fakat pek titiz olacak ki bir türlü “Evet, işte bu!” diyemez. Düşünür, düşünür… En sonda acı bir olay hatırına düşüverir. Babası Abdulbaki Fazıl Bey bir incir ağacında kendi canına kıymıştı kıldan ince başını özentisizce yaptığı kemendin arasına geçirerek. O günden beri şair, ağaçlara baktıkça babasını hatırlar. Ağacı “Babam…” diye benimser. Hatırına düşüveren bu acı olay derginin de adı oluverir: Ağaç… Böylece Ağaç dergisinde yazılanlar dolaylı olarak da babası Abdulbaki Fazıl Bey’e ithaf olunacaktır.

Mistisizme soyunduğu ve olgunluk dönemine ulaşacağı yıllarda Ağaç dergisini çıkaran şair, kısa bir süre sonra karşımıza “Kaldırımlar şairi” olarak çıkacaktır: Necip Fazıl Kısakürek.

Edebiyat camiasında pek muteber bir isim olan Necip Fazıl çıkardığı Ağaç dergisinde Ahmet Kutsi Tecer, Ahmet Hamdi Tanpınar, Abdülhak Şinasi Hisar, Sabahattin Ali, Ahmet Muhip Dıranas, Sait Faik, Bedri Rahmi gibi oldukça önemli ve farklı şairlere de yer vererek dikkate değer bir uğraşa yönelir. Beğeniyle karşılanan ve ilgiyle takip edilen bu dergiyi sadece okumak amacıyla talep eden olmuyor, bir yandan da genç ve acemi şairler böylesine büyük isimlerin yanında şiir yazmak istiyorlardı. Dergide şiir yazmak isteyenler olduğu gibi bizzat Necip Fazıl’ın şiir istediği şairler de oluyordu. Bunlardan ikisi: Orhan Veli ve Oktay Rifat’tı.

***

Orhan Veli ve Oktay Rifat gelen teklif karşısında oldukça heyecanlanırlar ve bir an önce gönderecekleri şiirleri seçerler. Edebiyatımızda ileriki dönemlerde “Günlük konuşma diliyle, ölçüsüz ve uyaksız şiir yazma.” geleneğini yaratmak isteyen bu iki şairin oluşturduğu topluluk Garipçiler ya da I.Yeniciler olarak adlandırılmıştır.

Şiirlerini bu anlayışla yazan şairlere gelecek tepkiler pek tabii ki olağandı. Bu oluşacak geleneğin saf şiiri bozacağını hatta şiiri yıkacağını düşünenler çoğunluktaydı. Oysa Necip Fazıl’ın çıkardığı Ağaç dergisindeki anlayış saf şiire yatkındı. Hece ölçüsüyle, ahenkli ve uyaklı şiir yazma… Orhan Veli ve Oktay Rifat, Ağaç dergisiyle taban tabana zıt düşse de Necip Fazıl’dan aldıkları daveti heyecanla kabul ederler ve hemen seçtikleri şiirleri gönderirler. Dergi haftalık olarak yayımlanmaktaydı. Bir hafta bu iki genç şair için geçmek bilmedi. En sonunda dergi çıkar. Koşa koşa gidip Ağaç dergisini alırlar. Kalp atışlarını parmak uçlarında duyarak titrek elleriyle açarlar. Sayfaları karıştırırlar, sağa sola çevirirler, içindekiler bölümüne bakarlar. Bir anda yüzleri düşer, benizleri atar. Şiirleri yoktur. Yayımlanmamıştır. “Nasıl olur, bizden şiir isteyen Necip Fazıl değil miydi? İstedi, gönderdik. Niye yayımlanmadı öyleyse?” diye düşünmüş olmalılar fakat pes etmemeye karar verirler. İyimserce “Belki haftaya ha… Ne dersin?” diye sorarlar birbirlerine. Şiirlerinin beğenilmediğini zannederek gelecek haftaki yeni sayı için tekrar şiir seçip gönderirler Necip Fazıl’a.

Bir hafta daha geçer. Yine heyecanla ama kötü ihtimali göz önünde tutan iki şair dergiyi hızlıca tararlar. Telaşla yapraklarını çevirirler. Dergi ellerinde çekilmez, ağır bir yük olur. Şiirleri yine yoktur. Son bir deneme daha yapacaklardır. Gelecek haftaki sayı için tekrar şiir gönderirler ama sonuç yine hüsran olur. Bu iş çok can sıkıcı hale gelmiştir. Bir nevi kendileriyle alay edildiğini düşünen Orhan Veli’yle Oktay Rifat bu kez heyecanla gönderdikleri şiirleri öfkeyle geri isterler dergiden. Beklerler fakat şiir yayımlanmadığı gibi bu kez de geri gelmemektedir. Ne yapacağını bilemeyen bu iki naçar şairimiz en büyük güç kaynaklarını kullanmak isterler ve birlikte bir şiir yazarlar:

Ağaca taş attım
Düşmedi taşım
Düşmedi taşım
Taşımı ağaç yedi
Taşımı isterim
Taşımı isterim.

*
(Ağaca taşlar atılır
kimi düşer
kimi takılır
düşmeyen taşlar
daha sonra ağacın başını ağrıtır.)

Öfkeler ve sitemler bir çocuk edasıyla bu şiirde dile geliverir. Şiirdeki “ağaç” sözcüğü Ağaç dergisini, taş ise iki şairimizin şiirlerini simgeler. Ağaç dergisine şiir göndermeleri “Ağaca taş atmak” olarak şiirlerinin yayımlanmaması “Düşmedi taşım” şeklinde, şiirlerini istemeleri fakat şiirlerinin geri gelmeyişi ise “taşımı ağaç yedi, taşımı isterim.” dizeleriyle beliriverir.

Bu şiir oldukça yankı uyandırır ve Türk edebiyatının eleştiri ustası Nurullah Ataç 15 Eylül 1937’de Varlık dergisinde “Giriştiği işi başaramamış, umutları boşa çıkmış bir kişinin perişanlığını duyuyorum o şiirde. O duygu bence çok iyi anlatılmış.” şeklinde yorumu görülür. Anlaşılacağı üzere Orhan Veli’yle Oktay Rifat edebiyatçılarca “umutları boşa çıkmış, başarısız” iki şair olarak görülmektedir.

Bu durum iki şairimizi çok etkiler. İçlerinde bir ukde olarak kalmıştır dergide şiirlerinin yayımlanmaması. Belki gizliden gizliye de kin tutmuşlardır, kim bilir… Kin tuttularsa da bedduaları çok değil N. Ataç’ın 15 Eylül 1937’deki yorumundan yaklaşık iki ay sonra 1.11.1937’de Orhan Veli’nin “Ağacım” şiirinde karşımıza çıkar:

Mahallemizde
Senden başka ağaç olsaydı
Seni bu kadar sevmezdim
Fakat eğer sen
Bizimle beraber
Kaydırak oynamasını bilseydin
Seni daha çok severdim.

Güzel ağacım!
Sen kuruduğun zaman
Biz de inşallah
Başka mahalleye taşınmış oluruz.

Çok anlamlı dizelerden oluşur bu şiir de. “ Mahallemizde senden başka ağaç olsaydı, seni bu kadar sevmezdim.” dizelerinden iki genç şairimizin tek fırsatlarının Ağaç dergisi olduğu anlaşılır. Daha sonra da ekliyorlar “Bizimle beraber kaydırak oynamasını bilseydin seni daha çok severdim.”. Yani bizim şiirlerimizi yayımlasaydınız sizi daha çok severdim. Buraya kadar biraz övgü ve biraz sitemle gelen dizeler birden bedduaya dönüşüveriyor sanki. “Sen kuruduğun zaman, biz de inşallah başka mahalleye taşınmış oluruz.”. Ağaç dergisinin kapanması ve Ağaç kapandığında bu iki genç şairimizin başka bir dergide emin adımlarla yola çıkma isteği göze çarpar.

Tek dilekleri Ağaç’ın bir yaprağında kendi adlarını duyurabilmek olan bu iki şairimizin gerçekten de diledikleri olur. Ağaç kapanır. Yıllar sonra Orhan Veli, Oktay Rifat aralarına aldıkları Melih Cevdet’le beraber başka mahalleye taşınırlar, başka bir dergidir bu. Üstelik kendilerinin çıkarmış oldukları bir dergi. Oraya taşlarını atarlar ve bu kez düşürürler çünkü taş attıkları yer bu kez Ağaç değil, Yaprak’tır. Ağaç’a duydukları öfkeyi yaprakla çıkarmak arzusu muydu bu? Bilemem.

1 Ocak 1949’da yayımlanmaya başlayan derginin adı Yaprak’tır. Bir zamanlar alaya alınan iki genç şairimizin çabalarıyla çıkarılan bir dergi…Tek yapraktan oluşur. Sanırım bu, iki genç şairimizin geçmişi anımsamalarının ürünüdür. Şiirlerinin yayımlanacağını düşündükleri Ağaç dergisinin bir yaprağının öfkeyle ama aynı zamanda gururla koparılma hali…

Ağaç büyüdü yaprak filizlendi. Oradan Garipçiler çıkıverdi. Zaman geçti, Ağaç kurudu ve unutuldu; ama Yaprak içinde hüznü ve kini taşıyarak hep canlı kaldı.

Evet, ağaç-yaprak ilişkisi yine çok farklı bir pencereden el salladı bize. Her zamanki gibi keşiflerle süren bir sohbeti de yaratmış olduk böylece sallanan eli görerek. Peki, Orhan Veli ve Oktay Rifat intikamlarını almışlar mıdır?

Kim bilir…

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.